Haushofer yaşasaydı…

Karl Haushofer 1869-1946 yılları arasında yaşamış, Ratzel ve Mackinder’den etkilenmiş ama kendi özgün kuramını geliştirmiş bir jeopolitik dehası. Devletleri organizmaya benzetiyor, genişlemesi ve yaşam alanları elde etmesi gerektiğine inanıyor. Versay Antlaşması’nın bu imkânı Almanya’nın elinden aldığını söylüyor. Hitler üzerinde de etkili olduğu biliniyor. Zaten öğretisinin temel argümanları Kavgam kitabında geçiyor.

Bunun dışında dünyanın kuzey-güney ekseninde dört etki alanına, daha doğrusu pan-bölgeye bölünmesini öneriyor. Bir başka önerisi de kara güçlerinin Almanya’dan Japonya’ya birleşmesi ve zamanın deniz güçleri İngiltere ve Amerika’ya karşı direnmesi. 1939’da Molotov-Ribbentrop Paktı’nı destekliyor, Almanya’nın 1941’de Rusya’ya savaş açmasını felaket olarak niteliyor. Sonra çeşitli nedenlerle gözden düşüyor.

Savaş sonunda Nürnberg’de yargılanıyor. 1946’da da karısıyla birlikte intihar ediyor. Fakat öğretisi akademik yayınlarda, anlayışı pek çok ülkedeki siyasetçilerin aklında farklı tezahürleriyle yaşamayı sürdürüyor. Pan-bölgeler kurulmaya, yaşam alanları oluşturulmaya çalışılıyor. Trump Yönetimi de dünyada onun anlayışının adını vermeden sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapıyor.

Haushofer yaşasaydı gördüklerine, duyduklarına sevinsin mi üzülsün mü herhalde bilemezdi. Bir yandan “Biri daha benim gibi düşünüyor, bundan 100 yıl önceki tavsiyelerimi dinliyor” diye sevinirdi. Diğer yandan coğrafi konumu nedeniyle hasmı gördüğü Amerika’nın kendi önerdiği politikaları benimsemesine, Monroe Doktrini’ni tazeleyip piyasaya sürmesine, pan-bölge yaratmaya çalışmasına, Kanada’yı ve Grönland’ı tıpkı zamanında Hitler’in başka yerlerde yaptığı gibi taksit taksit almaya kalkmasına muhtemelen üzülürdü.

Danimarka, Grönland ve Amerika arasında imzalanan anlaşmanın geçici bir çözüm olduğunu düşünürdü. Avrupalıların Trump’ı yatıştırmaya çalışmasına zamanında yaşadıklarına bakıp gülerdi. Çok olasıdır ki Foreign Policy’ye Yeni Zelanda’dan katkıda bulunan Van Jackson’a hak verir, MAGA anlayışıyla kendi öğretisi arasındaki paralelliklere, benzerliklere bakardı. Savunma Bakanı Hegseth’in iyice ileri gittiğini, üstün ırk anlatısını medeniyete taşıdığını görüp şaşırırdı.

Belki de Venezuela Devlet Başkanı’nın kaçırılıp ülkenin doğal zenginliklerine el konulmasını, Küba’nın ablukaya alınmasını, Karayiplerde uluslararası hukuka hatta Amerika’nın kendi hukukuna aykırı bir şekilde 70 ayrı saldırıda 234 insanın öldürülmesini, İran’a savaş açılmasını, İsrail’in bu denli kayıtsız şartsız desteklenmesini “Biz neden zamanında düşünemedik?” diye hayıflanırdı. Ya da tam tersine kendi anlayışının, öğretisinin içine oturtmakta zorlanırdı; “Bu kadarı da fazla artık” derdi.

Hiç şüphem yok ki 1945’te ülkesini yenen Amerika’yı bu haliyle eskisinden çok daha büyük bir tehdit olarak algılardı. Dili döndüğünce Amerika’daki, Avrupa’daki ve Yeni Zelanda’daki sağduyulu insanlar gibi “Dikkatli olun, ara çözümlere aldanmayın, Trump’ı hafife almayın, MAGA’yı sadece içe dönük bir proje olarak görmeyin, aşırı sağın ana akım siyaset haline dönüştüğünü anlayın” diye serzenişte bulunurdu. Ama Avrupalılar onu dinler miydi, doğrusu o konuda hiç emin değilim.

Emin olamadığım bir başka şey de bu politikaların bize yararı olup olmayacağı. Bana bir yandan kurulması tasarlanan pan-bölgelerin içinde oynamamız mukadder rol nedeniyle faydası olur gibi geliyor. Amerika’nın Avrupa’dan çekilmesinin yaratacağı jeopolitik boşluğun tarafımızdan doldurulması, Orta Doğu’nun rahat bırakılması, Suriye’nin istikrarına ve Türkiye’nin beklentilerine yakın politikalar izlenmesi, iki liderin kimyasının uyuşması da bu düşüncemi destekliyor.

Diğer yandan Trump ve yakın çevresinin medeniyetçi anlayışı, üstün ırk ve insan yerine Hristiyanlığı ikame etmesi, yayılmacılığı hiç utanmadan, sıkılmadan savunması, öngörülemezliği siyaset olarak benimsemesi, neredeyse hiçbir hukuk kuralına sadakat göstermemesi, müttefik ya da ittifak diye bir kavramı olmaması, BM platformunu pervasızlığın tescilinin aracı olarak kullanması beni endişelendiriyor. “Amerika ile iyi geçinelim fakat her an karşı karşıya kalabileceğimizi unutmayalım” dememe neden oluyor…

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.