“Biz”i utandırın
Gökhan Günaydın’dı. O zaman CHP’nin grup başkanvekillerinden biri idi. Meclis’te Ak Parti grup başkanvekillerine yönelerek “Utanmıyor musunuz?” diye sesleniyordu.
Konu mülakatlarda yapılan haksızlıktı. Galiba iki defa sınavlarda birinci gelen kişi her ikisinde de başarısız sayılmıştı.
Özlem Zengin üslup eleştirisi yaparak cevap verdi Gökhan Günaydın’a:
“Arka arkaya insanlara ‘utanmıyor musunuz’ dediğinizde nasıl bir cevap bekliyorsunuz? Evet utanmıyoruz, yaptığımız işten gurur duyuyoruz. Bu nasıl bir dil, nasıl bir üslup?”
Üslûp farklı olsaydı Özlem hanım “Yapılanlardan üzüntü duydum, konu ile hep birlikte ilgilenelim“ der miydi? Ya da sonra sonra binlerce kere meydana gelen adaletsizlikler karşısında hadi “utanma” demeyelim ama içinde bir duygu karmaşası yaşamış mıydı?
Doğru, CHP Grup başkanvekilinin üslûbu sertti, ama Ak Parti’nin anlayacağı bir yaklaşımla sormuştu soruyu: Utanmıyor musunuz?
Hani muhafazakâr değerler çerçevesinde “Utanmıyorsan dilediğini yap” denilmişti ya… Hani “Haya imanın parçasıdır” denilmişti ya…
Yani bu işte bir haksızlık var, adaletsizlik var, insan kayırma var, bunlar sizin de önem verdiğiniz değerlere aykırı, her insan utanır bunu yapmaktan ama sizler milletvekili olarak hele muhafazakâr bir partinin milletvekili olarak daha çok utanmalısınız?
Bu, sokakta, dindar bir insanın, tanık olduğu ahlâk dışı bır davranış karşısında verdiği “Utanmıyor musunuz?” tepkisinden farksızdı.
Yadırganacak durum CHP’li bir temsilcinin, muhafazakâr bir kadroyu uyarıyor olmasıydı kendi değerlerini hatırlatarak.
Bu soru, yaşadığımız süreçlerde daha çok soruluyor Ak Parti cenahına…
Yine “muhafazakâr değerler”e bağlılık sorgulanarak…
İktidarın “Üsküdar operasyonu”nda, yani kimi CHP’li temsilcileri tutuklayarak, kimini transfer ederek seçimlerde kaybettiği belediyeyi yeniden ele geçirme operasyonunda artık Yeni Partili olan eski CHP’li temsilciler, diyelim Yeni Parti il başkanı Özgür Çelik “utanmıyor musunuz?” sorusu yerine bu defa “Vicdansızlığa ortak olmayın. Bu vicdansızlığın bir parçası olmayın.” çağrısı yaptı. Dindar – muhafazakâr bir yürekte vicdan da olur ümidiyle. “Millet bunu görüyor, dedi, her evde kurulan vicdan mahkemelerinde bu yaptıklarınız bir bir mahkûm ediliyor. Mevki, makam ve iktidar için düştüğünüz vaziyeti tarih not ediyor” dedi.
Şöyle seslendi iktidar ortaklarına:
“Ben Ak Parti’nin ve MHP’nin meclis üyelerinin bu kötü akla ortak olmayacağına, en azından birkaç tanesinin, en azından bir iki tanesinin, üç tanesinin bu kötü akla ortak olmayacağına inanmak istiyorum. Bunu Türkiye’ye göstermeliler ki en azından bu ülkede halen vicdanlı insanların varlığını ispat etmek zorundalar. Çünkü Üsküdar vicdanın semtidir.”
Nasıl? CHP – Yeni Parti dünyasının muhafazakâr siyasetçileri, insafa, merhamete, vicdana, siyasi ahlâka, çağırması, onların içinden hepsinin değil hiç olmazsa bir – ikisinin – üçünün vicdanının var olduğunu hatırlamasını istemesi, bunun için “Hiç olmazsa Üsküdar’da siyaset yaptığınızı unutmayın” anlamına şeyler söylemesi ilginç değil mi?
Olmadı, bunlar etkili olmadı. Ankara’da transferler oluyor, rozetler takılıyor, bir yandan da yargı operasyonlarına başvuruluyordu. Üsküdar’da aynı işi yapmışlardı, çok muydu?
“Vicdan yapmak”tı bu… Kolaylıkla göz ardı edilebilirdi.
Nitekim Belediyeyi alan Cumhur İttifakı ortakları, “vicdan çağrıları”nı hiç duymamış gibi, “Lay lay lom” diye kutladılar sonucu.
Ne yapacak şimdi “vicdan çağrıları”nın işe yaramadığını, “Utanmıyor musunuz?” sorusuna “Utanmıyoruz, hatta yaptıklarımızdan gurur duyuyoruz” diye cevap verildiğini görenler?
“Muhafazakârlarda bile karşılığı yok” diyerek boş mu verecekler tüm bu değerler üzerinden siyaset yapmaya?
Bence bu en yanlışı olur. O vicdan çağrılarının siyaseten yapıldığı intibaını doğurur.
Oysa onlar yanlış değildi. Muhafazakâr dünyada, siyasi çıkarcılık yüzünden aşınmış hassasiyetlerin o aslında “insani” olan değerlerin uzağında görünen bir siyasi ekip tarafından ahlâk standardı halinde devrede tutulması, hayati önem taşır.
Mehmet Akif, “Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu‘cize: Bir ‘utanmak hissi’ ver gâib hazînenden bize!” diye seslenir Safahat’ta… “Şark’ın cephe-i lakaydı”ndan söz eder. “Çehre-i murdarımız”dan söz eder. “Belki biraz duygu gelir ârımıza!” gibi bir umuda sarılır. Kkendini koyar hesaba çekilme makamına. Bütün bunları “Tükürün” gibi ağır bir aşağılamaya istinat ettirir.
“Bizi utandırın” diye yazdım başlığa. “Biz”den kastım, siyasi hesaplar içinde değer aşınması yaşayan, bunu normalleştiren, daha ötede meşrulaştıran, meşrulaştırmaya gerekçe üreten, “Biz” diyen ama siyaset anaforunda “Biz’in nerelere savrulduğu”nun farkında olmayan tüm çevreler…
“Biz” kendi içimizden bir hesaba çekilmeyi başarabilseydik, de dirim… “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin” özdeyişi de “Biz”de…
Muhafazakârları “vicdan” ile “Ahlâk” ile “manevi – insani değerler” ile uyaranlara derim. Vazgeçmeyin bundan. “Belki biraz duygu gelir ârımıza.”
“Ahlâki üstünlük bizde” demişti bir ara Özgür Özel. Bu söze lâyık olundukça, oralarda da ahlâk, vicdan, adalet ıskalanmadıkça karşı cenaha söylenenler çok daha etkili olacaktır.
Son söz: “Utanmıyor musunuz?” sorusu bir vicdan isyanı halinde millete mal edilebilirse, Türkiye’de siyaset başka türlü işlemeye başlayacaktır.
