Yalan söylemeyen tarih yoktur

İbn Haldun’da mı rastladım yoksa bir başka kitapta mı? Tarih ilminin zorluğunu anlatan bir misal var. Sonradan Mukaddime’yi karıştırdım, bulamadım.

Tarihçinin verdiği misali, derme çatma bir şekilde yeniden inşa edeceğim.

Bugün, çok yakınınızda bir mekânda bir hadise vuku bulmuş. Hadisenin içindeki insanların her birine ne olup bittiğini soruyorsunuz.

Her biri biraz önce tanık oldukları hatta bizzat yaşadıkları hadiseyle ilgili birbirinden farklı hikayeler anlatıyorlar. Ya da aynı hikâyenin farklı versiyonlarını anlatıyorlar. Herkes kendi zaviyesine göre.

Az önce vuku bilmiş bir hadisenin bile gerçekte nasıl cereyan ettiğini tespit etmek bu kadar zor.

Tarihçinin işi daha da zor. Yüzlerce hatta kimi zaman binlerce yıl önce vaki olmuş bir hadisenin gerçekte nasıl cereyan ettiğini tespit edecek. Bunun için farklı rivayetleri, anlatıları, yerine göre efsaneleri inceleyecek ve bir sonuca varacak.

İnsanlar tarihi anlatıların bir versiyonunu zevklerine, fikirlerine, kendi konumlarına uygun bulurlar. Onu benimserler.

Tarihte gerçekleştiğini düşündükleri birtakım hadiselere istinaden teoriler geliştirirler.

Son yıllarda ‘İslam Tarihi’ üzerinde çok durdum. İtikadi ve fıkhi mezheplerin nasıl şekillendiğine dair metinlerle çok meşgul oldum.

Bende, tarihten nasıl din, itikat, mezhep yapıldığına dair bir fikir oluştu.

Birçok itikadi mezhebin mahreci Beni Saide gölgeliği. En kestirme şekliyle söyleyeyim. Cebriye, Kaderiye, Mürcie, Hariciye, Mutezile, Şia, Ehl-i Sünnet… Hepsinin itikadı Beni Ümeyye’ye karşı tutumlarıyla şekilleniyor.

Prof. Dr. Şahin Uçar’ın tarih felsefesine dair makaleleri tarihi gerçeklere ulaşmanın zorluğu hakkındaki misalin anlatmaya çalıştığı şeyi felsefenin diliyle anlatıyor.

İnsanlar tarihi hadiseleri bütün boyutlarıyla gözlerinin önüne seren, her şeyi şüpheye mahal bırakmayacak şekilde sabitleyen, bu arada kafalarına da uyan anlatılara bayılıyor.

Hayır, tarih zannettiğiniz gibi çantada keklik değil.

Hele felsefesiz tarih, evet kullanılmaya müsaittir, kafanıza güzel masaj yapar siz de onu kullanarak insanların kafasına masaj yaparsınız.

Ayaklarınız yerden kesildi, uçuyorsunuz haberiniz yok.

Ben sözü bırakayım, Şahin Hoca’yı dinleyelim:

“Aslında tarih, yalnızca bir historiografyadır. Çünkü geçmişte meydana gelen tarihî olayların kendileri, o olayların aktörleri tarafından bile tam ve tatmin edici biçimde bilinemez. Diyelim ki; bazı tarihî olaylar hakkında yeterli bilgiye sahibiz fakat bu olayları Tolstoy’un Savaş ve Barış’ındaki gibi tatmin edici şekilde ifade edip tasvir edebilir miyiz? Ne yazık ki, yalnızca kuşkulu tarih bilgisi aracılığıyla insanlığın olayların akışı ve bunların nihai sonuçları hakkındaki tecrübesini biraz anlayabiliyoruz.” (Kufi Script and Philosophy of History, Şahin Uçar.)

Tarih yazıcıları, yani ‘historiograf’lar bakış açılarına, tercihlerine, dünya görüşlerine göre tarihi roman yazar gibi yazıyor olabilirler.

Tarihçi roman gibi yazınca vatandaş da tarihi, roman okur gibi okuyor.

Tarihin gerçeklikle hiç mi ilgisi yok?

Var biraz: “Tarihsel kalıntılar hakkındaki bilgi bilim olabilir ve bilimsel yöntemlerle incelenebilir. Çünkü bunlar mevcut maddi nesnelerdir. Tarihin gerçekten bilimsel olan tek yönü budur.”

“Will Durant’ın The Lessons of History adlı eserinde güzelce ifade ettiği gibi: “Geçmişin gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz? Gerçekten ne oldu? Yoksa tarih yalnızca üzerinde uzlaşılmış bir masal mı? Herhangi bir geçmiş olay hakkındaki bilgimiz daima eksiktir, muhtemelen hatalıdır. Çelişkili kanıtlarla ve taraflı tarihçilerle bulanmıştır. Belki de kendi milliyetçi ya da dinî önyargılarımız tarafından çarpıtılmıştır. Tarihin çoğu tahmindir; geri kalanı ise önyargıdır.”

Napolyon bunu daha nükteli biçimde söylemiştir: “Tarih, üzerinde anlaşılmış bir masaldan başka nedir ki?”

Amerikalı tarihçi Carl Lotus Becker ise şöyle der: “Tarih nesnel bir gerçeklik değil, yok olmuş olayların hayalî yeniden inşası olduğundan, bir kuşağa yararlı ve hoş görünen örüntü bir sonrakine aynı şekilde görünmez.”

“Fakat tarihin kendisi, yani geçmiş olaylar, artık geçmişte kalmış ve sonsuza dek yok olmuştur. Tarihsel anlatım dediğimiz şey yalnızca historiografyadır; tarihçinin hayal gücüyle oluşturduğu, kalıntıları yorumlayarak anlamlandırdığı geçmiş olayların hikâyesidir.”

Özetle, yalan söylemeyen tarih yoktur. Kimisi az, kimisi çok yalan söyler.

Şahin Uçar’ın tarih felsefesi ve hat sanatı hakkında söylenebilecek çok şey var. Müsaadenizle ben burada bitireyim.

Şahin Hoca’nın Fatih Belediyesi Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde sergisi var. “Kufi’nin İhtişamı: Geometriden Hikmete.”

Vatan Caddesi’nde, belediye binasının altında.

Eminim orada benim yazdıklarımdan ziyadesini görürsünüz.

YORUMLAR (7)
7 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.