Gastronomi turizmi
Gastronomi, gündelik hayatımıza giren politika, demokrasi, kaos benzeri pek çok kelime gibi Yunanca kökenli. Mide ve kuralın birleşiminden oluşuyor, yeme-içmeye ilişkin hemen her şeyi de içinde barındırıyor. Ancak her yenen şey gastronomik olmuyor; kavram iyiye, güzele, kurala atıfta bulunuyor. Bizim alan açısından bakıldığında da yumuşak güç, devletleri, halkları etkileme kabiliyeti anlamına geliyor.
Doğal olarak pazarlıkta kullanılması, “bakın bizim yemeğimiz iyi o yüzden istediğimizi yapmanız ya da istemediğimizi yapmamanız gerekir” denmesi mümkün değil. Ama iyi bir yemekle, hoş bir deneyimle insanların -ki bunlara yöneticiler de dahil- sizi, ülkenizi, ülkenizin yemeğe yansıyan tarihini, kültürünü sempatiyle hatırlaması, az da olsa yakınlık hissetmesi mümkün.
Yani yemek diplomasinin, uzun erimli siyaset yapmanın ayrılmaz bir parçası. Zaten bu yüzden gastrodiplomasi, mutfak diplomasisi gibi kavram türemiş. Bu yüzden ülkelerin dış temsilciliklerinde kültürel değerleri içinde barındıran yemekler oldum olası resmi menülerin parçası olmuş. Ancak eskiden sağduyuyla icra edilen bu tür etkinlikler artık bilinçli tercihlerle düzenlenmeye başlanmış.
Alan dışına çıkıldığında, siyaset üstü düşünüldüğünde de gastronomi, daha doğrusu iyi yemek önemli. Her şeyden önce ciddi bir gelir kaynağı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin elde ettiği 65,2 milyar dolarlık turizm gelirinin yüzde 21,1’ini yeme-içme harcamaları oluşturuyor ve bu oranın artma potansiyeli bulunuyor. Ayrıca gastronomi turizm gelirlerini yukarı çekme imkanını da içeriyor.
Yapılan araştırmalar giderek daha çok sayıda insanın tatil tercihlerinde gastronomik deneyimi, iyi ve kaliteli yemeği, hepsinin ötesinde fiyat-kalite dengesini önemsediğine işaret ediyor. Bir de gastronomiyi sadece pahalı restoranlar olarak da düşünmemek gerekiyor. Simitçisinden börekçisine, köftecisinden pidecisine geniş bir yelpazeyi kapsıyor. İstihdam sağlıyor. Çiftçisini, tedarikçisini, kamyoncusunu ilgilendiriyor. Ödemeler dengesi vasıtasıyla hepimizin refahına bir şekilde katkıda bulunuyor.
Hem siyaset anlamında etkili olabilmek hem de ülke refahını artırabilmek için bir yandan var olanı tanıtmak, diğer yandan kaliteyi artırmak şart. Kültür ve Turizm Bakanlığı bunu benim görebildiğim, takip edebildiğim kadarıyla yıllardır yapıyor ve yaptıkları her geçen yıl iyileşiyor, hedef kitleye giderek daha doğrudan ulaşıyor. Teşvik ve tescille kalite çıtasını yükseltiyor. İçeride ve dışarıda değerlerimizin tanıtımını yapıyor.
2021’den bu yana düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri’ne bu yıl eklenen Lezzet Noktası Projesi de yaptıklarının güzel bir örneği. Mesela benim eş kontenjanından katıldığım Sakarya ayağında seçilen 50 lezzet noktasından10 kadarı geçtiğimiz hafta sonu ziyaret edildi. Bölgenin göçlerle şekillene mutfağından tadımlar yapıldı. Maksudiye’de geleneksel misafirperverliğimizi içselleştirmiş ve sürdürmüş bir Çerkez ailenin evine konuk olundu. Farklı türlerden börekler, sucuklar, köfteler, simitler yendi.
Gastronomi yazarı olmadığım için yediğimiz yerleri ve yaşadığımız gastronomik deneyimi uzmanlarına bırakıyorum. Fakat gitmediyseniz Adapazarı’nı, Sapanca ve çevresini programınıza almanızı, kendinize fırsat yaratmanızı öneririm. Sakarya sadece bir doğa harikası değil aynı zamanda gerçek bir lezzet durağı da. Fiyat-kalite dengesi ise en azından bizim gittiğimiz yerlerde açık ara kaliteden yana.
Siz belki benim kadar şanslı olmayabilirsiniz. Yanınızda bölgeyi böylesine bilen Kübra Yüzüncüyıl bulunmayabilir. Türkiye’nin en iyi şeflerinden üçüyle; Vedat Başaran, Şafak Erten, Umut Karakuş’la ve Kevser Çelikel’le aynı masayı paylaşmayabilirsiniz. Ziyaretiniz Kültür Yolu Festival haftasına denk gelmeyebilir. Dahası TGA’nın kelimenin tam anlamıyla yetkin ve profesyonel kadrosu da orada olmayabilir. Ama yine de Sakarya aklınızda bulunsun derim.
