‘Altın Kapı’nın ardında sanat ve İstanbul var

‘Altın Kapı’nın ardında sanat ve İstanbul var

Beşir Ayvazoğlu yeni kitabı ‘Altın Kapı’da 30 yıl içinde kaleme aldığı yazılarının bir kısmını güncelleyerek bir araya getirdi. Kitapta üç bölümde incelenen konu başlıkları genel olarak plastik sanatlara ve musikiye edebiyatın penceresinden bakıyor. Anekdotlar ve tarihi saptamalar Ayvazoğlu’nun kaleminden nağme gibi akıyor...

ERKUT TEZERDİ / İSTANBUL

Edebiyatçı, eleştirmen, şair ve KARAR yazarı Beşir Ayvazoğlu’nun yeni kitabı ‘Altın Kapı’, plastik sanatları ve musikimizi, geçmişten günümüze vurucu tarihi saptamalarla okuyucuya sunuyor. Anekdotlar ve birçok çalışmadan/kitaptan dipnotlar birbiri ardına sıralanıyor. Fatih Sultan Mehmed’in Rönesans resmine niçin ilgi duyduğunun anlatıldığı ‘Fâtih, Bellini ve Rönesans’ başlıklı değerlendirmesiyle açılan kitapta musikimizin pirleri, Yahya Kemal’den alıntılar, şehir ve medeniyet ilişkisi, Türk muhafazakârlığının hangi çerçeveden bakıp anlaşılacağı gibi konular enine boyuna inceleniyor. Kapı Yayınları’ndan çıkan kitapta Ayvazoğlu’nun da deyimiyle “Bu kapının ardında bütün bir medeniyetimiz vardır. Plastik sanatlar, mimari, musiki, eski şiir ve elbette İstanbul” yer alıyor. Kitapta bütün yazarlık hayatının bu kapının arkasındakileri görme ve gösterme çabasından ibaret olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğini belirten Ayvazoğlu “Altın Kapı’yı bu uzun seyahatten izlenimler olarak okuyabilirsiniz” diyor. Ancak Ayvazoğlu’nun 30 yıllık birikimini aktardığı resim, musiki ve şiir üzerine kaleme aldığı makalelerden oluşan kitaptaki bildiri ve denemeler ilk halinde bırakılmayarak değerlendiriliyor.

Üç kısımdan oluşan ‘Altın Kapı’nın ilk bölümünün adı Sûret’in Peşinde. Ayvazoğlu’nun özellikle resim sanatı ve estetiğinin Fâtih devrinde başlayan yolculuğu ve zaman içinde değişimi ve kırılma noktaları anlatılıyor. Fâtih’le hocası Sinan Paşa arasında gerilimli ilişkiye dikkat çeken Ayvazoğlu, bunun nedenlerinden birinin de estetik anlayışları olabileceğini ifade ederek devamında şunları aktarıyor: “II. Bayezid de Sinan Paşa gibi düşünüyor olmalı ki, saraydaki İtalyan ressamları tarafından yapılan bütün resimleri pazara göndererek haraç mezat sattırmıştı.”

İkinci bölümün ismi, kitaba da adını veren ‘Altın Kapı’. Bu bölümde musiki yazılarını bir araya getiren Ayvazoğlu, resim ve musikinin edebiyatla kesişme noktarına dair aktarımlarda bulunuyor. Kitabın plastik sanatlara ve musikiye edebiyatın penceresinden baktığını kaydeden Ayvazoğlu’nun kitabının Kuğu Nağmesi isimli üçüncü bölümünde ise şiire ve şairlere dair on dört yazı okuyucuya ulaşıyor. Yahya Kemal’in poetikası ile Necip Fâzıl’ın ‘Senfonya’ şiirinde ‘trajik’in ‘epik’e nasıl dönüştüğü de bu kısımda bulunuyor.

‘Altın Kapı’daki en keskin saptamalardan biri de ‘Alafranga Sevmek’ başlığıyla sunulan, Türk muhafazakârlarının Batı müziğiyle olan ilişkisinin aktarıldığı kısım. Ayvazoğlu Türk muhafazakârlığına dışarıdan bakan birinin bütün muhafazakârların Klasik Türk Musikisi taraftarı olduğunu zannedebileceğini belirterek, şunları söylüyor: “Esasen böyle bir görüntü de yok değildir. Ancak muhafazakâr düşünceyi temsil eden bazı önemli isimlere bakıldığı zaman, çok farklı ve şaşırtıcı tercihlerle karşılaşılabilir.”

Peyami Safa’nın musikiyle yakından ilgilenen edebiyat adamı kimliğine dikkat çeken Ayvazoğlu “1926 yılında gazetelerde şiddetlenen alaturka-alafranga tartışmaları sırasında açıkça Türk musikisinin yanında yer alır” diye konuşuyor. Ancak Ayvazoğlu, Peyami Safa’nın Nebahat Hanım’la evlendikten sonra (1937) Batı müziğine daha fazla bağlandığının düşünülebileceğini de belirtiyor. Ayrıca çiftin yaşamına şahit olan Vecdi Bürün’e göre Nebahat Hanım piyanosunun başına geçtiğinde Safa da kemanını eline alırmış.

Yahya Kemal’in Batı’da yaşadığı yıllarda bile Batı müziğiyle pek ilgilenmiyormuş, Ayvazoğlu “Eski musiki’ye sonuna kadar bağlı kaldığı biliniyor” diyor.

Ayvazoğlu, Tanpınar’ın müzik tercihiyle ilgili ise kitabında şunları anlatıyor: “Ahmet Hamdi Tanpınar ise Peyami Safa ve Hamdullah Suphi’nin seslendirdiği cinsten basit argümanlara hiç iltifat etmeden ve kavgaya karışmaksızın ‘alaturka-alafranga’ meselesini kendi içinde bir çatışma olarak yaşayanlardandır... ‘Huzur’da Mümtaz’ın ağzından söylediği ‘Debussy’yi Wagner’i sevmek ve Mâhur Beste’yi yaşamak; bu bizim talihimizdi’ sözü, onun musiki ile ilişkisini çok iyi açıklamaktadır.”

Ayvazoğlu, bizde senfoni formunu, bir edebi eserde tartışmasız biçimde kullanan ilk ve tek ismin Necip Fâzıl olduğunu söylüyor. Nurettin Topçu’nun da Necip Fâzıl gibi Türk musikisine çok fazla ilgi duymadığını ifade eden Ayvazoğlu, “Türk musikisine çok fazla ilgi duymadığı yazdıklarından anlaşılıyor” diyor.

17-11/25/sablon-kopya-1511563707.jpg

Altın Kapı - Beşir Ayvazoğlu Kapı Yayınları 416 sayfa 29 TL 

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar
YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN