Bırakın bir kısmımız da doğru yürüsün
İkinci Dünya Savaşı bitiyor. Türkiye İsmet Paşa’nın aldığı tedbirlerle savaşı kazasız belasız atlattı. Evet, tedbirler milleti çok üzdü. Büyüklerimiz çok açlık, yokluk çektiler. O açlıklar, yokluklar nesiller boyu dedelerden torunlara intikal etti ve Türk sağı için bitmez tükenmez bir miras oldu. O gün bu gündür Türkiye’de sol partiler tek başına iktidar olamıyor.
Bütün Batı, Almanya ve Japonya’ya karşı mücadele etti. 70-80 milyon insan öldü.
Biz tarafsız kalmıştık. Savaş bitince bizi nereye yazacaklardı?
Yanlış tarafa yazılmamak için savaşın bitmesine yakın 23 Şubat 1945’te Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ettik. Ama savaşmadık. Savaşılacak bir şey kalmamıştı zaten.
Bu savaş ilanı sayesinde 24 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olduk.
Arkasından Stalin gözünü Türkiye’ye dikti. Sovyetler Birliği boğazların statüsünü yeniden tartışmaya açmak istedi. Bununla kalmadı, Doğu Anadolu’dan toprak da istedi.
Türkiye’nin kendisini güvenli bir limana atması gerekiyordu.
NATO 4 Nisan 1949’da kurulmuştu. NATO’ya ilk müracaat İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde yapıldı. NATO coğrafi gerekçelerle bu müracaatı kabul etmedi.
1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidara geldi. O günlerde devir teslim töreni sırasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın “NATO’ya niye girilmedi?” sorusuna İsmet Paşa’nın “Aldılar da girmedik mi iki gözüm” diye cevap vermesi meşhurdur.
Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden (14 Mayıs 1950) kısa bir süre sonra Kore savaşı patlak verdi. Celal Bayar ve Adnan Menderes bakanlar kurulu kararıyla Kore’ye 5090 asker gönderdi.
Ardından Demokrat Parti hükümeti NATO’ya girmek için yeniden müracaat etti. Bu müracaat da kabul edilmedi.
Türk askerinin Kore’de cansiperane savaşması ve ABD’nin Sovyet tehdidine karşı tutumu şartları Türkiye lehine değiştirdi. 21 Eylül 1951’de Türkiye ve Yunanistan NATO’ya davet edildi ve 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya resmen üye olduk.
Birkaç yıl sonra, 1955’te Sovyetler’in Ortadoğu’da yayılmasını önlemek maksadıyla Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere arasında Bağdat Paktı kuruldu. 1958’de Irak’ta darbe olunca Irak pakttan ayrıldı. Merkez Bağdat’tan Ankara’ya taşındı. Adı da CENTO olarak değiştirildi. Central Treaty Organization/Merkezi Anlaşma Teşkilatı.
İşte biz, o yıllardan beri “NATO’ya CENTO’ya bağlıyız.”
“Nato’ya CENTO’ya bağlıyız” neden tırnak çinde?
Çünkü bu tabir 27 Mayıs 1960 sabahı dönemin Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş tarafından radyolarda okunan ihtilal bildirisinden kalmadır.
“Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’tur.”
Sovyet yayılmacılığına karşı ABD’nin geliştirdiği tedbirler Türkiye’de siyasetin şekillenmesinde de etkili oldu.
Bir kısmımız bu tedbirler sayesinde sağcı olduk.
Bir kısmımız da Sovyetler’in eşitliği kuvvetli bir şekilde vurgulayan sosyalist ve komünist propagandasının etkisiyle solcu.
Komünizm karşılığı dönemin dindar, muhafazakâr insanlarının da zihniyetine yerleşti. Büyüklerimiz uzun zaman sağcı ve Amerikancı oldular.
Kur’an-ı Kerim’de ‘Kitabı sağ tarafından verilenler’in kurtulacaklarını müjdeleyen ayetler de bu sağcılık-solculuk tartışmasında suiistimal edildi. Bu sayede ‘büyüklerimiz’ sağcı olmakta çok güçlük çekmediler.
Günlerden bir gün ABD’nin 6. Filosu İstanbul’a geldi.
O yıllarda 6. Filo neredeyse her yıl geliyordu. Her gelişinde de solcu gençler tarafından protesto ediliyordu.
16 Şubat 1969’da solcu gençler 6. Filo’nun İstanbul’a gelmesini protesto etmek için Beyazıt’ta toplandılar.
Aynı gün sağcı gençler de 6. Filo’yu protesto eden solcu gençlere saldırdı.
Mehmet Şevket Eygi’nin ve Bugün gazetesinin yayınları bu saldırıları teşvik etti.
Böylece, ülkenin dindar gençleri ile 6. Filo’yu protesto eden solcu gençler arasında çatışmalar çıktı.
Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan adlı gençler öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı.
Bir ara yazmıştım. “Biz yanlış yürütülmüş bir neslin çocuklarıyız.” (7 Ekim 2025, Karar.)
Ankara’da NATO zirvesi var. Aman bir kaza bela olmasın. Amerika’ya karşı ayıp olmasın.
Fakat, NATO’yu ya da İsrail’in yaptığı soykırımın hamisi Trump’ı protesto etme ihtimalleri var diye Ankara’da böylesine sıkı bir örfi idare uygulamak, yüzlerce kişiyi gözaltına almak fazla değil mi?
Bu fazlalığın, yanlış yürütülmüş bir neslin çocukları olmakla alakası var mı?
Bırakın bir kısmımız da doğru yürüsün.
