Ülkenizi bir otokrat yönetiyorsa...
Bir ay geride kaldı ve görünen o ki İran’a sebepsiz ve gereksiz yere saldıran ABD Başkanı Trump her geçen gün daha çok ne yapacağını bilemiyor. Canlı yayında izlediğimiz şey, sadece bir savaş değil liderlik hevesinin, vurduğu yerden ses getirme şehvetinin ve sözüm ona Amerika’yı yeniden büyük yapma hayalinin fiyaskosudur. Bencil, kötü ve cahil liderler kaçınılmaz olarak ülkelerini rezil ederler. Bu lider, ABD’nin Başkanı ise dünyayı da sıkıntıya sürükler.
Trump gibi otokratların başarısızlıklarının tipik tezahürü, en iddialı oldukları yerden kaybetmeleridir. Ekonomiyi büyütmek, rekabette üstünlük sağlamak, itibarı yükseltmek ve güvenliği geliştirmek iddiasıyla yola çıkan birçok ülke bunu başarabilir ama Trump gibi liderlerin yönettiği ülkeler asla.
ABD bugün, Hürmüz Boğazı’ndan tanker geçişlerini normale döndürebilirse kendisini başarılı sayacak. Oysa bu problem sadece Trump düşüncesizce İran’a saldırdığı için ortaya çıktı ve başa dönse bile bunun için büyük bir maliyet ödeyecek. İran’ı yenememiş ve geri adım atmış olarak evine dönecek. Daha dramatik olanı, bölgede üslerini bulunduran müttefiklerini İran’la baş başa bırakacak. Körfez emirlikleri bir haydutla iş tutmanın ve ona güvenmenin bedelini belki de on yıllarca tedirginlik içinde yaşayarak ödeyecek.
İlk füzeyi atarken Trump hem İran rejimini değiştirmek hem Çin’i çevrelemeyi hayal ediyordu oysa.
Peki bakalım Çin’e ne olmuş.
Financial Times ilk haftadan beri bu konunun peşine düşen bir gazete. Dün yayımlanan analize göre; Trump’ın pahalı ve başarısız savaşı Çin’in ekmeğine yağ sürüyor: “Çin’in ‘küresel ekonomik hegemonyası’ her geçen gün perçinleniyor. Çünkü, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin’in Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından en büyük zararı görmesi bekleniyordu ama Pekin buna ‘kusursuz’ hazırlandı.” FT’nin analizine göre “Çin, 1,3 milyar varil ile dünyanın en büyük acil durum petrol rezervine sahip. Dahası, Çin ithal ettiği doğalgazın neredeyse yarısını Rusya ve Türkmenistan’dan boru hatlarıyla alıyor. Çin’in toplam enerji tüketiminin sadece yüzde 6’sı Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerden doğrudan etkileniyor. Ayrıca İran, Hürmüz’ü küresel ticarete kapatmasına rağmen Çin’in de aralarında bulunduğu ‘düşman olmayan’ ortaklarla bağlantılı gemilerin geçişine izin veriyor.”
Çin’in İran savaşı nedeniyle elde ettiği avantaj bununla da sınırlı değil. “Güneş, batarya ve elektrikli araç bileşenleri dahil olmak üzere küresel yeşil teknoloji üretim kapasitesinin yüzde 70’ini elinde tutan Çin firmaları, savaşı büyük bir fırsata çevirdi. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından bu yana artan yenilenebilir enerji talebi beklentisiyle, Çin’in en büyük batarya üreticilerinin piyasa değeri 70 milyar dolardan fazla arttı.”
Hamaset ve slogan değil, planlama, hazırlık ve ertesi günü düşünmek en önemli sermaye. “Çin, ABD’nin silah stoklarının iki aylık olduğunu hesaplıyor. Yüksek teknoloji isteyen füze, savaş uçağı ve benzeri silahların üretimi için nadir toprak elementlerine ihtiyaç olduğunu da biliyor. ABD, Tomahawk ve hava savunma füzelerini hızla tüketirken bunların üretimi için gereken nadir toprak elementleri Çin’in tekelinde…” Böyle bir tablo tarihin hem ironisi hem trajedisi olmalı.
Asıl trajedi ise, sadece bir aylık savaşın bile Trump’ın üzerinde en çok titrediği şeyin; ABD dolarının küresel petrol ticaretindeki üstünlüğünü yıkmak üzere oluşu. “Şimdiden, petrodolar hakimiyetinin yerine ‘petroyuan’ın ikame edilmesinin imkanları konuşulmaya başlandı. İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçişe izni vermek için bazı ülkelerle ödemelerin Çin para birimi Yuan ile yapılmasını müzakere şartı olarak ileri sürüyor.”
Bencil ve kural tanımamayı meziyet sanan bir otokratın yönettiği ülkenin kazanmasını beklemek hayaldir. Savaş bittiğinde her alanda savaş öncesinden daha geriye düşmek mukadderdir. Atıp tutmaların, büyüklük taslamaların, iddialı hedeflerin ağır maliyeti vardır. Bunu kötüleşmiş bir ekonomi ve kaybolmuş bir itibar olarak ödersiniz ve düşmanlarınızda rüyalarında göremeyeceği avantajları elinizle hediye edersiniz.
