Bakan bu haritaya baksın
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ideolojik bir aktivist ya da partizan gibi hareket ediyor. “Bizden nesiller yetiştirmek” siyasette yükselmek için işe yarayabilir ama o makamın seviyesiyle de sorumluğuyla da bağdaşmaz.
Tekin’in “Camileri ahır yaptılar” sözü bir bakanın tenezzül etmemesi gereken siyasi bir polemikti…
Şimdi de “Kurtuluş Savaşı”na takmış. Müfredattan bu kavramı çıkarıyorlarmış, sadece “Milli Mücadele” diyeceklermiş.
Oysa bu kavramlar birbirinin alternatifi değildir. Bugüne kadar hiçbir uzman tarihçi ve hiçbir uzman eğitimci, ikisi de bizim olan bu kavramlara böyle ayırımcı bakmamıştı.
Bakan’ın sözleri şöyle:
“Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.”
İki soru: Bakan bilmiyor mu, “neyden kurtulduğumuzu?..” Ve, ondan önce “Koskoca bir Osmanlı imparatorluğu” mu vardı?
NEYDEN KURTULDUK?
İşgal altındaki İstanbul’da Tevhid-i Efkâr gazetesi, Milli Mücadele’yi tam bir kararlılıkla desteklerdi. Sahip ve başyazarı, Ebuzziya Zade Velid Bey, gazetesini, Anadolu’ya silah kaçıran gizli Mim Mim grubunun merkezi olarak kullanmıştı. Lozan’ı da destekleyen bir vatanseverdir. Cumhuriyet devrinde muhalif olması Velid Bey’in değerini azaltmaz.
Gazetesinin 31 Ağustos 1921 günlü sayısının manşetinde, Yunan işgali altındaki yerleri gösteren şu haritayı yayınladı:

Bakan Bey bu haritaya bakarsa “neyden kurtulduğumuzu” öğrenebilir. Kaldı ki Sevr’de bize bırakılan, bundan da küçüktü, 300-350 bin km. kareydi; bütçesi, ordusu ve adliyesi de kısıtlıydı.
Bakan, özellikle gazetenin bu haritayı yorumlayan makalesini okursa “Kurtuluş Savaşı”nın ne olduğunu daha iyi öğrenir…
Bir “Melhame-i kübra” olan Sakarya savaşı devam ediyordu. Yenilmek, Ankara’nın da düşmesi olacaktı. Gazete, tahlil yazısında, Birinci Dünya Savaşı’nda Alman ordularının Paris’e 50 km yaklaştıklarını ama Marn muharebesinde mağlup olduklarını anlatıyor, Yunan’ın da aynı akıbete uğrayacağını söylüyordu; bir yıl sonraki Büyük Zafer’i öngörmüş gibi…
Gazete diğer manşetinde de “Mustafa Kemal Paşa muzaffer olacaktır” diye yazıyordu.
‘KOSKOCA OSMANLI İMPARATORLUĞU’
Cumhurbaşkanı dahil, Ak Partililerin yaygın söylemi “üç kıtaya hakim Osmanlı” lirizmidir. Oysa 16. yüzyıldan itibaren gerileyerek 1921 yılında yukarıdaki harita durumuna düşmüştü.
Merhum tarihçi Mehmet Genç, Kanuni zamanında, Avrupa’nın iktisadi potansiyelinin Osmanlı’dan 3-4 kat büyük olduğunu yazar.
Cevdet Paşa, hanım sultanların çeyiz sadıklarını ve bohçalarını taşıyan askerlerin aylardır maaş alamadıklarını yazar. (Tezakir, 13-20, sf. 85)
Enver Paşa subay maaşlarını, Almanya’dan aldığı krediyle ödeyebilmişti.
Tanzimat’tan itibaren Osmanlı reformcularının amacı, devleti, bütçeyle ve kanunla yönetilen kurallı bir devlet haline getirmekti. Bizim Siyasal İslamcılar Osmanlı modernleşmesini de sevmezler.
GEÇMİŞE TARİH DİYE BAKMAK
Doğru olan “Koskoca Osmanlı” söylemi değil, Osmanlının yükseliş ve çöküş sebeplerini, Batı ve Japonya ile mukayeseli olarak, objektif tarihçilikle araştırmaktır.
Osmanlı tarihi… Milli Mücadele ve askeri yönü olarak Kurtuluş Savaşı yani İstiklal Savaşı, Cumhuriyet, Tek Parti rejimi ve sonrası…
Bütün bunlar maalesef hâlâ toplumumuzda fay hatlarıdır, kutuplaşma konularıdır. Sebep, olaylara “tarih” gözüyle bakamayışımız, siyasi ve ideolojik gözlükle bakmamızdır.
Tarihin bir devrini ululaştırıp öbürünü lanetlemek, inkılapçı olsun, muhafazakâr olsun, bağnazlıktır. Bize lazım olan objektif ve analitik bakıştır.
Müfredat politikacılara bırakılamaz. Liyakatli ve çok yönlü uzmanların şûralarında tartışılarak belirlenmelidir.
