Back To Top
Türkiye’yi aramızda paylaşabilir miyiz?

Türkiye’yi aramızda paylaşabilir miyiz?

 - Son Güncelleme: 05.08.2019 Pazartesi 12:52
- A +

Türkiye entelektüel dünyasında adı çok bilinmese de William James, geçen yüzyıla damgasını vurmuş en etkili düşünürlerinden biriydi. Varlıklı ve entelektüel bir Amerikan ailesinde doğmuştu. Babası ilahiyatçı düşünür Henry James, kardeşi aynı adı taşıyan ünlü romancı Henry James’ti. 

Fen bilimleriyle başladığı entelektüel serüveninin sonunda psikoloji ve felsefede ortaya başyapıtlar koymuş, yine Türkiye’de pek bilinmeyen ve hayırla yad edilmeyen pragmatizmin kurucu isimlerinden biri olmuştu. 

Ama yaşadığımız dünyayı hala etkileyen en önemli katkısını ölümünden bir yıl önce Oxford’da verdiği sekiz seminerle vermişti.

Ruhi ve fiziksel rahatsızlıkları olan James, zor bela kabul ettiği İngiltere gezisinde verdiği konferanslarla, Antik Yunan’dan beri insanlığı meşgul eden tekçilik- çoğulculuk (monizm/düalizm) tartışmasının seyrini değiştirmişti. 

Söylediği özetle; farklı insani deneyimlerle pek çok farklı doğru ve dünyanın inşa edilebileceğiydi. 

Doğru, Hegel gibi tekçilerin dediği mutlak ve tek değildir, bireylerin deneyimleriyle, dünyayla ilişkileri içinde ortaya çıkar, insanlar tarafından üretilebilir, sürekli dönüşebilir. 

Örneğin, “Güzellik nedir” sorusuna farklı insan deneyimleri, zamanlar ve bağlamlar içinde farklı cevaplar verilmiş olabilir,  bu cevapların hepsi toplamda güzellik kavramını oluşturur, o yüzden bunların hiçbiri diğerinden daha değerli ve doğru kabul edilemez. 

Verdiği seminerlerde söyledikleri doğrudan siyasetle ilgili değildi ama özellikle İkinci Dünya Savaşı travması sonrasında çoğulculuk fikri siyasete hakim olurken onun Hegel’in karşısında kurduğu bu felsefi güçlü zemin çok işe yaramıştı. 

Daha sonra “paralel evren” teorilerine bile ilham olacak  William James’in 1909’daki seminerleri, “Çoğulcu Evren” adıyla kitaplaştırıldı. 

Başka kitapları Türkçe’ye çevrilen James’in bu kitabının Türkçesinin olmaması herhalde sürpriz değil. 

Çünkü bu çoğulcu dünya tasavvurunun hala çok uzağında, herkesin kendi doğrusunu mutlak hakikat, karşıdakinin doğrularını yanlış, çarpık fikir olarak gördüğü bir siyasi kültürde yaşıyoruz.

William James’in “Çoğulcu Evren” kitabıyla Türkiye siyasetinin kadim sorunları arasında ilişkiyi kuran ise, aslında geçen Cuma akşamı TV’5’te yayınlanan Medya Analiz programında konuğumuz olan Princeton Üniversitesi’nden değerli hocamız Şükrü Hanioğlu oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=SEZnPQbZf8k&t=6595s

Prof. Hanioğlu, daha önce bu konuda bir yazı da yazmıştı. 

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2017/10/08/dillerde-cogulculuk-kalplerde-tekcilik

Programda “Neden Türkiye’de sürekli kısa süreli hürriyetçi ve demokrat evrelerden sonra tekrar otoriter evrelere geçildiği” sorusuna cevap verirken bu meseleyi biraz daha açtı: 

“Osmanlı ve onun mirasçısı olan Türkiye’de biz hep otoriter siyaset üretiyoruz. O yüzden bunu kişilikler üzerinden, ideolojiler üzerinden açıklamamız mümkün değil. Muhalifler hürriyet istiyor, iktidara geldiklerinde onlar da otoriter siyaset üretiyorlar. Halbuki 1908’de Meclis açılıp, seçimler yapıldığında Osmanlı pek çok Avrupa toplumunun ilerisindeydi. 1950’de Türkiye çok partili rejime geçtiğinde dünya ölçeğinde oldukça iyi bir yere sahipti. Unutmayalım 1989’a kadar demokrasiler azınlıktaydı dünyada. Böyle bir ülkenin şu anda çok daha iyi bir yerde olması lazımdı. Peki niye olmuyor? Şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz lazım. 

Bu aslında siyaset kavramsallaştırmamızın bir sonucu. Türkiye’de siyasetin öncelikleri ne? Bir demokrasi hedefi var mı siyasetin? Türkiye’de siyasette iki akım var. Biri devletçi modernleşmecilik, diğeri kalkınmacı muhafazakarlık. 

Bunların ikisinin de önceliği  demokrasi ve hukuk devleti değil. İkisinin de mega hedefleri var. Kalkınma, modernleşme gibi. Peki burada demokrasi hukuk nerede duracak? 

Türkiye’deki siyaset hiçbir zaman karşıtını farklı değerler sistemiyle iyi işler yapabilecek bir grup olarak görmüyor. 

1909 yılında William James çok ünlü bir konferanslar dizisi veriyor. Çoğulcu Evren diye daha sonra bu kitap haline getirildi. Bu Hegelci tekliğe vurulan son darbe. Ondan itibaren çoğulcu olmayan bir siyaset konuşulmuyor artık. Ama bizde hala bu Hegelci teklik çok güçlü. Değer çoğulculuğunu bizim siyaset kabul etmiyor. Bizim siyasetimiz değer çoğulculuğu içinde bir yarışı düşünmüyor. Neyi düşünüyor, ‘ben en fazla karşıdakinin değerine müsamaha ederim, bu değeri sahiplenmesine karşı çıkmam’. Bu da yeni gelişti Türkiye’de. Çok uzun süre felsefi teklik içinde ‘ben karşıdakinin değerini de anlamsız, yanlış olduğu için yasaklarım’ diyordu. Pratikte de siyaset kazanan hepsini alır diye işliyor, sıfır toplamlı bir oyun. Böyle bir ortamda otoriter siyaset üretmeseniz biraz tuhaf olur.”

Burada bahsedilen çoğulcu siyaseti kimsenin kimseye karışmadığı bir liberal siyasetle karıştırmamak gerek. 

Son yüzyılın en önemli filozoflarından Isaiah Berlin’in çoğulculuk tarifi bunu net bir şekilde ortaya koyuyor: 

“Ahlaksal ve siyasi sorulara hiçbir nihai cevap verilmemesi muhtemel olduğu için, dahası aslında değere ilişkin herhangi bir soruya insanların verdiği ve dahası vermeye hak kazandığı bir takım cevaplar birbirleriyle uyumlu olmadığı için,  bazı değerlerin birbirleriyle uyumsuz olabileceği bir hayata alan açmalı ki böylece, yıkıcı ihtilafı önlemek için, uzlaşma gerçekleştirilsin ve gönülsüzce de olsa asgari bir tölerans kaçınılmaz olsun.”

Yani farklı fikirlere, yaşam tarzlarına hoşgörüden daha ileri bir şeyden bahsediyoruz. 

Hoşumuza gitmese de, ideallerimize ters düşse de, dünyayı farklı anlamlandırma biçimleri, insanların farklı değer sistemleri olduğunu daha da önemlisi olabileceğini kabul etmekten, mutlak hakikati, ahlakı, erdemi temsil ettiğimiz, tarihin doğru tarafında durduğumuz iddiasından vazgeçmekten bahsediyoruz. 

Kağıt üstünde bu kabul ve vazgeçişler kolay geliyor. 

Ama pratikte o kadar kolay değil. 

Türkiye için tek doğru yolun bizim fikirlerimiz ve değerlerimiz olduğu iddiasından vazgeçmek demek bu. 

Türkiye’nin hiçbir zaman İslamcılar, Kemalistler, solcular ya da milliyetçilerin hayallerindeki ülke olmayacağını kabul etmek demek.

Ne toplum bir gün topluca hidayete erecek, asr-ı saadet, “Osmanlı barışı” geri gelecek ne de bir anda herkes aydınlanacak ve bilimsel laik bir cennete dönüşeceğiz, köylerde Köy Enstitüleri açılacak, kadınlar başörtülülerini çıkaracak, Kürtler Kürtçe’yi, Aleviler Aleviliği unutacak. 

Çoğulcu siyaset, toplumdaki çoğulculuğun reddi değil, kabulü üzerine kurulan siyaset demek. 

Dünyayı anlamlandırmanın farklı yolları var. Rakip fikirler, partiler, ideolojiler, inançlar; kötü, aptal, ilkel, geri oldukları için değil, öyle düşünmek de mümkün olduğu için varlar.

Bu, kendi doğrularımızdan, siyasetlerimizden, inançlarımızdan vazgeçmek demek değil ama herkesten bize benzemesini beklemek hiç değil. 

Örneğin, Ahmet Davutoğlu’nun özeleştirilerini tatmin edici bulmayıp, ondan İslamcılık özeleştirisi de bekleyen solcular, Ekrem İmamoğlu’nun Anıtkabir ziyaretini onun standart bir CHP’li olduğuna kanıt gösteren dindarlar siyaseti çoğul değerlerin rekabet ettiği, ortak doğrular bulmanın mümkün olduğu medeni bir yarış değil, hala kendi mutlak doğrularının bir gün zaferle çıkacağı bir savaş olarak görüyorlar.

2012’de yönetmen Zeki Demirkubuz, son bir tweetle Twitter’a veda etmişti:  

“Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum”

Aslında bu tweet net politik görüşleri olan yönetmenin bir çeşit siyaseten havlu atmasıydı. Ama tam da bu acı vermeyen kabul, Türkiye’de demokratik siyasetin başlangıç zemini olabilir.

Türkiye hiçbirimizin babasının malı değil. Hiç bir grup bu ülkenin otantik halkı, ev sahibi değil. Hiç bir fikir, hiçbir ideoloji bu toprakların orijinal fikri, ideolojisi de değil.

Sevsek de sevmesek de farklı değerleri olan insanlarla bu ülkeyi paylaşıyoruz, paylaşmak zorundayız. 

Lafta kolay ama pratikte yine herkesin gönlünden büyük davalar, devrimler, altın çağlar, ütopyalar geçiyor.

En iyisi daha büyük hayal kırıklıkları yaşamadan ve yaşatmadan, toplumu daha fazla bölmeden erkenden bu rüyalardan uyanmak.

Türkiye hiçbirimizin değil, onu paylaşmayı öğrenmek zorundayız.  

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 22:49
Azbuçuk bir hukukçuluğum var o gözle okudum. İnsanların, tek doğru yolun kendi fikir ve değerleri olduğundan vazgeçmesini beklemek bence ne gerçekçi ne de gerekli. Hukuk devletinin tüm kurumları ile işler hale gelmesi yeterli bence. Çoğunlukta olanlar tabii ki ülkenin politikasında söz sahibi olacaklar. Bununla beraber azınlıkta olanların -anayasada ifadesini bulan- temel insan hak ve özgürlükleri garanti edilmiş olacak. Bu anlamda hukuka bağlı devlet; bağımsız (sadece hukuka bağlı) yargı, mümkün olanın en iyisi derim ben.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 20:43
Çoğulculuk, farklı fikir, farklı etnisite, din sorun değil. Yeterki biyat et, girmizi cizgilari yani haddini aşma, işte bizdeki sorun.
Adalet Yakın 05 Ağustos 2019 20:22
Sevgili Yıldıray Okur, Öncelikle bu Türkiye’nin sorunu değil Amerika’dan Japonya’ya, İsveç’ten Almanya’ya tüm ülkelerin sorunu. Gelişmiş ülkeler sadece para ile bunların üstünü geçici olarak örtüyorlar. Ayrıca bir sorum olacak; bir topluluğun A bölümü, topluluğun B bölümünün bizzat varolmasına kafayı takmışsa, A bölümünün görüşlerini de çoğulculuk olarak görmemiz buradaki ayrışmayı çözer mi? Çözmez tabii ki. James ve Berlin çok güzel saptamalar yapmışlar ama monizmin kara delik etkisine ve karşı konulamaz zaferine çözüm sunmuşlar mı?
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 14:23
Bu yazı burada kalmamalı. Herkes paylaşmalı. Ben paylaştım. Ellerine sağlık Yıldıray Oğur. Alkışlıyorum.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 13:08
Post modern kültüre evrilmek gerekli galiba. 'Büyük anlatıları, tek hakikatleri'yeni toplum artık toplumu ayrıştırma olarak görüyor...Artık her değer bu ülkede nefes bulmak istiyor... Birlikte bir Türkiye için değerli bir yazı bu...
Ehl-i İrfan 05 Ağustos 2019 12:37
"İktidar partisi dünyanın en doğru işini yapsa da bizim görevimiz ona karşı çıkmak,ona muhalefet etmektir."anlayışındaki bir anlayışla,bir muhalefet tarzı ile nasıl bir diyolog kurulur,nasıl ülke ve toplum sorunları ele alınır bu ülkede bu patolojinin tedavisini bilen var mı sayın Oğur?Gelecek yazınızın konusu bu olabilirse ve çözümünüz varsa "Türkiye'yi seksen milyon olarak eşit bir şekilde paylaşabiliriz".
Türk oğlu ! 05 Ağustos 2019 12:11
Önceki devletlerimizi paylaştıkta ne oldu. Hep sırtımızdan vurulduk. Yok artık Türkiyemizi kimseyle paylaşmayacağız. Sevmeyen gitsin. Alman,İngiliz,Rus,Çin,Abd,İsrail kim paylaşıyorsa onla paylaşsın. Görelim bakalım kim paylaşıyormuş. Yaw şakamısınız bir gidin allasen.
Dahi anlamındaki de ayrı yazılır: Yanlış kullanım: "Önceki devletlerimizi paylaştıkta ne oldu" Doğrusu: "Önceki devletlerimizi paylaştık da ne oldu?" Türkçemize özen gösterelim.
Türk oğlu ! 05 Ağustos 2019 19:06
3
16:43 birader dikkat de bir yere kadar. Yaptığım yorumları, özellikle Hakan Albayrak'a olanları yayınlamadılar. Biz de kızgınlıkla böyle yazdık. Bir de editör bazı yorumlara müdahale edip, işine gelmeyen yerleri siliyor veya değiştiriyor. Sonuncu olarak, ben dil uzmanı olduğumu iddia etmedim. Belki bu yazıda bile yanlış yazım olabilir.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 11:56
Siyasal islama masumiyet katma çabası..Aynı gemideyiz sinsiliği.Yörük Türkmen boyları İç Anadolu bozkırında kendiliğindenmi çok renkli arap kültürüne evrildi.Birkerecik samimi özeleştiri yapın.Ümmet kardeşliği çok renkli bir anlayışmı...
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 16:47
3
Yörük Türkmen boyları İç Anadolu bozkırında çoğunluktaki Rumlarla, Ermenilerle karışıp eridiler. Rumlardan, Ermenilerden yerleşik yaşamı, yazıyı, şehiri öğrendiler. Türkçe ve İslamın hakim olması ise Moğol istilası sonrası bir fenomen. Araplarla pek işleri olmadı.
Türk oğlu ! 05 Ağustos 2019 19:20
1
16:47 o zaman Hülagü Başbuğ'a selam olsun ! Ne yiyip içiyorsunuz siz. Tamam sayıları Moğol'lardan sonra artmış olabilir fakat Rum ve Ermeni'ler arasında erimemiştir. Hatta Ermeni ve Rum'lar Türkçe konuşmaya başlamıştır. Ha hiç yok mu dersen vardır. Kürt'leşen, Ermeni'leşen, Rum'laşan, Arap'laşan da vardır. Hatta Avrupa'da Rus ve Alman'laşan da. Bütün bunlardan Türk'leşen de vardır. Doğaldır, evlilik ve hakim unsur kendine dönüştürür.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 11:34
yazınız eksik kalmış Yıldıray bey, yaratıcınızın konuyla ilgili görüşlerine yer vermemişsiniz. Dolayısıyla çözüme varamiyosunuz .
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 11:26
Yıldıray Bey, demokrasiyi tarif etmişsiniz. Tamamen sizdenim, elinize sağlık.
KARAR'lı okur 05 Ağustos 2019 11:22
Bu yazı bana geçen yıl kaybettiğimiz merhum Prof. Fuat Sezgin hocanın bir makalesini hatırlattı. Ömrünün kocaman elli yılını Almanya'da gecirmek zorunda kalan hoca, ülkemizde yaşanan bu yaman kavganın temel sebebini söyle açıklamıştı: Temelde sağcılık ve solculuk değil de, dine yakınlık ya da uzaklık itibariyle kümelenen gruplar yeterince ne karşıdakini tanıyorlar ve tanımak isyiyorlar, ne de karşıyla empati kurmanın ve yakınlaşmanın yollarını arıyorlar.. Hakikaten çok doğru bi tespit. Her kesim, tek doğrunun kendisi, diğerlerini ise "hain" olduğunu ilan etme derdinde.. Heyhât...
Karar okuru 05 Ağustos 2019 10:43
Diline sağlık sorunlarımızı çok güzel dile getirdiniz.Dilerim karşılık bulur düze çıkarız.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 10:14
Türkiye hiçbirimizin babasınin malı değil. 7 cephede 7 düvele karşı milyonlarca Türkün kanı niçin aktı v halen akıyor. Yarın suriyelilerde böyle konuşacak. Bu konuşmaları kabenin devletine, araplara ,abdlilere, ablilere, rusa , çinlilere bir yap bakalım . Sanki yolda bulunan 10 liradan bahsediliyor. Bence bu yazı Türk için ilaç gibi gelecek. Bu yazı dünyada ve ahiretde sadece Türk milletinin , devletinin bayrağı altında yazılabilir. Şimdilik.
Hayat bayram olsa 05 Ağustos 2019 10:14
Büyün bu hengame bir gün bitiverecek. Şikayetname aynaya karşı daha değerli olabilir. Kendini uzayda nerede konumlandırdığınla ilgili her şey. Lay lay lom, savaşlar olmasın, dünya cennet olsun. Ufkumuz 60 yılla sınırlı ise o 60 da hay huy ile geçiyor.
Dünya yaşanır bir yer olsun. İnsanlar deneyimlerinden bir ahlak üretsin. Mümkün olmuyor maalesef. Din dışında bir ahlak üretmek mümkün olmadığı gibi, ahlaksızlığa dini manivela kılmak da pekala mümkün. Bizler dergi ve gazete yazılarıyla bilgilendiğimizi sana sana, bize ideoloji dayatanlara ram olmayı aydınlanmak zannediyoruz. Toplumsal çözüm arayışı ömür törpüsü, tutuculuk ise sadece kendini tutarsan güzel.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 19:31
0
Tebrik ediyorum.
musto 05 Ağustos 2019 10:08
Her yiğidin gönlünde bir aslan yatarmış İlk okul çağlarında evimizde dini sohbetler olur kim iyi kim kötü konuşulur cennet cehennem kıyamet vb anlatılır.Gece uykumda kıyamet gününü görürüm ateş püskürten geniş hendeklerden atlayanlar cennete atlayamayanlar hendeğe düşerlerdi gündüz anlatılan kötü insanlar atlayamaz cehenneme düşerlerdi. Günlerce gelen insanlara gördüğüm rüyaları anlatırlardı.İstanbula 67 geldiğimde 1 yıl kadar Latife Tekinlerin kalabalık evlerinde kaldım oda bunalım içinde beşiktaş kız lisesi dönüşü buhran geçiririr bende kabataşa kadar vatanı kurtarırdım.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 09:10
Aslında beyler ortaasyadan itibaren biz tek adamla yönetilmişiz hanlar kağanlar beylikler ve sonunda padişahlık biz lidere bağlı yaşamayı öğrenmişiz doksanyıllık cumhuriyetten sonra geldiğimiz yer yine tek adam rejimi şuanda TBMM neiş yapıyor bilen varmı sadece göstermelik vazo misali hangi KHK mecliste görüşülür hiçbiri aslımıza rücu etmişiz bunda yadırganacak nevar
KARAR OKURU 07 Ağustos 2019 03:23
0
Bu yanlis aslinda. Biz Bilge Kagan’la Tonyukuk’tan beri devlet baskaninin altinda bir icra vekili gelenegine sahibiz. Devlet baskaninin one ciktigi donemler nadirdir, bunlarin dahi cogunda icrayi yoneten bir sadrazam vardir. Kah Nizamulmulktur, kah Sokullu Mehmet Pasa.
Mustafa 05 Ağustos 2019 09:09
Türkiye'yi böldürmemek için ilk önce bölücülere karşı gelmek gerekiyor. Yani hdp'ye ve onu dolaylı yada direkt destekleyenlere de mücadele etmek gerekir, bu isimler chp'de bolca var. Bizim derdimiz siz hangi yazınızda yada kaç yazınızda bunları eleştirdiniz. Sabah akşam hükümete ve Erdoğan a eleştiri dışında ne yaptınız. 7 düvelin Türkiye nin önünü kesmeye çalıştığı bir ortamda sizler hangi görevleri yerine getirdiniz.
Karar Okuru 05 Ağustos 2019 09:06
Neyse sık olmasa da aklı, bilimi esas alan bir yazı olmuş. Aslında kimin anlayışının hakim olacağı kavgası değil farkların uyumunu sağlayacak yollar aramak akılcı görünüyor. Ancak öyle vesayeti kaldıracağım, demokrasi gibi laf eden ancak arkasında tam da dogma ve kalıpların batağı olan dinci bir anlayışı destekleyerek bir çuval inciri berbat etmemek lazım. Bu gün ülkenin demokrasisi ile ilgili konuşurken 1908 kadar gidip, 50 liler 80 ler konuşuluyorsa gidilen yolun geri olduğu anlaşılıyor. Feodal kültür ve zeka düzeyini aşamamış zihinlere akla zıt bir şekilde naif beklenti ile omuz verilmez.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 09:05
Siyasal İslamcılar için enbüyük siyasi düşman İnönü ve onun devri yani milli şef dönemi bugüne kadar söylenmedik söz kalmadı atılmadık iftira cümlesi kalmadı. lakin imam hatipli ve kırk yıldır okuyan ve canlı şahitlerden İnönü dönemini uzunca dinlemiş bir eğitimci düşünür olarak günümüzün İslamcı iktidarını ve yaşananları görünce inönünün ruhundan herkes adına helallik diliyor ve doğup büyüdüğüm yaşayıp olgunlaştığım mahalleden UTANIYOR ve İnsanlar içinde sadece bir kul olmayı herşeye tercih ediyorum Rabbim kaleminize kuvvet versin sizi asla bozmasın zevkle oluyoruz sizi
Cennet vatanımız iki nevi cemaatten müteşekkildir Müskirat istimalini alenen yapanlar ile meşrubat ı kuulliyeyi gizli taam edenler Bendeniz ikincilerdenim
Suat 05 Ağustos 2019 08:17
Yanılıyorsun, Türkiye Türklerindir. Bu ülkede, pazarda, mektepde , resmi dairelerde Türkçe konuşulur. Böyle de kalacak.
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 07:58
Büyük davası olmak mı suç, yoksa büyük davasının yer yüzünde hakim olmasını isterken ,çabalarken başkalarına ulaştırırken kabul görmediğinde gerilip onları imhaya çalışmak mı suç...Ogur bey sanki iddialı bir davaya sahip olmanın asıl sorun olduğunu söyledi söyleyecek...Bir grup ,bir klik bir davayı isabetsiz dile getirebilir ama o dava savunucuların bağımsız her zaman dünyanın sorunlarına köklü çözüm getirme durumunu devam edebilir...
Karar Okuru 05 Ağustos 2019 08:38
3
Büyük dava büyük adamların işidir. Büyük davalar küçük adamların sırtına sadece yük olur. Büyük davanın adamları ya da büyük davayı ayakta tutacaklar gerçekten büyük mü?
Olması gereken. 05 Ağustos 2019 05:20
Ne demek bu şimdi Türkiye hiç birimizin değil!Türkiye hepimizin.Bu topraklar için ailesinden şehit vermeyen kaç kişi çıkar.İhanet edilmedikçe her türlü fikre hoş görülüyüz.Kolay kazanmadık kolayda kaybetmeye niyetimiz yok.
Cidden mühim şahsiyet 05 Ağustos 2019 08:33
0
Kimin hain olduğuna kim karar verecek Hainmetrenin ayarı bozuksa kalibrasyon teknisyeni kifayetsiz ise Insanları hain ilan edenlerin kendi durumları şüpheliyse dünkü makbuller bugün tukakaysa vesaire vesaire En iyisi akıllı olmak
KARAR OKURU 05 Ağustos 2019 05:17
90 senedir okullarda tarih derslerinde Turkler'in hep hakli oldugu temasi isleniyor. Turkler hep hakli ve tarih boyunca bir kez bile haksiz olmamislar. Bence bu ulkede tekciligin en onemli sebebi cocuklari hep biz hakliyiz diyerek yetistirmek.
Pori 05 Ağustos 2019 02:36
Peki, ülkeyi babasından miras kalmış gibi görüp ne yönetiminde, ne refahında ne de başka herhangi bir öğesine kendisi gibi inanmayan hiç kimseyi ortak etmeyen anlayışla nasıl beraber yaşayacağız? William James bey keşke bundan da bahsetseydi?:))
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN