Başarı ve statü çöpe atıldı: Türkiye'nin metropollerinde hızla yayılan "görünmez olma" sendromu

Başarı ve statü çöpe atıldı: Türkiye'nin metropollerinde hızla yayılan "görünmez olma" sendromu

Sürekli ulaşılabilir olmak, bitmeyen bildirimler, sergilenmek zorunda hissedilen "mükemmel" hayatlar ve ekonomik kaygılar... Türkiye'de büyükşehir insanı yoruldu. Artık kimse "daha fazlasını" istemiyor; yeni trend küçülmek, sadeleşmek ve kalabalıklar içinde adeta bir 'hayalete' dönüşmek. Peki, statüden vazgeçip görünmez olmayı arzulamamızın altında yatan psikolojik çöküş ne anlama geliyor?

Türkiye'de son yıllarda sessiz ama çok güçlü bir dip dalgası yaşanıyor. Bir dönem herkesin peşinden koştuğu "daha büyük ev, daha geniş çevre, daha yüksek statü" hedefleri, yerini dijital bir yorgunluğa ve derin bir sosyal tükenmişliğe bıraktı. Hafta sonu planlarını iptal edenlerin, telefonlarını sessize alanların ve "küçülerek" hayatta kalmaya çalışanların sayısı hızla artıyor.

Bu toplumsal içe kapanma halini, Japon yönetmen Wim Wenders'in Oscar adayı Perfect Days (Mükemmel Günler) filmi üzerinden okuyan Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, katıldığı "Ruhun Kadrajları" programında ezber bozan tespitlerde bulundu. Keltek'e göre bu durum basit bir "yalnızlık" değil, modern insanın çıldırmamak için geliştirdiği kusursuz bir savunma mekanizması.

adfaf.jpeg
Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek

MİNİMALİZM ARTIK BİR "MODA" DEĞİL, HAYATTA KALMA REFLEKSİ

Birkaç yıl öncesine kadar az eşyayla yaşamak (minimalizm) estetik ve havalı bir tercih olarak pazarlanıyordu. Ancak bugün durum tamamen değişti. Psikolog Keltek, Perfect Days filmindeki Hirayama karakterinin yaşamı üzerinden Türkiye'deki bu dönüşümü şöyle özetliyor:

"Bugün insanlar artık büyümeyi değil, psikolojik olarak kaygıdan uzak yaşamayı ve dağılmamayı konuşuyor. İnsanlar daha az insanla görüşmek, daha küçük evlerde yaşamak ve daha sessiz bir hayat kurmak istiyor. Bir dönem estetik bir tercih olan minimalizm, şimdi zihinsel bir savunma mekanizmasına, bir tür 'kontrollü sadeleşmeye' dönüştü. İnsanlar hayatlarını büyüterek değil, eksilterek yönetilebilir hale getirmeye çalışıyor."

adfad.jpeg

BEYAZ YAKALININ GİZLİ FANTEZİSİ: NEDEN TUVALET TEMİZLEYİCİSİNE ÖZENİYORUZ?

Filmin en çarpıcı yanı, William Faulkner okuyan, kasetlerden klasik rock dinleyen son derece entelektüel bir adamın hayatını "tuvalet temizleyerek" kazanmasıydı. Modern dünyada herkes "görünür" ve "önemli" olmak isterken, bu karakterin seçimi aslında bugünün tükenmiş insanının en büyük fantezisini yansıtıyor: Sorumluluklardan ve statü kaygısından kaçış.

xzfzff.jpeg

Keltek, bu tercihin altındaki psikolojik nedeni şöyle açıklıyor:

"Tuvaletler spontane alanlardır. Kimse oraya rol yaparak girmez. Karakterimiz burada 'görünmez' olabildi. İnsan ilişkilerinin, ofis politikalarının, beklentilerin yükü yoktu. Kontrol tamamen ondaydı. Bu seçim, modern insanın statü, güç ve görünürlükten vazgeçip görünmezliğe sığınma arzusunun en net yansımasıdır."

dafs.jpeg

DUVAR ÖRMÜYORUZ, "HÜCRE ZARI" İNŞA EDİYORUZ

Dijital çağda maruz kaldığımız bilgi ve iletişim bombardımanı, insanları kendi etraflarına sınırlar çekmeye zorluyor. Ancak Keltek'e göre bu "insanlardan nefret etme" (mizantropi) durumu değil. Kendi analog dünyasında (ağaçların fotoğraflarını çekerek, kaset dinleyerek) rutinine tutunan karakterin yaptığı şey sadece kendini korumak.

"Bugün insanlar ekran kaosu içinde zihinsel sabit alanlar oluşturmaya çalışıyor. Çünkü belirsizlik arttıkça rutin ihtiyacı da büyür," diyen Keltek, sağlıklı sınır koyma meselesini biyolojik bir metaforla açıklıyor:

"Sınır bir duvar değil, hücre zarı gibidir. Sana iyi geleni içeri alırsın, zarar vereni dışarıda bırakırsın."

afsafs.jpeg

O FİNAL SAHNESİ NEDEN HEPİMİZİ AĞLATTI?

Filmin çok konuşulan final sahnesinde, direksiyon başındaki karakterin yüzünde beliren ve aynı anda hem hüznü hem de derin bir dinginliği barındıran o eşsiz ifade, aslında günümüz Türkiye'sindeki pek çok insanın ruh halinin aynası oldu.

Uzman Klinik Psikolog Keltek, modern insanın bu sahneyle kurduğu bağı şu vurucu sözlerle noktalıyor:

"O sahnede aynı anda hüzün, yalnızlık ve bir 'kabul ediş' vardı. Yönetmen bize yeni ve muhteşem bir hayat vaadi sunmadı. Sadece insanın kırıldıktan sonra da hayatın içinde nasıl kalabileceğini, dağılmadan kendini nasıl taşıyabileceğini gösterdi. İnsanların o sahneyi unutamamasının nedeni, bugün pek çok kişinin tam olarak direksiyon başında o yüz ifadesiyle işe gidip geliyor olmasıdır."

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN