Uğurcan Çakır

Veysel Taşkın

Bir sezon önce yani 2021-22 sezon sonu Trabzonspor şampiyon olduğunda, istisnasız tüm Türkiye oyuncu bazında aslan payını kaleci Uğurcan’a veriyordu. “Uğurcan olmasa idi Trabzonspor şampiyon olamazdı” diyen kişi sayısı hiç de az değildi.

Aynı Uğurcan, A Milli Takımın da değişmez kalecisi durumundaydı.

Gerçekten de Uğurcan Çakır, ta Şenol Güneş’ten beri “arkasına bakmadan oynamaya hasret” bordo-mavililere adeta cansuyu olmuş “kale emin ellerde “ düşüncesi tüm camianın belleğine yerleşmişti.

ÇÖKÜŞÜN BAŞLANGICI

Ta ki geçen sezona kadar.
Geçen sezon başında Trabzonspor, 28 milyon euro bütçe ile birinci olan takımına nerede ise bir o kadar daha ilave etmesine rağmen bu kez 50 milyon euroluk bütçesi ile altıncı olurken, aynı sezon hem Şampiyonlar Ligi hem Avrupa Ligi ve hem de Konferans liginden eleniyor, Türkiye Kupası ve Avrupa Kupaları hedeflerinin hiçbirini tutturamıyordu.

İdari anlamda bir önceki başkanın, aslında “ekonomik gerekçelerle olağanüstü görev almış olmasına rağmen” şampiyonluğun arkasına sakladığı “büyük ekonomik enkazın” hâlâ daha kulübün en önemli sorunu olduğuna bu yazıda değinmeyeceğiz.

Ancak bu akıl almaz çöküşe, çöküşün izlenme merkezi olan saha içinde kusursuz bir paralellik ile eşlik eden birisi vardı; kaptan ve kaleci Uğurcan.

Bir önceki şampiyonluk sezonunda hayranlık uyandıran, özellikle derbi maçlardaki performansı parmak ısırtan ve adı büyük Avrupa klüpleri ile anılmaya başlayan Uğurcan, geçen sezon 54 tanesi süper lig olmak üzere (Avrupa Kupaları maçları da ilave edilince) 70 e yakın gol yiyordu.

Tıpkı Trabzonspor gibi Uğurcan’ın düşüşü de bir türlü durdurulamıyordu.

Trabzonspor’un büyük ekonomik zorluklara rağmen bu sezon oluşturduğu kadroda da Uğurcan Çakır, şampiyonluk sezonu değil de geçen sezonki istikrarını sürdürmekte.

Ligde geride kalan 6 maçta 9 gol yiyen Uğurcan, maç başına yediği 1,5 gol ortalaması ile lig sonuncusu Samsunspor’dan sadece 2 gol eksik olarak, aynı zamanda ligin de en çok gol yiyen 5. kalecisi konumunda.

HATAYSPOR MAÇI DRAMI

Transferlerini geç yapan ve ligde ilk 3 maçın 2 sini kaybederek sezona oldukça karamsar bir başlangıç yapan Trabzonspor,
arka arkaya farklı kazandığı Kasımpaşa ve özellikle Beşiktaş maçı sonrası yeniden ümitlenmiş ve Hatay deplasmanına da bu ümitlerle gitmişti.

Bu maçı, teknik direktörünün her Trabzonspor maçında olduğu gibi extra motivasyonu ile hedef maç haline getiren Hatayspor’un agresif oyununa ve geçen hafta gösterdiği Beşiktaş maçının gerisinde bir performans göstermesine rağmen 72. dakikaya kadar 2-0 önde götüren Trabzonspor,
bu dakikada “kaleci ve kaptanı Uğurcan’ın, tam üstüne gelen ve eğer hareket etmemiş olsa dahi vücuduna çarpıp geri dönecek ve o dakiya kadar Hatayspor’un kaleyi bulan ilk isabetli şutunda, topu adeta Trabzonspor kalesine tokatlıyordu.

Bu golle, kalan 18 dakikada Trabzonspor’a tam 3 gol atması gereken Hatayspor adeta galeyana gelip maça var gücü ile asılmaya başlarken, 3 puana bu kadar yakın olan Trabzonsporlu oyuncuların konsantrasyonu resmen bozuluyor ve bütün insiyatif ev sahibi Hatayspor’a geçiyor ve mucizevi bir performansla Trabzonspor’a 3 gol atmayı başarıyordu.

Tabi bize göre Trabzonspor ya da daha doğru ifade ile Uğurcan 3 gol yiyordu.

Çünkü ev sahibi Hatayspor’un tüm motivasyon ve agresifliğine rağmen sadece 3 şutu kaleyi buluyordu ve bu 3 şutun üçü de gol oluyordu.


Trabzonspor kaptan ve kalecisi,2-0 önde olduğu ve rakibin hakemin de göz yumduğu sertlikle agresif bir oyun sergilediği maçta, kalesini bulan ilk topu kendi kalesine tokatlayıp, belki de derece ile bitebilecek ve hatta muhtemel bir yıkımın olağanüstü kısa sürede onarımı ile çıkılmış bir sezonu 18 dakikada yeniden karamsarlığa eviriyordu.

Bazen atılan bir gol bir takımın kaderini değiştirdiği gibi, bazen yenilen bir golde bir takımın kaderini alt üst edebilir.

Çoktur tarihte böyle goller.
Eğer Trabzonspor, bu hafta oynayacağı Pendikspor maçı ile ikinci bir “olağanüstü toparlanmayı başaramaz ise” 72. dakikada Uğurcan’ın yediği gol de , hafızalarda bu nevi goller arasında yerini alacaktır muhtemelen.

Bu arada , başta Trezeguet gibi bir oyuncuyu en azından üzerine gelen Hatay’a karşı yanında unutan, Bardi’ye 90 dakika tahammül eden ve bu maça özel başka hatalar da yapan Nenad Bjelica’yı daha sonra ayrıntılı olarak irdeleyeceğimizi not düşelim.

UĞURCAN’A AĞABEY VE DOST TAVSİYELERİ

Atalarımız” dost acı söyler” derler. Etrafınızda size sürekli iltifat yağdıran insanlar varsa onlara çok dikkat etmelisiniz.

Dost, sizin iyiliğinizi istediği için size eksiğinizi ya da doğru zannettiğiniz halde aslında sizi felakete götürecek davranış ve hatalarınızı hatırlatandır.
Bu, özellikle bir kariyer ve servet sahibi isek bize zor gelir tabi.

Ancak başınıza bir iş geldiğinde, etrafınızda her gün size iltifatlar yağdıran asalakları değil de canınızı sıkan o dostları buluverirsiniz.

Uğurcan Çakır, konumunu yani kaderin ona biçtiği olağanüstü rolü yeniden hatırlamalı.

Eldivenlerini ,evde yüksekte duran kutsal kitabın hemen altına koyup uzun uzun düşünmeli; “bu gidişat nereye” diye.

Kaderin ve yeteneklerinin ona verdiği “Trabzonspor kaptanı” makamının ne demek olduğunu , 3 yaşındaki Kuzey’in 20 yaşına gelince “Trabzonspor’un şampiyon kaptanının oğlu” ünvanı ile nasıl gurur duyacağını uzun uzun düşünmeli.

Dünya tatlısı Kuzey, birgün büyüyecek ve babasının sadece bir milli kaleci değil aynı zamanda bir” Trabzonspor Kaptanı” olduğunu farkedecek ve “umarız ki” bununla ömür boyu gurur duyacaktır.

Şöyle diyecektir Kuzey;
“Babam Uğurcan kaptandı ve kaptanlığının gereği olarak çok adildi.

Öyle ki kötü oynadığı bir dönem eldivenlerini yedeklerinden birinin giymesini hocasına söylemişti ve bu şekilde takım arkadaşları olan yedek kalecilerin de büyük saygı ve takdirini kazanmıştı.

Tıpkı önceki kaptan M.Hamsik gibi, takımın ortasında dururdu ve takım içindeki guruplaşmalara mesafeli olurdu.

Kim ne kadar alıyor ve kim yabancı, kim Trabzonlu ayrımı yapmadan, kimin formasını maçlarda ve antrenmanlarda sırılsıklam ettiğine bakardı.
O da sonuçta bir emekçiydi ve emeği korurdu. Emeğin, alın terinin yerlisi yabancısı olmazdı.

Bir kaptan olarak teknik ekibin(her kimse) en büyük yardımcısı idi.

Takım içinde sorunu olan herkesle ilgilenir, kendinden yaşça büyüklere bile abilik yapardı.

Etrafındaki ismini bıkmadan, usanmadan transfer dedikodularına karıştıran ve bu sirkülasyondan medet uman asalaklara yüz vermez, mesafeli olurdu.

Evinde ailesi ile huzur içinde olur ve bunu da işine yansıtırdı.

Kafası rahat olduğu için işinde de her zaman en başarılı idi.

Özel hayatı ve işi bir Trabzonspor kaptanına yakışır biçimde oldukça disiplinliydi.

Sahada Trabzonspor’un adeta sahibi idi.
Bu nedenle sayısız şampiyonluk ve kupa kazandı.

Başka kulüplerde üç kuruş fazla alıp soru işareti olmaktansa ,tıpkı veliahtı olduğu Dozer Cemil gibi “ben Trabzonspor kaptanıyım, başka bir takımda başka bir kaptanın arkasında sahaya çıkmam” derdi.

Babamın adını şu filanca tesislere boşuna vermediler” diye ekleyecektir sonrasında da Kuzey Çakır.

Uğurcan Çakır, bir kısmı etrafında öbekleşmiş, hayatın anlamını anlamakta çok ciddi sorun yaşayan çevrenin kurbanı olmayacaktır diye umut etmek, milyonlarca Trabzonsporlunun hakkı aynı zamanda.

Çünkü bordo-mavili çocukların hâlâ daha sevgilisi Uğurcan.

Eskisi gibi kırılma anlarında, mermi gibi gelen topu içerisi yerine ya uzaklara atacak ya da kucağında eritecekti.

Birçok çocuğa Uğurcan ismi verilmeye devam edecekti.

Hatay maçını ekranlardan izleyen ve maç sonu gözyaşlarını anne babalarından saklamaya çalışan milyonlarca bordo-mavili çocuk, yeniden okuldaki beden eğitimi derslerine Uğurcan Çakır forması ile gidecekti.

Birisi Uğurcan’a söylemeliydi; Uğurcan’ın kendi kendini imha etmeye hakkı yoktu, çünkü Uğurcanlar kolay yetişmiyordu.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.