Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İstanbul Finans Merkezi'nde gerçekleştirilen basın toplantısıyla yılın 3. Enflasyon Raporu sunumunu paylaştı. Karahan, bir önceki raporda yüzde 26 olarak belirlenen 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin 2 puanlık artışla yüzde 28'e yükseltildiğini bildirdi. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Karahan, küresel gelişmeler ve dezenflasyon sürecine ilişkin değerlendirmelerini aktardı.

KÜRESEL RİSKLER VE JEOPOLİTİK GELİŞMELER
Küresel görünüme ilişkin risklerin devam ettiğini belirten Karahan, Haziran ayında ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatın ardından jeopolitik risklerin gerilediğini ancak savaşın seyrine bağlı olarak risklerin her iki yönde de geçerliliğini koruduğunu söyledi. Savaşla birlikte yukarı yönlü revize edilen küresel enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerde kaldığını ve küresel enflasyon görünümündeki bozulmanın süreceğinin değerlendirildiğini ifade etti.
Karahan, dezenflasyon sürecinin seyrinde öne çıkan jeopolitik gelişmelerin Mayıs Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı bir seyir izlediğini ve küresel büyümenin 2026 yılında ivme kaybetmesinin beklendiğini ekledi.
İÇ PIYASA VE DEZENFLASYON SÜRECİ
İç piyasaya ilişkin verileri paylaşan Karahan, yılın ilk çeyreğinde büyümenin yavaşladığını, ikinci çeyrekte ise hizmet üretiminin yataya yakın seyrederken sanayi üretiminin artış gösterdiğini bildirdi. İşgücü piyasasında ikinci çeyrek itibarıyla manşet işsizlik oranının gerilediği, altın hariç perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin altında kaldığı kaydedildi.
İhracatın ikinci çeyrekte artış kaydettiğini ve cari açığın milli gelire oranının tarihsel ortalamaların altında seyrettiğini aktaran Karahan, arz yönlü baskıların hafiflemesine rağmen dezenflasyon sürecinde ivme kaybına yol açmaya devam ettiğini dile getirdi. Yönetilen ve yönlendirilen ürünlerdeki fiyat artışlarının TÜFE üzerinde seyretmesi nedeniyle bu ürünleri dışlayan F endeksinin manşet enflasyonun altında kaldığı; Temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde gerileme görülse de trend enflasyon göstergesinin görece yatay seyrettiği ifade edildi.
GIDA, ENERJİ VE HİZMET ENFLASYONU
Jeopolitik şokun ilk yansımalarının enerji ve petrokimya bağlantılı gruplarda görüldüğünü belirten Karahan, ikinci çeyrekte enerji ve temel mal grubu enflasyonunun güçlendiğini söyledi. Gıda üretimi görünümündeki iyileşmeye rağmen gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışmanın belirginleştiğine dikkat çekildi.
Temmuz ayında yükselen enerji fiyatlarının etkilerinin Ağustos ayına da sarktığına işaret eden Karahan, sıkı para politikasının tüketim talebinde yarattığı yavaşlamanın temel mal enflasyonundaki artışı sınırladığını vurguladı. Hizmet enflasyonunda ise kira ve eğitim hizmetleri öncülüğünde yavaşlamanın sürdüğü, akaryakıt fiyatlarına bağlı olarak ulaştırma ve haberleşme hizmetleri enflasyonunda güçlenme izlendiği bildirildi.
SIKI PARA POLİTİKASI VE REZERVLER
Sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla 1 hafta vadeli repo ihalesi açılmadığını ve piyasanın likidite ihtiyacının üst banttan yapılan gecelik fonlama ile karşılandığını açıklayan Karahan; TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati tedbirlerin sürdüğünü ifade etti.
2025'in son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesinin 2026 ikinci çeyreğinden itibaren belirgin şekilde yavaşladığını kaydeden Karahan, brüt rezervlerin 27 Mart'taki 155 milyar dolar seviyesinden 30 milyar dolar artış göstererek 12 Ağustos itibarıyla 185 milyar dolara yükseldiğini duyurdu.
ENFLASYON HEDEFLERİ
Gelecek dönem enflasyon beklentilerini açıklayan Karahan, enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15’e, 2028 yıl sonunda yüzde 9’a gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngördüklerini bildirdi. Fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah için ön koşul olduğunu belirten Karahan, ara hedeflerle uyumlu şekilde sıkı para politikasının kararlılıkla uygulanacağını belirtti.
Karahan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Haziran ayında ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik riskler geriledi. Ancak savaşın seyrine bağlı olarak küresel görünüme ilişkin riskler her iki yönde de geçerliliğini koruyor.
Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminleri yüksek seviyelerini korurken, küresel enflasyon görünümündeki bozulmanın devam edeceği değerlendiriliyor.
Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmeler, Mayıs Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı seyrini koruyor. Bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ediyoruz.
Küresel büyümenin 2026 yılında ivme kaybetmesi bekleniyor. Yılın ilk çeyreğinde büyümenin yavaşlamaya devam ettiğini görüyoruz. İkinci çeyrekte hizmet üretimi yataya yakın seyrederken sanayi üretimi arttı. İşgücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini görüyoruz. İkinci çeyrekte altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesi bir önceki çeyreğin altında gerçekleşti.
Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti. İkinci çeyrekte cari açık millî gelire oran olarak tarihsel ortalamaların altında bir seyir izledi.
Arz yönlü baskılar önceki Rapor dönemine kıyasla bir miktar hafiflese de, dezenflasyonda ivme kaybına neden olmaya devam etti.
Diğer taraftan, yönetilen/yönlendirilen ürünlerde fiyat artışlarının bir süredir TÜFE’nin üzerinde seyrettiğini görüyoruz. Dolayısıyla söz konusu ürünleri dışlayan F endeksi manşet enflasyonun altında seyrediyor. Temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde dağılım bazlı göstergeler öncülüğünde gerileme gördük. Bununla birlikte, tasarım gereği daha uzun vadeli eğilimleri yansıtan ve tek seferlik etkileri dışlayan trend enflasyon göstergesi görece yatay seyrediyor.
Bildiğiniz gibi, jeopolitik şokun enflasyondaki ilk yansımaları ağırlıklı olarak enerji ve petrokimya ile bağlantısı güçlü alt gruplar üzerinden gerçekleşti. Bu doğrultuda, enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izledik. Gıda üretimi görünümündeki genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti.
Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları temmuz ayında yeniden yükseldi. Öncü göstergeler, bu etkilerin ağustos ayına da sarktığına işaret ediyor. Sıkı para politikasının tüketim talebinde yol açtığı yavaşlama, temel mal enflasyonundaki artışı sınırlayan önemli bir faktör oldu.
Arz şoklarına rağmen, hizmet enflasyonundaki yavaşlama devam ediyor. Talebin zayıflaması bu görünüme katkıda bulunuyor. Hizmet enflasyonundaki yavaşlamada, özellikle kira ve eğitim hizmetlerinin rolü belirgin.
Akaryakıt fiyatlarındaki artışın etkileriyle ulaştırma hizmetlerinin ilk yedi aydaki fiyat artışları güçlü oldu. Ayrıca, son dönemde haberleşme hizmetleri enflasyonunda da bir güçlenme gözlüyoruz.
Son Rapor döneminden bu tarafa sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalesi açmadık. Piyasanın likidite ihtiyacını ise üst banttan yapılan gecelik fonlama işlemleri ile karşılamayı sürdürdük.
TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati tedbirleri sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz. Mevduat ve ticari kredi faiz oranlarının, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile uyumlu hareket ettiğini görüyoruz.
Sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu. 2025 yılı son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesi 2026 yılı ikinci çeyreğinden itibaren belirgin yavaşladı.
Jeopolitik belirsizliklerin risk göstergelerinde yol açabileceği bozulmayı kararlı ve proaktif politika duruşumuzla sınırlı tuttuk. 27 Mart’ta 155 milyar dolar olan brüt rezervler 30 milyar dolar artışla 12 Ağustos itibarıyla 185 milyar dolar seviyesine yükseldi.
2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15’e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.
Her fırsatta vurguladığım gibi; fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul. Bu nedenle, ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar, sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim.
