Bahçe sahipleri ve kentsel dönüşüm
Kur’an-ı Kerim’in 68. Suresi olan Kalem suresinde 17. ayetten itibaren anlatılan bir kıssa vardır: Bahçe sahipleri kıssası. Bu kıssada yıpratıcı bir imtihandan geçirilen ‘bahçe sahipleri’nden söz edilir. Bu bahçe sahipleri bir gün bahçelerindeki tüm ürünlerini toplamaya yemin ederler yani kesin karar verirler, üstelik ürünleri öyle bir niyetle toplayacaklardır ki o dönemin şeriatında geçerli olan kurallara bile uymayarak muhtaçlara hiçbir şey bırakmayacaklardır. Bu yüzden, onlar uykudayken Rabblerinden gelen bir hortum bahçeyi sarar ve bahçe, kökünden sökülmüş gibi, kara toprak gibi olur. Sabah, yola koyulurlar, birbirlerine “Bugün, orada, herhangi bir miskin /çaresiz kesinlikle yanımıza sokulmamalı!” (Kalem 68/24) demektedirler fakat bahçelerine varınca önce yollarını şaşırdıklarını sanırlar. Sonra, bahçenin tarumar olduğunu, ihtiyaç sahiplerini mahrum bırakmayı planlarken asıl mahrum bırakılanların kendileri olduğunu anlarlar. İçlerinden makul düşünen biri: “Ben size ‘Rabbinizi tesbih etseydiniz /Allah’ın emrine boyun eğseydiniz ya!’ dememiş miydim!” der. Böylece hatalarını anlar ve kendilerini kınarlar “Yazık bize, biz gerçekten taşkınlık eden kimselermişiz!” derler. Kıssa, kaybettikleri bahçenin yerine Allah’tan daha iyisini vermesini umduklarını belirten bir yöneliş cümlesi ile biter.
(Meraklısına not: “tesbih etmek” Allah’ı tenzih etmek, yüceltmek anlamına geldiği için Türkçeye “Allah’a boyun eğmek” olarak çevrilebilir çünkü yüceltmenin zıddında eğilme anlamı, dolayısıyla boyun eğme anlamı bulunur.)
Bu kıssayı okuduğumuzda yapılan eleştiriyi kolayca anlarız; kıssada, ürününden elde edeceği tüm kârı, kendisi için isteyenlerin eleştirisi yapılıyordur. Günümüzdeki şehirlerde ise bahçeler yok, ürünlerin çeşitleri çok değişti ancak kıssanın vermek istediği mesajda hiçbir değişiklik yok. “Miskinlerin /çaresizlerin hakkı gözetilmeden ürün devşirilemez.” Sadece bu mesajı anlamak için biraz kafa yormak, düşünme mesaisi yapmak gerekiyor. Bugünün devşirilmek istenen ürünleri ise bugüne göre. Mesela özellikle büyük şehirlerdeki kentsel dönüşüm furyasında müteahhiti, kat maliki, kiracısı herkes bir ürün devşirme niyetinde. En büyük kâr, kuşkusuz eski bina stoğunun yenilenmesiyle olası depremlerde binaların yıkılmasının önüne geçilmesi olacak. Bu, herkesin asıl kârı olacak ama maddî anlamda da yani ekonomiye katkı anlamında da çok kârlı bir iş kentsel dönüşüm. İşte, tam bu noktada herkesin külahını önüne koyup ince ince düşünmesi gerekiyor. Hele işlerin yürümesini kolaylaştıran son düzenlemeler yürürlüğe girdikten sonra adım atarken iyice düşünmek gerekiyor. Evet, konuyla ilgili olanlar anlamıştır, 6306 sayılı kanunun Uygulama yönetmeliğinin 15/A maddesinden söz etmek istiyorum. Peki bu madde neden kritik?
Bir binada kentsel dönüşüm kararı alınmasında önceden kat maliklerinin 2/3 çoğunluğunun kararı aranırken bugün bu oran %50+1’e düşürüldü. 2/3 çoğunluk aranırken tek bir kat malikinin imza vermemesi bile binanın kentsel dönüşüme gitmesi sürecini kilitliyordu. Madde 15/A, bu süreci tıkayan azınlık maliklerin hisselerinin hukukî bir mekanizmayla elden çıkarılmasını sağlayarak bu kilitlenmeyi açmayı hedefledi. Başarılı olduğu da artan inşaat sayılarından anlaşılabiliyor ancak burada kentsel dönüşüm isteyen kat maliklerinin çok dikkatli olmasını gerektiren durumlar söz konusu çünkü iş, kul hakkı boyutunda düşünüldüğünde durum değişebiliyor, maddî durumu yerinde olan bazı kat malikleri bazı saiklerle bazen kul hakkına girmenin sınırlarında dolaşıyorlar. Kul hakkının yasal bir müeyyidesi yok tabi ama geleneğimizde kul hakkına girmek hep korkulan bir şey olmuştur, bu yüzden böyle konularda dikkatli olmakta elbette fayda var. Mesela binada durumu kentsel dönüşümü karşılayamayacak bir kat maliki varsa, onun dairesini serbest piyasada makul bir fiyatla satmasını bir süre beklemek yerine aceleyle pay satışına götürmek isteyenler burada çok dikkatli olmalı. Geçen hafta biraz bahsettiğim kat maliklerinden oluşan mesajlaşma gruplarında veya komşularla yüz yüze gelindiğinde “parası yoksa susacak” vb hatta daha ağır söylemlere yer verilmemeli, para bu, bugün elde yoktur, yarın olur veya bugün elde vardır yarın gider ama girilen kul hakkı öyle değildir. Güç yetiremeyen kat malikinin de kendi durumuna başka bir çözüm bulmasında fayda vardır. Yok eğer tüm çözüm yollarını reddediyor ve tüm binanın kentsel dönüşüme girme sürecini kilitlemeye çalışıyorsa orada elbette 15/A maddesinin gereğince durumu paylı satışa götürmek isteyenler haklıdır ki yasa, alımda önceliği kat maliklerine veriyor, satış daha sonra üçüncü kişilere açılıyor.
Böyle bir durumda binalardaki kat maliklerinin kimi zaman, kullanılan malzemeler en lüksünden olsun şeklindeki istekleri de sorun oluyor ve bütçeleri nispeten kısıtlı olan komşuları zor duruma sokabiliyor oysa kaliteli ama ortalama maliyetteki ürünler tercih edilerek diğer komşuların da süreçlere katılımı kolaylaştırılabilir.
Sonuçta kentsel dönüşüm süreci de bir çeşit bahçeden ürün alma sürecidir, bu yüzden maddî imkânları yerinde olan kat maliklerinin yasalar kendilerine %50+1 çoğunluk ile hareket etme fırsatı verse bile bu fırsatı kul hakkına girerek değerlendirmemeleri gerekir. Kentsel dönüşüm süreçlerini başka alternatifleri olduğu halde inatla kilitleyenlerin yol açtıkları tıkanıklık elbette 15/A maddesine göre giderilmeli ama bu madde gerçekten maddî imkânsızlıklar sebebiyle bir çıkış yolu arayan kat malikleri için kötüye kullanılmamalıdır. Bu aşamada devletin yasalarından önce; komşuluk hakkı, kul hakkı gibi kavramlar gözetilmelidir. Bahçe sahipleri kıssasının mesajı nettir.
