Doktorla hastayı düşmanlaştıran kim!

Akif Beki

Bizzat başıma geldi. Cenaze namazı kılınmış, kabir başındayız. Müftü, dua okuyor...

Nasıl oldu anlamadan duadan çıkıp iktidarın propaganda diline sapmasın mı!

Güya ülkenin dış güçlerle mücadelesine destek vermeyen vatan hainlerine beddua etmeye başladı. Allah “onlar”ı şöyle kahretsin, böyle perişan etsin diye ilendi durdu.

İktidar dilinde “onlar”, bütün siyasi muhalefet. İlaveten, iktidara yanlışını söyleyen herkes.

Ve onlardan cenaze başında kafi miktarda vardı. Bu şuursuzluğa, diş sıkıp katlanmak zorunda kaldılar.

Ne cenazeye saygı duydu propagandist müftü, ne sevdiklerini toprağa veren yakınlarının acısına. Ne de duaya hürmet etti. Aklı fikri siyasetteydi. Dinle diyanetle alakası, siyasete alet ettiği kadar...

Cenazeye, mezarlığa bile sokulan partizanlık, camiye mi sokulmayacak!

Böyle müftüsü olan Diyanet’in, Konya’daki gibi de cemaati kışkırtan imamları olur. Başka ne olacaktı?

Katledilen meslektaşları için eylem yapan doktorların dayağı, öldürülmeyi hak ettiğini, Cuma hutbesinde söylemişti. O imama, lütfen soruşturma açıldı.

Sağlık Bakanı Koca, takipçisi olacağını duyurdu. Gereği yapılana dek peşini bırakmayacakmış.

Bakan, Hekim-SEN’in ‘doktorlara silah ruhsatı verilsin’ önerisine ise karşı. “Hastayla hekim nasıl hasım gibi gösterilebilir” diye.

Doktorları silahlandırmak çare değil. Doğru ama yetmez.

Öyleyse doktorlara saldıranların silahsızlandırılmasını da istemeli Sağlık Bakanı. Silaha ulaşmalarının zorlaştırılmasını da.

Hala yetmez...

Bakan Koca, hastaları doktorlara karşı kışkırtan, doktorları halk düşmanıymış gibi kötüleyen kampanyalardan bahsediyordu. Ve eski olayların, bu amaçla yeni yaşanmışçasına servis edildiğinden...

Demek ki, iktidar mecralarında dönen kirli propagandadan haberdar. Fakat bu tür fişlemeleri dikkate almamayı öneriyor.

Halkı doktorlara düşman eden, sözde halkçı medya.

Bu nefret suçları görmezden gelinirse...

Tabipler Birliği’ni, terör yanlısı ve milli güvenlik sorunu olarak lanse eden gazetelerin elinden, kin ve düşmanlığa tahrik silahı alınmazsa...

Doktorlar nasıl güvende olacak?

İmam hatipli Dr. Ekrem Karakaya’nın öldürülmesine tepki olarak, meslektaşları ayağa kalkmıştı. “İçkilerine laf ettirmeyen doktor arkadaşlar, masum hastaları mağdur ederek şiddeti protesto etmeye karar vermişler” diye bile hedefleştirildiler.

Açık nefret söylemiydi. Instagram’ında fütursuzca işleyen kişi ise Cumhurbaşkanlığı danışmanı Mariam Kavakçı.

Uyarılmayacak mı?

Halkçı geçinmek adına, siyasi istismar için onu camiye sokan, minbere çıkaran iktidar takımının elinden nefret ve düşmanlaştırma silahı alınmayacaksa...

Doktorları niye silahsız, savunmasız bırakıyorsunuz?

Vatan haini, din ve devlet düşmanı diye hedefleştirilenleri, başka nasıl koruyacaksınız?

'YARGIMIZ BAĞIMSIZ' DA DİYEMEYİZ

Kendileri AİHM’de hak arayanlar, AİHM kararlarının bağlayıcı olduğunu Anayasa’ya yazdıranlar, kendinden olmayanların hakkına gelince AİHM’i tanımıyor.

Osman Kavala’nın haksız tutuklandığına ve tahliyesine karar verilmişti. Uygulamamak için, 3 yıldır AİHM’le köşe kapmaca oynanıyordu.

Menderes’le başlayan, Özal’la ilerleyen, Erdoğan’la iç hukukun üstüne çıkan AİHM’le ilişkimiz ve Avrupa Konseyi üyeliğimiz, bu yüzden şimdi tehlikede.

Avrupa Konseyi, kendi Anayasa’mızın mutlak emrine rağmen AİHM kararlarına uymadığımız için yaptırım süreci başlatmıştı.

Son görüşü sorulan AİHM, Kavala davasında Türkiye’nin art niyetle yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdi.

20 yıl önce polis, baskınla sahiplerini gözaltına aldığında Yeni Şafak, dünyaya rezil olduğumuzu söylüyordu. AB’den, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesi’nden, AİHM’den medet umuyordu. Dün, “AİHM insanlığın yüz karası” diye manşet atmaya yüzü tuttu.

Ukrayna saldırısından dolayı Rusya’nın üyeliği askıya alınırken, Avrupa Konseyi’nde çekimser kalmıştık. Bakan Çavuşoğlu, “Rus vatandaşlarının AİHM’de hak arama hakkından mahrum kalmaması için” diye gerekçelendirmişti.

Oysa Kavala’nın haklarının ihlal edildiği, tutuklanmasının hukuki değil siyasi olduğu kararı, Dışişleri’ni hayal kırıklığına uğratmış. Şöyle diyebildi sözcüsü:

“AİHM bu kararla beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olmuştur.”

İktidar, beğenmediği kararları allem kallem tanımayacaksa, vatandaşların AİHM’e başvurabilmesinin alemi ne? Uyacağımızı taahhüt etmiş, Anayasa’yla güvence vermişken hem de.

Rus vatandaşları için istediğini, kendi vatandaşına istemiyor demek iktidar. Ne uğrunaysa, Avrupa Konseyi’nden dışlanıp AİHM’den kopmamızı da göze alıyor.

Rahip Brunson, Deniz Yücel, Kaşıkçı davası ve dünyanın diline düşmüş diğer örneklerden sonra...’Yargımız bağımsız, iktidar ne yapsın’ da diyemeyiz artık.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (69)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.