Geri dönüşü zor bir yola girdik
2023’teki CHP kongresinin iptali talebiyle iki yıl sonra açılan davada beklenen karar da bir yıl sonra açıklandı. Söz konusu kongre hiç yapılmamış sayılarak yasal delegelerce parti yönetiminin belirlendiği seçim geçersiz kabul edildi.
Şimdi ne olacak? Öncelikle mahkemenin görevden aldığı mevcut CHP yönetiminin 19 Mart sonrası yaptığı gibi ısrarlı bir direniş ve protesto seferberliğine gideceği anlaşılıyor. Siyasi mücadelenin gereği bu…
Bir taraftan da hukuki mücadele lafları dolaşıyor ortalıkta. Hukuki mücadele denilen konu kararın temyize götürülmesinden ibaret. Kararın temyize götürülmesi durumunda olumlu bir sonuç alınabileceğini düşünenlerin dayanağı MHP lideri Bahçeli başta olmak üzere bir kısım iktidar mensuplarının dile getirdiği çekinceler yüzünden geri adım atılması ihtimali.
Bunun aslında konuşmaya bile gerek olmayacak derecede imkan ve ihtimal dışı bir seçenek olduğu ortada. Bir yıldır herkesin gözü önünde devam eden bir sürecin sonunda böylesine kritik bir karar alınmışsa bundan geri dönülmesini beklemek hiç mantıklı değil.
Keza iktidar cephesinde bu işi durdurmaya gücü yetecek bir yapının mevcut olduğunu düşünmek de gerçekçilikten uzak bir yaklaşım olur.
Kimi iktidar mensuplarının dile getirdiği çekinceler ana muhalefet partisinin yönetimini mahkeme kararıyla değiştirmenin hukuk düzeni ve demokratik sistem açısından onarılması zor bir tahribata yol açacağı kaygısına mı dayanıyor? Pek değil. Daha ziyade bunun ekonomik duruma etkileri hesaplanıyor ve risklere işaret ediliyor.
Bir de tabii siyasi riskler -kimileri için de imkanlar- söz konusu… Kongre iptalinin sonucu olarak CHP’de bölünmenin gerçekleşeceği, daha doğrusu şimdiki parti yönetiminin yuvalarından ayrılarak yeni bir partiyle siyasi mücadeleye devam etmek zorunda kalacağı belli.
Ancak mahkeme kararıyla geri dönen Kılıçdaroğlu yönetiminin seçmen tabanını tutma ihtimali görünmediği için bu süreçten iktidarın istediği bir sonuç çıkması zor. Dahası, eski yönetimin CHP’nin tarihsel yükünden azade yeni bir partiyle daha geniş kitlelere ulaşıp daha büyük bir başarı kazanabilmesi de ihtimal dışı değil. Ana muhalefet partisinin yönetiminin yargı eliyle değiştirilmesi muhalif kitleyi motive edecek ve toplumdaki muhalif enerjiyi büyütecek bir toplumsal atmosfer de doğurabilir.
Ne var ki geleceğe yönelik siyasi projeksiyonlar geliştirebilmek için şimdiki hamlenin arkasından bir baskın seçimin gelip gelmeyeceği belirleyici faktör olacak. Muhtemelen devreye başka değişkenler de girecek.
Öyle anlaşılıyor ki bu türden siyasi senaryoları önümüzdeki süreçte bol bol konuşacağız. Ama siyasetin yanında konuşulması gereken bir de hukuk meselesi var. Hiç unutmayalım, devlet hukuk demektir… Hukuk yoksa devlet yoktur… Hukuk binası yıkılırsa hepimiz enkaz altında kalırız.
Birkaç hafta önce yazmıştım, güncelliğine binaen tekrarlayacağım: Türkiye’de cari bulunan seçim hukukuna göre siyasi partilerin kongre süreçleri seçim kurullarının gözetimi altında gerçekleştirilir. İtirazlar önce ilgili seçim kurulunda değerlendirilir, nihai aşamada konu YSK’ya kadar taşınabilir.
2023’teki CHP kongresine ilişkin itirazları o dönemde değerlendiren YSK kongrenin geçerli olduğuna hükmetmişti. Dolayısıyla bilahare ortaya atılan birtakım iddialar üzerinden CHP Kongresi’nin bütün sonuçlarıyla birlikte ‘yok hükmünde’ kabul edilmesi talebiyle yerel mahkemelerde açılan davaların yasal ve anayasal zemini yok. Çünkü yürürlükteki anayasaya göre YSK kararları kesindir ve yargı denetimine kapalıdır.
Hukukçular, bu hususta özet olarak şunu söylüyor: Sonuçları kesinleşmiş olan bir siyasi parti kongresi hakkında, sonradan -söz gelimi delegelere baskı yapılmış olduğunu veya oy hakkı bulunmayan kişilerin oy kullanmış olduğunu gösteren- yeni deliller ortaya çıksa bile konuyu yeniden değerlendirme yetkisine sahip yargı mercii yine ancak YSK olabilir.
Anayasa yerel mahkemelere siyasi parti kongrelerinin sonuçlarını “yok hükmünde” sayma yetkisi vermiyor. Böyle bir yetkinin verilmiş olduğu varsayılırsa yine YSK yetkisindeki diğer seçim sonuçlarını da herhangi bir mahkemenin ‘yok’ saymasının önüne geçmek mümkün olabilir mi?
Şu da var: Bu şartlar altında aradan yıllar geçtikten sonra kongreler dava konusu yapılabiliyorsa parti yönetimleri sürekli yargı tehdidi altında bırakılmış olmaz mı?
Demek ki anayasal kurallar belirli bir mantık çerçevesinde belirlenmiş olduğu için birtakım gündelik politik ihtiyaçlar uğruna bunları delmek, en azından sistemin işleyişinde kaos yaratır. Bundan da herkes zarar görür. Ancak kimilerinin politik ajandaları ne düzen dinliyor ne hukuk ne de başka şey.
Öyle anlaşılıyor ki ülkemizin her anlamda ve her bakımdan ciddi bedeller ödemesini gerektirecek bir devreye girdik bugün itibarıyla. Hukukun ve yargının bu ölçüde araçsallaşması kolay kolay geri dönülemez bir yola sokacak bizi.
