ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı operasyonun en trajik safhası olan Minab Okul Saldırısı’na ilişkin Middle East Eye (MEE) tarafından yayımlanan rapor, uluslararası kamuoyunda "savaş suçu" tartışmalarını alevlendirdi. Toplamda 179 kişinin (165 öğrenci, 14 öğretmen) hayatını kaybettiği olayda, saldırının sistematik bir "çifte vuruş" (double-tap) stratejisiyle gerçekleştirildiği iddia ediliyor.
"İLK BOMBADAN SAĞ KURTULMUŞLARDI"
Kızılay bünyesinde görev yapan bir sağlık memurunun anlatımları, okul yönetiminin çocukları korumak için gösterdiği çabanın nasıl bir felakete dönüştüğünü ortaya koydu:
"İlk bomba düştüğünde okul yönetimi soğukkanlılığını koruyarak öğrencileri en güvenli bölge olarak görülen ibadethaneye tahliye etti. Okul müdürü hemen velileri arayarak çocuklarını güvenle teslim almalarını istedi. Ancak ikinci füze, tam da bu sığınma alanını vurdu. Oraya sığınanların çok azı hayatta kalabildi."
BİR BABANIN FERYADI: "ONU SADECE ÇANTASINDAN TANIYABİLDİM"
Saldırıda kızını kaybeden Rohollah isimli acılı baba, yaşadığı dehşet dolu anları şu sözlerle aktardı: "İlk saldırıdan sonra okuldan arandım; kızımın sağ olduğu ve ibadethaneye götürülerek korumaya alındığı söylendi. Onu almak için okula vardığımda ise her yer ateşler içindeydi. Küçük kızım tamamen yanmıştı. Onu teşhis edebildiğim tek şey, hala sımsıkı tuttuğu okul çantasıydı."
SESSİZLİK VE ULUSLARARASI HUKUK
Haberde, saldırının faili olarak işaret edilen ABD ve İsrail makamlarının, konuyla ilgili gelen yorum taleplerini yanıtsız bıraktığı vurgulandı.
Askeri uzmanlar, "çifte vuruş" taktiğinin (ilk patlamadan sonra olay yerine gelen yardım ekiplerini veya sığınan sivilleri hedef alan ikinci saldırı) uluslararası insancıl hukuk uyarınca ağır bir ihlal teşkil ettiğine dikkat çekiyor. Minab’daki sivil kaybının büyüklüğü, bölgedeki insani krizin ulaştığı dehşet verici boyutu bir kez daha tescilledi.
