Perşembenin gelişi
Galatasaray’ın aklının hafta içinde oynanacak Atletico Madrid maçında olması elbette doğal. Sezonun belki de en kritik karşılaşmalarından birine çıkacak olan Sarı Kırmızılılar için bu maç, Avrupa yolculuğunun kaderini belirleyebilir. Ancak bu gerçek, Gaziantep FK karşısında oynanan maçın özellikle ilk yarısında sergilenen silik futbolun bahanesi olamazdı. Koca 45 dakika boyunca Galatasaray’ın kaleyi bulan tek bir şutunun dahi olmaması, yaşanan düşüşün en net göstergesiydi.
Okan Buruk, elindeki en güçlü isimleri sahaya sürmüştü. Kağıt üzerinde bakıldığında güçlü görünen bu kadronun sahada hiçbir futbol karşılığı yoktu. Daha da düşündürücü olan ise kulübedeki tabloydu. Oyunun kaderini değiştirebilecek net bir hamle oyuncusunun bulunmaması, teknik heyetin elini kolunu bağladı. Ahmed Kutucu, Kaan Ayhan, Yusuf Demir, Dağhan, Eyüp Can, Cihan ve Kazımcan’dan oluşan kulübe, skoru çevirecek kaliteyi sunmuyordu. Bu da Galatasaray’ı yine sahadaki pahalı yıldızların bireysel performansına mahkûm etti.
İlk yarıda Icardi topla neredeyse hiç buluşamadı. Kanatlarda Sane ve Barış Alper etkisizdi, forvet arkasında oynayan Yunus oyunun içinde kayboldu. Lemina ve İlkay ise geriden oyun kurma, tempoyu yükseltme ve hücuma destek verme konusunda son derece yetersiz kaldı. Top Galatasaray’daydı ama oyun Gaziantep’in istediği gibiydi. Tempo düşüktü, pas hızı yoktu, rakip savunmayı zorlayacak bir plan sahada görünmüyordu.
İkinci yarıda ne kadro değişti ne de oyun. Gaziantep FK disiplinli savunmasını sürdürdü, Galatasaray’a yine boş alan bırakmadı. Sarı Kırmızılıların ilk ciddi tehlikesi 66. dakikada geldi. Icardi kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda gol vuruşunu yapamadı. Kupa maçında kaçırılan penaltıların ardından bu pozisyon, Arjantinli golcünün hem fiziksel hem de mental düşüşünü bir kez daha gözler önüne serdi. Birkaç dakika sonra Lemina ile yakalanan net fırsatta da sonuç değişmedi.
Ve futbolun o bilinen kuralı bir kez daha işledi: Atamayana atarlar. Gaziantep FK’nın hızlı kontratağında Bayo’nun attığı gol, Rams Park’ta soğuk duş etkisi yarattı. Tribünler suskunlaştı, saha içindeki panik daha da belirgin hale geldi. Ancak bu gol bile Galatasaray’ı silkelenip ayağa kaldırmaya yetmedi. Aslan üzerindeki ataleti bir türlü atamıyor, oyunu domine edecek reaksiyonu veremiyordu.
Maçın son bölümlerinde Galatasaray baskıyı artırsa da bu baskı organize bir hücumdan çok, çaresiz bir yüklenmeye dönüştü. Son anda Barış Alper Yılmaz’ın attığı golle beraberlik geldi. Ancak bu gol, Sarı Kırmızılıların yaşadığı yapısal sorunları çözmedi; sadece ağır bir yenilgiden kurtulmalarını sağladı. Skor tabelası Galatasaray adına nefes aldırmış olabilir ama sahadaki görüntü alarm vermeye devam etti. Oyun hâlâ düşüktü, tempo hâlâ yoktu ve üretkenlik yine bireysel çabalara bağlıydı.
Sonuç olarak perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Galatasaray haftalardır devam eden düşük tempolu, sıradan futbolunun faturasını bu maçta da ödedi. Süper Kupa’nın ardından bu beraberlik, “denizin bittiğinin” açık bir göstergesiydi. Okan Buruk ve öğrencileri için Atletico Madrid maçı artık sadece bir Avrupa sınavı değil; aynı zamanda köprüden önce son çıkış niteliği taşıyor.
