Dans eden gençler değil yalnızlaşan gençler…
Kızılay Kayseri Şube Başkanı’nın “Kadınlar evde kalsın Reis” çıkışı ve AK Parti gençlik şölenindeki dans görüntülerine verilen tepkiler, Türkiye’de muhafazakâr camianın hâlâ eski kültür savaşlarına sıkıştığını gösteriyor.
Oysa dünyanın karşı karşıya olduğu asıl büyük sosyal kriz çok daha derin: İnsanlar artık birbirini bulamıyor, ilişki kuramıyor, aile kuramıyor.
Financial Times’ta yayımlanan kapsamlı analiz, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sosyal kırılmanın ekonomi değil, ilişkisizlik ve yalnızlık olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün dünyanın 195 ülkesinin üçte ikisinden fazlasında doğurganlık oranı nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2.1’in altına düşmüş durumda.
66 ülkede kadın başına düşen çocuk sayısı artık bire daha yakın.
Bazı ülkelerde kadınların en yaygın çocuk sayısı “sıfır.”
Birleşmiş Milletler yalnızca beş yıl önce Güney Kore’de 2023 yılında 350 bin doğum olacağını tahmin etmişti. Gerçek sayı ise sadece 230 bin çıktı. Yani tahmin yüzde 50 şaştı.
Ve bu kriz artık sadece Batı’nın problemi değil.
2023’te Meksika’nın doğum oranı ilk kez ABD’nin altına düştü. Ardından Brezilya, Tunus, İran ve Sri Lanka gibi ülkeler geldi.
Yani artık orta gelirli ülkeler “zenginleşmeden yaşlanıyor.”
Makaledeki en çarpıcı cümlelerden biri şu:
Eskiden doğum oranları çiftlerin daha az çocuk yapması nedeniyle düşüyordu. Şimdi asıl sebep daha az insanın çift olması.
Sorun artık sadece ekonomi değil.
İnsanlar birbirine ulaşamıyor.
ABD’de yapılan araştırmalar, evlilik ve birlikte yaşama oranları son 10 yılda düşmemiş olsaydı, bugün ülkenin doğurganlık oranının 10 yıl öncesinden daha yüksek olacağını gösteriyor.
Araştırmakara göre çocuk sahibi olan kadınların çocuk sayısı aslında büyük ölçüde sabit. Ama hiç çocuk sahibi olmayan kadınların oranı hızla artıyor.
Yani mesele artık çocuk istememek değil,
mesele ilişki kuramamak.
Üstelik bu düşüş en sert biçimde düşük gelirli ve düşük eğitimli kesimlerde görülüyor.
Makalenin dikkat çekici bulgularından biri şu:
Üniversite mezunları arasında evlilik ve çocuk sahibi olma oranları bazı ülkelerde sabit kalırken, alt gelir gruplarında yalnızlık ve ilişkisizlik dramatik biçimde artıyor.
Financial Times buna “K tipi aileleşme” diyor.
Bir tarafta hâlâ aile kurabilen eğitimli sınıflar var. Diğer tarafta ise yalnızlaşan milyonlar.
Ve bütün bunların merkezinde artık sadece ekonomi değil, teknoloji var.
Araştırmalara göre akıllı telefonların ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla doğum oranlarındaki düşüş arasında güçlü bir ilişki bulunuyor.
ABD, İngiltere ve Avustralya’da genç doğum oranları 2007’den itibaren sert düşmeye başladı
Fransa ve Polonya’da kırılma 2009’da geldi.
Meksika, Fas ve Endonezya’da 2012’de…
Gana, Nijerya ve Senegal’de ise 2013-2015 arasında…
Bütün bu tarihler, akıllı telefonların kitlesel olarak yaygınlaştığı dönemlerle çakışıyor.
Araştırmacılara göre sebep şu:
Gençler artık daha az yüz yüze sosyalleşiyor.
Güney Kore’de gençlerin fiziksel sosyalleşme oranı 20 yılda yarıya düştü.
İnsanlar artık kafelerde, arkadaş ortamlarında, mahallede birbirini tanımıyor; birbirini Instagram’da filtrelenmiş hayatların içinden değerlendiriyor:
“Gerçek dünyada sosyalleşirseniz standartlarınız gerçek insanlara göre oluşur. Ama bütün zamanınızı Instagram’da geçirirseniz beklentileriniz yapay normlara göre şekillenir.”
Özellikle genç kadınlarla erkekler arasındaki kültürel ayrışma burada büyüyor.
Makaleye göre sosyal medya çağında özellikle üniversite eğitimi almamış genç kadınlar bile artık daha bağımsız, daha özgürlükçü ve daha yüksek beklentili ilişki anlayışlarına yöneliyor.
Ama aynı gruptaki erkekler aynı hızda değişmiyor.
Ortaya büyük bir uyumsuzluk çıkıyor.
İşte Türkiye’de muhafazakâr camianın yaşadığı gerilim de tam burada başlıyor.
Çünkü bir kesim hâlâ “kadın evde mi olmalı”, “gençler dans etmeli mi”, “konserde eğlenmek ahlaki mi” gibi tartışmalar üzerinden toplumu kontrol edebileceğini düşünüyor.
Oysa Kayseri’de yaşayan muhafazakâr bir genç kadın da aynı TikTok videolarını izliyor, aynı Instagram kültürüyle büyüyor, aynı küresel hayat tahayyüllerine maruz kalıyor.
Bu değişimi yasaklarla durduramazsınız.
Çünkü bu artık yerel bir kültür savaşı değil.
Küresel bir sosyolojik dönüşüm.
Yani bugün asıl soru artık “Gençler neden dans ediyor?” değil, “Neden artık kimse birbirine yaklaşamıyor?”
