Daniel Bax: Alman medyası Gazze için susarak 4. güç vasfını kaybediyor

Daniel Bax: Alman medyası Gazze için susarak 4. güç vasfını kaybediyor

Daniel Bax, TAZ'da yayınlanan bir köşe yazısında, Alman medyası ve politikacılarını Gazze'deki trajediye sessiz kalmakla suçladı. Bax, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşa ilişkin Alman siyasetçilerin net sözler sarf ettiğine, ancak İsrail'in Gazze'deki savaş yöntemleri söz konusu olduğunda aynı keskin tutumu sergilemediklerine dikkat çekti. Bax, en ağır eleştirilerden birini de Alman medyasına yaparak, bu suskunlukla 4. güç vasfını kaybettiği yorumunda bulundu.

Daniel Bax'ın Die Tageszeitung (TAZ) gazetesinde yayınlanan "Gürültülü bir Sessizlik" başlıklı makalesinde, Alman medyası ve politikacıları, Gazze'deki trajedilere sessiz kalmakla suçlanıyor. Makale, Alman siyasetçilerin Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşa ilişkin net bir tutum sergilediklerini, ancak İsrail'in Gazze'deki savaş yöntemleri karşısında aynı keskin tutumu göstermediklerini eleştiriyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz'un BM'de insan haklarına saygı ve savunma vurgusu yapmasına rağmen, Gazze'deki duruma hiç değinmemesini eleştiriyor.

'İSRAİL SAVAŞ SUÇU İŞLİYOR'

Yazı, Gazze'de yaşanan insan hakları ihlallerine ve insani krize dikkat çekiyor. Gazze'deki 2,3 milyon insanın büyük bir kısmının yerinden edildiğini, BM'nin bir milyondan fazla insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunduğunu belirtiyor. Ayrıca, İsrail'in sivil altyapıya yönelik saldırılarının ve açlığı silah olarak kullanmasının savaş suçu olduğunu ifade ediyor.

p.jpeg

'ALMAN MEDYASI 4. GÜÇ OLMA VASFINI YİTİRDİ'

Bax, Alman medyasının bu konudaki sessizliğini ve Gazze'deki duruma yeterince dikkat çekmemesini eleştiriyor. Alman gazetecilerin, İsrail'in soykırıma varan eylemlerine sessiz kalan devlet politikalarını sorgulamaktan ziyade, muhalifleri kınamakla meşgul olduğunu ve dördüncü güç olma sıfatını kaybettiklerini iddia ediyor.

Makalede, İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğuna ve bu durumun İsrail'in işgal rejimi altındaki Filistinlilere farklı bir hukuk sistemi uyguladığına dikkat çekiliyor. İnsan hakları örgütlerinin İsrail'deki "apartheid" sistemine işaret ettiği belirtiliyor.

uu.jpegDaniel Bax

'İNSANIN İÇİNİ PARÇALAYAN BİR İDDİANAME'

Yazıda ayrıca, Güney Afrika'nın İsrail'i Uluslararası Adalet Divanı'nda "soykırım" nedeniyle dava etme hamlesinin, dünyanın diğer bölgelerinin İsrail'in savaş yönetimi hakkında ne kadar farklı düşündüğünü gösterdiği ifade ediliyor. Yazısında Güney Afrika'nın 84 sayfalık iddianamesini hatırlatan Bax, "Gazze Şeridi'ndeki kitlesel yıkımın ve çok sayıda ölümün kasıtlı bir stratejinin sonucu olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Doğrusu, insanın içini parçalayan bir metin." yorumunda bulunuyor. Almanya'nın BM Genel Kurulu'nda Gazze'de acil insani ateşkes yapılması yönünde oy kullanmaması eleştiriliyor.

gghi.jpeg

'DÜNYA ALMANLARIN GÜRÜLTÜLÜ SESSİZLİĞİNİ DUYUYOR'

Almanların tarihlerinden ders aldıklarına inanmak istediklerini hatırlatan Bax, "Oysa dünyanın geri kalanı onların gürültülü sessizliğini duyuyor ve bilinçli olarak başka tarafa baktıklarını görüyor." değerlendirmesinde bulunuyor.

Bax, Alman hükümetinin Gazze'deki duruma karşı sessiz kalmasının ve suç ortağı olmasının, insan hakları konusundaki inandırıcılığını zayıflattığını ve kurallara dayalı dünya düzeni yaratma çabalarını baltaladığını iddia ediyor. Makale, Alman politikacılarının insan hakları konusundaki sözlerinin artık ciddiye alınmadığını ve bu durumun ölümcül sonuçlara yol açabileceğini vurguluyor.

İşte Daniel Bax'ın 'Gürültülü sessizlik’ başlıklı yazısının tamamı:

Alman siyasetçiler Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşa ilişkin net sözler bulmuştu. Olaf Scholz, 2022 sonbaharında New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, Almanya'nın "insan haklarına her yerde ve her zaman saygı duyma ve savunma görevi" olduğunu açıklamış ve ülkesinin Uluslararası Ceza Mahkemesini ve BM İnsan Hakları Konseyini "tüm gücüyle" destekleyeceğinin sözünü vermişti. Şansölye başka bir yerde de, açlığın bir daha asla silah olarak kullanılmaması gerektiğini söylemişti.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Ekim 2022'de Strazburg'daki Avrupa Parlamentosu öncesinde "Erkeklerin, kadınların ve çocukların su, elektrik ve ısınmadan mahrum bırakılmasını amaçlayan sivil altyapıya yönelik hedefli saldırılar apaçık terör eylemidir" demiş ve bunların „savaş suçu“ olduğunu beyan etmişti. Dışişleri Bakanı Baerbock da Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Konseyi öncesinde bu savaşta mağdur olan çocuklarla ilgili olarak şunları söylemişti: “Onların isimlerini duyurmalı ve haklarını savunmalıyız. Faillerin isimlerini de ilan etmemiz lazım."

Ne var ki, iş İsrail'in Gazze'deki savaşı yürütme biçimine gelince, Alman politikacılar üç aydır söyleyecek söz bulamıyorlar. Rusya'ya karşı bir terör saldırısı olmaması ve Ukrayna‘nın egemen bir devlet olması gibi tüm farklılıklara rağmen, Gazze'de sivil halk toplu olarak cezalandırılıyor ve sivil altyapı yok ediliyor, orantısız sayıda çocuk öldürülüyor ve açlık silah olarak kullanılıyor. Bunların hepsi savaş suçu. Ancak, Alman siyaseti bunlar karşısında suskun. Almanya bunu yapmakla kendi değerlerine ihanet ediyor, kendisini güvenilmez hale getiriyor ve dünyanın geri kalanına yabancılaşıyor.

'DÜNYADA EN AÇ 5 KİŞİDEN 4'Ü GAZZE'DE YAŞIYOR'

Scholz, yılbaşı konuşmasında çok dramatik olmasına rağmen Gazze'deki duruma tek kelimeyle olsun değinmedi. Gazze Şeridi'ndeki 2,3 milyon insanın yüzde 85'i son üç ay içinde kendi yerleşim bölgeleri içinde yerlerinden edildi ve güneyde koruma arıyor; bunların yarısı reşit bile değil. BM, bir milyondan fazla insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıyor.

BM Genel Sekreteri António Guterres, Noel'den kısa bir süre önce sosyal medya platformu X’te dünyadaki en aç beş kişiden dördünün Gazze'de yaşadığını yazdı. Küresel sağlık analisti ve Guardian köşe yazarı Devi Sridhar, Gazze halkının dörtte birinin yiyecek, temiz su ve tıbbi bakım eksikliği nedeniyle bir yıl içinde açlık ve hastalıktan ölebileceği konusunda uyarıyor. İnsan hakları örgütleri Oxfam ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail'i açlığı bir savaş silahı olarak kullanmakla suçluyor.

'TARİHTEKİ EN BÜYÜK GAZETECİ KATLİAMI'

Filistin resmi rakamlarına göre şimdiden 22 bindden fazla insan İsrail bombalarının kurbanı oldu ve bunların üçte ikisinden fazlasının kadın ve çocuk olduğu söyleniyor. Gerçek sayının daha yüksek olması muhtemel, çünkü enkazların altında daha binlerce kişi gömülü olabilir. Bazıları ağır olmak üzere on binlerce kişi yaralı durumda ve yalnızca bin çocuğun bir veya iki bacağını kaybettiği söyleniyor. Dünya Sağlık Örgütüne göre Gazze Şeridi'ndeki 36 hastaneden en fazla 13'ü hizmet verebilir durumda, kuzeyde ise hiç bir hastane kalmadı.

Çok sayıda kurban arasında rekor sayıda doktor, gazeteci, BM çalışanının yanı sıra aydınlar ve sanatçılar da yer alıyor. Adli Mimarlık (Forensic Architecture) araştırma ekibi İsrail'i Gazze'deki tıbbi altyapıya karşı sistematik bir saldırı yürütmekle suçluyor. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), "bu kadar kısa bir süre içinde modern bir savaş veya çatışmada öldürülen en fazla sayıda gazeteciden" söz ediyor. New York'taki Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), "İsrail ordusunun gazetecilere ve ailelerine yönelik bariz bir saldırı sistematiğinden özellikle endişe duyduğunu" dile getirdi.

'AMERİKAN MEDYASINDAKİ ELEŞTİRİLERİ ALMAN MEDYASINDA BULAMAZSINIZ'

Amerikan ajansı Associated Press (AP), İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın yakın tarihteki en ölümcül ve en yıkıcı savaşlardan biri olduğunu bildirdi. Buna göre, üç aydan kısa bir süre içinde İsrail ordusu, 2012 ile 2016 arasındaki dört yıl içinde Suriye'nin Halep kentindeki Esad ordusundan, Ukrayna'nın Mariupol kentindeki Rusya ordusundan veya Musul ve Rakka’da IŞİD'e karşı yürütülen üç yıllık harekâtında ABD liderliğindeki koalisyondan daha fazla yıkıma neden oldu.

AP bu bilgiyi, savaş hasarının haritalanması alanında tanınmış ve bu amaçla uydu verilerini değerlendiren iki uzman bilim insanı Corey Scher ve Jamon Van Den Hoek'in çalışmalarına dayandırıyor. ABD'li yayın kuruluşu CNN, İsrail ordusunun Gazze'ye attığı bombaların neredeyse yarısının "aptal" olarak adlandırılan, pek çok sivilin ölümüne yol açan, hedefi belli olmayan bombalar olduğunu bildirdi. New York Times, İsrail ordusunun bu "aptal" 2000 poundluk bombalardan bazılarını, mülteci kampları da dahil olmak üzere daha önce siviller için sözde güvenli bölge ilan ettiği bölgelere attığını bildirdi.

Önde gelen Alman medyasında bu tür araştırmaları bulamazsınız. Almanya’daki gazeteciler Gazze'deki savaştan çok Greta ve Masha Gessen'e öfkelenmekle meşgul. Çünkü Almanya’da pek çok gazeteci kendisini öncelikle devlet aklının muhafızı olarak görüyor. Almanya'nın İsrail'le ittifakını sorgulamaktan ziyade muhalifleri kınamakla ilgileniyorlar. Okuyucularını bilgilendirmek yerine misyon icra ediyorlar. Dördüncü güç olma sıfatını çoktan kaybettiler. Almanya'daki pek çok insanın şu anda Gazze'de olup bitenlerden bu yüzden haberi yok. Ya da zaten bilmek istemiyorlar. Çünkü kendi kendilerine güzelleme yapmaya alışıklar.

'NETANYAHU NEDEN TOPTAN YOK EDİLEN AMALİKA HALKINA ATIF YAPIYOR?'

Eğer savaşın amacı Hamas'ı ve gerçekten sadece Hamas'ı ezmekse, İsrail ordusu neden kuzey Gazze'yi neredeyse yaşanmaz hale getirdi? Neden devlet başkanı dahil olmak üzere İsrailli politikacılar Gazze'de teröristlerle sivilleri ayırmanın mümkün olmadığından dem vuruyorlar? Neden bazı bakanlar açıkça Filistinlilerin Gazze'den sürülmesinden ve orada Yahudi yerleşimlerinin yeniden inşa edilmesinden bahsediyor? Neden İsrail başbakanı Hamas'a karşı mücadelede Beni İsrail’e defalarca savaş açan ve ceza olarak da toptan yok edilen İncil'deki Amalika halkı anlatısına atıfta bulunuyor?

Bu soruları siyaset ve medya da sorabilirdi. Ancak, Almanya'da insanlar hâlâ İsrail'in kendileriyle aynı değerleri paylaşan ve uluslararası hukuka bağlı bir devlet olduğu fikri sabitinde ısrar ediyor. İsrail'in belgelenmiş, ama hiçbir zaman cezalandırılmamış savaş suçlarıyla dolu uzun bir geçmişi var ve işgal rejimi altında yaşayan Filistinliler, İsrail vatandaşlarından farklı bir yasaya, yani askeri hukuka tabi. Bu nedenle, insan hakları çevreleri (yalnızca Uluslararası Af Örgütü değil, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve İsrailli B'Tselem Örgütü de) İsrail’de “apartheid” sistemi bulunduğunden bahsediyor.

'TARİH BUNUN İÇİN SİZİ AFFETMEYECEK'

Güney Afrika'nın İsrail’i Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nda "soykırım" nedeniyle dava etme hamlesiyle, dünyanın diğer bölgelerinin İsrail'in savaş yönetimi hakkında ne kadar farklı düşündüğü ortaya çıkıyor. Brezilya, Kolombiya, Bolivya, Cezayir ve diğer bazı ülkelerin hükümetleri de İsrail'i soykırımla suçluyor. Güney Afrika'nın 84 sayfalık iddianamesi, Gazze Şeridi'ndeki kitlesel yıkımın ve çok sayıda ölümün kasıtlı bir stratejinin sonucu olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Doğrusu, insanın içini parçalayan bir metin.

Güney Afrika açısından bakıldığında, BM yargıçlarının hızlandırılmış bir prosedürle artık Filistinlilere yönelik şiddete son verilmesi yönünde bir talimat vermesi gerekiyor. Dünyadaki beş ülkeden dördü Kasım ayında BM Genel Kurulu'nda Gazze'de acil insani ateşkes yapılması yönünde oy kullandı. Almanya, aleyhte oy kullanan veya çekimser kalan birkaç ülkeden biriydi. Avrupa devletleri farklı yönlerde oy kullandı; Avusturya ve Çek Cumhuriyeti, İsrail ve ABD'den yana; Fransa, İspanya ve Belçika ateşkesten yana. Almanya ise çekimser kaldı. Ortak bir Avrupa dış politikası harabeye dönmüş durumda. Lüksemburg'un eski dışişleri bakanı Jean Asselborn bir ay önce şu uyarıda bulunmuştu: "Tarih bunun için bizi affetmeyecek."

'BİDEN İSRAİL'İ ELEŞTİRİRKEN ALMANYA SESSİZ'

Avukatlar ve tarihçiler muhtemelen bunun hukuki anlamda soykırım teşkil edip etmediğine daha sonra geriye dönük olarak karar vereceklerdir. Ancak, şimdiden aşikar olan şey, Gazze savaşında sadece Hamas tarafından gerçekleştirilen 7 Ekim katliamı ve mütemadi roket saldırılarının değil, aynı zamanda İsrail ordusunun gerçekleştirdiği toplu cezalandırma ve Gazze'deki sivil nüfusu sürekli bombalamanın da büyük savaş suçları olduğudur. İsrail'i bu felaket gidişattan yalnızca müttefiki olan ülkeler vazgeçirebilir. ABD Başkanı Joe Biden bile İsrail hükümetini "ayrım gözetmeyen bombalama" yoluyla kendisini izole etmemesi konusunda uyardı. Ancak Alman hükümeti sessiz kalmaya ve böylece suç ortağı olmaya devam ediyor.

Almanlar tarihlerinden ders aldıklarına inanmak istiyorlar. Oysa dünyanın geri kalanı onların gürültülü sessizliğini duyuyor ve bilinçli olarak başka tarafa baktıklarını görüyor. Artık insan hakları konusunda konuşan Alman politikacıları kimse ciddiye almıyor. Bunun ise ölümcül sonuçları var. Bu, kurallara dayalı bir dünya düzeni yaratma çabalarını baltalıyor ve böylece diğer devletleri de daha güçlü olanın hukukunu savunmaya teşvik ediyor.

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar
YORUMLAR (7)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
7 Yorum
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN