Butlan kararı ve siyasi mühendisliğin son perdesi
İstinaf Mahkemesi’nin CHP’ye dair mutlak butlan kararının teknik olarak hukuki anlamı ya da anlamsızlığı işin uzmanlarının meselesi. Ancak karar sonuçları itibarıyla siyasi bir dizayn öngörüyor. Türkiye’de siyaset, demokrasi, modernleşme tarihi siyasi-hukuki mühendisliklerle toplumsal olanın kavgasından ibaret. Daha önce mühendisliğin muhatabı olanların bugün faili haline gelmiş olmaları ana dinamiği ne yazık ki değiştirmiyor.
Bu kavgada toplumsal olan orta ve uzun vadede genel olarak daha sonuç alıcı. Ancak darbe süreçleri, yargı kararları gibi örneklerde kısa vadede mühendislik çabası belirleyici oluyor. Bu örnekte de dizayn sürecinin kısa sürede şekillendirici bir etkide bulunması kaçınılmaz. Mesele, mutlak butlan hamlesinin karşısına aldığı toplumsal tepkinin gücü ve bu tepkinin muhtemel bir seçimde kendisini ifade edebileceği bir zemin bulup bulamayacağı.
Türkiye’nin son yerel seçim itibarıyla en fazla seçmene sahip olan siyasi partisinin o seçimlerde görevde olan liderinin ve yönetiminin görevden alınması, en son siyasi mağlubiyetini alan genel başkanının ise partinin başına getirilmesi kararı ülke, CHP ve iktidar için farklı anlamlara geliyor.
Kararın doğrudan muhatabı olmasına rağmen süreci zor da olsa yönetebilecek aktör CHP. Partinin 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ve çevresine yapılan operasyon sonrası sergilediği performans bu son kararın ardından da tabanını konsolide edebileceğini söylüyor.
CHP yönetiminin kongre yolunu denemek de dahil olmak üzere parti içinde kalarak mücadele etmek, ayrılarak farklı bir parti ile yola devam olarak iki temel seçeneği var. Kılıçdaroğlu’nu kabullenerek yola devam etmek an itibarıyla bir seçenek değil.
Parti içinde mücadele, denenmeden terk edilmemesi gereken birinci opsiyon. AK Parti’de de parti içinde mücadele etmeyip dışarı çıkan aktörlerin en büyük handikabı buydu. Üstelik CHP örneğinde açık bir dış müdahale var.
Farklı bir parti ile yola devam etmek dışarıdan bakıldığı kadar kolay değil. Teşkilatlanmak, CHP’nin mevcut en büyük parti enerjisini başka adrese transfer etmek çok riskli. Bugünkü yüzde 34 oy oranını CHP ve yeni partinin toplamda koruması da kolay değil. Ancak burada iki dinamik var.
Birincisi, farklı gerekçelerle kapanan partilerin yeni adreslerinde yola devam ettiklerine dair siyasi geleneğimizde onlarca örnek var. Burada sorun eski partinin de varlığını sürdürmesi. Ancak yeni partinin şansı hiç de az olmaz.
İkincisi artık parlamenter sistem mantığının eskisi gibi geçerli olmaması. Nihayetinde başkanlık seçimi ikinci turda sonuçlanıyor. Erdoğan aday olduğunda birinci turda seçimi kazanması mevcut şartlarda kolay değil. İktidar da bu yüzden muhtemel adayları da tasfiye edecek politikaları aynı anda yürütüyor. Günün sonunda başka türlü seçilemeyecek bir aktörün alternatifsizlikten seçilmesi dünyada hiç görülmemiş bir ihtimal değil. Tabii ki gerekli siyasi mobilizasyonu sağlaması şartıyla.
Ülke için durum CHP’ye göre daha sorunlu. Aynı gün hem mutlak butlan kararı hem Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması hem de belediyelerin iştiraklerinin cumhurbaşkanı kararına bağlanması uzun süredir devam eden bir gidişatın devamı. Mutlak butlan en büyüğü olsa da CHP’ye ilk müdahale değil. Şehir Üniversitesi’nin kapatılması bağımsız ve güçlü üniversiteler için Türkiye’nin iyi bir adres olmadığının ilk işaretiydi. Belediyeler ise birçok açıdan çoktan budanmış durumda.
İktidarın istikrar, güvenlik, kimlik gibi gerekçelerle meşrulaştırdığı adımlar demokrasinin rafa kalktığı bir sürecin kararlı bir şekilde ilerlediğini gösteriyor.
AK Parti ise kendi demokratik meşruiyetini kendi elleriyle sona erdirme yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kitlesel meşruiyetle demokratik meşruiyetin birbirinden farklı olduğunun görülmesi gerekiyor. Demokratik meşruiyet seçme hakkı verilen kitlelerin herkesin hakkı olan seçilme pratiği sonucu aktörler arasından bir tercihte bulunmasına dayanıyor. Seçmenin kimi seçeceğinin yargı kararları gibi doğrudan müdahaleler ya da iletişim stratejileri, seçim düzenlemeleri, ekonomik baskı gibi dolaylı yollarla sınırlandığı ya da büyük oranda belirlendiği ortamlarda çıkan sonuç kitlesel olabilir ancak demokratik olamaz. Rusya ve İran başta olmak üzere birçok ülkede sandığın var olması yönetici elitin demokratik meşruiyete sahip olduğu anlamına gelmiyor. AK Parti ve elitleri uzun süredir iktidarın sürdürülebilirliği karşılığında ilkesel tutarlılıktan vazgeçmiş durumda. AK Parti’nin eksiği zayıf muhalefetti, güçlü muhalefet de fazla geldi. Bunun dışında parti kürsülerinden yapılan demokrasi söylemleri meşhur darbımeselde olduğu gibi nutuktan ibaret.
