‘Bir Yusuf Masalı’nda arayış
İsmet Özel, “Bir Yusuf Masalı”nda (Şule Yay., 2000) insanın ‘arayış’ıyla ilgili önemli şeyler söyler. Çünkü bu uzun şiir, modern zamanın bir öznesi olan Şivekâr’ın Yusuf’ta somutlaşan ‘güzellik’i arayış öyküsüdür.
Aramak, bulma isteğinin sonucunda tezahür eden bir eylemdir. Ancak her isteğin gerisinde, önce bu isteği uyaran ruhsal bir süreç vardır. Buna ruhun kımıldayışı, uyanışı da denebilir. “Bir Yusuf Masalı”nda Şivekâr’ın aklına Yusuf’u/ Güzelliği düşüren, ruhu uyandıran, şairin deyişiyle “kilidi kaldıran” olay/ işaret, bir avcının vurduğu kuşun güzelliği karşısında “Hüsnüyusuf’un yanağı mısın be mübarek!” (s. 48) deyişidir. Buna İsmet Özel, “Bir avcıdan Şivekâr’a ulaşan haber” (s. 49) diyor, biz ‘vesile’ diyelim. Şiirde Şivekâr’ı, Yusuf’u aramaya sevk eden ilk işaret bu!
Ruhun uyanışı/ kilidin kalkışı, şiire göre insan iradesi dışındaki bir ‘vesile/ haber’le olur. Ama bundan sonra, yola çıkmak için karar verme/ ayağa kalkma, iradî bir eylemdir. Nitekim Özel bu düşünceyi, “Kendi sorgusu yüzünden ayağa kalkıyor insan” (s. 50) dizesinde ifade ediyor.
Şair, arayış bağlamında gelenekle modern arasındaki farkı da belirtir. Öznenin hakikati daha berrak görebildiği, tasavvufi dille söylersek ‘kesretle/ çoklukla’ kuşatılmadığı geleneksel toplumda arayış, ‘iz sürerek’ yapılır. Özel, buna “Eskiler iz sürerdi” (s. 77) dizesiyle işaret ediyor. Ne demektir ‘iz sürmek’?.. Bence buna haleflerin selefi takip etmesi de denebilir. Geleneksel bir tavır bu! Felsefede de şiirde de…
Eskilerin arayış tarzına ilişkin diğer tespitler de şunlar: Bir kere bu süreçte onlarda bir ‘kuşku’ yoktur. Çünkü eskiler, “… Evet’le Hayır arasına Belki/ Sokulduğunda” (s. 79) bir felâket geleceğini, dolayısıyla ne aradıklarını, aradıklarının var olduğunu bilen insanlardır. Amaçları, bütündür, bütünleşmek, irileşmek… Tıpkı tasavvufta, örneğin Hayali Bey’in “Cûylar çün erdiler deryaya hâmûş oldular” dizesindeki gibi, ırmaklar (parçalar), deryaya (bütüne) ulaşır ve sükûnete ererler… Eskiler, bu dizedeki ırmaklara benzer.
Oysa modern öznenin -şiirde Şivekâr ve biz- arayışı böyle değil. “Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar” (s. 77) dizesinde de belirtildiği üzere, öncelikle sürekli bir arayışı söz konusudur. Çünkü yeni insanın önünde ‘iz’ yoktur, daha doğrusu varsa da görememektedir. Bir tür karmaşa, karanlık!.. Ayrıca eskilerin ‘bütün’e ulaşmak arzusuna karşılık, yeniler ‘parça/ ben/ birey’ olarak kalmayı ister. Şiirde bu düşünce, “Biz yeniler bir an önce dağılsak bari deriz/ Korkarız kaybolmaktan çokluk içinde.” (s. 79) dizeleriyle ifade ediliyor.
Nedir bu ‘modern özne’nin arayış tarzı? Sayalım: Yolu bilmeden yola çıkması, gözüne bir hedef kestirmeden araması, kendi arzusunun sevkiyle araması, birlikte değil bireysel hareket etmesi… İşi daha zor!..
Sonuçta Şivekâr/ insan, kaybolmaktan korkmaz ve can havliyle ‘çokluk’a dalar. Buradaki çokluğu, modern dünya çokluğu, tasavvuftaki kesret olarak okuyabiliriz.
Ve süreç: Acı!.. Her arayışta bir acı/ çile vardır… Şivekâr’da da var. Şiirde bu ‘arayış acısı’, “Yalnız arayan bilir acımasını/ Aramamak acımamak demektir” (s. 81) dizelerinde belirtilir.
Feleğin dönüşüne kendini kaptıran insan, -ki Naat’taki “… hayat rengini sazendelik sanan/ yırtlaz kalabalık” (s. 19)tır bu- konformisttir, aramaz, aramanın acısına, çilesine, emeğine talip değildir. Böyle insanlar şiire göre içi su dolu ‘kırba’ya benzer.
Yola düştü Şivekâr… Kalalım burada. Bakalım ‘arayan’ı yolda ne bekler?..
Nasıl olsa;
“Arayana yoksulluk eziyet vermiyor
Arayanın aramaktan başka derdi yok.” (s. 83)
