Yeni Parti’nin iktidar imkânları...
Son dönemde her ne kadar Avrupa dâhil dünyanın pek çok ülkesinde otoriter lider ve yönetimlere tolerans, hatta destek arttıysa da şu soru kaçınılmazdır:
Batı Avrupa’da, örneğin herhangi bir ülkede, muhalefeti yok etmeye yönelik açık operasyonlar yapılıyor olsa, yargı gücü idari bir güce, iktidarın manivelasına dönüşse, haksız ve gerekçesiz tutuklamalar, mahkûmiyetler ayyuka çıksa, her eleştiri hakaret olarak algılanıp basın ve toplum suskunluğa itilse, bunları yapan iktidar seçim kazanabilir mi?
Hiç sanmıyorum...
Gelenekler, değerler ve tepkiler büyük ihtimalle o iktidarı sandığa gömer.
Bırakın demokratik hayatın ve değerlerin altüst olmasını, kontrol edilemez bir enflasyon ve hayat pahalılığı bile bu sonuç için yeterli olur. İngilizler, II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik sıkıntılar baş gösterince savaş kahramanı Churchill’i gözünün yaşına bakmadan sandıkta alaşağı etmişlerdi.
Milliyetçilik, güçlü ve başarılı devlet görüntüsü durumu kurtarmaz.
Bizde öyle değil...
Gelenekler, değerler, siyasete ve demokrasiye verilen anlamlar farklı...
Enflasyonun, üstelik bizzat iktidarın piyasa ekonomisine meydan okumasıyla baş gösteren ekonomik krizin ülkeyi kasıp kavurduğu bir dönemde bile o iktidar seçimleri kazandı.
Bugün farklı olur mu?
Otoriterlik dozu artarken, CHP’nin sayısını hatırlamadığım kadar çok belediyesi hakkında soruşturma ve tutuklama kararı ortalıkta cirit atarken, ana muhalefet partisi yargı eliyle bir varoluş krizine itilirken, gazeteci ve sivil toplum temsilcilerine yönelik soruşturmalar almış başını giderken, Erdoğan ve AK Parti’nin seçim kaybetmesine, ülkede iktidar değişikliğine yol açar mı?
Dün yaşanan deneyimler bunun zor olduğunu söylüyor.
Nitekim ciddi araştırma kuruluşlarında Yeni Parti yüzde 25’lerle AK Parti’nin gerisinde görünüyor.
Kadim kültürel kırılmalar, geleneksel siyasi aidiyetler, siyasetin devlete endeksli hâle gelmesi, uluslararası arenada devşirilen güç, siyasi partiler dünyasını aşan milliyetçi dalga Türkiye’de hiç hafife alınmayacak kadar belirleyici.
Buna karşılık Yeni Parti’nin kurulmasıyla, Özel’in çıkışlarıyla birlikte muhalif kesimde bir beklenti ve umut dalgası oluştu. Genç Kemalistler, mevcut baskı ortamının yerleşik seçmen sosyolojisini altüst ettiği kanaatinde. Yeni seçmen ittifakları oluşacağını, sağ oyların bir kısmının Yeni Parti’ye yöneleceğini tahmin ediyorlar.
Umarız bu beklenti ve umut, muhalif kesimin kendi mahallesinde çalan davul seslerini diğer mahallelere de teşmil etmesinden kaynaklanmıyordur.
Bardağın dolu ve boş taraflarına bakalım.
Boş taraf şu: Yeni Parti başta olmak üzere muhalefetin yeni bir hikâyesi yok. Aynı şekilde, şu dünyada ve içinde yaşadığımız bölgede “muktedir” olma imajı ve mesajı da yok. Ki bunlar bu ülkede seçim kazanmanın temel unsurları olmuştur. Örnek olarak Demokrat Parti, Ecevit CHP’si, Demirel, Özal ve Erdoğan; her biri ciddi bir siyasi hikâyenin ve güç imajının taşıyıcısıydı. Çok uzun süredir tekrar ettiğim gibi, sadece itiraz ve eleştiri iktidar olmaya yetmiyor. Türkiye’nin istikrar, devlet ve güç dalına tutunmayı tercih eden bir siyasi kültürü var.
Dolu tarafa gelince: Özel’le birlikte Yeni Parti, ideolojik bir tartışmaya girmemekle birlikte ideolojik bir arınmayı hızlandırmış görünüyor. Son konuşmalarından birinde bunalım nedenlerine 12 Eylül’ün yanına 28 Şubat’ı da eklemesi dikkat çekici ve akılda kalıcı bir örnekti. Bunun yanında Yeni Parti’nin kuruluşu, CHP gömleğini çıkarma, bu geleneğin ideolojik baskısından arınma ve daha rahat hareket etme imkânı sunabilir.
Bunlar gerekli koşullar...
Ama yeterli koşul, toplumun yeni hassasiyetlerinin farkına varmak ve seferber edici bir hikâye üretmektir.
