Mansur Yavaş ne yapıyor?
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bütün anketlerde Tayyip Erdoğan’ın açık ara önünde çıkan Mansur Yavaş elbette ABB Başkanlığını aşan bir öneme sahip.
Cumhurbaşkanı adayı olduğunu hiç söylemedi. Sorulduğunda Ankara belediye hizmetlerine odaklandığını söyledi.
Hatta, “Ekrem başkan bu durumdayken benim adaylıktan söz etmem ayıptır, terbiyesizliktir. Hepimizin adayı Ekrem İmamoğlu” diye açıklama yapmıştı. (17 Temmuz 2025)
Ben Yavaş’ın bu davranışlarını siyasi olgunluk olarak görürüm. Aynı zamanda “müdebbir” davranışlardır.
Hırçın siyasetin yorduğu toplumuzda, ağır başlı, itidalli, “ayıp… terbiye” gibi değerleri unutmamış siyasi davranışlar özleniyor artık. Yavaş’ın belediye başkanlığını aşan bir siyasi ilgi kazanmasında bunun rolü önemlidir.
CHP’DEN İSTİFA
Mansur Yavaş “butlan”a karşı kesin tavır aldı, Özgür Özel’le kol kola yürüdü. Polis baskınıyla “butlan” uygulandıktan sonra ana muhalefet kaçınılmaz olarak bölündü…
Yavaş’ın tavrı “Ayrılıkta azap vardır, birlikte rahmet vardır" oldu.
Bir süre sonra “ben yokum” deyip kenara çekilecek birinin ana muhalefet bölünmesin diye bir derdi, bir çabası olabilir mi?
CHP’nin Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın Yavaş’ı itaate çağıran ve “belediye başkanları toplantısı yaptığımızda, ortaya çıkacak tabloya göre ayrıca bir değerlendirme yapacağız” diyerek gözdağı veren “üstenci” tavrına Yavaş “itaat” edebilir miydi?! CHP’den istifa etti tabii.
Kendisiyle beraber 8 İlçe belediye başkanı ve ABB Meclis üyesi de…
Yeni Parti lideri Özgür Özel’in söylediği gibi, “Mansur Yavaş gibi bir siyasetçinin, seçimsiz gelmiş, iktidar tarafından atanmış butlan yönetiminin kaprisleriyle terbiye edilmesi, oranın siyasetine alet edilmesi söz konusu olamaz.”
Yavaş’ın CHP’den istifasının iktidar cenahında memnuniyet yarattı. Yavaş’ın CHP’den ayrılmasını Cumhurbaşkanlığına aday olmayacak diye yorumladılar.
KENARA ÇEKİLİR Mİ?
Yavaş’ın açıklamasındaki bazı satırların altını çizdim:
“Türkiye’de demokratik yollarla bir iktidar değişikliği olacaksa, bunun yolu muhalefetin birbirini tüketmesinden değil; ortak ilkelerde yan yana gelebilmesinden geçmektedir…”
Aynen katılıyorum. Demokrasinin ve ‘yönetişim’in temel ilkelerinden birinin barışçıl ‘iktidar değişimi’ olduğunu bilip de buna imza atmamak mümkün mü?
Hele de başkanlık sistemlerindeki “iki dönem” sınırlamasının hikmetini…
Juan Linz daha 1990 yılında yazmıştı, “başkanlık sistemlerinde görev süresi sınırının ve yeniden seçilme yasaklarının demokrasiyi korumak için vazgeçilmez bir güvence” olduğunu.
Yavaş’ın, muhalefetin “ortak ilkelerde yan yana gelebilmesini” savunan sözleri, bir süre sonra “ben yokum” diyerek havlu atacak bir siyaset adamının sözleri olabilir mi?!
Yavaş, açıklamasında “Türkiye genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları ve farklı siyasi görüşlerden vatandaşlarımızın ortaya koyduğu teveccüh” vurgusu yapıyor. Sorumluluğunu ABB ile sınırlamayan bir ifadedir bu.
Yavaş’ın CHP’den ayrılmasını, bazılarının umduğu gibi, kenara çekilme işareti olarak görmüyorum. Kenara çekilecekse niye 8 ilçe belediye başkanı ve 30 ABB Meclis üyesi de kendisiyle birlikte CHP’den istifa etsin? Niye bu sözleri söylesin, bu taahhütleri yapsın?
CHP’den istifası değil kenara çekilmek, yeni bir hamle olarak gözüküyor.
TÜRKİYE’DE SİYASET
Son dönemlerde örnekleri çoğaldığı gibi Yavaş da AK Parti’ye geçer mi? Bunu bekleyenler de bundan endişe duyanlar da var.
Son açıklamasında, bu konuya bir “namus” meselesi olarak baktığını ifade ediyor:
“Seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum. Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur.”
Dikkat lütfen, “siyasetin namusu” diyor.
Yavaş’ın “ortak ilkelerde yan yana gelebilmesini” istediği muhalefetin ana gövdesi bugün Yeni Parti’dir. Yavaş’a şimdiden destek açıklayan sağ demokrat partiler var. Kamuoyu araştırmaları daha geniş bir zemin gösteriyor.
Türkiye’de siyaset oldum olası fırtınalıdır, kurumlar, kurallar oturmadığı için.
Rahmetli Demirel “siyasette 24 saat uzun bir zamandır” dememiş miydi?
Hele de zamanımızda siyaset denizi kasırgalı olduğu gibi mayınlar, torpidolar da var.
Mansur Yavaş’ın “müdebbir” bir siyasetçi olarak gemiyi kazaya belaya uğratmadan limana ulaştırmaya çalıştığını düşünüyorum.
Ve temenni ediyorum.
