AK Parti’nin kaç hukukçu milletvekili olduğunu biliyor musunuz?
Üşenmedim; AK Partili vekillerin TBMM’deki özgeçmişlerine tek tek baktım, hukukçu olanları isim, isim çıkardım. Hatta listeyi ara ara dönüp bakmak üzere çekmeceme koydum. Rakam dikkat çekici: 276 milletvekilinin 63’ü hukukçu. Yani AK Parti’nin neredeyse her dört milletvekilinden biri hukukçu. Adında “adalet” olan bir parti için etkileyici; hatta tabelasına da oldukça yakışan bir oran.
Altını özellikle çizeyim: Bu sayıya Adalet Bakanı ve adalet bakan yardımcıları dahil değil. Sözünü ettiğim 63 kişi, yalnızca AK Parti grubundaki hukukçu milletvekillerinden oluşuyor.
Bu 63 hukukçu milletvekilinin niteliği de en az sayıları kadar dikkat çekici. Öyle birkaç avukatın milletvekili sıralarında yer almasından ibaret değil, aralarında ceza hukukundan anayasa hukukuna uzanan iktidarın bütün katmanlarına yayılmış, tecrübeli, donanımlı geniş bir ağ var karşımızda.
Dört milletvekilinden birinin hukukçu olduğu AK Parti iktidarında bugün toplumun yüzde 76’sı “beni Türk yargısına emanet etmeyin” diyor. PanoramaTR’nin araştırmasına göre toplumun yüzde 72’si adalet ve yargı sistemine güvenmiyor, üstelik bu oran son bir yılda daha da kötüleşmiş, örneğin 2025 yılında bu oran yüzde 62 iken 2026’da bu oran yüzde 72’yi çıkmış.
Bu oranın yüzde 6 gerilemesinin sebebi ne? Bir yıldır ne oluyor ülkemizde? AK Partinin dört milletvekilinden birinin hukukçu olduğu bu dönemde ülkemizde iktidar yargıya müdahale eder diyenlerin oranı yüzde 71. Bu oranda 2025’te yüzde 58’miş bir yılda 13 puan artmış. AK Parti seçmeninin yüzde 46.6’sı iktidarın yargıya müdahale ettiğine, yüzde 42’si hakim ve savcıların kararlarını adaleti sağlama arzusuyla değil, iktidarın yönlendirmesiyle verdiğine inanıyor. Toplumun yüzde 85’i adalet sisteminde kapsamlı reform yapılması gerektiğine inanıyor.
Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) açıkladığı Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre Türkiye, 143 ülke arasında 118. Sırada.
AK Partinin dört milletvekilinden birinin hukukçu olmasının önemi tam da burada anlam taşıyor. Toplumun yüzde 76’sının mahkemelere güvenmediğini söylediği, derin bir adalet krizinin olduğu bir iklimde iktidar partisinin böylesine geniş bir hukukçu kadrosuna sahip olması başlı başına önemli, ama bu kadronun suskunluğu daha önemli.
Nereden mi biliyorum.
Üşenmedim; hatta biraz da kafaya taktım. Bir şey daha yaptım: Bu 63 hukukçu milletvekilinin sosyal medya hesaplarını tek tek inceledim. Mesela bu 63 hukukçu milletvekilinden biri de Prof. Dr. Serap Yazıcı. AK Parti iktidarına anayasal sınırlar, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve denge-denetleme mekanizmaları üzerinden en sert eleştirileri yönelten biriydi. Yıllarca Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte yasamanın ve yargının yürütme karşısında nasıl zayıfladığını; anayasal kavramların içinin nasıl boşaltıldığını; hukuk devletinin nasıl sadece metinlerde yazılı kalan bir ilkeye dönüştüğünü anlattı.
Şimdi ne diyor peki?
Hiçbir şey.
Sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarını retweet ediyor, kendisini ziyarete gelen heyetlere teşekkür ediyor, kurumların kuruluş yıldönümlerini kutluyor, protokol nezaketini itinayla yerine getiren mesajlar yayınlıyor. Sosyal medya hesabındaki paylaşımlarda her şey var ama bir tek hukuk devletinin can damarını ilgilendiren meselelere dair bir şey yok.
Geriye kalan 62 hukukçu milletvekilinin hesaplarının da Serap Yazıcı’dan sosyal medya hesabından bir farkı yok.
Ülkemizdeki hukuk, adalet sorunlarına dair tek bir sözleri yok. Toplumun yüzde 76’sı yargıya güven duymuyormuş, cezaevleri adalet mağdurlarıyla doluymuş umurlarında değil.
Mesela İBB davasında tutuklu bulunan Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in mahkemede savcının, kendisine “Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekârsın, velayetleri de sende. Çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır çocuklarını” sözleriyle baskı kurduğunu anlattı. Ey AK Parti’nin 63 hukukçu milletvekili; devletin savcısı, istediği ifadeyi imzalatmak için bir kadını çocukları üzerinden tehdit eder mi? Birisi çıkıp devletin koruma kurumlarını cezalandırma sopası gibi göstermesi karşısında “Bu ceza yargılaması değil, hukuk devletinin çürümesidir” dememiş.
Yine İBB Davasının tutuklu sanıklarından Medya AŞ Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven mahkemede savcılıkta baskı altında ifade verdiğini ve ağladığını anlattı. Savcı Elif Güven’e “Bak yine istediğim gibi konuşmadın, bak yine konuşmuyorsun, içeride kalacaksın” demiş.
AK Partili hukukçu milletvekillerinin gündeminde böyle bir şey yok.
İktidarlarının “asrın yolsuzluğu” diye pazarladığı iddianame, Silivri’deki duruşma salonunda çatır çatır dökülüyor; dosyanın belkemiği diye sunulan beyanların arkasından tehdit, baskı, yönlendirme, malvarlığı ve çocuklar üzerinden psikolojik kuşatma iddiaları çıkıyor.
AK Parti’nin hukukçu milletvekillerinden biri de çıkıp devletin savcısı vatandaşı tehdit eder mi, suç uydurmaya kalkışır mı, yalan ya da yönlendirilmiş ifade verdirmeye çalışır mı, dememiş!
Mesela bu 63 hukukçu milletvekili, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “bir kuyumcu terazisi hassasiyetiyle” hazırlandığını söylediği ve “asrın yolsuzluğu” olarak sunduğu 3 bin 739 sayfalık İBB İddianamesi’nin tek bir sayfasını gerçekten çevirmiş midir?
406 kişiyi suçlayan bu iddianameye bir hukukçu gözüyle, “bu iddiaların somut delil karşılığı nedir?” diye sormuşlar mıdır? Gizli tanık beyanlarıyla, MASAK raporlarıyla, etkin pişmanlık anlatımlarıyla, uzun tutukluluk kararlarıyla kurulan bu yapının gerçekten hukukî bir zemine oturup oturmadığını hiç merak etmişler midir?
AİHM’in hak ihlali ve tahliye kararlarına rağmen ısrarla cezaevinde tutulan Osman Kavala’nın dosyasına bakmışlar mıdır? Osman Kavala hukuk vicdanında savunulabilir bir yere oturuyor mu mesela?
Ey AK Partili hukukçu milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi’nin iki kez verdiği hak ihlali kararına rağmen milletvekili seçilmiş Can Atalay’ın tahliye edilmemesi ve Meclis’te temsil hakkının fiilen yok sayılması, sizin anayasa ve hukuk devleti anlayışınızda nereye oturuyor?
MASAK raporlarında şirket malvarlıklarının suçtan elde edildiğine veya terör finansmanına tahsis edildiğine dair somut bir tespit bulunmadığı halde Boydak ve İpek Holding’in malvarlıklarına el konulması; mülkiyet hakkı, suçun şahsiliği, ölçülülük ilkesi ve müsadere hukukunun temel şartları bakımından anayasal hukuk devleti anlayışınızla nasıl bağdaşıyor? Bir ülkenin 900 şirketinin terörle iltisaklandırılması size de garip gelmiyor mu? Bir tuhaflık görmemeniz, şüpheye düşmemeniz tuhaf değil mi?
On binlerce insanın mahkeme kararı olmadan KHK’larla işinden, pasaportundan, mesleğinden ve hayatını yeniden kurma imkânından mahrum bırakılması; suçun şahsiliği, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı bakımından hiç ilginizi çekmedi mi? Ülkemizin kanayan yarası KHK konusunda hiçbir fikriniz yok mu gerçekten?
Merak ediyorsunuzdur şimdi, 2002 yılında AK Partinin kaç hukukçu milletvekili vardı, tablo nasıldı diye değil mi?
Ona da baktım.
376 milletvekilinin 50’si hukukçu. Yani ortalama her 7,5 milletvekilinden biri hukukçuymuş.
İlginç bir noktayı daha keşfettim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukuk adına en ciddi adımların atılmasını sağladığı dönem, “adalet, hak, hukuk” kelimelerini en az kullandığı dönemmiş. Sabah akşam adalet nutukları atmamış, hukuk, adalet hamaseti yapmamış.
2002-2009 yılları arasında yargıya güven yüzde 60-65 bandında. Uluslararası endekslerde de Türkiye, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü alanlarında bugünkü tabloyla kıyaslanamayacak bir yerde duruyor: 2002’de 177 ülke arasında 55’inci, 2003’te 54’üncü, 2004’te yine 54’üncü, 2006’da 58’inci, 2008’de ise 60’ıncı sırada.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’dan yükselen, “Bir ülkede halk bunalmış, ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hâle gelmişse, oradaki yargı sisteminde bir sorun vardır” sözünü bugün Silivri’den, duruşma salonlarından ve ülkenin cezaevlerinden yükselen “Adalet istiyoruz” çığlıkları karşılıyor.
Elbette hukukçu sayısının çokluğu, tek başına hukuk devletinin güvencesi değildir. Peki hukukçu milletvekili sayısı neden önemli?
Şundan: Bu ülkede artık hiç kimsenin “görmedim, duymadım, bilmiyorum” deme imkânı yok. Hele hukukçuların hiç yok. Hukuksuzluk, adaletsizlik, keyfî tutuklamalar, uygulanmayan mahkeme kararları, yok sayılan AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları, siyasal iktidarın gölgesinde verilen yargı kararları herkesin gözünün önünde yaşanıyor.
Her dört milletvekilinden birinin hukukçu olduğu bir iktidar tablosunda, adaletsizlik ve hukuksuzluk ülkenin üzerine ağır bir sis gibi çökmüş durumda. Ülke nefes alamıyor; adalet duygusu boğuluyor. Bu kadar hukukçunun bulunduğu bir siyasi iklimde hukukun bu kadar sahipsiz kalması, yalnızca siyasi bir çelişki değil, büyük bir hukuk trajedisidir.
Çünkü iktidarın 63 hukukçu milletvekili, hukuk ahlakına ve hukuk namusuna uygun davransaydı; hukuku iktidarların ihtiyaçlarına göre eğip bükmek, kendi siyasi ikballeri uğruna sessiz kalmak yerine iktidarı hukukun sınırları içinde tutmayı görev bilselerdi, vicdanlarının üzerlerini örtemeselerdi, bu ülkede hukuksuzluk bu kadar pervasızlaşamazdı.
Ülkemizdeki bu ağır adalet sorunun sorumluları en başta TBMM’deki yetkileri olan, bir şey deme, yapma imkanı olan hukukçu milletvekilleridir. Tarih önünde de Allah katında da en büyük vebal onlarındır.
