Butlandan kim kazanacak, kim kaybedecek?
CHP Kurultayı’nın bir yerel mahkeme eliyle iptali ve mutlak butlan gerekçesiyle başa dönme kararı, demokrasi namına olabilecek en vahim hallerden birisidir. Siyasi partilerin kongre, kurultay dahil seçime dair bütün faaliyetleri için Anayasa’nın hükmüyle yetkili olan tek kurum Yüksek Seçim Kurulu’dur. Bunun sebebi de mahkemeler üzerinden siyasi faaliyetlere engel çıkarılmaması ve siyasi belirsizlik oluşturulmamasıdır. Yani, tıpkı şimdi CHP’ye yapılan şeyin yapılamamasıdır.
Ne var ki en olmayacak şey oldu ve son seçimden birinci olarak çıkan ana muhalefet partisini felç edip bölmeyi hedefleyen bir adım atıldı. Yapılan iş, mutlak siyasi mühendislikten başka bir şey değildir. Bu mühendislik girişimi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun olmadık iddialarla hapse atılmasıyla başlamıştır. İmamoğlu’nu hapse atmak ve karalamak – hakkında beş dava ve yedi soruşturma var- işe yaramayınca bu kez birçok CHP’li belediye başkanı aynı yolla hapse gönderildi. Sadece yargı değil medya ve sosyal medya marifetiyle yoğun bir karalama kampanyası başlatıldı. Maksat, seçmen nazarında CHP’nin yolsuz bir parti olduğu kanaatini oluşturmaktı. Fakat, maksat hasıl olmadı ve CHP’nin oyları düşmediği gibi muhtemel cumhurbaşkanı adayı ve adaylarının iktidara karşı üstünlüğü de devam etti. Uzun süredir bekleyen mutlak butlan kararı bu gelişmelerin üzerine geldi.
Hem CHP karışsın hem muhalif seçmenin aklı karışsın diye.
Bu yolla CHP’nin oyları bölünsün ve cumhurbaşkanı adayının desteği azalsın diye.
İktidarın, Özel-İmamoğlu-Yavaş’a karşı yürüttüğü kampanyaya mahkeme kararıyla göreve getirilen yeni yönetim de destek versin diye.
Böylelikle CHP’nin iktidara ulaşarak potansiyeli eriyip gitsin diye.
Sadece CHP değil, herkes korksun diye.
İzlemekte olduğumuz, hiç de ince olmayan, gizlisi saklısı hiç olmayan siyasi mühendislik sürecinin yeni sahnesidir. Açık net ve haksız hukuksuz bir süreç…
CHP’nin payına düşen hasardan daha büyüğü demokrasi ve hukuk sistemimizin aldığı yaralardır. Milli irade kavramı değersizleştirilmiş ve eşit siyasi yarış zemini kaldırılmıştır. Gücü elinde tutanın, siyasi rakipleri üzerinde istediği neticeyi elde edene kadar istediği baskıyı yapma yolu açılmıştır. CHP’nin başına gelenlerden sonra ne bir siyasi parti ne de herhangi bir kurum artık güvende değildir.
Bütün bunların neticesinde toplumun demokrasiye, hukuka ve bilhassa siyasete güveni büyük ölçüde sarsılacaktır. Kanunların, kuralların ve geleneklerin otoritesi ve bağlayıcılığının kaybolmasının yaratacağı hasarı ise tahmin etmek kolay değildir.
Butlan kararının ekonomiye ağır olumsuz etkisini hatırlatmayı öncelikli görmüyorum çünkü kaybedilenler ekonomiden çok daha önemlidir. Muhtemelen bu kararı verenler de ekonomiye ne olacağını umursamadılar.
Yani…
Butlan kararıyla en büyük kaybın Türkiye yaşamıştır. Toplumun kuşaklar boyu ağır bedeller ödeyerek ayakta tutmaya çalıştığı demokrasiden büyük bir parça koparılmıştır. Ülkenin kaybı büyüktür.
CHP de yara alacaktır ama Özgür Özel’in CHP’si hala birinci parti olduğu için ve hala kazanacak cumhurbaşkanı adayına sahip olduğu için herşeye rağmen bu krizden çıkma şansına sahiptir. Elbette zor ama bu yol açıktır.
Sanılanın aksine, butlandan en çok yarayı iktidar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan alacaktır. İmamoğlu’nun 2019’de kazandığı ilk seçimi iptal etmekle başlayan ve bugüne kadar işe yaramayan hamleler gibi butlan da seçimi garanti etmeyecektir. Çünkü seçim artık bu yöntemlerle kazanılacak kadara basit olmaktan çıkmıştır. İşe yarasaydı iktidarın bugüne kıyasla daha güçlü olduğu 2019’da işe yarardı.
Kazanılmış seçimin iptalinden siyasi davalara, hapis cezalarından mutlak butlana kadar seçim kazanmak uğruna yapılanlar ne kadar sert ve dolambaçlı olsa da millet iradesi çok sade ve basittir.
Bilmem yol hala yakından siyasete, icraata ve milletin teveccühüne dönün demenin faydası var mı? Faydası var ya da yok iktidar için de ülke için de tek yolun bu olduğu muhakkaktır.
