Hasan ve Hüseyin: İnci ve mercan

Peygamberimiz’in ilk vahyi telakki ettiği tarih miladi 610 olarak tespit edilmiş.

O’ndan önce peygamberler var mıydı?

Peygamberler de vardı, İslam da vardı. İbrahim, Musa, İsa ve diğerleri Kur’an-ı Kerim’e göre İslam peygamberleridir.

İnsanları, her şeye kadir tek bir Yaratıcı’ya çağırmışlardır.

Bunlar herkesin bildiği şeyler.

Peygamberimiz’den önce ‘eski dünyada, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da birikmiş bir ilim vardı.

Doğruyla yanlışın bir arada var olduğu, eksiğiyle, fazlasıyla bir birikim.

Eski Mısır, Eski Yunan, İran, Hind hatta Çin.

Peygamberimiz’den sonra ne oldu onlara? Yok mu oldular?

Hayır yok olmadılar.

Müslümanların kültürüne dahil oldular.

Kısmen ayıklanarak, kısmen ayıklanmayarak, İslam’a adapte edilerek.

İçinde kadim olan her düşünceden, her felsefeden bir miktar bulunan bu birikim Muhammed Abid el-Cabiri’nin ‘irfan’ dediği bilgi sistemine de tabir caizse ‘sızmıştır.’ (Arap Aklının Yapısı, Mana Yayınları.)

Bu nüfuzun izini tam olarak sürmek zor. Belli belirsiz, kimliği tam olarak tespit edilemeyen bir ‘Hermes’ten söz ediliyor. Belki de tek bir kişi değildir.

Alem nasıl var oldu? Tanrı kimdir? İnsan nereden geldi, nereye gidiyor? Böyle sorulara cevap mahiyetinde Hermes’e dayandırılan metinler var.

“Mebde ve mead kıssasını mitolojik tarzda açıklayan ve bu konuda ilk Hermetik kaynak olarak kabul edilebilecek en önemli Hermetik metinlerden birisi Hermetik metinler külliyatının başındaki metindir. Bu metinde Hermes işraki müşahedelerinden birinde Poimandres ismini taşıyan ve metne ismini veren Müteal Tanrıyla sohbetini anlatır.”

“Metin, Nur’un önceliğini tespit ederek başlar. Hermes rüyasının veya keşfi müşahedesinin başında her şeyi kaplayan ve en yükseğe çıkmaya başlayan bir Nur görür.”

“Bir gün çevremdeki varlıklar hakkında düşünceye dalmıştım. (…) Bu halde iken hiçbir ölçü ve kıyasa sığmayan upuzun boylu bir varlık bana ismimle seslenerek şöyle hitap etti:

“Neyi duymak ve görmek istiyorsun?”

“Ben, fakat sen kimsin dedim.”

“Ben Poimandres’im, her şeyin sahibi olan Rab. Senin ne dilediğini bilirim ve her yerde seninle beraberim diye cevap verdi.”

Hermes müşahedesinde ‘her şeyin sahibi olan Rab’den varlığın hakikatini öğreniyor. Rüyada bir çeşit dualizm var. ‘Baba Tanrı’ kavramı da var.

Ama Hermes’in niyazı hepimizin ‘amin’ diyebileceği bir niyaz:

“Her şeyin Rabbi olan Tanrı, seni tenzih ederim. İradesi kendisine ait bütün güçlere nüfuz eden Tanrı, seni tenzih ederim. Bilinmek isteyen ve ancak ona yönelenlerin kendisini bildiği Tanrı, seni tenzih ederim.”

‘İrfan’ ayrı bir bilgi sistemi.

Bu sisteme göre ayetlerin, hadislerin zahiri ve batıni anlamları var.

Batın, zahirden önemlidir. Asıl olan batındır.

“Bütün irfan mensuplarına göre zahire sarılmak insanın hakiki mümin olması için yeterli değildir. Gerçek mümin olabilmek için batına yönelmek gereklidir. Aksi takdirde kişi sadece Müslüman olur, bir çeşit gizli şirki taşımaya devam eder.”

“Özetle zahir-batın ikilisinin İslam’da dini söylemin tevili için üç seviyede kullanıldığını söyleyebiliriz. Bunlar doğrudan siyasi seviye, mezhebi-ideolojik seviye ve dini-metafizik seviyedir.”

Mesela bazı Şii alimler Rahman Suresi’nden hatırlayacağınız şu ayetleri nasıl tevil ediyorlar?

“İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir berzah vardır, birbirine karışmazlar. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? İkisinden de inci ve mercan çıkar.”

“Burada iki denizin birini Hz. Ali diğerini de onun karısı ve Peygamberin kızı olan Hz. Fatıma olarak tevil etmişlerdir. Aralarındaki vasıtayı ise Hz. Muhammed olarak tevil ederek onu Hz. Ali ile Fatıma’yı birbirine bağlayan bir berzah gibi kabul etmişlerdir. İnci ve mercanı ise Ali ve Fatıma’nın oğulları Hasan ve Hüseyin olarak yorumlamışlardır.”

Aslında güzel bir tevil. Sanatkarane bir eşleştirme.

İnsan böyle bir şeyin doğruluğuna itikat edebilir.

Fakat ayetin böyle bir kastı var mıdır?

Rahman Suresi Mekki’dir. Hz. Ali ile Hz. Fatıma evlenmeden önce nazil olmuştur.

Bu önemli mi?

Tasavvufta çok önemli değil. Zaman ve mekan aşılabilir şeyler.

Bu tür tevilleri sadece Şiiler mi yapıyor?

Hayır. Herkes yapıyor.

İrfan’a çalışmaya devam edelim.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.