27 Mayıs darbesinin sol edebi çevreye sağladığı imkân(!)
Hayati bir ameliyat sonrası, Allah’ın lütfuyla tekrar beraberiz. Zor bir ameliyattı. Her şeyden önce Allah’a şükrolsun! Ayrıca Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nde görevli Prof. Dr. Ümit Kervan ve ekibine teşekkür ediyorum. Doktorlarından asistanlarına ve hemşirelerine kadar büyük bir özveriyle çalışıyorlar ve bu hastane gerçekten hem teknik hem fiziksel şartlar hem uzmanlar itibarıyla çok iyi yapılmış. Emeği geçenlerin ellerine sağlık!
Bugün, ameliyat öncesi başladığım ve sonra sağlığım elverdikçe bıraktığım yerden devam ettiğim bir konudan bahsetmek istiyorum.
1960-80 arası Türk şiiri üzerinde genel bir yazı yazıyordum. Bu çalışma vesilesiyle doğal olarak 60 Darbesi ve bu darbeye karşı özellikle sol aydın ve yazar-şair çevresinin bakışlarını tekrar gözden geçirme imkânı buldum. Daha başta açıkça ifade etmeliyim ki, bana göre halkın iradesine yönelik her türlü müdahale -ki bu silahlı bir müdahaleydi ve özellikle yargı sürecinde büyük adaletsizlikler yapıldı- asla kabul edilemez. Ama ne yazık ki sol çevrenin büyük bir kısmı, yazar ve şairleri, bu darbeyi olumlu karşılamış, toplumcu edebiyatın önüne imkanlar sunan özgürlükçü, demokratik bir müdahale olarak görmüştür. Örneğin 1961’de darbe sonrası kurulan TİP’i destekleyen ve Ataol Behramoğlu’nun sahipliğinde çıkan “Dönüşüm” dergisinin 22 Mayıs 1965 tarihli sayısında verilen bir habere göre; Prof. Dr. Sadun Aren DTCF’de yapılan bir panelde 27 Mayıs’ı antikapitalist bir darbe olarak görmüş ve övmüştür.
Onun yanı sıra Turgut Uyar da kimi yazılarında darbeye ve darbenin anayasasına ilişkin olumlu görüşler ifade eder. Örneğin Forum dergisinin Temmuz 1960 tarihli 151. sayısındaki “Dil Sorunu” başlıklı yazısında “27 Mayıs 1960’tan sonra yeniden aydınlığa, diriliğe kavuşan sorunlarımızdan biri de ‘dil sorunu’dur” der. 1950’de iktidara gelen DP’nin ezanın Arapça okunmasına izin vermesini, Türkçe’nin “gelişmesine ve arılaşmasına ilk önemli saldırış” olarak görür. “27 Mayıs davranışı, bütün öbür kurumlarımız, bütün öbür sorunlarımızla birlikte dil sorunumuza da yeni bir aydınlık, bir yeniden gelişip serpilme imkânı, en azından bir yeni heyecan getirdi” diyerek darbeyle gelen yeni siyasal düzeni ve dil anlayışını över. Dost dergisinin 1961’de yayımlanan 40. sayısındaki “Bir Yıl” başlıklı yazısında da 27 Mayıs darbesiyle birlikte edebiyatımıza bir “geniş özgürlük havası” geldiğini ileri sürer.
O dönemde darbeyi ve anayasasını destekleyen bir başka şair de Cemal Süreya. Çok bilinen “555K” şiirinde darbe öncesi gösterileri över. “Kısa Türkiye Tarihi II” şiirinde ise darbe anayasasını “gül”e benzeterek yüceltir. 1960 sonrası çıkardığı “Papirüs”teki kimi yazılarda da darbe sonrasındaki siyasal atmosferi öven yazıları vardır.
İlk şiirlerini 60’lı yıllarda yayımlayan ve TİP çevresinde toplanan başta Ataol Behramoğlu olmak üzere Özkan Mert, Refik Durbaş, Egemen Berköz, Süreyya Berfe, hatta İsmet Özel gibi genç şairler de, 27 Mayıs darbesinin Marksist edebiyatın ve literatürünün gelişmesine imkân tanıdığı görüşündedirler. Görüşlerini kısmen, örneğin “Ant” (2 Aralık-16 Aralık 1969) dergisinde ifade etmişlerdir.
Gerçekten 27 Mayıs bir özgürlük ortamı sunmuş muydu? Anayasa denildiği gibi halkın rızasıyla kabul görmüş müydü? Rakamlara bakarsak % 61.5’le halkın onayını almış görünüyordu. Ama gerçeği daha sonra İsmet Özel fark etmiş, 1960 darbesinden sonra “sola yöneliş”in “devletin bir tercihi” olduğunu,hatta darbe anayasasının “…bütün resmî kurum ve kuruluşlar evet kampanyasında köy köy dolaşarak görev yaptıkları hâlde” halkın %44’ünün ret oyu kullandığının altını çizmiştir.
Sezai Karakoç’un “Hatıralar”ında da 27 Mayıs’ın Anadolu’da hiç de tasvip görmediğine dair gözlemleri vardır. Örneğin Van’da. Sonra Ali Fuat Başgil’e yapılan tehditleri de unutmamak gerekiyor. Bir de tabii Yassıada’daki usulsüz, yasalara aykırı yargılamaları…
Kanaatimce hiçbir aydın, gerçek sanatkâr, darbeyi tasvip edemez, sanatın özüne aykırıdır. Ama!..
Ama ne garip 60 kuşağının Ataol Behramoğlu, Özkan Mert, Süreyya Berfe, Refik Durbaş gibi kimi şairleri, darbenin sağladığı imkanlarla ve kalıp ifadelerle ideolojik şiirler yazmaya koyulmuşlar; bu arada şiirde felsefi ve psikolojik derinliği, şiirsel dili ve soyutlamayı göz ardı etmişler, bunu da şiirin önünü açan bir imkân olarak görmüşlerdir.
Bence 1960’lı yıllarda bu minvalde yazılan şiirlerin çoğu, o dönemde Türk şiiri üzerinde iz bırakmayan yapay bir rüzgârın esintisinden başka bir şey değildir. Yumrukların geçici bir süre sıkılarak kaleme alınan kalıp ifadeler, propagandist bir bildirme dili.
