‘Durdurmaya gücünüz yetmez’
İktidarın siyasi stratejisini, Cumhurbaşkanının “bu gidişi durdurmaya gücünüz yetmez” sözü üzerinden okumak lazım.
Zaten 2011’den sonra adım adım iktidarın yürüyüşü “daha fazla güç” yönünde oldu. CB hükümet sistemi ile bunun adı konuldu. Fakat iktidar bu anlamda güçlendikçe, hukuk sorunları büyüdü.
Seçimlere şurada ne kaldı; Adalet ve İçişleri Bakanlıklarındaki değişim “bu gidiş”in önemli bir aşaması gibi gözüküyor.
Yeni bakanlar; her iki bakanlığın da daha fazla politize olacağı izlenimi veriyor.
Yıllar önce Adalet Bakanları HSYK’ya müdahale etmemekle övünürlerdi. Gürlek öyle olmayacak, yargı üzerinde daha etkili olacaktır. Bakanlık birimleriyle görüşmelerini tamamlamadan ilk icraatı HSK’ya başkanlık etmek oldu; bu bir göstergedir.
AKIN GÜRLEK ÇİZGİSİ
Akın Gürlek’in geçmişindeki en tipik yargı icraatı, AYM kararına uymayı reddetmesidir.
2017 yılında Enis Berberoğlu bir haber yayını yüzünden ağır cezaya çarptırılmış, milletvekilliği düşürülmüştü. AYM, bu iki kararın da “özgürlüğün ihlali” ve “seçilme hakkının ihlali” olduğuna karar vermiş ve dosyayı 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti...
14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Akın Gürlek, “AYM, yerindelik denetimi yapamaz” diyerek AYM kararına uymayı reddetmişti.
Mahalli mahkemenin AYM kararına uymamak ve hele de yanlış bulmak gibi bir yetkisi düşünülemez. Nitekim AYM’nin insan hakları alandaki denetimi, mahalli mahkeme tarafından “yerindelik denetimi olarak nitelendirilemez.” (B.No: 2018/3007, prg. 53)
Gürlek, AYM’nin 2018 tarihli bu kararına rağmen, Berberoğlu hakkındaki AYM kararına uymayı 13 Ekim 2020 tarihinde “yerindelik denetimi yapıyorsun” diyerek reddetmişti!
Akın Gürlek, Adalet Bakan Yardımcılığına terfi ettirilecekti.
İBB soruşturmalarının sadece CHP dönemini kapsayıp AK Parti dönemine göz yumması uluslararası raporlara geçmiş bir siyasi yargı davranışıdır. (2025 İlerleme Raporu, Fasıl: 23).
BAKAN VE HSK BAŞKANI
Yargıda böyle bir “Akın Gürlek çizgisi” vardır; Bakan ve HSK Başkanı olduktan sonra bu çizgi yargıda daha etkili olacaktır. Bakan yapılmasının başka ne sebebi olabilir ki?
HSK deyip geçmeyin; üyelerini tamamını zaten iktidar belirliyor. Hoşa gitmeyen kararlar olduğunda hakimleri başka yerlere atıyor veya dosyadan el çektiriyor. Açıkça iktidar yanlısı siyasi gösteride bulunan hakim ve savcılar hakkında ise bir yaptırım uygulamıyor.
Gürlek hakkında HSK’ya şikayetler var, ama şimdi Gürlek HSK başkanıdır.
Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargıya güven sağlanması gibi “adelet”in temelindeki ilkeler, Adalet Bakanlığına partili de olsa bu kadar “taraf” haline gelmemiş, hukukçu kimliği siyasi kimliğinden ağır basan bir ismi bakan yapmayı gerektirirdi.
CHP’nin protesto tarzını yanlış buluyorum; oturumdan çıkmak gibi parlamenter usullere uygun tarzlarla tepki göstermeliydi. Fakat sorunun temelinde, bu atama vardır. Meclis-i Mebusan’dan bugüne, hiçbir bakana yemin töreninde böyle bir tepki, hatta hiçbir tepki gösterilmemişti.
Gürlek, beklenmedik müthiş bir sürpriz, mesela Nurettin Paşa veya Hikmet Sami Türk yahut Cemil Çiçek gibi yüksek kalitede bir Adalet Bakanlığı yaparsa tarihin takdirini kazanır ancak.
İÇİŞLERİ BAKANI
Ali Yerlikaya gayet tabii “iktidarın bakanı” idi. Fakat davranışları bilinen Süleyman Soylu’dan sonra gelmesi, ağırbaşlı bir İçişleri Bakanı olarak kamuoyunda bir rahatlama, bir güven hissi yaratmıştı. Uygulamaları ve bilhassa suç örgütlerine karşı takibatıyla muhalefetin de takdirini kazanmıştı.
Sert siyasi kavgalardan sakınmış, “devlet âdabı”nı bozmamıştı.
Bir süredir, Başsavcı Akın Gürlek’in “kolluk” işlemlerini Emniyet’e değil, Jandarma’ya yaptırması dikkat çekiyordu.
İstanbul Emniyet Müdürü’nün değiştirilmesi de önemliydi.
Yeni Bakan Mustafa Çiftçi hakkında, ideolojik çizgisinden başka bir bilgim yok.
85 milyonda güven yaratmak isteyen devlet adamlarının, tarihin ateşli konularını tarihçilere bırakması gerekir.
Her halde icraatına bakarak karar vermek gerekecek.
Daha da kızışacağı gözüken siyasi kavgalarda bundan sonra “yargı” ve “polis” kavramların daha çok geçmesi ihtimalinden endişeliyim.
Herkes ve hepimiz “tarihin hükmünden korkmalıyız”, merhum Tahir Taner’in deyişiyle.
