Bir barışçıl ilişki biçimi: ‘Affetme’
Affetme, genellikle, “kötülük ve haksızlık edeni, suç veya günah işleyeni bağışlama, cezalandırmaktan vazgeçme” anlamlarında kullanılır. Kur’an-ı Kerim’de af (afv) kelimesi, biri “fazlalık” (Bakara 2/219), diğeri “bağışlama” (A‘râf 7/199) anlamında iki ayette geçmektedir. Bakara suresindeki ayette “Sana hayır yolunda ne harcayacaklarını da soruyorlar. ‘(İhtiyacınızdan) fazlasını’ de” buyurulur. Ayrıca 27 ayette ‘afv’ kökünden çeşitli fiiller geçmektedir. Beş ayette aynı kökten Allah’ın sıfatı olarak afüvv, bir ayette dürüst dindarların (mütteḳīn) sıfatı olarak âfîn (çoğul) kelimesi kullanılmıştır. Bu son ayette şöyle buyurulur: “Onlar (dürüst dindarlar) bollukta da darlıkta da hayır için harcama yaparlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever” (Âl-i İmrân 3/134).
Kur’an’ın yaklaşık üçte biri ahlâk ayetlerinden oluşur. Bu nedenle Müslüman âlimler içinde ahlâk konularına en çok Kur’an müfessirlerinin yer verdiği söylenebilir. Bu yazımda sizlerle, “imâmü’l-müfessirîn” (tefsircilerin önderi) diye anılan ilk müfessirlerden Taberî’nin (ö. 356/923) affetme konusundaki yorumlarını paylaşacağım.
***
Kur’an’da toplumun birlikte barış içinde yaşamasının şartlarını gösteren en kısa ve en kapsamlı ayetin “Affedici ol, iyiliği emret, cahillere / küstahlara (câhilîn) aldırma” (Aʿrâf 7/199) anlamındaki ayet olduğunu söyleyebilirim. Taberî, bu ayetin ilk cümlesini “İnsanların ahlâkı ilgilendiren (şahsınla ilgili kötü) tutumları karşısında affedici ol; onlara kaba ve sert davranma” diye açıklamıştır.
Taberî, ayetin daha sonra nesh edildiğini (yürürlükten kaldırıldığını) ileri sürenlere karşı, öyle düşünmeyi haklı çıkaracak delil bulunmadığını savunur. Ona göre, bu ayette Yüce Allah, Peygamberine, kendisiyle savaş halinde olmayan putperestlerle ilişkisinin nasıl olması gerektiğini bildirmektedir. Daha genel olarak, “Allah bu ayetle Peygamber’i ve bütün Müslümanları insan ilişkileri konusunda eğitmek istemiş ve onlara insanların ahlâkla ilgili tutumları (kötülükleri) konusunda affedici olmalarını emretmiştir” (Câmiʿu’l-Beyân, nşr. A. et-Türkî, Kahire 2001, X, 642).
Bu açıklama, bir Müslüman toplumda insan ilişkilerinin olağan şartlarda barış ve üzerine kurulması ve sürdürülmesi gerektiğini gösterir. Bu özelliğiyle açıklama, Kur’an’ın sosyal ahlâk bakımından temel özelliğini yansıtması bakımından son derece önemlidir.
Taberî’nin, ayetin mensûh olmadığını (yürürlükte olduğunu) özellikle belirtmesi, bir Kur’an müfessiri olarak, ayeti sosyal barış için ne kadar önemli saydığını gösterir. Müfessirimize göre ‘Yüce Allah bu ayeti, sertliğin gerekli olduğu durumlar dışında, insanların birbirleriyle olağan ilişkilerinin yapıcı olması gerektiğini öğretmek üzere göndermiştir’ (gös. yer).
***
Taberî’nin yorumuna göre ayetin “affedici ol” anlamındaki kısmı, affetmeye engel bir hususun olmadığı durumlarda, affedici olmayı zorunlu kılan bir buyruktur. Şayet affetmemeyi gerektiren kötü bir durum söz konusuysa, o zaman imkân ölçüsünde sadece yanlış tutumlar cezalandırılmalı, onun dışındaki kusurlar yine affedilmedir (gös. yer).
Taberî, eserinin başka yerlerinde de bu yönde bilgiler verdikten sonra şu rivayeti kaydeder:
“Yüce Allah, Resûlüne (konumuz olan) ‘Affedici ol, iyiliği emret, cahillere aldırma’ anlamındaki ayeti gönderince, Hz. Peygamber Cebrail’e, ‘Bu nasıl olacak?’ diye sormuş; o da ‘(Bu ayette) Allah, sana kötülük edeni senin affetmeni, senden esirgeyene senin vermeni, senden uzaklaşana senin ulaşmanı emrediyor’ demiştir” (X, 643). Bu rivayet, söz konusu ayetle ilgili bütün tefsirlerde zikredilir (mesela bk. Semerkandî, Baḥru’l-ʿUlûm [nşr. M. Mataracı], Beyrut [Dâru’l-Fikr], ts., I, 590; Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut 1407, II, 190; Râzî, Mefâtîḥu’l-Ğayb, Beyrut 2000, XV, 78).
Bu ayetin hükmünün yürürlükte olduğunu savunan Taberî gibi âlimler, İslâm’ın öngördüğü toplumsal ilişki biçiminin normal hallerde barışçıl ilişki olduğunu belirtirler. Onlara göre bu ayette ve Cebrâil’e atfedilen rivayette sıralanan davranışlar, bu barışçıl ilişki biçimini oluşturan erdemlere birer örnektir.
Taberî, ayet metnindeki ‘urf’ kelimesinin “maʿrûf” (iyilik) anlamında kullanıldığını belirtir ve şöyle der: “Maʿrûf (Cebrail’in dediğine göre) bizden uzaklaşana bizim ulaşmamız, bizden esirgeyene bizim vermemiz, bize kötülük edeni bizim affetmemizdir.” Söz konusu ayetin “İyiliği emret” cümlesinde “Allah, Peygamberine, kullarını -birine ya da diğerine değil- bütün iyiliklere çağırmasını emretmiştir” (X, 644). Bu durumda ayet, Hz. Peygamber’in davetinin özetini oluşturmaktadır; inceleyebildiğim bütün tefsirlerde buna dikkat çekilmiştir.
