Sınavsız, testsiz ders

Bir ders yılı daha bitmek üzere. Her ders yılının bitişi gibi bu da yığınla düşünce ve duygu uyandırdı. Her bitişteki gibi bir öz-muhasebe yapılıyor. Seksen yaşın üstünde, dinozor bir hoca olmanın ayrıcalığından mıdır, düşüncelerimi derslere, dersleri düşüncelerime uygun kılabiliyorum.

Okul maceram, öğrenci olarak, yetmiş küsur yıl önce başladı. Hocalığım daha genç ama o da yarım asrı geçmiş. Yavaş değişiklikler, hani yer kabuğunun ağır ağır, her yıl birkaç santim hareket etmesi gibi kolay gözlenemiyor. Fakat şöyle gözlerimi kapatıp geçmişe bakınca bu tektonik kaymanın etkileri rahatça görünür hâle geliyor.

Yazılı sınavlar vardı, sözlü sınavlar vardı. Sanki sözlüler, yazılılardan daha çok ve daha sıktı. Bu, başlı başına büyük bir fark değil mi? Üniversitelerin pek azı sınavla öğrenci alırdı. Büyük ödül, İstanbul Teknik Üniversitesine girebilmekti. Lise hocaları İTÜ’ye soktukları öğrenci sayısına göre değerlendirilirdi. Sınavla girilen bir başka okul Siyasal Bilgiler Fakültesiydi. Yanlış hatırlamıyorsam, galiba İTÜ, en çok öğrenci kazandıran lise öğretmenine de ödül verirdi. Burada asıl çarpıcı olan bu en önemli okulun, İTÜ’nin giriş sınavıydı. Bazen matematik, fizik derslerinde hocalarımız bazı eski İTÜ sınavlarını da çözerdi. Ama ancak konuyla ilgiliyse. Örnek olarak. Yoksa İTÜ sınavı çözme dersleri veya kursları yoktu. İşte bu sınavlarda, uzun uzun, yazarak, hesap, kitap yaparak çözülecek sorular vardı. Yine yanlış hatırlamıyorsam, İTÜ sınavı böyle zorca birkaç- galiba dört- sorudan ibaretti.

DERS İÇİN SINAV MI SINAV İÇİN DERS Mİ?

Bunlar 1960’lı yıllar. Eğitim anlayışı işte tam o yıllarda makas değiştirmeye başladı. Dört beş tane ayrıntılı ve uzunca soru hazırlamak neyse de yüzlerce öğrencinin o sorulara verdiği cevapları incelemek kolay iş değildir. İnanmazsınız ama sonuç yanlış bile olsa, gidiş yolu doğruysa, öğrenci bir miktar puan alabilirdi. Sonra test geldi. Hem de öyle her cins test değil. Çoktan seçmeli test! Başka nasıl test olur diyecekler çıkabilir. Kelime tamamlama testi, boşlukları doldurma testi… Aşağıya bir cümle yazınız testi… Envaı çeşidi vardır ama kendinizi makine gibi hissedip bir şablonla değerlendirme yapmak istiyorsanız veya bir makineye birkaç dakikada yüzlercesini okutup puanlandırmak istiyorsanız çoktan seçmeli en kolayıdır.

Öğrenci değerlendirmenin teknolojisi değişti. Ama birçok ölçü metodu, ölçüleni de değiştirir. Çoktan seçmeli test, eğitimin verilişini de kurum olarak eğitimi de baştan uca değiştirdi. Gürültülü bir ifade olacak ama yanlış değil: Bir zamanlar sınavlar, öğrenmeyi ölçerdi. Hatta sınav sırasında da öğrenme devam eder, öğrencilerin sınavlarda, dersten daha iyi öğrendikleri söylenirdi. Sonuçta sınav ders için yapılırdı. Şimdi ders, sınav için yapılıyor.

SINAV NEYİ ÖLÇER?

Yakın zamanda ABD’nin SAT sınavlarıyla ilgili bir inceleme okumuştum; “Neyi ölçüyor?” diye. Araştırmacıların vardıkları sonuç, ölçülen şeyin en önce, öğrencilerin SAT sorularını çözme yeteneği olduğu imiş. Yani sınav ders için, bilgi için ve en önemlisi marifet için değil de sınav içinmiş. Sınav için sınav. Bilgisayarlı dünyanın bize yaptıkları…

Yakın zamanda verdiğim derslere bu düşüncelerle yaklaştım. Odaklandığım şuydu: Öğrenciler bu dersin bir ucundan girip öbür ucundan çıktıklarında, daha önce yapamadıkları neleri yapabilir hâle gelecekler. Bu, öyle olağanüstü bir yaklaşım değil. Zaten bütün dersler şimdi kazanımlara göre düzenleniyor ki “kazanım” tam da bu demek. Belki diğer derslerden farkı, benimkilerde sınav olmamasıydı. Aslında okulum, Kapadokya Üniversitesi de bu yaklaşımı bir bakıma, destekliyordu. İlke olarak birkaç vize ve bir final değil, dersin başından sonuna süreç boyunca devam eden bir değerlendirmeyi teşvik ediyordu.

KOMPOZİSYON!!!

Nasıl mı? Şöyle...

Özellikle bir dersten, “Türkçe Yazı Atölyesi”nden söz etmek istiyorum. “Aşağıdakilerden hangisi fiilimsidir? a, b, c…” gibi çoktan seçmeliye yatkın sorular yoktu dersimde. Öğrencilere ilk derste bir ödev veriyordum: Bu dersi niçin alıyorsunuz? Samimiyetle yazınız. 4 000 vuruş.

Sonra her derste başka bir ödev. “Dil zaman içinde değişmeli mi? Ne hızla değişmeli?”, “Noktalama işaretleriyle aranızda aşk-nefret ilişkisi oldu mu? Olduysa nasıl?” Tam tamına 14 yazı ödevi. Eskiden “kompozisyon” dediğimiz, şimdi “deneme” denen ödevler. Her dersin bir anlatım bölümü de vardı ama en etkili ve öğretici kısmı, öğrenci ödevlerinin hep birlikte eleştirilmesiydi. Bu cümle böyle ama şöylesi daha iyi olur mu? Ne dersiniz? Yahut şöylesi?

Başaracak mıydık? Nasıl olacaktı? Nasıl gidiyordu? Bu sorular daha ilk yıl cevaplandı ve hocalar da öğrenciler de başarının tadını aldı. Şöyle gidiyordu da ondan: Öğrencilerin o ilk yazdıkları ödevle, 7, 8, 9. ödevleri arasında dağlar vardı. Bunu biz görüyor ve seviniyorduk. Fakat bizim görmemizden daha önemlisi öğrenciler de kendilerindeki değişimi, kendi başarılarını görüp gururlanıyordu.

Dört yıldır bu öğrenip sevinme devam ediyor. Benden sonra da sürecektir umarım.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.