Sadece “Suriye Cumhuriyeti”
Adam diyor ki, adam: “Allah, liyakati ve takvayı soyun üzerinde tutmuştur. Vallahi, kişinin kavmi ne olursa olsun, bunların dışında Arap’ın, Kürt’ün, Türk’ün veya bir başkasının diğerlerine üstünlüğü yoktur. Ey Kürt halkımız! Ey Selahaddin’in torunları! Kürt kardeşlerimiz için kötülük istediğimizi söyleyenlere sakın inanmayın. VALLAHİ SİZE KÖTÜLÜK EDENLER KIYAMETE KADAR DÜŞMANIMIZDIR. Sizin hayatınız bizim hayatımızdır. Bizim tek arzumuz vatanın ve halkın selameti, kalkınma, imar ve ülkenin birliğidir. Hiç kimse bu hayırdan nasipsiz kalmamalıdır.”
Kürtlerin haklarının teslimine yönelik kararnamesini bu sözlerle duyurdu Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara.
1962’de vatandaşlıklarını kaybeden Kürtlerin vatandaşlıkları iade edilecek…
Kürtler kültürel miraslarını koruyabilecek…
Kürtçe artık “ulusal bir dil” statüsünde…
Devrime yakışan, devrimden zaten beklenen bir kararname.
Aslında devrimden “Suriye Arap Cumhuriyeti”ni “Suriye Cumhuriyeti”ne çevirmesi de beklenir.
Bu isim değişikliğinin -daha doğrusu devletin ilk ismi olan ve 1958’e kadar kullanılan “Suriye Cumhuriyeti” ismine dönüşün- daha en baştan yapılması gerekirdi.
Geç olsun, güç olmasın.
***
1958’de Mısır’la “Birleşik Arap Cumhuriyeti” kuruldu, 1961’de Mısır’dan kopulunca “Suriye Arap Cumhuriyeti” ismi benimsendi ama ne “Suriye Cumhuriyeti” Arap’tan bir şey eksiltmişti ne de “Suriye Arap Cumhuriyeti” Arap’a bir şey kattı.
Suriye, nüfusunun büyük çoğunluğu Arap olduğu için genellikle Arap ülkesi diye anılıyor ve anılacaktır ama devleti “Arap Cumhuriyeti” diye tanımlamak başka şey.
Bir yandan ‘Arap, Kürt, Türk(men), hepsi bir’ derken öbür yandan “Arap Cumhuriyeti”nde ısrar etmek doğru olmaz.
Lüzumsuz komplikasyonlarla senelerce uğraştırabilir memleketi.
Gözetilen bir denge varsa da o dengenin hayrı görülmeyebilir, kurulmaya çalışılan başka dengeler ise peşinen zarar görebilir.
Yazının başındaki sözlerin sahibine güveniyor, “Allah basiretini daima açık eylesin” diyorum.
