Evren ve doğa kusurlu mu, yoksa mükemmel mi?
Sosyal medya; gündelik hayat, magazin, eğlence, spor, siyaset gibi popüler ilgi alanları ve aktüel konularda içeriklerin üretildiği ve dolaşıma sokulduğu bir mecra. Ancak bazı platformlar; zaman zaman felsefe, bilim felsefesi, din felsefesi, kozmoloji alanlarında da canlı tartışmalara ve polemiklere de sahne oluyor
Kendisiyle yapılan bir TV söyleşisinin yer aldığı bu platformlardan birinde, Celal Şengör; evrenin yapısı, insanın kökeni ve biyolojik evrimi ile ilgili şunları söylüyor:
Evrim karşıtları, insan vücudunun çok mükemmel ve akıllı bir tasarım olduğunu söylüyorlar.
Öyle bir şey yok. İnsan vücudu mükemmel değildir; bir sürü hata içeriyor. Bu hataların sebebi de evrim süreci…
Bu süreç olurken bir sürü hata yapılıyor. Sonra vücut bu hataları bazen düzeltiyor; bazen düzeltemiyor ve canlı yok oluyor.
Dolayısıyla kimse gelip demesin ki, “Aman efendim insan vücudu ne güzel.’ Hiç de öyle bir şey değil; bir felaket. Kainat da öyle. ‘Aman efendim, kainatın ne güzel bir düzeni var!’ Hiç bir düzen yok; keşmekeş, tam bir keşmekeş…Tam bir kaos.
Öncelikle burada, sınırları net biçimde belirlenmemiş farklı tartışma temalarının birbirinin içine geçtiğini; dolayısıyla ileri sürülen argümanlarda alan ve kapsam yönünden ciddi bir belirsizliğin bulunduğunu vurgulamak gerekir. Bu açıdan, Şengörün söylemleri kapsamında; evrim karşıtlığı, insan anatomisinin kusurluluğu, biyolojik mutasyonlar, canlıların yaşama veya yok olma süreçleri, evrendeki düzen, kaos, mükemmellik ve akıllı tasarım gibi birbirinden farklı sorunlar tek bir açıklama dizisi içinde sıralanıyor. Oysa bunların her biri farklı disiplinlere, farklı kavramsal çerçevelere ve farklı tartışma konularına aittir.
Bunlardan;
-İnsan bedeninin mükemmel olup olmadığı, organların fonksiyonel yetersizlikleri ve sınırlılıkları; öncelikle anatomi, fizyoloji ve insanın gelişim biyolojisiyle ilgilidir.
Mutasyon, doğal seçilim, uyum, çevre şartlarının baskısı, genetik varyasyonlar ve nesiller boyunca meydana gelen değişimler ise doğrudan “evrimsel biyolojinin” tartışma konularıdır.
-“Akıllı tasarım” veya “yaratılış amacı” konuları ise; temelde bilim felsefesi, din felsefesi, metafizik ve ilahiyatın tartışma alanına giriyor.
-Evrenin düzenli-düzensiz veya kaotik olduğu yönündeki değerlendirmeler ise kozmoloji, astrofizik, dinamik sistemler ve “kaos teorisi” ile ilişkilidir.
-“Mükemmellik,” “kusurluluk,” “düzen,” “amaç”, “rastlantı” ve “kaos”la ilgili ileri sürülen tezler veya antitezlerin ise ontolojik ve metafizik çerçevede ele alınmaları gerekir.
Söylemler kapsamında, önce “evrim taraftarlığı” ve “evrim karşıtlığı” gerilimi ekseninde bir denklem kuruluyor; ardından “evrim taraftarlığının” zıt kutbuna, farklı disiplinlere ait tezler, kavramlar ve tartışma konuları yerleştiriliyor. Bu bağlamda, İnsan bedeninin kusurlu olması, evrim süreçlerinin plansızlığı, şartlara ayak uyduramayan canlıların yok olması ve evrende kaos bulunduğu tezleri, aynı doğrultuda birbirini destekleyen önermeler gibi sunuluyor. Oysa bu önermeler arasında, zorunlu ontolojik ve mantıksal bir bağ yoktur.
İnsan bedeninde işlevsel açıdan kusurlu veya optimal olmayan yapıların bulunması, evrenin bütünüyle düzensiz olduğu sonucunu doğurmaz. Aynı şekilde evrim süreçlerinin önceden belirlenmiş bir plan ve hedef doğrultusunda işlememesi; fiziki evrende hiçbir düzenlilik bulunmadığı anlamına gelmez. Bu, aynı zamanda bir“kategorileştirme hatasıdır.” “İnsan bedeni kusurludur, dolayısıyla evrende düzen yoktur” biçimindeki bir akıl yürütme; biyolojik organizasyon kategorisinden kozmolojik düzen kategorisine gerekçesiz ve bağlantısız bir sıçramayı ifade eder. Bir kategorideki kusurluluk, başka bir kategorideki düzensizliğin doğrudan kanıtı sayılamaz.
Biyolojik organizmaların gelişme süreçlerinde evrimsel sınırlılıklar taşıması ile kozmolojik sistemlerin düzen veya kaos içinde olması farklı bağlam ve açıklama düzeylerine ait konulardır. Birinci konu biyolojik gelişme süreci ve doğal seçilimle; ikinci konu ise fizik yasaları, başlangıç şartları, enerji dağılımı ve dinamik sistemlerle ilgilidir. Bu iki alan arasında ilişki kurulabilir; ancak bu ilişki yalnızca kavramsal temellendirme ve metodolojik bir köprü oluşturularak kurulabilir. Sadece retorik benzerlik, aralarında; temeldeki farklılıkları yok sayan bilimsel veya felsefi bağlantı kurmaya yetmez.
Şengör’ün söylemlerindeki “mükemmel”, “kusurlu, “felaket,” “düzen,” “keşmekeş” ve “kaos” gibi sözcükler de kavramsal disiplinden uzak ve anlam ayırımları netleştirilmeden kullanılmaktadır. “Mükemmel” sözcüğü, işlevsel verimlilik mi, hastalıktan ari olmak mı, estetik bütünlük mü, amaçlılık mı, yoksa teolojik anlamda kusursuz yaratılışı mı ifade ediyor? “Kusur” bir yapının belirli bir işlevi hiç yerine getirememesi midir, yoksa daha iyi bir alternatifin düşünülebilmesi midir? “Düzen,” fizik yasalarının sürekliliğini mi, öngörülebilirliği mi, simetriyi mi, canlıların uyumunu mu ifade ediyor? “Kaos” gündelik dildeki kargaşa anlamında mı, yoksa deterministik sistemlerdeki başlangıç şartlarına hassas uygunluğu ifade eden matematiksel anlamda mı kullanılıyor? Bunların hepsi belirsiz ve çelişkili bir tablo ortaya koyuyor.
Bu anlam ayrımları yapılmadığında, aynı sözcük bir cümlede “bilimsel,” başka bir cümlede “metaforik,” bir diğerinde ise “polemik” amaçlı kullanılabilme sorunu doğurur. Böylece kavramların anlamı, konuşmanın ihtiyaçlarına göre değişir ve görünüşte argüman tutarlı olsa da gerçekte semantik olarak kaygan bir zemine oturmaktan kurtulamaz. “Anlam kayması” olarak bilinen bu durum, geçerli olmayan sonuçların geçerliymiş gibi sunulması sonucuna yol açar.
Bu açıdan, Şengör’ün birbirine karşıt olarak ele aldığı “kaos” ve “mükemmellik,” farklı bağlamları olan kavramlardır.
Mükemmelin, karşıtı “kaotik”değil; “kusurluluktur.”
Kaos, “düzenliliğin” karşıtıdır.
Kusurluluk, göreceli bir kavramdır ve ancak insan zekasının tasarladığı ve uygulamaya koyduğu yapı ve mekanizmalarda olur.
Öte yandan, “düzenlilik” gibi, “kaotik” olmak da göreceli bir kavramdır.
Fizik bilimi açısından, evrende hem “düzenli” hem de “düzensiz” görünen süreçler vardır: Gezegen hareketleri, atomik yapılar, fizik yasalarının sürekliliği, yıldızların oluşumu ve galaksilerin belirli örüntüler göstermesi düzenlilik örnekleridir. Türbülans, iklim sistemlerindeki hareketler, “üç cisim problemi” veya “doğrusal olmayan dinamik sistemler” kaotik davranışlar gösterebilir. Ancak, buradaki kaotik sistemler de belirli denklemlere ve fizik yasalarına göre işler. Yalnızca uzun dönemli davranışları başlangıç şartlarına aşırı duyarlı olduğu ve sapma gösterebildikleri için, onları kesin biçimde öngörmek güçleşir. Dolayısıyla “kaos” ile “yasasızlık,” “rastlantısallık,” “düzensizlik” ve “keşmekeş” aynı şeyler değildir.
İnsan zihninin, doğal düzene veya süreçlere “kaotik”niteliği atfetmesi; onların kusurlu veya hatalı olduğu anlamına gelmez.
İnsan doğada, canlılar evreninde veya insan vücudundaki fiziki veya biyolojik bir sürecin kaotik olduğunu düşünebilir; ancak hatalı veya kusurlu olduğu nitelemesinde bulunamaz. Ancak hata veya kusur olarak gördüğü şeyin altındaki düzeni anlamaya çalışır.
Videoda söylenen anlamda mükemmellik, ancak mekanik sistemlerde olur.
Doğada, makinelerdeki gibi arıza olmaz. Arıza, insan yapımı sistem ve yapılara mahsustur.
Bu anlamda “mekanik mükemmellik,”durağanlıktır.
Bir makineyi en iyi şekilde tasarlar ve gerektiği şekilde bakımını yaparsanız, ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar planlandığı biçimde kusursuz çalışır. Çünkü makine, sabit bir amaca göre tasarlanmış kapalı bir sistemdir. Değişim onun için bozulma, sapma ya da arızadır.
Oysa doğa ve evren, sürekli değişim, dönüşüm ve yenilenme içinde olan açık bir yapıdır. Bu yönüyle bakıldığında gerçekten kaotiktir.
Doğada mutlak bir kusursuzluk aramak yanlıştır. Doğanın mükemmelliği, hatasız olmasında değildir. Evrenin ve içindeki fiziksel ve biyolojik süreçlerin görünürde birçok “hata,” sapma ve kusur barındırması; bu hataların bir kısmının ayıklanması, bir kısmının sistem dışında kalması, bir kısmının ise yeni oluşumlara zemin hazırlaması, aslında kaosun içindeki düzenin ta kendisidir.
Felsefi, ontolojik ve epistemolojik tartışmaların sağlam bir zemine oturabilmesi; kavramsal netlik ve sadakat, anlam ayırımları, tematik ve disipliner sınırlandırma, metodolojik tutarlılık, bağlamın doğru kurulması, geçerli çıkarım zinciri ve diyalektik bütünlük gerektirir.
Bu unsurlar bulunmadığında düşünce, disiplinler arası bir sentez üretmek yerine; kavramların birbirine karıştığı, mantıksal tutarlılığın zayıfladığı ve zaman zaman kendi içinde çelişkili sonuçlar doğuran dağınık bir söyleme dönüşür.
