Devlet ne işe yarar?
Modern devletin temel işlevlerinden biri, bireylerin tek başına düzenleyemeyeceği karmaşık toplumsal ilişkileri kurala bağlamaktır. Finansman, sağlık, iç-dış güvenlik, başka ülkelerle ilişkiler, gümrük düzenlemeleri, herkesin toplumsal süreçlerde eşit muamele görmesi ve daha onlarca başlıkta bireylerin tek başlarına gerçekleştiremeyeceği dev bir fonksiyon bütününden bahsediyoruz.
Bunun için de bireylerin o fonksiyonların altından kalması mümkün değil. Bunun için zaten vergi ödüyoruz, askerlik yapıyoruz, polis durdurduğunda ehliyet gösteriyoruz, ceza yazıldığında –haksızlığa uğradığımızı düşünmüyorsak- itiraz etmiyoruz, paşa paşa ödüyoruz. Başka türlü 90 milyonluk bir ülkede ne düzen olur ne istikrar.
Devletler bu işlevlerde zaaf da gösterebilir. Nihayetinde kul yapısı. Devleti oluşturanlar da sıradan insanlar. Devlete ya da bazı mensuplarına derin anlamlar atfetmek o sıradanlığı ortadan kaldırmıyor. Bu zaaflar kanunlar, yönetmelikler çerçevesinde değerlendirilir, görevi ihmal veya kusur varsa hukuk devreye girer. Mesele bireysel ihmal ya da kanuna muhalefet değil de öngörü eksikliği, yanlış planlama ise bu da performansa bağlı olarak sandıkta değerlendirilir. Eğer iktidar hukuka aykırı davranmasa bile kötü performans göstermişse, o zaman seçmen sandıkta başka adaylara yönelir.
Peki devlet ve onu oluşturanlar –sanki devlet onlardan bağımsızmış gibi oldu ama geçelim- Maraş depreminde olduğu gibi insan hayatına mal olan yanlışlarından dolayı hesap vermiyorlarsa, devletin onlarca kurumunda vatandaşın parasının nasıl harcandığına dair düzgün bir denetleme mekanizması yoksa sıradan vatandaşın elinde ne kalıyor? Memlekette seçimlerin de ne kadar sahici olduğu tartışılmaya başlanmışsa, seçimde kazanması muhtemel isimler hapis ya da siyasi yasak kararları ile tasfiye ediliyorsa devlet ile birey arasında hesap sorma anlamında hangi mekanizmadan bahsedebiliriz?
Milyarlarca dolarlık ve göz göre göre gelen borsa krizinde bireysel yatırımcıyı suçlamak kolay. Elbette herkes kendi kararlarının sonuçlarına katlanır. Ancak borsada işlem yapan o fonlar izinleri oturduğumuz apartmanlardaki yönetim kurullarından mı aldı? Ya da işlemlerini tek tek yatırımcıların denetleme imkânı var mıydı?
Kerim Rota gibi işin uzmanları aylar önce yaklaşan krizi haber vermiş. Sektör içinden isimlerin uzun süredir ‘sorunun bilindiğini ama açıkça konuşulmadığını’ söylemesini nereye koyacağız? Bir yanda kamu kurumları hem başta hem de süreç içerisinde yapmaları gereken denetim vazifesini tam olarak yerine getirmeyecekler diğer yanda sorunu görenler korkularından ortaya çıkıp kimseyi de uyaramayacaklar.
Klasik toplum sözleşmesinde devletin temel görevlerinden ikisi can ve mal güvenliğini sağlamak. Mal, mülkiyet güvenliği de sadece hırsızlığa karşı korumak değil. Mali piyasaların kurallı işlemesini sağlamak, kurumların güvenilirliğini denetlemek, piyasalardaki bilgilerin doğru ve teyit edilebilir olduğunu garanti etmek, piyasa kurallarının herkese eşit şekilde uygulanacağından emin olmak ve elbette eğer bir dolandırıcılık olursa kurallar uygulanırken ayrımcılık yapılmayacağından şüphe etmemek.
Bir yatırımcı bir fondan alım yaptığında sadece o fona değil lisansı veren kuruma, denetçiye, değerleme sistemine, mahkemelere ve düzenleyici otoriteye güvenmiş oluyor.
Bunları yerine getirmekle yükümlü olan ise kamu otoritesi. O koltuklarda herhangi bir şirketin, sadece zenginlerin ya da sadece fakirlerin, belli bir toplumsal kesimin değil herkesin verdiği yetki devri ile oturanların meşruiyetin kaynağına karşı sorumluluk hissetmesi gerekiyor. Eğer meşruiyetin kaynağı vatandaş değil de başka güç merkezleri haline geliyorsa o zaman hesap sorma makamı da değişiyor demek.
Fon piyasalarında kamu otoritesinin sorumluluğu fonları ya da şirketleri kazançlı hale getirmek değil. Ancak paylaştıkları bilgilerin ve faaliyetlerinin kanuna uygun, şeffaf ve doğru olmasını temin etmek. Bunu yapacak başkası yok. Yatırımcı da zarar ettiği için değil ama yanlış yönlendirildiği, denetlenmesi gereken şirketlerin herkesin göz önünde yanlış yapmalarına izin verildiği için mağdur.
Devletin en temel fonksiyonlarını yerine getirmediği, eksik kaldığı, yanlışların faturasının da adil dağıtılmadığının düşünüldüğü, siyasi hesap sorma mekanizması olan seçimlerin anlamının da sorgulanır hale geldiği bir dönemde “ört ki ölem” demekten başka ne kalıyor geriye?
