Bir ülke enflasyonu çözemezse, neyi çözebilir?
Bugün temmuz enflasyonu açıklanacak. 2025 Haziran’ından bu yılın haziranına bir yıllık enflasyon yüzde 31.11 seviyesindedir. Bugün açıklanacak temmuz enflasyonu muhtemelen yüzde 2’nin altında olacak. Yani yıllık enflasyon yüzde 32’nin biraz altına gerileyecek. Yine muhtemelen Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı da dezenflasyon sürecinin doğru yolda gittiğini söyleyecekler. Gerçekte hiç de doğru yolda gitmediği halde…
Dünyada yolunda giden enflasyonla mücadele programları var ama bizimki bunlardan biri değil. Mesela, bütün Euro Bölgesi’nin yıllık enflasyon oranı sadece yüzde 2,9’dur. Yani, Avrupa yıllar sonra pandemide yeniden hatırladığı enflasyon problemini, salgının üzerinden iki yıl bile geçmeden yeniden unutmuştur.
Bizim ise aklımızdan hiç çıkmıyor, çıkamıyor.
Kaç hedefi kaç kere revize ettiğimizi bilen yok. Yüksek enflasyon için kaç kez bahane ürettiğimizi hatırlayan yok. Seçim yılı geliyor. Şimdiye kadar boş ve başarısız geçen enflasyonla mücadelenin bundan sonraki akıbetinin ne olacağını ise aklına getirmeye cesaret edebilecek hiç kimse yok. Başarısız bir program ve üzerine seçim popülizmi!
Son yıllarda dünya enflasyon liginde dördüncülük/beşincilikten kurtulamıyoruz. Bizden daha kötü olan ülkeler Venezuela, Güney Sudan, İran veya müzmin enflasyon ülkesi Arjantin’dir. Üyesi olmakla övündüğümüz G-20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyon, senelerdir bizdedir. Avrupa’da ise en yüksek enflasyon listesinde hep birinciyiz ve daha kötüsü birçok ülkenin yıllık enflasyon oranı, Türkiye’deki aylık enflasyonun dahi altındadır.
Bütün bunları hissedilen; yani gerçek enflasyonu hesaba katmadan konuşuyoruz. Bu tabloların, sıhhati şüpheli rakamların ve bilhassa tartışmalı enflasyon sepetinin neticesi olduğunu da unutmayalım.
Yine de gele gele geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Tek haneler falan diye tafra atarken şimdi eğer enflasyon yüzde 30’un altına düşerse, bu büyük bir zafer olacak!
Türkiye, birçok başka meselesi gibi enflasyonun da üstesinden gelemiyor. Peki, enflasyon gibi çözümü besbelli bir problemin üstesinden neredeyse 10 yıldır gelemeyen bir iktidarın başka alanlarda anlattığı başarı hikayeleri nasıl inandırıcı olabilir?
Bu ülkede hayat pahalı ve giderek daha pahalı hale geliyor. Refah eriyor, hayat kalitesi düşüyor ve insanlar her geçen gün daha azına rıza göstermek zorunda oldukları bir düzeye mahkum oluyor. Sekiz yıldır kesintisiz ekonomik kriz içinde olmanın ama nedense bunu hiç umursamamanın kaçınılmaz sonuçlarını yaşıyoruz.
Başka neyin kaçınılmaz sonucunu yaşıyoruz?
Mesela yüksek faiz ödemeye doyamamanın. Faiz liginde Venezuela dünyada birinci, biz ikinciyiz. Yani ücretliden, emekçiden, emekliden esirgediğimiz refahı yerli yabancı para sahiplerine yağdırıyoruz. Vatandaşın eline para geçerse harcar ve enflasyonu artırır, yabancı ise parasını alıp gidiyor. Ne dahiyane bir enflasyonla mücadele programı değil mi? Daha dahice olanı şu; yabancıya “yeter ki gelsinler” diye doları da artırmamak vaadiyle verdiğimiz yüksek faizi, vade sonunda yine kendi vatandaşımızdan tahsil ediyoruz. Birazını vergi, birazını hayat pahalılığı, birazını düşük ücret ve çoğunu da enflasyon olarak.
Politikanın en dahiyane kısmı ise şu… Aslında hiç de zor olmayan ve Amerika’yı yeniden keşfetmeyi gerektirmeyen enflasyonla mücadeleyi topluma çok zor bir iş gibi göstermeyi başarıyoruz. O yüzden uçan kaçan her türlü bahaneyi kullanıyoruz. Bunlar, kabak tadı verince de suçu dış güçlere atıyoruz. Aynı anda, enflasyonla mücadele olduğu gibi faizle mücadelede de en iyi hikayeleri anlatmaya ve en iyi sloganları atmaya devam ediyoruz.
Önümüzdeki ilk seçim bu yüzden, kötü yönetimle iyi hikayenin de tartıya çıkacağı bir terazi olacak.
