Rakip yoksa lig de yoktur

Ekranlarda hızlıca akıp giden gündemin içinde yeterince fark edilmeyen ama toplumun temellerini derinden sarsan dehşet verici bir kırılma yaşıyoruz.

İktidarın elindeki siyasi gücü kullanma biçimi, toplumu bir arada tutan görünmez bağları, yani “toplumsal sözleşmeyi” hoyratça tahrip ediyor.

Durum o kadar vahim bir noktaya evrildi ki, artık yapılanların yanlışlığını anlatmak için hukuk metinlerine başvurmak yeterli değil; işin özüne, “zekâ” ile “akıl” arasındaki o hayati farka ve bir oyunu “oyun” yapan kuralların tabiatına bakmamız gerekiyor.

Zekâ, bir sorunu hızlıca çözme, bir rakibi alt etme, anlık bir krizden sıyrılma becerisidir. Kurnazlıktır, taktiktir, hızlı hamle yapmaktır.

Akıl ise bambaşka bir şeydir.

Akıl, hamlelerin orta ve uzun vadeli sonuçlarını hesap edebilmek, münferit kararların hayatın başka alanlarına etkisini değerlendirebilmektir.

Bugün başkalarına yaptığın haksızlıkların yarın önüne çıkaracağı faturaları düşünebilmektir.

Zekâ, binanın bir katındaki yangını söndürmenin en hızlı yolunu bulur; akıl ise o yangının binanın tümünde yarattığı statik bozulmayı, diğer katlara ve yandaki binalara verdiği kalıcı zararın ileride tüm yapıyı nasıl çökertebileceğini görür.

Bugün ülkemize baktığımızda bolca pragmatik hamle, günü kurtarmaya yönelik manevra, ayak oyunu ve siyasi taktik görüyoruz.

Ama akıl göremiyoruz!

TikTok, Reels, Shorts ekranlarının hızlandırdığı, neden-sonuç zincirini koparan anlık tatmin çağında kitlelerin eleştirel düşünceden uzaklaşması ve tercihlerinin muhtemel neticelerini tartamaz hale gelmesi anlaşılabilir.

Ancak gemiyi yüzdürmekle yükümlü olanların da aynı stratejik körlüğe yakalanmış olması vahim.

Maalesef bu gemi buzdağına doğru tam yol ilerliyor.

Sosyoloji ve siyaset bilimi bize şunu söylüyor: Bir toplumu bir arada tutan “harç” kanunlar değil, kanunların meşruiyetine duyulan inançtır.

Yasaların arkasındaki meşruiyet zemini çöktüğünde, o yasalar ne kadar sert yaptırımlarla donatılmış olursa olsun, toplumsal düzen ayakta kalamaz.

Hobbes’tan Rousseau’ya pek çok düşünürün vurguladığı gibi, her toplum yazılı olmayan bir “toplumsal sözleşme” temelinde yükselir. Bu sözleşme, iktidar ile birey arasında, güvenlik, adalet ve öngörülebilirlik vaadi üzerine kurulur. İktidar, bu sözleşmeyi yalnızca yasalarla değil, tarafsızlık ve tutarlılık ilkesine olan bağlılığıyla ayakta tutar.

Bunu, bir futbol ligi metaforuyla netleştirelim.

Bir takım çok sert oynayabilir, hakemi yanıltmaya çalışabilir, rakibi provoke edebilir; bunlar oyunun sınırları içinde kalan “çirkefliklerdir”; hoş karşılanmasalar da oyunun sürmesini engellemezler.

Ancak bir takımın “biz gol atarsak sayılır, rakiplerimiz atarsa sayılmaz” demesi, artık bir oyun stratejisi değil, oyunun doğrudan ilgasıdır.

Rakip takımın oyuncularından herhangi birisini sebepsiz yere oyundan attırabiliriz, bizim oyuncularımız ise ne yaparlarsa yapsınlar kırmızı kart görmeyecekler” demek, ligi bir yarışma olmaktan çıkarıp bir infaz sahnesine çevirir.

Bu noktaya gelindikten sonra o lig artık devam edemez; çünkü rekabeti anlamlı kılan ortak gerçeklik, yani oyunun kurallarının herkes için geçerli olduğu fikri yok edilmiştir.

Muhalif siyasi partiler her şeye rağmen ligde kalmaya, sahaya çıkmaya, bu hoyratça çiğnenen kuralların gölgesinde top koşturmaya çalışıyor.

Bu, çaresizlikle sürdürülen bir oyuna bağlılık hali.

Oysa oyun çoktan bitti.

Zekânın kısa vadeli zaferleriyle büyülenen, ancak aklın sunduğu “sonuçları hesaplama” yetisini yitiren iktidar, toplumsal sözleşmeyi hükümsüz kılıyor.

Bu gidişle, yeni kurallarla işleyen bir siyaset alanı değil, herkesin her an oyun dışına atılabileceği, mutlak keyfiliğin hüküm sürdüğü bir zorbalık düzeni kurulur ancak.

Tarih bize şunu öğretiyor: Bu tür yapılar ayakta kalmak için sürekli yeni düşmanlıklar ve gerginlikler üretmek zorundadır; ta ki ürettikleri negatif enerji kendilerini tüketene kadar.

Ellerindeki gücün şehvetiyle kuralları çiğneyenler, uzun vadede üzerinde rekabet edecekleri zeminin kendisini yok ederler.

Unutmayalım: “Rakip yoksa lig de yoktur.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.