Şimşek o izni verecek mi?
Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Serdar Turhan, Alper Öztürk, Emre Alkin ve Kerem Alkin tutuklandı. Yöneltilen suçlamalar arasında nitelikli dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet bulunuyor.
Savcılık dosyayı dolandırıcılık ve örgütlü suç boyutuyla da ele alıyor.
Tam da bu noktada başka ve belki de daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:
SPK bütün bunlar olurken neredeydi?
Bunu soruyorum çünkü;
Sermaye Piyasası Kurulu seyirci değil, denetleyici kurumdur. “Düzenlenme ve denetlenme” SPK’nın temel varlık sebebi olarak yasada açık açık tanımlanmıştır.
Mevzuat SPK’ya yalnızca suç kesinleştikten sonra değil, piyasa dolandırıcılığına ilişkin makul şüphe bulunduğunda dahi tedbir alma yetkisi veriyor.
İşlem yasağı, brüt takas, kredili işlemlerin sınırlandırılması, işlem sırasının geçici olarak durdurulması…
Araç var, yetki var da zamanında müdahale neden yok?
Üstelik bu dosya SPK’nın önüne dün gelmedi.
Şimdi görüyoruz ki; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ilk kez 26 Şubat 2025’te SPK’ya yazı göndermiş Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Yarız’ın adı açıkça yazıda yer alıyor.
Katılımevim dahil bazı hisselerdeki işlemlerin araştırılması isteniyor. Savcılık, hakkında tespit yapılan kişilere ilişkin raporların diğer incelemeler beklenmeden “ivedilikle” gönderilmesini de talep ediyor.
Tarihler 4 Kasım 2025’i gösterdiğinde ise SPK’nın bağlı bulunduğu Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten önemli bir açıklama geliyor: “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz.”
Başsavcılık 19 Ağustos 2026’da SPK’nın kapısını bir kez daha çalıyor. Bazı hisselerde fonlar üzerinden gerçekleştirildiği değerlendirilen olağandışı işlemlerin araştırılmasını istiyor. Üstelik soruşturmanın gizli yürütülmesi gerektiğini özellikle belirtiyor.
Sonrası ise daha da vahim. Basına yansıyan ciddi bir iddiaya göre, bu gizli yazının içeriği Pusula Finans Holding’e sızdırıldı. Ve hemen ardından dikkat çekici para hareketleri yaşandı.
Savcılığın yazısından yalnızca beş gün sonra, 24 Ağustos’ta Serdar Turhan’ın hesabından İsviçre’ye yaklaşık 15 milyon dolar; 13 gün sonra, 1 Eylül’de ise Muhammed Yarız’ın hesabından 25 milyon euro transfer edildiği soruşturma kapsamında tespit edildi.
Elbette bu kronoloji tek başına sızıntıyı veya para transferlerinin sızıntı nedeniyle yapıldığını kanıtlamaz. Ama tam da bu nedenle savcılığın sorması gereken çok ciddi bir soru var:
Gizli soruşturmanın içeriğini şüpheliler önceden öğrendi mi? Öğrendilerse kimden öğrendiler?
Eğer bu bilgi bir kamu kurumundan dışarı çıktıysa, bunun kaynağı ve sonrasında gerçekleşen milyarlık para transferleriyle olası bağlantısı mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.
Bütün bunlar denetim eksikliğini gösteriyor.
Savcılık 2025’te isim vererek SPK’nın kapısını çalmışsa, 2026’da yeniden uyarmışsa ve mevzuat SPK’ya daha “makul şüphe” aşamasında tedbir alma yetkisi veriyorsa, kamuoyunun sorması gereken soru açıktır:
Bu zarar neden önlenemedi?
Fon yöneticilerinin cezai sorumluluğu araştırılıyor.
Peki denetlemekle görevli olanların sorumluluğu?
İşte burada karşımıza Sermaye Piyasası Kanunu’nun 133. maddesi çıkıyor.
Kanuna göre SPK Başkan ve üyelerinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlar hakkında soruşturma yapılması ilgili Bakanın iznine bağlı.
Şimdi gözler siyasal geleceği üzerine birçok dedikodunun üretildiği Mehmet Şimşek’te.
Kasım 2025’te “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz” diyen Şimşek, bu izin mekanizmasını işletecek mi?
Kimse SPK Başkan veya üyelerinin suç işlediğini peşinen söyleyemez.
Ama savcılığın ilk uyarısından sonra SPK’da ne yapıldığı, hangi tedbirlerin alındığı, hangilerinin alınmadığı ve neden zamanında müdahale edilemediği de soruşturmanın dışında bırakılamaz.
Üstelik belki artık 133. maddenin kendisini de tartışmanın zamanı gelmiştir.
Milyarlarca liralık bir piyasayı denetlemekle görevli SPK’nın Başkan ve üyeleri hakkındaki görev suçu iddialarının soruşturulması neden siyasi bir makamın iznine bağlı olsun?
Savcının yeterli somut delile ulaştığında bağımsız biçimde soruşturma yapabilmesi gerekmez mi?
Çünkü bugün ortaya çıkan tablo oldukça yalın:
Savcılık uyarmış. Bakan sorunu bildiğini açıklamış. SPK’nın müdahale yetkisi varmış.
Ve sonuçta çok büyük bir zarar ortaya çıkmış.
O halde artık yalnızca “Bu işi kim yaptı?” sorusunun değil,
“Bu iş neden zamanında durdurulmadı?” sorusunun da peşine düşmek gerekiyor.
Denetim, enkaz ortaya çıktıktan sonra sorumluları aramak değil, o enkazın oluşmasını önlemektir.
