Balkanlar’da alarm zilleri

Balkanlar’da karanlık siyaset yeniden hortluyor. Bu ay Belgrad’da, Bosnalı Sırpların hâlâ onurlandırdığı hüküm giymiş savaş suçlusu Ratko Mladić için düzenlenen yarı resmî cenaze töreni, geçmişin travmalarını yeniden gündeme taşıdı ve milliyetçi gerilimleri körükledi. Sırbistan ile Bosna arasındaki diplomatik ilişkiler kötüleşirken, Sırbistan’ın zaten büyük ölçüde durmuş olan Avrupa Birliği üyelik sürecine ilişkin şüpheler de arttı.

Daha da kötüsü, Avrupa ile ABD geçmişte Bosna’daki kırılgan siyasi süreci destekleme konusunda büyük ölçüde aynı çizgideyken artık durum böyle değil. Önceki ABD başkanları aşırı müdahalecilikle suçlanabilirdi. Ancak Donald Trump yönetimi bölgenin hassas siyasi süreçlerine hiçbir ilgi göstermiyor. Yönetimin tek kaygısı dar ekonomik çıkarları ilerletmek ve bu da Bosna’daki Sırp milliyetçilerini tolere etmesine, hatta desteklemesine yol açıyor.

Örneğin Trump yönetimi, Hırvatistan kıyılarını Bosna’nın başkenti Saraybosna’ya bağlayacak bir doğal gaz boru hattına destek verdi. İlk bakışta böyle bir proje, bölgenin Rus gazına bağımlılığını azaltma potansiyeli nedeniyle mantıklı görünüyor. Ancak ihalelerin daha önce adı duyulmamış ve yöneticilerinin “Donald Trump ile kişisel bağlantıları” bulunan bir şirkete şüpheli biçimde verilmesi gündeme geldiğinde alarm zilleri çalmaya başlıyor.

Siyasi cephede de alarm zilleri çalıyor. Bosna ekim ayında seçimlere gidecek. Sonuca bağlı olarak, Sırp milliyetçisi sertlik yanlıları Hırvat milliyetçisi sertlik yanlılarıyla ittifak kurarak ülkenin yönetim yapısını değiştirmeye çalışabilir. Böyle bir hamle için zamanlama oldukça uygun çünkü ABD’nin buna açıkça göz yumacağı görülüyor. Ancak bu girişim başarılı olursa, Boşnak (Müslüman) toplumu kendisini tehdit altında hissedecek ve buna karşılık verecektir. Bu da ülkeyi ciddi biçimde istikrarsızlaştırabilecek bir kısır döngü riskini artıracaktır.

Üstelik Sırbistan da ekim ayında seçime gidecek. Yıllardır süren kitlesel öğrenci protestolarının ardından hükümet, tek çatı altında birleşen muhalefet partilerinden oluşan bir ittifakla karşı karşıya. Sonucun hâlâ büyük ölçüde belirsiz olduğu bir ortamda, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in popülist yönetiminin zafer ilan etmesi ve bunun daha büyük bir istikrarsızlığı tetiklemesi ihtimali kolaylıkla düşünülebilir.

Kosova’daki durum da daha sakin değil. Sırbistan ile Kosova arasındaki uzlaşı görüşmeleri tıkanmış durumda. Bölünmüş Mitrovica kentindeki yerel yönetimlere, Sırp ve Arnavut bölgelerini birbirine bağlayan köprünün sorumluluğu hâlâ verilmedi. Bunun nedeni ise böyle bir adımın ardından neler yaşanabileceğine ilişkin endişeler.

Daha genel anlamda ülkenin siyasi sistemi kilitlenmiş durumda. Kosova’nın eski askerî liderlerinden ve 2016-2020 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapan Hashim Thaçi’nin Kosova Uzmanlık Daireleri tarafından kısa süre önce savaş suçlarından mahkûm edilmesine yönelik öfke de ülkeyi önceki uluslararası ortaklarından daha fazla uzaklaştırdı.

Bu gelişmelerin hiçbiri tek başına mutlaka istikrarsızlığa yol açmayabilir. Ancak hepsi bir arada değerlendirildiğinde, kritik bir milliyetçi duygu yoğunluğu yaratma riski taşıyor. Çeyrek yüzyıl önceki barış süreçlerinin temel fikri, AB üyelik müzakereleri ile çeşitli uluslararası mahkemelerin yürüttüğü uzlaşma çabalarının birleşerek bölgeyi zamanla istikrar ve iş birliğine taşımasıydı. Ancak bu umut gerçekleşmedi.

Karadağ ve muhtemelen Arnavutluk dışında, AB ile bütünleşme süreci durdu ve bölge açısından motivasyon gücünün önemli bölümünü kaybetti. Aynı şekilde, Lahey’deki uluslararası mahkemelerin yürüttüğü davalar da uzlaşmayı teşvik edemeyecek kadar akıl almaz ölçüde uzadı. Hatta durumun daha da kötüleşmesine neden oluyor olabilirler.

Küçük Karadağ hâlâ umut verici bir çizgide ilerliyor. Ancak yeni bir bölgesel kargaşa dalgasının Avrupa Birliği’ne üyelik hedefini sekteye uğratıp uğratmayacağı kesin değil. Sırbistan’ın komşusunu istikrarsızlaştırmak gibi bir çıkarı varsa bunu kolaylıkla gerçekleştirebilir.

Balkanlar’da her zaman olduğu gibi yükselen gerilimleri gidermek için kolay çözümler yok. Her ülkenin kendine özgü siyasi süreçleri bulunuyor. Ancak bu süreçlerin birbirini tetikleyerek bölgeye yayılma riski oldukça yüksek. ABD’nin yalnızca özel ekonomik çıkarlara odaklandığı, AB’nin ise Rusya’nın saldırganlığı ve ABD’nin öngörülemezliği nedeniyle dikkatinin dağıldığı bir ortamda, istikrarı yeniden tesis etmek, uzlaşmayı teşvik etmek ve bölgenin Avrupa ile bütünleşmesini desteklemek için tutarlı uluslararası politikalar oluşturulması yönündeki beklentiler oldukça zayıf.

Bu, yeni bir Balkan savaşları dönemine doğru ilerlediğimiz anlamına gelmiyor. Ancak sınırlı çatışmalar bile tüm bölgeyi daha belirsiz ve tehlikeli bir yola sürüklemeye yeterli olabilir. Özellikle Avrupa’daki siyasi liderler bu alarmı dikkate almalı. Balkanlar geçen yüzyılda Avrupa’ya iki büyük savaş getirdi ve bu yüzyılda da kolaylıkla istikrarsızlık kaynağı haline gelebilir.

Carl Bildt
İsveç’in eski başbakanı ve dışişleri bakanıdır.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.