“Mavi yakalı çalışan” işsiz üniversiteliler
Üniversite mezunu işsizlerin sayısı o kadar arttı ki; eğitimli olmayı gerektirmeyen, niteliksiz ve bedenen çalışılacak işleri de reddedemeyecekleri bir noktaya geldiler.
Avrupa ülkeleri arasında Türkiye, %73.1 oranıyla üniversite mezunu istihdamının en düşük olduğu ülke.
Aynı zamanda, Avrupa ülkeleri arasında üniversite mezunu işsiz oranının genel işsiz oranını geçtiği tek ülke konumunda…
İstihdam edilenlerin de, gördükleri eğitime uygun alanlarda ve işlerde çalıştıkları, istikrarlı bir iş sahibi oldukları anlamına gelmiyor.
Üniversite mezunlarının sırf işsiz kalmamak için beklentilerine hiç uymayan işlerde ve pozisyonlarda yoğun olarak çalıştıklarına dair medyaya yansıyan pek çok örnek var.
Bir örnek:
“8 yıllık apartman görevlimiz işten çıkarıldı. Yerine başvuran insanları görseniz: 4 yıllık üniversite mezunları, öğretmenler İnanılmaz bir tablo.”
Üniversite mezunu olmasını kimse umursamaz; apartman görevlisi pozisyonunda işe girecek birinin alacağı maaş, asgari ücret düzeyinde veya asgari ücret civarındadır. Çalışma şartları da pek kolay değildir.
Genç bir kadın, bir videoda iş bulmadaki umutsuzluğunu anlatıyor:
“5 aydır iş arıyorum. Başvurmadığım yer kalmadı. Üniversite mezunu olarak ne kendi alanımda iş bulabiliyorum, ne başka bir yerde... Asgari ücrete bile razıyım, ama onu da bulamıyorum. Asgari ücretli bir işte 10 saat çalıştırmalarına bile razı geldim; ama gece 12.00’de işten çıkmamı istedikleri halde servis vermediler. O saatte eve nasıl döneceğim? Biz kazancımızı nasıl 9sağlayacağız; hayatımızı nasıl idame ettireceğiz?”
Üçüncü bir örnekte, bir genç metroda haykırıyor:
“İki üniversite bitirdim, öğretmenliği kazandım; ama iki yıldır atanamıyorum. Şimdi A-101’de işe başladım. Anne, oğlunla gurur duy!”
Türkiye’nin istihdam gerçeğini anlatan bu haklı serzenişlerden şu sonuçları ortaya çıkıyor.
-Bir taraftan üniversite mezunları hatta yüksek lisanslılar, asgari ücret şartlarında günde 10 saat çalışmaya razı olurken; diğer taraftan devlet, kendi kadrolarında çalıştırdığı, özel sektörde iş arayanlardan daha ileri niteliği ve birikimi olmayan kamu personeline asgari ücret düzeyinin 2-2.5 katı maaş ödüyor.
-Devletin, üniversitelerin nitelikli branşlarından mühendis, iktisatçı, işletmeci, finansçı, eğitimci ve kamu yönetimi uzmanı olarak mezun ettiği gençlere verdiği diplomanın, bir kağıt parçasından pek farkı yok.
-Ne yazık ki mevcut reel sisteme göre, yanlış olsa bile eğitimli işsizler kitlesini istihdam edecek tek alan, “kamu kesimi” olarak görünüyor. Bunu tüm ünlversite mezunlarının, umutlarını “devlette bir kadroya atanabilme” şansına bağlamış olmalarından anlıyoruz.
Beyaz yakalı olarak istihdam edilmek üzere eğitim gören üniversite mezunları, neden büyük ölçüde mavi yakalı olarak; raf düzeltme, ürün yükleme boşaltma gibi bedenen çalışmayı gerektiren alanlarda istihdam edilmek zorunda kalıyor?
Bunun temel nedeni, Türkiye’de yüksek oranda üniversiteli işsizlerin sebebi, piyasadaki şirketlerin teknolojik gelişmişlik düzeyi ve üretim altyapısının üniversite mezunlarına ihtiyaç duymamasıdır.
Bizde üretim sektörleri bilgi düzeyi yüksek üniversite mezunlarına değil; el becerisi ve iş görme kabiliyeti yüksek ara insan gücüne ihtiyaç duyuyor.
Üretim piyasası; usta, elektrikçi, kaynakçı, yağcı, iş makinesi operatörü ararken, siz habire üniversite diplomalı mezunları piyasaya sürüyorsunuz.
Bu nedenle üç harfli marketler, eğitimli işsizlerin (öğretmenlerin, işletmecilerin kamu yönetimi mezunlarının), asgari ücretli “depo istihdam alanına” dönüşmüş durumda…
Yani, piyasanın ihtiyaç duyduğu düşük nitelikte işgücü talebi ile, eğitim sisteminin her yıl piyasaya arzettiği üniversite eğitimli işgücü sayısı arasında belirgin bir asimetri var.
Her yıl artan sayıda üniversite mezunu verdikçe, bu asimetrik dengesizlik artarak devam edecek.
Bu, Türkiye’nin popüler sektör olarak inşaatı seçmesinin ve onu ekonomide lokomotif haline getirmesinin kaçınılmaz sonucudur.
Türkiye’de üniversiteleşme hızı ile ekonominin yüksek nitelikli emeği absorbe etme kapasitesi aynı tempoda büyümediği için; beceri uyumsuzluğu, fazla eğitimlilik, eksik istihdam ve beklenti-gerçeklik kopması oluşuyor. Bunun sonucu olarak yüksek eğitimli kitle ya kamuya yöneliyor; ya da uzmanlığıyla uyumlu olmayan perakende, satış, çağrı merkezi, operasyon, turizm ve benzeri tampon sektörlere kayıyor..
Kabul etsek de etmesek de ülkemizin gerçeği bu…
