Gazze’de çocuk, kadın demeden 70 binin üzerinde masumu katleden ve 2 milyona yakın insanı yerinden eden İsrail ordusu “insansızlaştırma, kitlesel yıkım ve tampon bölge” stratejisini Lübnan’da da sürdürüyor. ABD-İran mutabakatına ve kırılgan ateşkese rağmen, İsrail Güney Lübnan’da 2 Mart’ta başlattığı yoğun işgaline tıpkı Gazze örneğinde olduğu gibi ‘imha ve ilhak’ stratejisiyle devam ediyor. Gazze’nin kalıcı güvenliğini sağlama bahanesiyle haritadan silinmesi gibi, dün de Lübnan’ın Sur kentinin Mecdel Zun, Mansuri ve Bint Cubeyl ilçelerinde evler içindekilerle birlikte havaya uçuruldu.
“TAM GÜVENLİK” BAHANELİ İMHA VE İLHAK
İnsansız bir tampon bölge oluşturmayı hedefleyen soykırımcı bombardıman sonrası canını kurtaranların bölgeyi terk etmesiyle birlikte nihai amacına adım adım yaklaşıyor. Güney’de yerinden edilenlerin sayısı şimdiden 1 milyonu aşmış durumda. 4 bin 322 de can kaybı var. ABD arabuluculuğunda 17 Mayıs’ta 45 gün uzatılan ateşkes ve 14 Haziran’da Pakistan aracılığıyla duyurulan 14 maddelik ABD-İran mutabakatı da İsrail’i durdurmadı. ABD’nin İsrail yanlısı Büyükelçisi Huckabee de tıpkı Gazze’de olduğu gibi “tam güvenlik sağlanmadan çekilme” olmayacağını savundu.

SOYKIRIMCIDAN FARKLI YERDE AYNI STRATEJİ: GAZZE’DEN SONRA SIRA LÜBNAN’DA
İsrail, Gazze’de uyguladığı acımasız yıkım ve insansızlaştırma stratejisini Lübnan’a taşıdı. Uluslararası anlaşmalara ve ateşkese rağmen Güney Lübnan’da evler havaya uçuruluyor. Tıpkı Gazze’deki gibi tampon bölge yaratmak için siviller yerinden edilirken, “İkinci Gazze” senaryosu adım adım işliyor.
İsrail ordusunun Gazze’de aylarca uyguladığı “insansızlaştırma, kitlesel yıkım ve tampon bölge” stratejisi artık yeni bir coğrafyada, tam anlamıyla kopyalanarak uygulanıyor. ABD-İran mutabakatına ve defalarca uzatılan ateşkese rağmen, İsrail birlikleri Güney Lübnan’ı sistematik bir şekilde patlayıcılarla haritadan siliyor. 2 Mart’ta başlayan yoğun işgal harekatının bilançosu, uluslararası toplumun gözleri önünde “İkinci Gazze” felaketinin nasıl adım adım inşa edildiğini en acı şekliyle kanıtlıyor. Gazze ile Lübnan arasındaki paralellikler artık sadece askeri birer tesadüf değil, planlı bir işgal doktrininin sonucu. Tıpkı Gazze şeridinde sınır boyundaki mahallelerin kalıcı güvenliği sağlama bahanesiyle tamamen havaya uçurulması gibi, bugün de Sur kentine bağlı Mecdel Zun, Mansuri ve Bint Cubeyl beldelerinde evler içindekilerle birlikte veya planlı patlayıcılarla yok ediliyor. Ana hedef ise sınırda yaşamın tamamen imkansız kılındığı, insansız, ölü bir tampon bölge yaratmak. Gazze’de 2 milyona yakın insan yerinden edilirken, Lübnan hükümetinin verilerine göre güneyde yerinden edilenlerin sayısı şimdiden 1 milyonu aşmış durumda. Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı 4 bin 322 can kaybı, doğrudan sivil altyapıyı ve yaşam alanlarını hedef alan bu acımasız taktiğin yıkıcı boyutunu gözler önüne seriyor. Sahadaki bu acımasız yıkıma tezat olarak, diplomatik arenada Gazze’den çok iyi bildiğimiz oyalama taktikleri devreye sokuluyor. ABD arabuluculuğunda 17 Mayıs’ta 45 gün uzatılan ateşkes ve 14 Haziran’da Pakistan aracılığıyla duyurulan 14 maddelik tarihi ABD-İran mutabakatı, İsrail’in buldozerlerini ve patlayıcılarını durdurmaya yetmedi. ABD’nin İsrail yanlısı Büyükelçisi Mike Huckabee’nin açıklamaları, Gazze işgalinde yıllarca duyulan bahanelerin birebir yankısı niteliğinde. İsrail’in Lübnan’da “kalıcı olma niyeti taşımadığını” savunan Huckabee, tıpkı Gazze’de olduğu gibi “tam güvenlik sağlanmadan çekilme” olmayacağını savunuyor. Krizin çözümü için Lübnan ordusunun güneyde kontrolü almasını şart koşan, Suriye’nin müdahalesine kesinlikle karşı çıkan ABD-İsrail ekseni, sahada fiili ilhak ve yıkımı sürdürüyor.
Bu arada Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un 17 Temmuz’daki Fransa-Almanya Bakanlar Konseyi öncesi sarf ettiği “Lübnan’a yönelik ortak politika oluşturma” ve meseleyi “savaş alanında değil müzakere masasında çözme” umutları, Sur kentindeki makineli tüfek sesleri ve havaya uçurulan sivil binaların gürültüsü arasında kaybolup gidiyor. Uzmanlara göre İsrail, Washington’daki 5. tur müzakerelerinde veya bölgesel mutabakatlarda ateşkes oyununu sürdürürken, sahada demografik ve coğrafi bir mühendislik yürütüyor. Binaların tonlarca patlayıcıyla çökertilmesi, devasa sivil göçleri, uluslararası hukukun hiçe sayılması ve bitmeyen “tam güvenlik” bahaneleri, Lübnan’ın güneyinin hızla Gazzeleştirildiğinin tartışmasız kanıtı olarak değerlendiriliyor.
