Aziz İhsan Aktaş davasında savunmalar sürüyor: "Avcılar Belediye Başkanı sezgiyle tutuklandı, bu artık infazdır"

Aziz İhsan Aktaş davasında savunmalar sürüyor: "Avcılar Belediye Başkanı sezgiyle tutuklandı, bu artık infazdır"

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri'de görülen ve çok sayıda CHP'li belediye başkanı ile belediye çalışanlarının yargılandığı 200 sanıklı "Aziz İhsan Aktaş suç örgütü" davasında savunmalar devam ediyor. Tutuklu Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara’nın avukatı, müvekkilinin somut delillerle değil, "sezgiye dayanarak" tutuklandığını belirterek iddianamedeki çelişkilere dikkat çekti.

Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü” davasında sanık avukatlarının savunmaları alındı. Tutuklu Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara’nın avukatı Tuğçe Duygu Köksal, müvekkilinin somut delil olmadan tutuklandığını savunarak, “Müvekkilimiz sezgiye dayanarak tutuklandı. Bu Türkiye’de bir ilk. Müvekkilim işlemediği bir suçun cezasını çekmektedir. Bu artık infazdır” dedi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde bulunan 3 No’lu Duruşma Salonu’nda görülen duruşmada sanık avukatları savunma yaptı. Duruşmada çok sayıda tutuksuz sanığın avukatı, müvekkilleri hakkında somut delil bulunmadığını savunarak beraat ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebinde bulundu.

İETT VE BELEDİYE PERSONELLERİ İÇİN BERAAT TALEBİ

İhaleye fesat karıştırma suçundan tutuksuz yargılanan sanık Samet Alptuğ Arıkan’ın avukatı, müvekkilinin 12 yılı aşkın süredir İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü bünyesinde çalıştığını, halen Kağıthane Garaj Müdürlüğü’nde görev yaptığını söyledi.

Arıkan’ın adının daha önce herhangi bir soruşturmada geçmediğini belirten avukat, müvekkiline isnat edilen eylemlere ilişkin dosyada veri bulunmadığını savundu. Avukat, Arıkan hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve beraat kararı verilmesini talep etti.

Tutuksuz sanık Yunus Garajı Şube Müdürü Şevket Eygi’nin avukatı Burcu Kılıç da savunmasında, müvekkili hakkında somut delil bulunmadığını söyledi. İhalelerin EKAP üzerinden açık biçimde yürütüldüğünü belirten Kılıç, tekliflerin elektronik ortamda verildiğini ve ihale ilanına kadar kimse tarafından görülemediğini ifade etti.

Kılıç, “Yalnızca bir kişinin beyanlarıyla mesleklerini yıllarca layıkıyla yapan insanların yargılanması ceza muhakemesine de karşıdır” dedi.

“HANGİ FİRMALAR OLDUĞU BELİRTİLMEMİŞ”

İETT İhale İşleri Şube Müdürü Cevdet Akarsu’nun avukatı da müvekkili hakkında suçun maddi unsurunun oluşmadığını savundu.

İddianamede Akarsu’nun bazı firmalara ihaleye girmemesi yönünde telkinde bulunduğunun ileri sürüldüğünü ancak bu firmaların hangileri olduğunun belirtilmediğini ifade eden avukat, müvekkilinin Aziz İhsan Aktaş’ı tanımadığını ve onunla görüşmediğini söyledi.

Akarsu’nun firmalarla görüşmesi olmadığını belirten avukat, beraat ve adli kontrol tedbirinin kaldırılması talebinde bulundu.

AVCILAR BELEDİYESİ PERSONELLERİNDEN SUÇLAMALARA RET

Avcılar Belediyesi Afet İşleri personeli Gökhan Kaymak’ın avukatı, müvekkili hakkında bazı ihalelerin yaklaşık maliyet fiyatlarına ilişkin bilgi sızdırdığı iddiası bulunduğunu ancak bunların hangi ihaleler olduğunun belirtilmediğini söyledi.

Kaymak’ın herhangi bir amirinden, üstünden veya belediye başkanından bu yönde emir ya da yönlendirme almadığını savunan avukat, suçlamaların soyut kaldığını ileri sürdü.

Avcılar Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Şefi Hüseyin İnan’ın avukatı da müvekkilinin yaklaşık maliyet hesaplama komisyonunda görev yaptığını belirtti. Avukat, İnan’a herhangi bir firma lehine baskı yapılmadığını, müvekkilinin şirketlerden gelen teklifleri inceleyerek yaklaşık maliyet hesabı yaptığını söyledi.

İnan’ın hiçbir firma ile görüşmediğini savunan avukat, “Müvekkilime yönlendirilen suçlamalar tamamen yapmakla sorumlu olduğu görevlendirmelerdir” dedi.

“İHALELERDE KAMU ZARARI YOK”

Avcılar Belediyesi ihale birim yetkilisi İbrahim Koçyiğit’in avukatı Ziynet Uğur da müvekkilinin piyasa fiyat araştırma komisyonu üyesi olduğunu belirtti.

Koçyiğit’in suçlandığı iki ihalede herhangi bir kamu zararı bulunmadığını söyleyen Uğur, söz konusu ihalelerin birçok kez denetimden geçtiğini ve ihaleye fesat karıştırma suçu tespit edilmediğini savundu.

Uğur, Aziz İhsan Aktaş’ın müdafiisinin sunduğu bilirkişi raporlarında dahi bu iki ihale yönünden ihaleye fesat karıştırma suçunun tespit edilmediğini belirterek, müvekkilinin beraatini ve adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını istedi.

Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürü İsmail Kurtuluş’un avukatı da müvekkilinin ihalelerle ilgili bir dahli olmadığını savunarak beraat talebinde bulundu.

Avcılar Belediyesi Veteriner İşleri Şefi İzzet Yamaç’ın avukatı Salih İsmail Ergün ise müvekkilinin yaklaşık maliyet belirleme komisyonunda görevlendirildiğini söyledi. Firmaların tekliflerini belediyelere e-posta yoluyla ilettiğini, Yamaç’ın da bu teklifleri değerlendirerek yaklaşık maliyet hesapladığını belirten Ergün, “Burada herhangi bir usulsüzlük söz konusu değildir” dedi.

ÇAYKARA’NIN AVUKATI: “İDDİANAMEDE FAHİŞ HATALAR VAR”

Duruşmada tutuklu Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara’nın avukatı Tuğçe Duygu Köksal da savunma yaptı.

Köksal, iddianamede ciddi hatalar bulunduğunu savunarak, dosyanın esas hakkındaki mütalaaya doğru ilerlediğini düşündüklerini söyledi.

Çaykara’nın tutuklanma gerekçesini eleştiren Köksal, “Müvekkilimiz sezgiye dayanarak tutuklandı. Bu Türkiye’de bir ilk” dedi.

Köksal, Aziz İhsan Aktaş ve yakınlarının, Plaka Tanıma Sistemi kayıtları üzerinden müvekkilini suçladığını öne sürdü. Mahkemenin bu kayıtları dosyaya aldırdığını belirten Köksal, etkin pişmanlık beyanlarının değiştirilerek bir algı oluşturduğunu ve bunun önyargıya yol açtığını savundu.

“ÇAYKARA BU DENKLEMİN NERESİNDE?”

Köksal, savunmasında Aziz İhsan Aktaş, Erhan Daka ve Alican Arabacı’nın yer aldığı bir şema üzerinden değerlendirme yaptı. Bu şemada Utku Caner Çaykara’nın yer almadığını savunan Köksal, iddianamede yaratılan bir kurgu ile müvekkilinin bu denklemin içindeymiş gibi gösterildiğini söyledi.

İhaleye fesat karıştırma suçunda yalnızca bir menfaat iddiasının yeterli olmadığını belirten Köksal, suçun kast unsurunun da ortaya konulması gerektiğini ifade etti.

Köksal, “Burada da bilmek yetmez, istemek gerekir. Bunlara dair iddianamede hiçbir şey yok. Yalnızca Aziz İhsan Aktaş’ın beyanları var” dedi.

“AZİZ İHSAN AKTAŞ’IN İCBAR EDİLDİĞİNE KİM İNANABİLİR?”

Çaykara’nın tutuklu olduğu suçlamanın irtikap olduğunu hatırlatan Köksal, bu suçun oluşması için icbar unsurunun bulunması gerektiğini savundu.

Aziz İhsan Aktaş’ın halen ihale alabildiğini belirten Köksal, “Bu güçteki Aziz İhsan Aktaş’ın icbar edildiğine kim inanabilir?” diye sordu.

Menfaat iddialarına da yanıt veren Köksal, para iddiasının müvekkiliyle ilgisinin olmadığının ortaya çıktığını savundu. Araç kullanımına ilişkin iddiaları da reddeden Köksal, Çaykara’nın seçimlerde kullandığı iddia edilen araçların eski belediye başkanına giydirmeli olduğunu öne sürdü.

Köksal, iddianame savcısının PTS raporuna iddianamede yer verdiğini ancak bu raporu kendilerinin görmediğini belirterek, kayıtları basına yansıyan görüntüler üzerinden incelediklerini söyledi.

“LEHE DELİL OLDUĞU İÇİN EKLENMEDİ”

Köksal, PTS görüntülerinin basına servis edilmesinin ardından seçim kampanyası görüntülerini tek tek incelediklerini ve araçların eski belediye başkanına giydirmeli olduğunu tespit ettiklerini savundu.

Bu kayıtların lehe delil niteliğinde olduğunu ileri süren Köksal, “Başsavcılık bunu görmedi mi zannediyorsunuz? Gördü ancak lehe delil olduğu için eklemedi” dedi.

“HİÇ DOĞMAMIŞ İHALEYLE SUÇ TAMAMLANMIŞTIR DENİLİYOR”

Köksal, iddianamenin “hukuki hatalarla dolu” olduğunu savunarak, özellikle 28 numaralı eyleme dikkat çekti.

Söz konusu eylemde henüz doğmamış bir ihaleyle ilgili suçun tamamlanmış gibi gösterildiğini ileri süren Köksal, müvekkilinin maddi unsuru ortaya konulmadan manevi unsurunun kurulmaya çalışıldığını ifade etti.

Köksal ayrıca, bu aşamada esas hakkındaki mütalaaya gidilmesinin de ciddi hata olacağını savundu. Çaykara hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının istendiğini de belirten Köksal, buna da itiraz etti.

“BU SAATTEN SONRA TUTUKLULUK İNFAZDIR”

Savunmasının sonunda mahkeme heyetine seslenen Köksal, müvekkilinin işlemediği bir suç nedeniyle tutuklu bulunduğunu savundu.

Köksal, “Suçun oluşmadığına dair artık bir şüphe yoktur. Bu saatten sonra müvekkilim işlemediği bir suçun cezasını çekmektedir. Bu artık infazdır” dedi.

Ümitsiz olmadıklarını belirten Köksal, savunmasını Attila İlhan’ın dizelerine atıf yaparak tamamladı ve Çaykara’nın tahliyesi ile beraatini talep etti.

AVUKATLARDAN ORTAK TALEP: BERAAT VE ADLİ KONTROLLERİN KALDIRILMASI

Duruşmada söz alan sanık avukatlarının büyük bölümü, müvekkilleri hakkında somut delil bulunmadığını, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, iddiaların çoğunlukla beyanlara dayandığını savundu.

Avukatlar, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesini ve tutuksuz sanıklar yönünden adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını talep etti.

Davanın görülmesine sanık avukatlarının savunmalarıyla devam ediliyor.

AVCILAR BELEDİYE BAŞKANI UTKU CANER ÇAYKARA AVUKATI TUĞÇE DUYGU KÖKSAL'IN TAM SAVUNMASI

Sayın Başkan, Heyetin sayın üyeleri; müvekkilimiz Utku Caner Çaykara'nın sorgusunda mahkemenin huzurunda vermiş olduğu savunmalara ve 22 Nisan'da tutukluluk incelemesiyle alakalı yapmış olduğu özet savunmasına ve önceki beyanlarına aynen iştirak ediyoruz.

Özellikle bu aşamada müvekkilimize ek beyanda bulunmak istememizin, esasa ve usule ilişkin olarak istememizin en büyük nedenlerinden bir tanesi; esas hakkında mütalaanın hazırlanmasına giden bir süreçte olduğumuz kanaatindeyiz. Dolayısıyla, özellikle iddianamedeki fahiş hataları ve iddianamedeki hukuki değerlendirmedeki müvekkilimiz aleyhine yorumlanan ve hatta ve hatta belki bir algı ve ön yargıya sebebiyet veren hususların, başta savcılık makamı olmak üzere esas hakkında mütalaa öncesinde sizlerle paylaşılmasıdır. Dolayısıyla ben belirli başlıklar altında iddianame ile ilgili fahiş hatalar noktasında hukuki değerlendirmelere bir giriş yapacağım.

Fakat bunun öncesinde şunu ifade etmek isterim; esasa ilişkin girmeden önce beyanlarda... Geçen hafta 22 Nisan'da müvekkilim söz aldığında aslında çok özet ve net bir savunma yaptı. Bizim normal şartlarda o savunmanın üzerine ekleyecek bir şeyimiz var mı dosyadaki mevcut üç raporla birlikte? Aslında yok. Sadece hukuki açıdan biz iddianameyi tartışabiliriz ve bu çerçevede bir ümit, belki de esas hakkında mütalaada bu hataların tekrarlanmamasına vesile olabiliriz diye düşünüyoruz. Bu sebepledir ki esas hakkında savunma yapma hakkımızı elbette ki saklı tutuyoruz ve mütalaaya yönelik beyanlarımız...

Sayın Başkan, Sayın Heyet Üyeleri; 22 Nisan'da biz aslında şunu gördük, bununla başlamak istiyorum. Çünkü siz de bazen düşüncelerinizi yargılamaya ilişkin ifade ediyorsunuz. Dolayısıyla söz hakkı bize geçmişken ben de bir iki cümleyle yargılama kapsamına müvekkilimle alakalı şahsınızda oluşan bir izlenimle başlamak isterim, daha sonra devam edeceğim.

Ben iki kere söz aldım tutuklulukla alakalı ve o tutuklulukla alakalı aldığım sözlerde hep şunun üzerinde durduk: Bizim müvekkilimizle alakalı değil kuvvetli suç şüphesi, makul suç şüphesi dahi yok. Bizim müvekkilimiz sezgiye dayalı tutuklandı, bu Türkiye'de bir ilk dedik. AİHM kararlarını sunduk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını sunduk. Fakat geldiğimiz aşamada 22 Nisan'da şöyle bir şey oldu; siz 27 Şubat'ta tutukluluğun devamına karar verdikten sonra, özellikle aklınızın takıldığını düşündüğümüz -çünkü burada gelen bütün sanıklar, Aziz İhsan Aktaş ve akrabalarından bahsediyorum bu çerçevede- ellerinde dolaştırdıkları bir PTS üzerinden bir savunma yaptılar ve bunu çok vurguladılar. Haklı olarak müvekkilim de söyledi; sizlerin kafasında bu bir soru işareti yaratmış olabilir ve savcılık makamının buradaki eksikliğinden ve hatasından kaynaklı olarak bu PTS’leri istemek size düştü.

Biz bu PTS’lerle alakalı Ekim 2024'te savcılık makamından iki kez talepte bulunduk, hiçbirine cevap alamadık. Sayın Mahkemenizden yargılama başlamadan önce 5 günlük süre içerisinde talepte bulunduk; fakat mahkemeniz en sonunda bunu istedi, iki gün içinde de geldi. Buna detaylı olarak zaten gireceğim ama bende yarattığı izlenim şu oldu 22 Nisan tarihli duruşmanın: Evet, "sezgiye dayalı" dedik, "kuvvetli suç şüphesi yok" dedik, "makul şüphe yok" dedik ama geldiğimiz bu aşamada galiba etkin pişmanlık beyanında değiştirilerek, manipüle edilerek ortaya çıkartılan, savcılık makamı tarafından algının bir ön yargı yarattığını düşünüyoruz.

Şimdi bu ön yargının sebebi savcılık makamı nezdinde bizim müvekkilimizin İstanbul'un en büyük ilçelerinden birinin belediye başkanı olması olabilir. Benim buna diyecek bir şeyim olamaz, ben hukukçuyum; siyasi bir savunma da yapmıyorum, siyaseten söyleyecek bir şeyim de yok, bununla alakalı söyleyecek bir şeyim yok. Ama benim asıl önemsediğim nokta ve konuşmak istediğim nokta söz bana gelmişken; bu etkin pişmanlık beyanı değiştirilerek yaratılan algının nasıl bir hukuki hata ve fahiş hatalara dayalı olarak yapıldığı. Dolayısıyla eğer biz bu yargılamaya yardımcı olabilirsek savunma makamı olarak, bu hataların giderilmesi noktasında altını çizdiğimiz hususların dikkate alınması noktasında olacaktır. Dolayısıyla bundan sonraki beyanlarımın bu perspektiften dinlenmesini, sizler tarafından takdir edilmesini istirham ediyorum.

Sayın Başkan, yansıtabilir miyiz eğer yansıyabiliyorsa?

Şimdi önce bir gerçekle başlayalım; yani bir meseleyi ortaya koyalım istiyorum ki meseleyi doğru tartışalım. Nedir mesele? Aziz İhsan Aktaş’ın etkin pişmanlık beyanı. Evet, biz bunu daha önce söz aldığımızda da elimizde pankartla göstermiştik. Şimdi bir denklem var Sayın Başkan, Sayın Heyet burada.

Bu denklemde;

  • Aziz İhsan Aktaş bir tarafta,
  • Alican Abacı (Beşiktaş Belediyesi Başkan Yardımcısı) diğer tarafta,
  • Bir Yusuf Akın var, buna geleceğim,
  • Bir Akın Kumanlı var, buna da geleceğim,
  • Ve bir de bağlantı kurmaya çalıştıkları bir Erhan Daka var.

Şimdi denklem bu. Bu denkleme baktığımızda soruyorum; Utku Caner Çaykara nerede?

Bu denklemde Utku Caner Çaykara, işte az önce bahsetmiş olduğum o etkin pişmanlık beyanı değiştirilerek ve metin dışına çıkılarak, hatta etkin pişmanlık beyanında bulunan zatın kendi iradesi dışına çıkartılarak hariçten yaratılan bir kurgu ve algı sonucunda bu denkleme sokulmamakla birlikte, bir gömlek biçilerek sanki Utku Caner Çaykara bu denklemin içinde varmış izlenimi yaratılmaya çalışılmış iddianamede.

Aslında bir silüet; bu silüetin kim olduğu belli değil. Savcı bu silüete bir gömlek giydiriyor ve bunun Utku Caner Çaykara olduğunu iddia ediyor. Neye dayanarak iddia ediyor? Bir somut delili var mı? Hayır yok.

Şimdi peki şunu çok net bir şekilde ortaya koyalım, bu bizim için gerçekten çok önemli suçun nitelendirmesi açısından. Bizim müvekkilimiz 252. madde kapsamında rüşvet alan olarak mı suçlanıyor? Hayır. Rüşvet veren olarak mı suçlanıyor? Hayır. Aracılık eden olarak mı suçlanıyor? Hayır. Bizim müvekkilimize savcılık makamının biçtiği kaftan 252. maddenin 6. fıkrası. Ne bu? Menfaat sağlayan.

Şimdi, daha buraya geçmiyorum. Şu çerçevede ve şu denklemden hareket edeceğim; çünkü 6. maddeyi uygulayabilmem için önce şu denklemi çözmem lazım hukuken. Hepimiz bunu yapmak zorundayız. Bir rüşvet ilişkisi olduğu iddia edilmiş iddianamede, tarafların böyle bir iddiası yok. Ne Aziz İhsan Aktaş tarafının ne Alican Abacı tarafının ne de burada dinlenen herhangi bir kişinin, Yusuf Akın ve Tekin dahil olmak üzere.

Rüşvet iddiasında rüşvet suçu nasıl oluşur? Esas hakkında savunmamızda detaya gireceğiz; dolayısıyla bir fragman verip geçeceğim sadece burada. Görevinin, kamu görevlisi görevinin ifası kapsamında bir işi yapacak ya da yapmayacak, buna ilişkin bir menfaat temin edilecek değil mi?

Şimdi burada Alican Abacı konuştu burada, 9 ay sonra ilk defa dinledik, dedi ki "Benim görevim alanım, görev alanımda değildi" dedi. Olsaydı ne olurdu? Zaten rüşvet suçu o ihtimalde zaten oluşmaz. Bu çok net, suçun unsurları oluşmuyor. Kanunun gerekçesi de bunu söylüyor, Yargıtay kararları da bunu söylüyor. Detayına esas hakkında mütalaa önümüze gelirse gireriz.

Olsaydı ne olurdu? Yine rüşvet suçu oluşmazdı. Çünkü Sayın Başkan, bu insanların, Aziz İhsan Aktaş ve akrabalarının iddiası Beşiktaş Belediyesi’nin hakedişleri. Haklı bir şey değil mi? Ödemelerden bahsediyorlar. Hangi kitapta, hangi Yargıtay kararında yazıyor görevin ifası kapsamında olsa dahi haklı bir işin ifasının görülüp görülmeyeceğiyle ilgili endişenin rüşvet suçunu oluşturacağı?

Şimdi zaten taraflar kabul etmiyor. "Biz rüşvet ilişkisine girmedik" dediler. Akın Kumanlı burada dinlendi, dedi ki "Ben rüşvet bildiğim parayı falan almadım" dedi, siz sordunuz. Aziz İhsan Aktaş kesinlikle reddetti. Tekin Aktaş kesinlikle reddetti. Yusuf Akın buraya geldi, kesinlikle reddettiler rüşvet ilişkisini. Oraya bağlayacağım.

Ama şurayı bir çözümleyelim, aklımızda eğer bir soru işareti kaldıysa kalmasın diye söylüyorum Sayın Savcılık Makamı. 252. maddenin 6. fıkrası başlı başına sorunludur zaten. Sebebi şu; çok yeni tarihte yayınlanmış 2026 tarihli Prof. Dr. Yener Ünver'in bir makalesi var. En son rüşvet suçuyla alakalı kapsamlı makale de budur söylemiş olayım.

Şimdi burada 252. maddenin 6. fıkrasını tartışıyoruz. Diyor ki; burada aslında 252. madde -kısa geçeceğim Sayın Başkan, esas hakkında savunmada detaylandırırız- 252. madde aslında rüşvet suçu içerisinde kendine özgü bir müşterek faillik yaratıyor. Şimdi 37. maddedeki müşterek faillik, asıl müşterek faillik burada uygulanmaz; çünkü 6. fıkra var. Müşterek fail olabilmek için ne olması lazım? Temel hukuk. Bakın temel hukuk bilgisi, hiç özel bir çalışma ya da şeyin ürününü söylemiyorum.

Müşterek fail olabilmek için buradaki şu denklemde, Aziz İhsan Aktaş ve Alican Abacı arasında iddia edilen denklemde fiili hakimiyet kurması ve daha önemlisi TCK 21; bilmek yetmez, istemesi gerekiyor. Kasıt gerekiyor.

Manevi unsuru düzenlenmemiş 252. maddenin altıncı fıkrasının. Dolayısıyla Ünver hoca şunu söylüyor çok açık bir şekilde. 252. maddenin altıncı fıkrası, her ne kadar menfaat sağlayanla alakalı böyle bir düzenleme yapmış olsa da diyor, bilgi istek ve iradesine kişinin yer vermemiştir diyor. Şunu söylüyor, altını çizerek söyleyeceğim çünkü çok kıymetli: Kanuni tipte o kişinin kendisine bu menfaatin sağlanmasını isteyip istemediği ve hatta rüşvet suçunun işlendiğinden veya söz konusu rüşvetin kaynağını bilmesi ve o menfaatin sağlanmasını isteyip istememesine hukuksal bir sonuç açısından hiçbir değer ve farklılık kazandırmamıştır. Bu maddenin değişmesi gerekir diyor. Değişmezse ne olur biliyor musunuz? Yargı uygulaması bu madde kanunda var, yetmez kanunilik ilkesi gereği.

Kanunilik ilkesi şunu söyler: Bunu anayasaya, kanunlara uygun öngörülebilir şekilde uygulamak mecburiyetindeyiz. 252 altı diyor ki: Anayasa 38 ve TCK 21’e uygun uygulayacaksınız diyor. Yani bu ne demek sayın başkan? Birinin menfaat sağladığı iddiası yetmiyor, kastı ortaya koymak gerekiyor. Kasıtta iki unsur var benim bildiğim; bilmek yetmez, istemek. Dolayısıyla iddianamede hani davasız yargılama olmazdı, iddianamede bu açıdan bir değerlendirme var mı? Bu açıdan tek bir beyan var mı iddianamede? Yok.

Burada serbest atışla Aziz İhsan Aktaş’ın söylediği birtakım şeyler var. Biz bir etkin pişmanlık beyanına dayanarak tutuklandığını iddia ediyoruz zaten müvekkilimizin, soyut bir etkin pişmanlık beyanına dayanarak. Yargılamayı da bu etkin pişmanlık beyanına dayanarak peşin hükümle mi sonlandıracağız. Peşin hüküm muhakemesiz hükümdür. Biz burada muhakeme yapmak için buradayız. Rüşvetle ilgili son olarak da şunu söyleyeceğim: Ha bu menfaat meselesi.

Sayın başkan, rüşvetin konusu ne burada, sayın heyet üyeleri? Rüşvetin konusu ne? Rüşvetin konusu Beşiktaş Belediyesi’nin hakedişleri, iddia edilen rüşvetin konusu. Savcılık makamı tarafından iddianamede öyle konulmuş ama orada her ne kadar Avcılar’ın ihalesine bağlanmış olsa da burada da ayrı bir hata var çok net şekilde ortaya koyalım temel prensipleri. Bunlar hiçbirimizin düşüncesi değil, temel prensipler. Şurada suçun tamamlandığı iddia edilen noktadan sonra iştirak olur mu?

Kanun gerekçesi, Yargıtay kararları, silme bütün doktrin, rüşvet suçuna ilişkin yazılmış bütün kitaplar. Biz dersimize iyi çalıştık, hepsini okuduk. Birazdan zaten bulduğumuz bir şeyi de söyleyeceğiz burada dersimize iyi çalışmanın getirdiği bir şeyi. Sizlerle de paylaşmak isteriz ki bilgi paylaştıkça çoğalır. Şimdi bu çerçevede bu suçun tamamlandığına ilişkin, yani onların iddiasına göre para ve menfaatin sağlandığına ilişkin noktadan sonra ki rüşvet iddia edilen rüşvet suçunun konusu buradakilerden mantıklı, Beşiktaş Belediyesi’nin hakedişlerinin ödenmesi için para ve menfaat sağlanması değil mi?

Konu bu. Konunun altlarla hiçbir alakası yok. Avcılar’ın hakedişleriyle hiçbir alakası yok. Hani biz dedik ya en başından beri altyapı yapılmıştır, altyapı yapmış o ayrı. Ama savcı da bilmiyor Avcılar’ın hakedişleriyle alakası olmadığını bu mevzunun. Çok net. Çünkü hakedişler de iş usulsüz çıkıyor. Meslektaşların kendi savunmalarında da anlattı. Hem Aziz İhsan Aktaş’ın hem bizim sizlere sunmuş olduğumuz mütalaamızda çok net şekilde bu ortaya konuldu zaten. Bu tartışma konusu değil.

Şimdi rüşvet suçunun konusu buyken, varsayılan menfaat ve para ve araç teminiyle ilgili mevzuda suç burada artık kesilmiş ve iştirak mümkün değilken, bundan sonrası ceza yargılamasını ilgilendirir mi? Hangi suçu oluşturur bundan sonrası? Bundan sonrasında benim müvekkilimi suçlu gösterebilmek ya da suçu işlediğinden şüphelenilebilmesi için TCK 21’i uygulamak mecburiyetindeyiz. Biliyor ve istiyor olmasını ve müşterek fail sıfatıyla bu ilişkide bizzatihi fiili hâkimiyet kurduğunu, teknik takip mi dersiniz, banka hesapları mı dersiniz, HTS’ler mi hiçbiri yok. Bunların hiçbirinin olmadığı bir yerde benim müvekkilime isnat edilen 252 kapsamında, 252 altı kapsamındaki müşterek fail suçunun unsurları bu suçun oluşmasından bağımsız şekilde oluşmamaktadır sayın başkan.

Şimdi gelelim asıl meseleye, çünkü asıl mesele diyorum müvekkilimizin tutuklu olduğu mesele. Müvekkilimizin tutuklu olduğu suç irtikap, icbar suretiyle irtikap. Burada hepsi çıktı konuştu. Aziz İhsan Aktaş çıktı, ben hatırlıyorum bu arada onu söyleyeyim, alabilirsiniz ekrandan teşekkür ederim. Tek katıldığım cümlesi: Denizde balık pazarlığı olmaz. Ben bilmiyordum, kendisi sayesinde öğrendim. Doğru, denizde balık pazarlığı olmaz. Bizim müvekkilimiz hiçbir zaman karadaki hiçbir balık pazarının da içinde olmamış. Bizim müvekkilimiz otuz dokuz günlük bir seçim süreci içerisinde hiçbir şekilde zaten herhangi bir bağlantı, bağ ya da bu olayların içine girebilecek bir hengamenin içerisinde bir iradede değil, olamaz da, beklenemez de kendisinden.

Savcılık makamı bunu ortaya koymak zorundaydı. PTS’lere de geleceğim. Şimdi Aziz İhsan Aktaş burada balık pazarı olmaz dedi, daha sonrasında ben Beşiktaş Belediyesi ile ilgili konuşuyorum dedi. Bunları zaten biliyorsunuz malumunuz. Avcılar Belediyesi ile olayın hiçbir alakası yok dedi, biz Beşiktaş Belediyesi'ndeki hakedişlerden bahsediyoruz dedi. Buraya Yusuf Akın çıktı, müvekkilim çok net açıkladı zaten. Üzerinde gerçekten durmaya gerek yok. Yusuf Akın’ın şubat tarihinde Aziz İhsan Aktaş’ın etkin pişmanlık beyanından önce vermiş olduğu bir beyan var. Yusuf Akın zaten her şeyi reddediyor. Diyor ki benim ihalelerim düzgün diyor, benim bunlarla diyor Aziz İhsan Aktaş’tan bahsediyor ve akrabalarından, benim onlarla diyor hiçbir ilişkim, ekonomik ilişkim yok diyor, ben kendim diyor şirketim var diyor. Hiçbir şey yok.

Aziz İhsan Aktaş ne zaman ki ifade veriyor, etkin pişmanlık ifadesi, ondan sonra Tekin Aktaş’ın ifadesi alınıyor ve burada çelişki ortaya siz çıkardınız bunu da bakınız biz bile soru soramadan siz sordunuz. Tekin Aktaş açık şekilde dedi ki kendi eski ifadesini araç ve paradan bahsediyor burada geldi kesinlikle para ben bilmiyorum dedi. Bize söylemez mi, söyler. Niye o zaman söyledi, ben söyleyeyim. Burada birden fazla sanık beyanı varmış gibi görünüyor ya işte Aziz İhsan Aktaş ve akrabaları. Tek bir sanık beyanı Sayın Başkan. Siz bunu aslında Yusuf Akın ve Tekin Aktaş’a sorduğunuz sorularda da altını çizmeye çalıştınız. Tek bir beyan, Aziz İhsan Aktaş’ın beyanı. Ve onlar nasıl ki PTS’leri tek bir printer'dan bir Excel tablosu şeklinde print edilmiş şekilde herkes bunu sunduysa tek bir ağızdan çıkan ifadeyi temcit pilavı gibi tekrarladılar. Dolayısıyla burada bir laf kalabalığı olmuş olabilir, birden fazla sanık diyormuş gibi görünmüş olabilir.

Şunu lütfen unutmayın, ortada tek bir kişinin iddiası var. O da Aziz İhsan Aktaş’ın 11 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık beyanı ve diğer sanıklara söylettiği beyanlar yani kendi beyanı. Görgüye bilgiye dayalı olmadığı zaten çok açık ve net. Şimdi Sayın Başkan bu çerçevede ben şunu da söylemek istiyorum, şimdi irtikapla alakalı bir suç isnadı olduğunu varsayalım hukuki nitelik değiştirme ihtimaline binaen. İrtikapla alakalı Yargıtay’ın içtihatları zaten açık çok net bir şekilde ne diyor, menfaat için icbar edildiğine yönelik somut dayanak noktasının bulunup bulunmadığının ispat edilmesi gerekir yargılamada. Somut dayanak noktası. Ben Aziz İhsan Aktaş’ı hayatımda ilk defa burada gördüm ve işte iddianame sürecinde basında bir röportajı vardır röportajda gördüm. Burada gördüm, izlenimlerim burada gördüklerime, burada yaşadıklarıma, konuşma tarzına ve diğerlerine hakimiyetine ilişkindir.

Burada sanıklardan bir tanesi çıktı hangi belediye, Beşiktaş Belediyesi'ydi yanlış hatırlamıyorsam ses kayıtlarında da vardı, dedi ki Aziz İhsan bizi dedi tehdit etti dedi. O bizi icbar etti dedi. Kim buna icbar edebilir dedi, aynen katılıyorum kim söylediyse. Ben şuracıkta gördüğüm bu izlenimden hareketle bunu söyleyebiliyorsam kimin hayatının olağan akışına göre o güçteki Aziz İhsan Aktaş’ın hala ihale almaya devam ediyor icbar edildiğine bizi inandırabilir. Kimin hayatının olağan akışı bu?

Dolayısıyla icbar iddiası somut şekilde ispatlanmak zorundadır. Yargıtay kararları ne diyor, çok açık. Diyelim ki endişe duymuş olsun Yusuf Akın, çıktı dedi ya benim şeylerimi ödemeyecekler falan dedi, endişe duymuş. 300 gün vadeli imza attıkları sözleşme, ahde vefa, 300 gün şartını kabul etmiş. 300 gün şartıyla verilmiş şey de ödendiği hakedişlerin ödemelerin haziranda ödendiği zaten dosyaya sunuldu Beşiktaş Belediyesi'nin vekilleri avukatları tarafından. Biz de bunu söyledik müvekkilim de kullandı. Şimdi velev ki endişe duymuş olsun Yargıtay kararları açık, hangi suçun unsurunu oluşturuyor endişe duymak, rüşvetin mi irtikapın mı? İcbar nerede? Dolayısıyla iki suç açısından da unsurların oluşmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz esas hakkında mütalaaya giderken. Ve benim müvekkilim bu sebeple 12 aydır hala tutuklu.

Gelelim menfaat meselesine. İkisi açısından da ortak olduğu için buradan devam ediyorum, yavaş yavaş da sona geliyorum. Bir tarafta para bir tarafta araç diyor. Parayla zaten benim müvekkilimin bir bağlantısı olmadığı ortaya koyuldu. Hiçbiri de çıkıp benim müvekkilimle alakalı hepsi zaten tanımıyoruz dediler, hiçbir şekilde para iddiasıyla benim müvekkilimi zaten bağlamadılar. Şimdi dolayısıyla da Aziz İhsan Aktaş ve akrabaları, burada yargılananlar bunun üzerinden değil Sayın Başkan sizin kafanızda da soru işareti yaratan araçlar üzerinden gidiyor, para üzerinden gitmiyor. Şimdi Umberto Eco en büyük yorumbilimcilerden bir tanesidir, diyor ki bir şeyin doğru olduğunu kesinlikle söyleyemezsiniz, yanlış da olabilir her ihtimali görmek gerekir diyor. Ama bir şeyin yanlış olduğunu kesinlikle söyleyebilirsiniz. Utku Caner Çaykara’nın seçim kampanyasında kullanılmak üzere bir menfaat iddiası, birazdan da PTS’leri de göstereceğim, kesinlikle yanlışın ötesinde yalandır.

5-6

Dolayısıyla, bu çerçevede parayı zaten devre dışı bırakıyoruz. Geldik PTS’lere.

Şimdi savcılık makamı, iddianame savcısından bahsediyorum lütfen üstünüze alınmayın savcılık makamı dediğim zaman şahsi olarak bir şey değil; savcılık makamı bu PTS raporunu iddianameye de yazmış ama biz hiç bu PTS raporunu görmedik. İşin enteresan tarafı ne biliyorsunuz? Şeye baktığımızda gördük bunu; basından çarşaf çarşaf İBB iddianamesi çıktığı zaman mesela orada -isim vereceğim yanlış anlaşılmasın sadece bir örneklendirme yapmak için vereceğim bunu- mesela Ali Sukas. Ali Sukas ile alakalı PTS’ler var.

İddianamede PTS’lere aynen o sizin getirttiğiniz PTS’ler var ya üstünde giydirme olan, onları basına... Onlar basına yansıdı, iddianamede savcılık makamı yer vermiş bunlara. Bizde ne yaptı? İki sinyal bilgisiyle geçiştirdi. Bizde yok. Bizde resim yok. Resmi biz ne zaman gördük? Sayenizde! Müvekkilim bunun için teşekkür etti size. İyi ki getirdiniz! İyi ki getirdiniz, dosyaya girdi. "A" dediler, "Bir giydirme var!" "A" dediler, "Aziz İhsan Aktaş’ın iddialarından bir tanesi daha ispatlandı!" 30 Mart. Tam duruşmamızın öncesinde PTS’ler geldikten sonra.

Şimdi ne ispatlanmış bakalım. Benim müvekkilim zaten raporu sundu, tek tek sayfalarını gösterdi. Ben burada herkesin gözünde benim müvekkilimin tahliye olacağını gördüm. Herkes buna inandı çünkü evet, belki Foucault Sarkacı vardır, ben bunu ona benzetiyorum. Dünyanın döndüğünü astrolojik gözlemlerle ispatlamışlardır ama ilk deneysel ispat Leon Foucault tarafından yapılmıştır; Panteon’un tepesinden sarkacı sarkıtmıştır, ilk defa deneysel olarak dünyanın döndüğü ispatlanmıştır. Biz belki dünya için çok küçük ama Utku Caner Çaykara için çok büyük bir şey yaptık. Biz bu iddianamenin ve sizin tutuklama kararınıza devam gerekçenizin bel kemiğini çürüttük Sayın Başkan. Bu çok önemli bir şey. 22 Nisan'da burada bu oldu, lütfen küçümsemeyelim.

Tek iddia buydu. Peki biz ne yaptık? Biz PTS’ler çıktıktan sonra bakın basına servis ettikleri PTS’ler çıktıktan sonra, kısıtlı imkanlarımızla dışarıda avukat olarak girdik sosyal medyada, YouTube'dan seçim kampanyası videoları izledik. 12-13 Şubat... Ve bunlardan gördük ki Akın Kumanlı’nın da söylemiş olduğu o üçüncü seçim koordinasyon merkezi var ya CHP’nin, 13 ilçenin dahil olduğu; tek talihsizliği Avcılar'da bulunmak olan o seçim koordinasyon merkezi... Hani dedi ya Aziz İhsan Aktaş, "Kendi kendine geldi bu araçlar" diye. Sayın sanıklarımız da var... Yok, kendi kendine gelmiş, orada duruyormuş zaten, burası da E-5’in kenarı, Avcılar.

Dolayısıyla biz bunları kendi çabamızla bulduk. Bakınız ve ne zaman? Şimdi diyeceksiniz ki "Evveliniz ya işte Avukat Hanım" değil mi? Yok. 34 HYZ 392, eski başkana giydirmeli. 34 LMC 447, eski başkana giydirmeli. Eski başkana giydirirken; 34 GTB 091, 34 BEP 843, 34 LAT 534, 34 LMC 447 ve 34 HYZ 392 bunları saymıştım zaten, aynıları, az önce saydıklarım. Hepsi 12-13 Şubat. Hani iddia etti ya, "Burası serbest satış" yaptı ya Aziz İhsan Aktaş, o tarihte eski belediye başkanına giydirmeli.

Ne demek? Bunlar zaten belediye başkanı her kim olursa olsun orada var olan araçlar. İsmin hiçbir önemi yok. Dolayısıyla az önce dedim, "Bir şeyin yanlış olduğunu kesinlikle söyleyebilirsiniz ve bu yalandır" dedim. Çünkü bu iddia yanlış bir iddia. Burada hiç kimse, Utku Caner Çaykara’nın seçim kampanyasına özel olarak hiçbir menfaat sağlanmadı ve bunun aksini ispat eden bilgi, istek ve isteme ve bilme unsurları, TCK 21’deki isteme ve bilme unsurlarının hiçbiri bu zamana kadar ortaya konmadı.

Sayın Başkan şunu söyleyeceğim sadece, Sayın Heyet Üyeleri; koskoca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı her türlü yetkisi var, her türlü gücü var. Savunma tarafında bizler naçizane avukatlar olarak bunu birkaç günde ortaya çıkardık. Zannediyoruz mu ki acaba savcılık bunu hiç görmedi? Müvekkilim söyledi zaten, savcılık bunu gördü. Lehe delil olduğu için dosyaya koymadı.

Şimdi toparlıyorum, burada sayın savcımızın da dikkatini rica ederim özel olarak; mütalaaya yönelik bazı hususlar söyleyeceğim çünkü. "Cezalandırma dürtüsü güçlü olan hiç kimseye güvenmemek lazım", Nietzsche’nin sözü. Ben çok severim bu sözü. Bu davada da şunu söyleyebiliriz, açıkça söyleyeceğim kimseden de bir çekincem yok: İddianame hukuki hatalarla dolu, fahiş hata içeren, ancak cezalandırma dürtüsü yüksek bir iddianamedir.

Somut sayacağım, bu benim iddiam değil somut sayıyorum.

Birincisi: 28 numaralı eylem. Bakın bunu ele alacaksınız, o yüzden hani söylüyorum Sayın Başkan sizlere de esas hakkında savunmada özel olarak size hitap edeceğim ama... 28 numaralı eylemde bir paragraf görüyorsunuz. 304. sayfa, sizler de bakabilirsiniz. Hiç doğmamış ihaleyle alakalı; yani hani tamamlanmamış ya da iptal olmuş ihale falan değil, teklifleri dahi alınmadan Cumhurbaşkanı kararı sonrası iptal edilmiş bir ihaleden bahsediyoruz. Şimdi bu ihalede teşebbüs tartışması yapıyor savcılık makamı. Teşebbüsü tartışıyor.

Hani dedim ya az önce her söylediğim şeyin bir sebebi var; biz dersimize iyi çalıştık dedim. Dersimize iyi çalışırken biz fark ettik, rüşvet kitaplarını okurken bir baktık ki Profesör Doktor Mahmut Koca'nın Türkiye Adalet Akademisi Dergisi'ndeki ihaleye fesat karıştırma suçundaki paragraf -Hasan Tahsin Gökcan'ın TCK şerhinde de var atıfla; burada usulsüz atıf tabii, tamamen okurken fark ettik- alınmış teşebbüs tartışması ve hocanın bağladığı sonuç çıkartılmış, kendi sonucunu koymuş.

Diyor ki: "Her ne kadar burada teşebbüs tartışması yapılabilirse de ve kamu zararı olmasa da" diyor, "Hani burada yaklaşık maliyetin ifşası meselesi söz konusu ya, suç tamamlanmıştır" diyor. "O yüzden" diyor, "Ben burada" diyor "235. madde birinci fıkradan cezalandırma isterim" diyor.

Esenyurt Belediyesi... Esenyurt Belediyesi'nde de aynen oradan mı isteniyor? Aynen, benzer. Hatta bizimki teklif bile alınmadan iptal olmuş. Sayın Başkan orası doğru. Orasının doğru olduğunu şöyle de size teyit edebilirim; Mahmut Koca'nın... Gittik hocamızdan mütalaa aldık gerçekten böyle mi diyorsunuz diye, yazdı: "Hayır, kamu zararı yoksa tamamlanmış olsaydı dahi -bakın iptal edilmişi saymıyorum- tamamlanmış olsaydı dahi 3-B uygulanır, aynı Esenyurt'ta olduğu gibi." Varan 1: Fahiş hata.

2: Rüşvet suçu. Bundan zaten bahsettim, ayrıca detaylandırmayacağım. Müvekkilimin maddi unsuru bırakın, manevi unsur TCK 21 ortaya konmadan -tekrar ediyorum altını çiziyorum çok önemli- bilme ve isteme... Taksirle işlenebilen bir suç mu bu? Bilinçli taksirle mi işleyeceğiz biz rüşvet suçunu, icbar suretiyle irtikap? Şimdi dolayısıyla bunlar ortaya konmadan kanunilik kriteri -bence Anayasa Mahkemesi'ne bile gidilebilir bu maddeyle alakalı somut norm denetimine- konumuz bu değil. Kanunilik üzerinden sıkıntılı bir madde üzerinden hiçbir somut bağlantı kurmadan, ve aksine parayla zaten bağlantısı yok, PTS'lerle bağlantısı olmadığını zaten kestik; artık benim müvekkilimin 252/6 ile bir suç isnadıyla sizin önünüzde bir esas hakkında mütalaaya gidilmesi üzgünüm, hukuki değerlendirme hatasıdır. Benim takdirime göre -belki sizin için olmayabilir ama- fahiş hatadır. Varan 2.

Varan 3: Diyor ki "Yetmez! Utku Caner Çaykara'yı hem müşterek fail olarak 6'dan, o da yetmemiş zincirleme uygulamış, 43 uygulamış." Diğer sanıklardan farkı ne biliyorsunuz? Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum, mutlaka fark etmişsinizdir zaten heyetinize söylemiyorum onların çok detaylı okuduğundan eminim. 43 ile ilgili tartışma yok bizde, 43 uygulaması var. Neye göre uygulamış mesela? Belli değil. Bununla alakalı esas hakkında mütalaada ısrarla eğer 43 önümüze gelirse detaylı açıklamamızı yapacağız; sadece Allah büyük, karar benim olduğu için paylaşıyorum, Yargıtay'ı falan geçtim hani çünkü burada Yargıtay havada uçuşuyor ya işte Yargıtay kararları falan; direkt BAM'dan örnek vereceğim. Ankara BAM 5. Ceza Dairesi, 2024/2446 Esas, 2025/3766 Karar: "Sanıklar hakkında zincirleme suç hükümleri, iki ayrı tarihte iki defa para gönderilmesi nedeniyle uygulanmış ise de rüşvete konu olduğu iddia edilen anlaşmanın tek olması nedeniyle tek fiil suç çokluğundan bahsedilemeyeceğinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı gözetilmeksizin zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini bozmayı gerektirmiştir." Şimdi Sayın Başkan, Varan 3; üçüncü fahiş hatamız mı? Evet, üçüncü fahiş hatamız.

4 ile bitiriyorum ve bağlıyorum. Çok uzun sürdü lütfen kusura bakmayın ama bizim için önemliydi, ilk defa hukuki savunma yapıyoruz.

Varan 4: Aziz İhsan Aktaş ile alakalı cezalandırma talep edilmiyor 58 numaralı eylemde. Etkin pişmanlık uygulanmış. Yusuf Akın ve Tekin Aktaş zaten yok, onlar yok ortada yoklar. Aziz İhsan Aktaş için cezalandırma talep edilmemiş.

Şimdi 254'e göre etkin pişmanlık uygulayabilmenin şartları nedir? Kişi rüşvet suçunu resmi makamlar ortaya çıkarmadan önce açığa çıkartacak değil mi? Ve bundan pişmanlık duyacak. Sondan başlayayım; Aziz İhsan Aktaş burada bir rüşvet suçunu zaten kabul etmedi, hiçbir zaman kabul etmedi. Valla ben hiçbir pişmanlık duygusu da görmedim. Neyin pişmanlığı? Etkin pişmanlık, daha önce de söyledim; kendisi bunu gururla söylediği için söylüyorum -bakın benim değerlendirmem değil bunun etkin pişmanlık olduğu- geçen burada tanık dinlenirken hepimiz buradaydık; kendisi çıktı dedi ki "Benim etkin pişmanlık beyanım" dedi, "Bütün basında" dedi, "Görmediniz mi?" dedi. Kendisi gurur duyuyor zaten bununla. Örgütten etkin pişmanlık yaptı Aziz İhsan Aktaş. Örgütten Aziz İhsan Aktaş etkin pişmanlık yaptı!

Diyelim ki rüşvetle alakalı yapmış olsaydı; gene etkin pişmanlık hükümleri uygulanmaz. Sebebi şu; resmi makamlar zaten bu iddiayı 27.10.2024 tarihli isimsiz ihbar mektubuyla biliyor. Resmi makamlar biliyor bunu! Savcılık o yüzden zaten Avcılar'dan işte o ihbar mektubunun altındaki ihaleleri istetmiş ve masasında bekletiyor. Peki niye bekletiyor savcılık sizce? Ben bunu çok düşündüm. Aziz İhsan Aktaş'ın etkin pişmanlık beyanından sonra Utku Caner Çaykara doğrudan tutuklanıyor bunlara detaylı olarak sorulmadan. Aziz İhsan Aktaş bir gün 'hissikablelvuku' sabah uyanıyor ve diyor ki "Benim Avcılar'dan bahsetmem lazım, Utku Caner Çaykara'dan bahsetmem lazım" diyor. O da tam bahsetmiyor zaten ne dediği belli değil, bir seçim kampanyasından bahsediyor, şahsına yönelik hiçbir iddiası yok! Hiçbir iddiası yok! Burada da söyledi. Avcılar Belediyesi ile ilgili olarak virgülü ekliyorlar; kim ekliyor belli değil. Dolayısıyla Varan 4; etkin pişmanlık kapsamında zaten Aziz İhsan Aktaş'a cezalandırma talep edilmemesi en önemli problemlerden bir tanesi.

7

Kusura bakmayın lütfen ama dediğim gibi özel durumumuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle 22 Nisan sebebiyle. İnsan isterse her zaman her yerde her şey arasında bağlantılar bulur. İsteyen bulur. Dolayısıyla da tıpkı bu yargılamada etkin pişmanlık ifadesinin aşırı yorumlanarak değiştirildiği ve müvekkilin 12 aylık bir tutukluluğuna sebebiyet verildiği gibi. Müvekkil açıkça anlattı, 39 günlük bir keşmekeş içindeydim dedi.

Bu cenderenin içerisinde müvekkilimi yeni ilan edilmiş bir Belediye Başkanı, az önce gösterdim zaten eski Belediye Başkanı'nın olacağı ile alakalı da bir durum söz konusu. Yeni ilan edilmiş ilk defa. Kimse orada bir ilişki kurmak isteyen insanlar var çok büyük ihtimalle. Yanına gelmek, tanışmak isteyen insanlar var. Yani altını çiziyorum, kayda geçsin. Çeperine girmek isteyen insanlar olmuş mudur? Olur. Kimin olmaz? O mevkideki, kimin olmaz? Bir kamu, sizlerin olmaz mı? Herhangi bir kamu görevlisinin çeperine girmek isteyen, bunun için yakın arkadaşlıkları kullanmak isteyen, bir şekilde araya siyasi bağlantı, arkadaşlık bağlantısı sokmak isteyen, bunu deneyen, bunun için çabalayan.

Bundan müvekkilim şahsilik ilkesi gereğince nasıl sorumlu tutulabilir? Kimin hangi niyetle müvekkilime yaklaştığını müvekkilim nereden bilebilir Sayın Başkan, Sayın Heyet? Yanınıza gelen herhangi bir insan suça karışmış olsun diyelim ki. Daha sonra sizin hakkınızda suç atfetmeyeceğini, sizin hakkınızda imalarda bulunmayacağını öngörebilir misiniz? Nerede kaldı hukuki belirlilik ilkesi? Nerede kaldı Anayasa 38 şahsilik ilkesi? Nerede kaldı kast? Bilmek, istemek?

Dolayısıyla Faruk Erem Hoca Ceza Usul Hukuku eserinde 64’te söylemiş. Tam bizim dosyamızla ilgili söylemiş. Vicdani kanaatin davadaki iddianameye konu olmayan dava dışı bilgilerden, inançlardan usule gelmesi fevkalade tehlikelidir diyor. Hükme tesir edecek her şey ispat edilmiş olmalıdır. Kunter Hoca’ya da atıf yapıyor. Ben de 22 Nisan’a atıf yapacağım. Hâkim, dün hakkındaki şüphesini önünde tartışılan deliller sayesinde yenecektir. Dolayısıyla da şüphe eden ari şekilde ikna etmeye yarar aleyhe delil lazım. Manevi unsuru ortaya koyan şüpheden ari somut delil lazım Sayın Heyet.

Dolayısıyla yargıç önünde tartışılan delillere göre, vicdani kanaatine göre bir kanaat oluşturacak. Şimdi burada biz yaşadık, artık sona geldim. Gerçekten de tam burada olduğu gibi sizleri, bunu hem 27 Şubat için söylüyorum hem de 22 Nisan için söylüyorum. Sizleri bu saçmalıklara, birtakım saçmalıklara inandırabilen herkes haksızlık yapmaya da yönlendirebilir. Tam da bu yargılamada olduğu gibi dediğim. HTS’leri biz tek tek çürüttük çünkü tek bağladıkları yerdi. Ellerinde dolaştırdılar sanki burada bir şey varmış gibi. Kendileri de şaşırdı ekranda müvekkilim raporu yansıttığında. Rapor zaten sizin huzurunuzda, ayrıca belirtmeye gerek yok.

Biz maddi gerçeği eğer ortaya çıkarmaya çalışırsak maddi gerçek bunun müvekkilin seçim kampanyasına özel olarak herhangi bir menfaat temininde bulunulmadığı, müvekkilim açısından hiçbir şekilde manevi unsurun, unsurların ortaya koyulamayacağıdır. Dolayısıyla siz en başından beri Sayın Heyet üyeleri söylüyorsunuz, diyorsunuz ki biz adil davranmaya çalışıyoruz. Benim müvekkilim bunun için size teşekkür etti. Bu konuda bir sıkıntı yok ama bazen adil davranmak harekete geçmeyi de gerektirir. Bunu tutukluluk için söylüyorum.

Biz elimiz boş uzattığımızda, yani çok bunu da söylemeden geçemeyeceğim çünkü değer veriyorum bu söze. Halil Cibran vardır, en ünlü belli başlı işte filozoflar ve alimler arasında yer alır. Der ki ‘boş uzattığım eli dolu alamamak üzücüdür.’ Biz size 22 Nisan’da elimizi dolu uzattık ama karşılığını görememek daha da üzüntü vericidir ve ümitsizliktir. Bunu söyler. E biz ümitsiz miyiz? Ben kendi adıma konuşuyorum biz ümitsiz değiliz.

İlk savunmam, ilk iki söz aldığımda kuvvetli suç şüphesinin olmadığını, artık tutukluluğun hele ki işlenmemiş -açıkladım zaten fahiş hatalarıyla birlikte- suçun nitelik değiştirme ihtimali ve suçun oluşmadığına ilişkin artık şüphe kuvvetlidir. Mahmut Koca da aynı şeyi söylüyor zaten raporunda.

Dolayısıyla bu çerçevede bir değerlendirme yapıldığında, artık bu saatten sonra müvekkilim işlemediği bir suçun cezasını çekmektedir, infaz edilmektedir.

2 aya giriyoruz. Sayın Başkanım, Sayın Heyetim; çok hoşlanmadığınızı biliyorum ama ben çok hukuki konuştuğumu düşünüyorum şu ana kadar. Dolayısıyla izin verin müvekkilime de söz vermiştiniz; iki mısra ile bitireyim Attila İlhan'dan. Tutukluluk tahliye talebim de ona dayanacak. Hani "Ümitsiz miyiz?" dedim; hayır ümitsiz değiliz çünkü bunca aydır biz bekledik bugünü. "Nisandaysa mayıs", müvekkilimizin bi-hakkın tahliyesini talep ederiz.”

ÇAYKARA'NIN DİĞER AVUKATI BERFİN ARSLAN'IN SAVUNMASI

“Sayın başkan, sayın heyet; aslında aradan önce meslektaşım çok detaylı bir savunma yaptı, üstüne de aslına bakarsanız söyleyecek çok da şey yok ama adettendir. Belli hususlara hiç girmedi, belli hususları çok ayrıntılı anlattı. Ben de kalan hususlara ilişkin ayrıntılı bir beyanda bulunacağım mütalaa öncesinde. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum sayın heyet, ben aslında burada isterdim ki ilk duruşmadan farklı olarak çok daha farklı bir savunma yapayım, çok daha farklı delilleri tartışalım, çok daha farklı aleyhe hususları ele alalım. Ama ilk duruşmadan bu yana değişen tek şey müvekkilin, hatta en baştan geriye çeksek, müvekkilin tutuklandığı günden bugüne kadar değişen tek şey müvekkilin tutukluluk süresinin artık 12 ayı bulmuş olması oldu. Bunun dışında aleyhe herhangi bir gelişme yaşanmadı. Ne bir tanık dinlendi, ne de aleyhe bir dosyaya delil sunuldu sayın başkan. Bunu öncelikle vurgulamak istiyorum.

Şimdi bildiğiniz üzere müvekkil hakkında tek bir etkin pişmanlık beyanı var; bu etkin pişmanlık üç eyleme yaydırıldı: eylem 28, 29 ve 58. İki tane de suçlama isnadı var: ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet suçlaması. İhaleyle önce bir başlamak istiyorum. Eylem 28'de yer alan ihale, aslında teknik anlamda bir ihale dahi değil. Biz buna ilişkin yargılama aşamasında Doktor Eren Toprak'tan bir mütalaa almıştık, sunmuştuk ki bu mütalaayı Profesör Doktor Mahmut Koca'nın mütalaası da destekliyor. İhale aşamaları tamamlanmadığında Kamu İhale Kanunu'na göre de teknik anlamda bir ihaleden bahsedilemeyeceğini ifade ediyor sayın hocalarımız. Ancak yine de ihale demekle yetiniyorum bu aşamada.

Bu eylem 28'de yer alan ihale, ihale toplantısı dahi yapılmadan iptal edilen açık bir ihale. Neden iptal edildiğini ayrıntılı olarak açıklamıştık. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlanıyor, EKAP sistemine güncelleme geliyor; kalıcı bir kamu zararı oluşmaması adına teknik şartnamede ve araçlarda değişiklik yapılması gerektiği için açık ihale iptal edilmek zorunda kalınıyor. Tekliflerin alınma süreci bile tamamlanmadan, ihale toplantısı dahi yapılmadan bu ihale iptal ediliyor ve hemen arkasından süre sıkıntısı nedeniyle tekrardan bir açık ihale sürecine girilemeyeceği gerekçesiyle 21/B usulü, pazarlık usulü dediğimiz bir ihale gerçekleşiyor; o da zaten eylem 29'a konu edilen ihale.

Şimdi burada üç tane yanlış var. Esas hakkındaki mütalaaya giderken mütalaa beraat olsun, mahkûmiyet olsun hiç önemli değil; bu yanlışlığın düzeltilmesini talep ediyoruz sayın heyet. Nedir bunlar ihalelerle ilgili yanlışlıklar? İddia makamının, savcılık makamının şöyle bir kurgusu var iddianameyi yazarken; diyor ki bu ilk büyük ihale. Rüşvet suçlamasına altlık yaptığını söylemiştik zaten bu ihaleye fesat suçlamasının ve yapılan zorunlu ulaşım ihalesini ilk büyük ihale olarak adlandırıyor iddia makamı. Hayır, sayın heyet, bu ilk büyük ihale değil. Bu her belediyenin partisi fark etmeksizin, ister iktidar olsun ister muhalefet olsun yapmak zorunda olduğu zorunlu bir ulaşım ihalesi. Bu birinci bir yanlış algı.

İkinci yanlış algı; eylem 28'de iptal edilen açık ihale sanki tamamlanmış gibi, Barka firması kazanmış gibi yazılan maddi bir hata; bunun düzeltilmesini istiyoruz. Bu ihale hiçbir şekilde yapılmadı, toplantıya bile çıkılamadı; haliyle ne Barka ne de başka bir şirket tarafından kazanılmadı.

Üçüncü ve en önemli kısma geliyoruz; bu TCK maddesiyle bağlantılı olan bir yanlıştır: kamu zararı olduğu iddiası. Şimdi iddia makamı eylem 28 kapsamında iptal edilen açık ihaleyle ilgili kamu zararı varmışçasına suçun temel halinden 3 ila 7 yıl arasında bir cezalandırma öngörüyor; meslektaşım detaylı olarak açıkladı zaten burada bunun bir hata olduğunu. Bu bizim için önemli. Neden? Uzun tutukluluğun meşru olarak gösterilmesi için istenen cezanın ağırlığı da bu şekilde artmış oluyor sayın başkan.

Ancak hem 7 Temmuz 2025 tarihli alınan bilirkişi raporunda hem de bizzat iddianameyi yazan savcının iddianamenin 305. sayfasında yazdığı "İptal edilen bu ihalede kamu zararı meydana gelmediğinden şüphelilerin sorumlulukları bu kapsamda değerlendirilecektir" açık beyanı üzerine biz burada kamu zararı algısının yanlış bir maddi hatadan kaynaklandığını düzeltiyoruz ve bu maddi hatanın da bir tahliye kararıyla bu aşamada düzeltilmesini talep ediyoruz sayın başkan.

İlk duruşmada çok ayrıntılı bir şekilde anlattık, iki defa konuştuk; tutukluluğa ilişkin konuştuk, ihale üzerinde çokça durduk; müvekkil de kendi savunmalarında bunu anlattı. Kısaca atıf yapmakla yetineceğim. Ne demiştik biz? İhale dosyaları 2 Kasım 2024'te savcının talebi üzerine zaten teslim ediliyor. İlk olarak iptal edilen açık ihale isteniyor sayın başkan, dosyadaki yazılarla da sabit. Ama belediye burada ne yapıyor? İptal edilen açık ihale dosyasını gönderiyor; yetmiyor, bununla beraber ardından yaptığı bağlantılı pazarlık usulü ihale dosyasını da gönderiyor çünkü emin; çünkü bir usulsüzlük yok, incelenmesinde de herhangi bir beis görmüyor.

Geliyoruz, bu ihale dosyaları aylarca savcılık makamında bekletiliyor ve bu bekletilme sırasında 11 Mayıs 2025 tarihinde bir etkin pişmanlık beyanında bulunuyor örgüt lideri; müvekkil soyut bir iddia üzerine tutuklanıyor. Bizim düşüncemiz o ki ne yazık ki böyle düşünmekte artık haklı çıktığımızı düşünüyoruz; müvekkilin icbar suretiyle irtikaptan tutuklanması o kadar zayıf bir hukuki gerekçeydi ki buna meşru bir gerekçe bulmak için, bu tutukluluk halinin devamının sağlanması için ihale dosyaları en nihayetinde belki bir şey çıkar umuduyla ya da düşüncesiyle bilemiyorum bilirkişiye teslim ediliyor ve dosyaya bir rapor giriyor sayın başkan; 7 Temmuz 2025 tarihli rapor. Şimdi biz bunların ayrıntılarını açıkladık ama iki tane husus var bu aşamada dikkatlerinizi çekmek istediğim; çünkü kanun önünde eşitlik ilkesinin açıkça ihlal edildiğini burada görüyoruz.

Ne diyor bu 7 Temmuz 2025 tarihli raporda, Avcılar Belediyesi ile ilgili ihaleler incelenmiş. Hem Eylem 29 kapsamında hem Eylem 28 kapsamında. Ve herhangi bir usulsüzlük olmadığı, kamu zararı olmadığı da rapor içeriğiyle tespit.

Ama geliyoruz, iddianame sadece rapor, sadece Avcılar Belediyesi özelinde hazırlanan bir rapor değil. İçerisinde bugün burada yargılaması yapılan veya yapılmayan başka belediyeler ve kurumlar da var. Onların ihaleleri de var. Avcılar Belediyesi dışındaki o diğer belediyelerin ve kurumların ihalelerinde usulsüzlükten ve kamu zararı tespit edilmesine rağmen, bunu bir itham anlamında söylemiyorum, bilirkişi raporundaki tespitten bahsediyorum. Bugün buraya bakıyorum, salona dönüp baktığımda ihaleden kim tutuklu sayın başkan? Avcılar Belediyesi'nin başkanı tutuklu.

Bu açıkça bir eşitlik ilkesine aykırılık gösteriyor. Aykırılığın olduğunu gösteriyor. Daha vahim olanını söyleyeyim size. İlk duruşmada biraz bahsetmiştim, hatta huzurunuzda bir kez daha sunmuştum. Dosya fotokopisini alırken görmüştük orada. Aynı tarihte bir tane bilirkişi raporu daha var. 7 Temmuz 2025 tarihte. Aynı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanmış, hazırlanmış aynı tarihte sunulmuş. Elazığ Belediyesi'ne ilişkin bilirkişi raporu. Elazığ Belediyesi'nin ihalelerinde türlü usulsüzlükler olduğu, kamu zararı olduğu bu raporla tespit edilmiş. Hatta öyle bir basit hata yapılıyor ki, Elazığ Belediyesi'nin sonuç raporu alınıyor, Avcılar Belediyesi'nin olduğu rapor sonuç bölümüne yapıştırılıyor. Belediyenin adının değiştirilmesine bile ihtiyaç duyulmuyor. Kopyala yapıştır suretiyle iki rapor da dosyaya sunuluyor.

Şimdi dönüp bakıyorum bu salona. Bir bakıyorum Türkiye Cumhuriyeti'ndeki diğer mahkeme salonlarına. Elazığ Belediyesi'ni bırakın başkanını, herhangi bir yetkilisinin, memurunun yargılandığını görmüyoruz sayın başkan. Yargılanmasın da zaten. Atılı suçun öngördüğü ceza miktarına baktığımızda, tutuksuz yargılama ilkesine baktığımızda zaten tutuklama olmasını istemeyiz biz. Ama doğru olan budur. Yanlış olan halen dahi müvekkilin ihaleye fesat suçlamasından dolayı da tutukluluk halinin devam ettirilmesidir.

Şimdi diyelim ki bunlar maddi hata veya hukuksuzluğun açık bir görünümü. Artık takdiri ve düzeltilmesini tahliye kararı beklediğimizi ifade etmiştik. Suçun unsurlarına geçelim. Bunlar kişisel yorumlar diyelim, siyasi sebepler diyelim, siyasi savunmalar diyelim burada. Hukuki kısma geçelim, suçun unsurlarına bakalım. İhaleye fesat suçlamasında dayanak gösterilen suçlama eylem aslında yaklaşık maliyet gizliliğini ihlali olarak gösteriliyor. Öyle ya, müvekkil belediye başkanı hem Eylem 28 kapsamında hem 29 kapsamında yaklaşık maliyet gizliliğini ihlal ediyor, ediyor. Sevk maddemiz bu sayın başkan. Şimdi gizliliğin ihlali için ne gerekiyor? Meslektaşım çok ayrıntılı açıkladı, öncelikle bu yaklaşık maliyet bilgisini bilmesi gerekiyor. Bunu bilmesi ve kasten bunu paylaşması gerekiyor. TCK 21, buna ayrıntısıyla girmeyeceğim, meslektaşım çok detaylı izah etti.

Diyelim ki bunu belediye başkanı olan müvekkilimiz bir şekilde biliyor. Somut bir ibare yok buna rağmen. E geliyoruz bakıyoruz bu belediye başkanı müvekkilimiz ihale olur vermiş mi? Hayır. İhale yetkilisi mi? Hayır. E nereden peki ihale sürecine dâhil olduğunu çıkartıyoruz biz buradan? Bunu zaten iddiayı yazan savcılık makamı da söylüyor. Diyor ki evet diyor aslında ihale sürecine bir dahli yok. Yetki devri yapmış aslında. Ama yetki devrini bir kılıf olarak kullanıyor zaten bu böyledir diyor. Yetki devri yapmasını müvekkil aleyhine kullanıyor.

Şimdi geliyoruz sayın başkan, müvekkil ilk savunmasında huzura sundu, klasöründe mutlaka vardır. Yazılı delil ile sunduk. Yetki devri evvel ezelden Avcılar Belediyesi'nde uygulanan kurum içi bir uygulama. Müvekkilden çok daha önce, yıllar öncesinden beri yapılan bir işlem. Müvekkilin yapmış olduğu bir yetki devri söz konusu değil haliyle bir kılıf da söz konusu değil.

Peki, bunu da koyuyoruz bir kenara. E bu gizliliğe hâkim diyelim, yetki devrinin de kılıf olduğunu kabul edelim, yine iddia makamı açısından bakalım. Müvekkil bu yaklaşık maliyeti nasıl paylaşacak? Bir iletişim kanalıyla paylaşacak. Şirketlerle bir iletişiminin olması gerekecek. Şimdi ne Eylem 28-29 kapsamında ihaleye katılan, fiyat teklifi verilen ne de Eylem 29 kapsamında onun özelinde ihaleyi kazanan şirket yetkilisi, şirket çalışanlarıyla bir mesajlaşması yok. Araması yok. Baz kaydı yok. HTS yok. Para transferi yok, tanık yok, beyan yok, iddia yok. Müvekkili geçin hiçbir belediye personeli hakkında böyle bir iddia da yok, böyle bir delil de yok sayın başkan. O halde bu yaklaşık maliyet gizliliği nasıl ihlal edildi? Burada suçun unsurları nasıl oluşmuş oldu? Artık bunun takdirini size bırakıyoruz.

Diyelim ki bütün bunlara itibar edildi, iddia makamı tarafından bakalım. Yaklaşık maliyeti de bir belediye başkanının subjektif bir yorumla hâkim olduğunu düşünelim. Ve gelelim bir belediye başkanının ihaleye fesat suçlamasından yetki devri olmasına rağmen sorumlu tutulmasının mümkün olup olmayacağına gelelim. Dosyaya ilk duruşma sırasında sunmuştuk sayın başkan. Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz hakkında bir takipsizlik kararından bahsetmek istiyorum size. Çok ilginçti bu takipsizlik kararı 23 Mayıs 2025 tarihinde verilmiş. Müvekkil tutuklanmadan birkaç gün önce.

Kısaca diyor ki takipsizlik kararı gerekçesinde; ihale ve mal alımlarında Belediye Başkanı Umut Yılmaz'ın doğrudan bir rolünün bulunmadığı, yapılan ihale ve doğrudan temin alımlarında tespit edilen eksikliklere ilişkin bu süreçte yer alan kişilerden bulunmadığı, ancak Umut Yılmaz'ın da sürece dahli dâhilinin olduğuna ilişkin somut iddia veya delilin olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmiş sayın başkan. Yasal hak kullanılmış, takipsizlik kararı itiraza gitmiş ve çok şaşırtıcı bir şekilde sulh cezanın gerekçeli kararını görüyoruz. Olur ya biz hep ya itirazın reddini görürüz iki satırla ya itirazın kabulünü görürüz ki çok mutlak itirazın reddini görüyoruz.

Sulh Ceza Hakimliği diyor ki; "Belediye başkanının bilgisi ve dahli olmadan herhangi bir ihaleye çıkılmayacağı yönündeki iddianın farazi ve soyut nitelikte olduğu, soruşturmaya konu mal alımlarını ve ihaleleri alan firma yetkilileri ile şüpheli arasında bir ilişkinin olmadığı, şüpheliye yönelik bir eylemin tespit edilmemiş olması karşısında artık sonuca etkili olmayacağı" gerekçesiyle itirazın reddine karar veriyor ve karar kesinleşiyor. Dosyanıza sunmuştuk Sayın Başkan.

İhaleye fesat suçlaması ve görevi kötüye kullanma suçlamasından açılan bir dosya. İddia makamının iddiasını olduğu gibi kabul etsek bile yine de yetki devrinin olduğu bir yerde, ihaleye olur vermeyen bir yerde, ihale yetkilisi olmayan bir yerde, şirketlerle arasında bir bağın ispatlanmadığı bir yerde müvekkilin artık ihaleye fesat kapsamında suçlanması mümkün değil.

Hadi diyelim ki bunlara da itibar edilmedi. Biz savunma makamıyız, taraflı olarak savunma yaptık; iddia makamının hala baskınlığı söz konusu var. Biz mütalaa aldık, bahsetmişti meslektaşım da; Profesör Doktor Mahmut Koca'dan. Sayın hocamız der ki -ki burada da bir parantez açmak istiyorum meslektaşım da söylemişti- bizzat iddia makamının atıfta bulunduğu hocadan alınan bir mütalaada; "Savcılık makamının bu soyut iddialarının, delil yokluğunda yapmış olduğu kurgunun gerçek olduğu kabul edilse dahi, müvekkilin suçlandığı gibi ihale mevzuatınca gizli tutulması gereken yaklaşık maliyet bilgisinin başkalarına ulaşmasını sağlamak şeklindeki fiil değil, TCK'nın 235. maddesi ikinci fıkrası (d) bendinde tanımlanan 'ihaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları' şeklindeki fiilin oluşturulacağını hatırlatmakta fayda vardır" diyor.

Yani kısaca ne diyor Sayın Başkan? "Burada personeller, Belediye Başkanı, Belediye Başkan Yardımcıları sorumlu tutulamaz" diyor. "Yaklaşık maliyet gizliliği bu delil yokluğunda ifşa edilmişse ve hala bu iddia ısrarla sürdürülüyorsa o zaman dönüp bir şirket yetkililerine bakmak lazım. İhaleye katılan firmalar arasında organik bağ var mı yok mu ona bakmak lazım. Bundan dolayı belediyenin sorumluluğuna, başkanın sorumluluğuna gidilmemesi lazım" diyor. Bunu da özellikle dikkatinize çekmek istiyoruz.

Şimdi diyelim ki buna itibar edilmeyecek, mütalaa da bir kenara koyulacak. E geliyoruz karşı taraf olan sanıkların ifadelerine. Eylem 29 kapsamında pazarlık usulü ihaleyi, Türkiye ortalaması üzerinde gerçekleşen bir kırımla neticelendirilen ihaleyi kazanan YSF isimli şirketin sahibi Ferhat Aktaş'ın beyanı. Diyor ki; "Ben Utku Caner Çaykara'yı tanımam bilmem. Ne ihale öncesinde ne sonrasında herhangi bir temasım olmadı" diyor. "Kaldı ki" diyor, "Ben ihalenin gerçekleşeceğini bilseydim eksik ve kusurlu ifa yapmazdım, bu yüzden de belediye tarafından bir buçuk milyon tutarında hakedişimden mahsup edilmek üzere bir ceza yemezdim" diyor. Zaten ondan önce müvekkilin yapmış olduğu savunmada da bizzat kendi yazısının imzasının bulunduğu para cezası kararı da dosyaya sunulmuştu Sayın Başkan. Bu da gösteriyor ki firmalar ile müvekkil arasında herhangi bir bağ, iletişim yok.

Hadi diyelim ki buna da itibar etmedik; yine dönüp gelelim eşitlik ilkesine. Suçlamaların ciddiyetini tarafınıza bırakıyoruz. Sayın Başkan, 22 Nisan'da bir karar verdiniz; 30'a yakın ihale suçlamasıyla yargılanan iki kişinin tahliyesine karar verdiniz, ki doğru bir karar olduğunu düşünüyoruz hukuken. 30'a yakın ihaleye fesat suçlamasıyla suçlanan iki kişi burada tahliye edilmişken, herhangi bir şekilde ihaleye dahil olmadığı açık olan müvekkilin tutukluluk hali hangi gerekçeyle devam ediyor? Bunu gerçekten anlamakta artık zorluk çekiyoruz bu aşamada.

Şimdi bunu bir kenara bırakalım, artık bu kadar savunmadan sonra, bu kadar doneden sonra açıkçası söylemek gerekirse biz ihaleye fesat suçlamasına ilişkin hukuken bir savunma yapmayı kendimize zül görüyoruz. Hele ki İbrahim Koçyiğit de daha Avcılar Belediyesi personelleri dahi dinlenmeden tahliye edilmişken ara kararla.

Geliyoruz esas mevzuya; neye? Eylem 58'e, rüşvet suçlamasına. Şimdi müvekkil bildiğiniz üzere icbar suretiyle irtikaptan tutuklandı. Meselenin başlangıcı ise 11 Mayıs 2025 tarihli bir etkin pişmanlık ifadesi. Ne demişti örgüt lideri Aziz İhsan Aktaş beyanında? "Beşiktaş Belediyesi Başkan Yardımcısı Alican Abacı, kardeşlerim ve akrabalarımdan Beşiktaş Belediyesi'ndeki birikmiş hakediş ödemelerini alabilmeleri karşılığında Cumhuriyet Halk Partisi Avcılar Belediyesi Başkan Adayı Utku Caner Çaykara'nın seçim çalışmalarında kullanılması için para ve araç talep etmiştir." İddia bu, delil bu; geldiğimiz aşamada hala bunu konuşuyoruz, başkaca da bir şey yok Sayın Başkan.

Şimdi biz başlarda anlattık; özgü suç dedik, iddia edilen tarihte müvekkil kamu görevlisi değil dedik, işlenemez suç dedik. Ne oldu? Geldik tutukluluğun 12. ayına. Şimdi iddia sahibini dinledik bu huzurda; iddiasının arkasında. "Ben" diyor, "Beşiktaş Belediyesi ile hakedişlerle alakalı bir sıkıntı yaşadım, buna ilişkin iddiamın arkasındayım, Avcılar Belediyesi'nden ihale almak maksatlı hareket etmedim" diyor. Rüşvet suçlamasını inkar ediyor. "Benim Beşiktaş Belediyesi ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar" diyor ve 'segbis' kaydıyla da şunları ekliyor; diyor ki: "Utku Caner Çaykara doğru söylüyor, beni tanımıyor" diyor.

Ha, manipülatif beyanlarda bulunuyor; algı yaratan, kafa karıştıran, belki de aklınızda şüphe yaratan ve tutukluluk halinin devamının gerekçesi olarak kabul ettiğiniz birtakım algı yaratmaya yönelik beyanlarda bulunuyor; ona geleceğim Sayın Başkan. Peki Aziz İhsan Aktaş bu beyanda bulunurken konuşmanın esas muhatabı, karşı tarafı kim? Alican Abacı. 9 ay boyunca ifadesinin alınmasını beklediğimiz Alican Abacı çıktı SEGBİS huzurunda dedi ki; "Ben hiçbir kişi ve kurumdan Utku Caner Çaykara adını kullanarak hiçbir şey talep etmedim" dedi. Külliyen konuşmayı yalanladı.

Şimdi Sayın Başkan, soruşturma, kovuşturma dahil bütün yargılama boyunca biz Aziz İhsan Aktaş’ın beyanına üstünlük tanındığını görüyoruz burada. Öyle ki o konuşma var diyor, icbar edildiğini iddia ediyor; konuşmanın muhatabı yok diyor, icbarı inkar ediyor ama hala beyanına üstünlük tanınıyor ki müvekkil bu beyan yüzünden tutuklu kalmaya devam ediyor.

Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin iki tane kararından bahsedeceğim size, sadece künye numarasını vereceğim. Çok da meşhur kararlardır, muhakkak ki biliyorsunuzdur. Der ki mahkeme; 2013/7800 ve 2013/1235 bireysel başvurulu numaralı kararlarında: "Mahkeme taraflardan birinin beyanına neden itibar ettiğini, üstünlük tanıdığını gerekçeli olarak izah etmek zorundadır." Şimdi biz soruşturma aşamasında bunun izahını görmedik. Tamam, soruşturma için bir şüphe olarak kabul edilebilir ama hakkında iddianame düzenlenmesi ve tutukluluk halinin devamı sayılması için neden bir üstünlük tanınıyor, bunun gerekçesini görmedik. Sizin mahkemeniz tarafından yapılan tutukluluk hali incelemelerinde de bunun gerekçesini görmedik Sayın Başkan. Şimdi bu haliyle Anayasa Mahkemesi’ne gitse çok eminiz ki içtihatlara baktığımızda buradan bir hak ihlali çıkacak, ki daha önce de bahsetmiştik zaten; 19. madde kapsamında hak ihlali iddiasıyla başvuru yaptığımız Anayasa Mahkemesi dosyasında karar çıkmak üzere. En son olarak ocak ayında hükümetin savunmalarına cevap verdik ve bu aşamada kararı bekliyoruz. Umuyoruz ki karar geldiğinde müvekkilimiz tahliye edilmiş olur.

Şimdi üstünlük tanınan bu Aziz İhsan Aktaş’ın ifadesi ne kadar tutarlı? Bir de ona ele alalım Sayın Başkan, gerekçeyi de bir kenara koyalım. Neydi soruşturma aşamasında Aziz İhsan Aktaş’la beraber icbar edildiğini iddia edenlerden biri de? Tekin Aktaş, Bilginay’ın sahibi. Fezlekenin 95., iddianamenin 539. sayfasında diyor ki Sayın Başkan -Tekin Aktaş’ın ifadesini aynen okuyorum-: "2024 yılında yapılan yerel seçimlerde Rıza Akpolat’ın seçim çalışmalarıyla, Rıza Akpolat’ın desteklediği Beyoğlu Belediyesi Başkanı İnan Güney ve Avcılar Belediyesi Başkanı Utku Caner Çaykara’nın seçim çalışmalarına nakit para ve araç vermek zorunda kaldık."

Şimdi müvekkille ilgili kısma geçmeden önce Sayın Başkan; İnan Güney hakkında böyle bir soruşturma başlatıldığını gördük mü? Duyduk mu? Böyle bir işlem tesis edildi mi? Rüşvet veya irtikaptan dolayı suçlandı mı? Hayır, itibar edilmedi. Olması gereken bu zaten, olsun diye söylemiyorum. Ne oldu? Müvekkil hakkındaki iddia bir suçun altlığı olarak kabul edildi ve müvekkil 12 aydır bu suçlamadan dolayı tutuklu yargılanıyor.

Şimdi ne demişti Tekin Aktaş? "Para ve araç vermek zorunda kaldık." Peki huzura geldi 17 Şubat 2026 tarihinde ne dedi? "Para yok" dedi. "Para konusunda bilgim yok" dedi. İki kez sordunuz Sayın Başkan bunu. Burada da şaşırdık zaten. Akın Kumanlı aracılığıyla verdiğini iddia ettiği parayı inkar etti. Şimdi ve ayrıca da başka bir iddiada da bulundu; Alican Abacı tarafından bizzat icbar edildiğini söyledi. Aziz İhsan’ın yanına bir de kendisini ekledi bizzat icbar edilen olarak.

Bitmedi burada. Ertesi gün, 18 Şubat tarihinde Yusuf Akın dinlendi. Dikkat çekiyorum Sayın Başkan, Eylem 58 kapsamında ne Tekin Aktaş var şüpheli olarak ne Yusuf Akın var. İkisi de yok. Eylem 58 kapsamında müvekkil tutuklu ve müvekkil belediyesine şimdiki Belediye Başkan Yardımcısı tutuklu, başkaca da kimse tutuklu değil. Ne dedi peki Yusuf Akın? "Ben de icbar edildim" dedi. "Alican Abacı tarafından bizzat" dedi, "Parayı da ben verdim" dedi.

Şimdi burada bir parantez açmak istiyorum Sayın Başkan. Hatırlarsınız duruşma oturumlarını, unuttuğunuzu düşünmüyorum, çok da vurucu anlardı çünkü. Tekin Aktaş huzura çıktı, parayı inkar etti. Ben onu şöyle düşünüyorum artık, Allah bir yerde yardım etti, çark etti; kendi delillerini kendileri çürütmüş oldular, müvekkilin lehine olabilecek şekilde gerçeği ikrar etmek zorunda kaldılar. Ne kadar duydunuz bilmiyorum; sadece bizimle ilgili durumlarda çarketmedi Tekin Aktaş. Sorulan sorularda, diğer meslektaşların sorduğu sorularda, onların lehine de cevap vererek aslında gerçek bir durumu ortaya koydu. Aziz İhsan Aktaş oradan müdahale etti Tekin Aktaş’a. Duydunuz mu bilmiyorum, gördünüz mü bilmiyorum, biz buradan çok yakın bir şekilde gördük ve duyduk: "Sorulara cevap verme" dedi. Üst üste tekrarladı ama Tekin Aktaş bunu duymadı ve bütün sorulara büyük bir içtenlikle cevap verdi.

Ne oldu? Hemen arkasından Yusuf Akın’ı çağırdınız savunmaya, ifadeye Sayın Başkan. Yusuf Akın’ın müdafii burada bizimle beraber oturuyordu; biz bunu gördük çünkü konuşmalar yapılıyordu burada. O sırada bir karambole getirildi, Yusuf Akın’ın müdafii duruşma salonundan çıkartıldı. Yusuf Akın ayağa kalktı dedi ki: "Benim müdafiim yok, ben savunma veremem" dedi. Siz de haliyle oturumu tatil ettiniz ve ertesi gün biz Yusuf Akın’ı dinlemek zorunda kaldık. Niye oldu bu biliyor musunuz Sayın Başkan? Ertesi gün de gizli cevabı: Yusuf Akın çıktı, bambaşka bir ifadede bulundu. İddianame kapsamında para transferini sağladığı kişi olarak konumlandırılan Yusuf Akın, bizzat icbar edilen oldu Alican Abacı tarafından ve parayı verdiğini söyledi. Tekin Aktaş’ın inkar ettiği parayı "Ben verdim" dedi, yeni baştan bir kurgu yaptı ve hiçbir soruya cevap vermedi Sayın Başkan; çünkü tembihlendi. Çünkü örgüt lideri tarafından kurgu bu şekilde düzeltilmeye çalışıldı.

Şimdi ben şunu düşünüyorum Sayın Başkan; bugün buradan birisi girse, Aziz İhsan Aktaş’ın şirket kurdurduğu bir akrabası, bir yeğeni, kardeşi, çocuğu herhangi biri... Hakeza da Beşiktaş Belediyesi’nde bir ihalesi olmuş olsa, hakedişi ödensin veya ödenmesin, gelse dese ki: "Ben de icbar edildim. Alican Abacı beni de icbar etti." İnanacak mıyız? Ya söylemek isterim Sayın Başkan, biraz ciddiyetsiz olacak bağışlayın ama; 5,5 milyon TL para, 16 tane araç... Elden ele dolaştırılan bütün iddia bu; ama maşallah, vallahi çok bereketli! İcbar edilen edilene... Bu adamların basiretli bir tacir olup olmadığına girmiyorum, icbarın şartlarına girmiyorum daha; herkes buradan nemalanmaya çalışıyor Sayın Başkan.

"İcbar edildim, icbar edildim." diyor. Çünkü itibar görüyor. Savcılık makamında itibar görmüş, mahkemede de itibar görüleceğine inanıyorlar. Ama bir şeyi açıklayamıyorlar, en önemli şeyi. Nasıl icbar edildi bu adamlar? Nasıl bir zorlama oldu? Nasıl bir baskıya karşı gelemediler bunlar? Ne kadar birikmiş hakedişleri vardı? İcbar edildiği tarihten sonra ödenen bir hakedişleri oldu mu?

En önemlisi Sayın Başkan, icbar edildiğini iddia ettikleri belediyeyle bu adamlar çalışmaya devam ettiler mi, etmediler mi? Biz bunu kendimiz araştırdık bulduk. Dosyada saklı. Kim bu sözde icbar edilenler? Aziz İhsan Aktaş'ın yanında Bilginay'ın sahibi Tekin Aktaş, Barka'nın sahibi Yusuf Akın.

Şimdi ikisi de diyor ki "Bizi" diyor "Alican Abacı bizzat icbar etti." Abacı çıktı burada dedi ki "Ben ikisini hayatımda görmedim, tanımam." dedi. "Ne icbarı?" dedi. Bu soruşturulmadı asla. Bunda bir şüphe yaratılan durum olmadı. Hiç bakılmadı gerçek mi değil mi diye beyanlara. Es geçildi bu. Ve burada parantez açıyorum. İhaleleri var bak işleri... Aziz İhsan Aktaş'ın 30 ya da 32 arasında bir ihalesi var Beşiktaş Belediyesi'nde. Hala ihalelerle ilgili işlemleri de devam ediyor Sayın Başkan. Siz icbar edilseniz, siz bir suça maruz kalsanız, hayatın olağan akışında suçun gerçekleştiği veya suçu gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerle aynı ortamda bulunmaya devam eder misiniz? Bence hayır. Hele bir de 700 küsur yılla yargılanırken, örgüt lideri sıfatını kazanmışken Sayın Başkan.

Şimdi ikisinin de ihaleleri var demiştik ya, bir parantez açmak istiyorum burada. Barka'ya özel bir parantez açacağım. Barka'nın sahibi Yusuf Akın. 21 Eylül 2023 tarihinde Barka ve Veko-tek isimli firmayı satın alıyor. Satın alırken de daha 21 yaşında. Hangi parayla, hangi gelirle satın almış benim meselem değil. Savcılık makamı baksın etsin. Buna girmiyorum. Sorgulanır, sorgulanmaz; o da sizin takdiriniz.

Şimdi bakıyorum, 21 Eylül 2023'te evet Barka'yı satın almış. Bütün hak ve borçlarıyla beraber şirketi satın almış. O tarihte ihale var mı, sözleşme imzalanmış mı? Evet. İhalenin tarihi 1 Ocak 2023 ve 30 Eylül 2024. Peki bu ihale sözleşmesine göre kabul edilen, hem Aziz İhsan Aktaş ve akrabaları tarafından kabul edilen, hem Beşiktaş Belediyesi'ndeki ilgili sanıklar tarafından kabul edilen bir husus var Sayın Başkan: 300 gün şartı. Beşiktaş Belediyesi böyle ödeme yapıyor hakediş ödemesini. Bunu söylüyorlar, kabul ediyorlar. Sözleşmesel yükümlülük var. Altında her iki tarafın da imzası var. Bu ihale dönemlerine ilişkin belirlenen hakedişleri ödemek için 300 gün şartına uygun olarak çekler verilmiş. Hem Bilginay'a hem Barka'ya. Barka satın alırken bu çekler var zaten. Çeklerin ödeme tarihi de 5 Haziran 2024. Beşiktaş Belediyesi avukatları dosyaya sundu, biz de oradan çektik Sayın Başkan.

Şimdi, icbar ne zaman gerçekleşti diye iddia ediyorlar? Şubat 2024. Çekin ödeme tarihi ne zaman? 5 Haziran 2024. Hukuken alacak yok daha ortada. İcra'ya koysanız koyamazsınız, müdür sizi geri çevirir. Bankaya gitseniz memur gülerse geri gönderir, "5 Haziran 2024 görmüyor musun?" der. Alacaklı değil bu adamlar daha hukuken. Olmayan bir alacağın icbarı nasıl mümkün olur Sayın Başkan? Tam olarak burası işte icbarın çürütüldüğü yer.

Şimdi bir başka hususa daha dikkat çekmek istiyorum. Barka'ya özel bir parantez açmıştım. Demiştim ki 21 Eylül 2023 tarihinde tüm hak ve borçlarıyla aldı Barka burayı. Peki bu 21 yaşındaki Yusuf Akın, 21 Eylül 2023'ten Şubat 2024'e kadar birkaç aylık bir süreçte ne yaşadı? Beşiktaş Belediyesi'nden hangi hakedişini alamadı da Sayın Başkan, icbar edildi? İcbar edilme endişesi taşıdı. Şimdi burada özellikle bir noktayı vurgulamak istiyorum, meslektaşım biraz olsa da girdi.

Şimdi iddia neydi iddianamede gördüğümüzde? Birikmiş hakedişleri alabilmekti Beşiktaş Belediyesi'nden. Neydi ön kabul? Birikmiş bir hakediş var. Neye döndü bu kovuşturma aşamasında? Hakedişleri alamama endişesine. Birikmiş bir kenara atıldı çünkü görüldü; borç yok, alacak yok, muaccel değil. Şimdi dediler ki "hakedişleri alamama endişesine." Şimdi senin şimdiye kadar hangi çekin döndü de, hangi alacağın birikti de sen hakedişleri de alma konusunda icbara uğruyorsun diye sormazlar mı? E sormadılar zaten, gördük bunu ama bunu burada dile getiriyoruz şimdi Sayın Başkan.

E her şeyi geçelim, gelelim 5 Haziran'a. 5 Haziran 2024'te... Ödenmiş, çekler ödenmiş, birikmiş hakediş alacağı yok. Gecikme yok, hiçbir şey yok. E ne oldu bu icbar iddiasına? Çöktü mü? Bizce çöktü.

Şimdi geliyoruz Sayın Başkan, bunu da koyduk bir kenara. Hadi buna da itibar edilmedi diyelim. Aziz İhsan Aktaş'ın icbar savunması üzerinden ilerliyorum. Ben neden icbar üzerinde bu kadar duruyorum biliyor musunuz? Biz iki yönlü savunma yapıyoruz Sayın Başkan. Bizim bir konuşma içeriğinde adımız geçiyor sadece; Utku Caner Çaykara'nın seçim çalışması o da diye. Aslında bir zincirlemeden bahsediyoruz, bir sıfattan bahsediyoruz. Şahsa yönelik bir iddia da yok. Ama iddianame bizi ihaleye fesat ve rüşvetle suçlarken, diğer sanıklar tutuklanmamıza sebebiyet veren iddia sahibi kişiler icbar suretiyle irtikap diyor. İki cephede savaşıyoruz biz. O yüzden canhıraş ikisini de açıklamak zorunda kalıyoruz. Ondan sonra işareti kalktıysa bundan kalkmasın... Çabamız bu yüzden.

Geliyorum icbara. İcbar en basit ifadeyle zorlama, iradenin sakatlanması, üstünde bir hâkimiyet kurulması icbar eden tarafın. Şimdi herkes diyor ki "Ben icbar edildim, ben icbar edildim." Biz de itibar ediyoruz, müvekkil ediyoruz ki "Git iki ay sonra gel." Bu hale devam... 12 ay belki 14 ay olacak. Bir gün bile olmaması gerekiyordu muhtemelen. Peki, icbar ne olarak gerçekleşti, ne oldu ne bitti? Bilmiyoruz Sayın Başkan.

Kim bu icbar iddiasını dile getiren? Aziz İhsan Aktaş. Bugün bu dosyanın adı Aziz İhsan Aktaş davası. Örgütün adı Aziz İhsan Aktaş suç örgütü. Liderin adı Aziz İhsan Aktaş. Kendi beyanı var Sayın Başkan. "Ben iktidar muhalefet ayırt etmeksizin birçok belediyeyle iş yapıyorum." diyor. "Birçok kurumla iş yapıyorum." diyor. Adam ihale bankörü, her yerden ihale alıyor iş yapıyor. Adamın milyonları var. Adamın şirketleri var kendi adına. Adamın kendi kardeşlerine, akrabalarına tabiri caizse yedi ceddine kurdurmuş olduğu şirketler var.

Şimdi bu adamı kabul edelim veya etmeyelim. Şimdi savunma yapıyoruz burada. Beyanlar soyut olsun somut olsun. Adamın iki dudağının arasından bir delille ispatlanmamasına rağmen ağzından çıkan sözler yüzünden tutuklanan kaç tane belediye başkanı var burada? Kaç tane memur var? Bunlar bir yılı aşkın süredir yattı burada. Bu adam böyle bir güce sahip. Yargı üzerinde böyle bir hâkimiyeti var, bu kadar etkileyebildi sözleriyle yargıyı, soruşturma makamlarını.

Bu adam nasıl icbar edilebilir Sayın Başkan? Burada gördük, burada gördük kendilerini, gözümüzle gördük, deneyimledik bizzat. Kim bunu icbar edebilir? Duruşma sırasında biri döndü arkasına dedi ki, hatırlamıyorum ben de kim olduğunu ama çok doğru bir şey söyledi: "Kimi icbar edebilir?" dedi. "Kim cüret edebilir, kim cesaret edebilir? Kim ayağına sıkabilir Sayın Başkan Aziz İhsan Aktaş'ın?"

Bakın basiretli taciri falan bir kenara bırakıyorum, para gücünü bir kenara bırakıyorum. Etkileyebilme gücünden bahsediyorum. İki sözüne belediye başkanları tutuklu burada, insanlar tutuklu burada. O yüzden burada artık bir icbar edilme iddiasından da bahsetmek mümkün değil. Şimdi diyelim ki buna da inanmadınız. Bu canhıraş irtikap savunmasını da bir kenara bırakalım, gelelim iddianameye. Bana deyin ki: "Avukat Hanım ne anlatıyorsunuz? Aziz İhsan böyle diyor da o da sanık, siz de sanıksınız, iddianamede sizin hakkınızda rüşvet demiş. İhaleye fesat demiş."

Ha, düşüncem şu: İcbardan tutukladı Sulh Ceza Hakimliği. Müvekkilin adı geçirilmesine rağmen tutukladı. Tanık olarak beyanının alınması çok mümkünken bunu yapmayarak tutukladı çünkü bir muhalefet partisinin belediye başkanıydı. Bunun farkındaydı, tutuklama gerekliydi. Ama bu siyasi savunmaya girmeyeceğim. Gerçekten hukuki bir savunma yapmak istiyorum çünkü dosya buna çok elverişli Sayın Başkan. Ama iddia makamı fark etti; icbar suretiyle irtikaptan bu adamı daha fazla tutuklu tutamayacağını fark etti. En nihayetinde bir tahliye kararı verilmesinin çok mümkün olduğunu fark etti. Geldi rüşvete. Rüşvete ve ihaleye fesada. O da oturmuyor. Meslektaşım bahsetti, "Sümiyet var." dedi, oturmuyor dedi. "Gömlek var." dedi, "Üstüne giydirilmek isteniyor, o da olmuyor." dedi.

Şimdi ne suçlama? Ne rüşvet alan ne rüşvet veren. 6. fıkra: "Menfaat temin eden." Şimdi bakıyoruz kurguya bakarsak, iddianamedeki kurguya; Aziz İhsan diyor ki: "Ben rüşvet vermedim." Alican zaten külliyen inkâr ediyor. Bizim zaten hiçbir sözümüzün hükmü yok, tutukluluk hali devam. Meslektaşım bir şema koydu oraya meslektaşım, Sayın Başkanım. Bu diyalog arasında para transferini sağlayan, sözde parayı ve aracı teslim eden kişiler arasında Aziz İhsan Aktaş, Alican Abacı, Yusuf Akın, Akın Kumanlı, ekliyorum bir de Tekin Aktaş. Tek tutuklu müvekkilim. Çok mu hakkaniyetli? Çok mu doğru? Ne alan ne veren, 6. fıkra kapsamında temin eden olarak suçlanıyor.

Şimdi ne burada 6. fıkranın oluşması için Sayın Başkan, kast olacak. Menfaatin temin edildiğine ilişkin TCK 21, meslektaşım çok ayrıntılı anlattı, üstüne bir kelime daha söylemeye gerek yok. Bu kastının da o kadar kuvvetli bir şüphe niteliğinde olması gerekiyor ki müvekkilin 12 ayı aşkın tutukluluk süresinin de makul bir gerekçeye dayandırılması gerekiyor. Bakıyoruz böyle bir kasıt var mı? Yok. Alican Abacı konuşmayı reddediyor, tekrar ediyorum. Geliyorum Akın Kumanlı "Ben rüşvet parası vermedim, rüşvete aracılık etmedim." dedi huzurda Sayın Başkan. Ve geldi dedi ki "Tam o şemada Utku Caner Çaykara'nın yerinin orada yerinin olmadığını kendisi ispatladı, bizzat Aziz'in adamı ispatladı." Utku Caner Çaykara burada yok dedi, benim haberim yok, bilgim yok dedi. Dönüp bakın SEGBİS kayıtlarına.

Peki diyelim ki bilinçli olarak bildiği gerekmesine rağmen bu yok ama itibar edilmiyor buna da. Daha önceki savunmalarımız gibi. Şimdi diyelim ki konuşmanın doğrudan tarafı olarak gösterilen Alican Abacı ısrarla bu konuşmayı doğrulamazken, müvekkilin bu konuşmayı bildiği ve bunun rüşvet veya irtikap herhangi bir suçtan elde edilen menfaati de bildiği herhangi bir delille desteklenmeden nasıl kabul edilecek Sayın Başkan? Ben düşünüyorum, özellikle 22 Nisan'dan sonra çok düşünüyorum; bir mahkûmiyet olacaksa bunun gerekçesi nasıl yazılacak? Siz %100 müvekkilin bu suçu işlediğine dair herhangi bir şüpheye yer vermeyecek şekilde nasıl bir kanaate ulaştınız bu kadar delil yokluğunda, bu kadar lehine delile rağmen?

Şimdi velhasıl savunması yapıyorum Sayın Başkan. Geliyorum diyorum ki bu para ve araç meselesi ister rüşvete konu olsun ister irtikaba konu olsun; şemayı hatırladık orada görmüştük zaten. Ne oluyor, nerede kesiliyor eylem? Sözde teslimatın Erhan Daka’ya yapılmasıyla. Kim Erhan Daka? Dönemin İl Başkan Yardımcısı. Bakın ben ilk duruşmada da söylemiştim, burada da söylemiştim. Bugün Utku Caner Çaykara Avcılar Belediye Başkanı, doğru. Erhan Daka kim? Avcılar Belediyesi Belediye Başkan Yardımcısı. O tarihte Utku Caner Çaykara kim? Hiç kimse. Başkan adayı, kamu görevi yok, sıfatı yok, seçimi kazanır mı kazanmaz mı belli değil. Erhan Daka kim? Dönemin İl Başkan Yardımcısı. Avcılar'la herhangi bir bağı yok.

Bugünün pozisyonuyla geçmişteki bir olay yorumlanıyor, daha doğrusu bir suça delil olarak gösteriliyor Sayın Başkan. Erhan Daka’ya diyelim ki bir teslimat oldu -ki birazdan anlatacağım o teslimatın olduğu da artık şüpheli bir durum, bence aksi ispatlandı kesin olarak- hadi sizin için şüpheli kabul edelim, nerede burada Utku Caner Çaykara? Suç tamamlanmış olmuyor mu Sayın Başkan? Ceza yargılamasının en yaygın ilkesi; ben gencim daha, sizler tecrübeli heyetsiniz, belli oluyor zaten sicil numaralarınızdan. Size soruyorum: Tamamlanmış suça iştirak olur mu? İddia makamına soruyorum; olmaz. İki kere iki dört kadar basittir bu Sayın Başkan. Bundan sonra velev ki Utku Caner Çaykara paranın Aziz İhsan Aktaş'tan geldiğini bilsin, velev ki aracıyı kullanmış olsun, velev ki bunlar seçim çalışmalarında kullanılmış olsun. Nerede suç? Mümkün değil. Ceza yargılamasına göre, ceza hukukuna göre oluşmaz bu suç.

Gidiyorum, bir acaba daha bırakıyorum burada Sayın Başkan. Yine diyorum, ister rüşvet olsun ister irtikap olsun; menfaat sağlanmış mı sağlanmamış mı ona bir bakalım. Ne dedi Tekin Aktaş huzurda? "Para yok" dedi. İnkar etti parayı, ifadesinden döndü Sayın Başkan. Olmayacak şey oldu; emin olun saatlerce konuşsak biz o kadar lehe delil yaratamazdık, adam inkar etti parayı.

E ne kaldı geriye? Herkesin elinde davul dolaştırılan, elden ele 16 adetlik bir araç listesi, PTS kaydı. "Biz" dedi, "araç verdik, araç kullanıldı, giydirme yapıldı." İddianameye bakıyoruz; üç tane sinyal bilgisi var bu araçlara ilişkin. E siz de tutukluluk halinin devam gerekçesi için bir önemli gördünüz ki müvekkili tahliye etmediniz; müzekkere yazdınız. 23 Mart yazınız müzekkereye, 27 Şubat gibi duruşma bitmişti. Gittik geldik kaleme; müzekkere 23 Mart’ta yazıldı PTS’lerle alakalı. 25 Mart’ta cevap geldi. Birkaç gün sonra da meslektaşım söyledi zaten, medyaya düştü yine taraflı olarak, manipülatif bir şekilde.

Şimdi Sayın Başkan, biz faks zamanında da yazmıştık, ilk duruşmadan önce de yazdık, ben bu duruşmadan önce de yazdım, bizzat kendim gönderdim. Dedik ki: "Bu PTS sinyal bilgisine yer verildiyse iddianamede, e tabii iddia makamı bunu bir rapordan çekip alacak." Tıpkı baz bilgisine yer verdiği gibi. Neydi medyada dolaşan baz bilgisi? Çok sayıda baz bilgisi var. E geldik size sorduk, dosyayı tek tek inceledik kalemdeki arkadaşlarla; gerçekten yani günlerimiz haftalarımız geçti. Yetmedi savcılık katibine çıktık, yetmedi kalemine gittik tekrardan sorduk: "Bu baz nereden alındı? Baz raporu nerede?" Baz raporu yok Sayın Başkan. Niye yok söyleyeyim mi size?

Müvekkil icbar suretiyle irtikaptan tutuklandı çünkü. İddianameden 17 gün önce CMK 135 tedbirine başvuruldu. Çok iyi biliyorsunuz katalog suçlar kapsamında değil. Baz hukuka aykırı delil. Raporu koyamaz oraya savcı, koyamaz! Ama PTS’yi koyabilirdi. PTS’yi koyabilirdi çünkü PTS’den sinyal almış Sayın Başkan. Sorduk, yok rapor. Biz niye koymadığını şöyle düşünüyoruz, bağışlayın ama; artık 12 aylık tutukluluk sürecinde ısrarla her türlü savunmamız geri çevrilirken, bir örgüt liderinin savunmasına bu kadar itibar edilirken artık hüsnüzan eyleyemiyoruz.

Niye koyulmadı biliyor musunuz? Görüldü çünkü! Araçlar zaten Avcılar bölgesindeki CHP kurumsal bölgede bulunan seçim koordinasyon merkezi önünde bekletilen, hazır olan, daha önce de Avcılar tarafından, Avcılar bölgesi tarafından kullanılan -bağışlayın- araçlar olduğu ortaya çıkmıştı çünkü. Burada bir delil karartma olduğu üzerinde durmak istiyorum Sayın Başkan. Bu çok önemli bir iddiadır, bu bence bir özrü de gerektirir, tahliyeden çok daha öte bir durumu da gerektirir müvekkil açısından.

Niye? Bir kişi neden tutuklanır? Katalog suçlar kapsamında değil zaten bu suçlar, biliyoruz. Burada tutuklama sebeplerine bakmamız lazım. Nedir? Delillerin karartılmasını önlemek, şüpheli veya sanığın kaçmasını önlemek. Bir Belediye Başkanının kaçması mümkün mü? Böyle bir kaçma girişiminin olması mümkün mü? Zaten bunu eliyoruz Sayın Başkan. Ne kaldı geriye? Delillerin karartılmasını önlemek. Delil, yargılamada yargı eliyle karartıldı! Biz talep ettiğimiz zaman PTS raporu gelmiş olsaydı ta aralık ayından, belki soruşturma tarihi başladığı tarihten itibaren ya da ilk duruşmadan önce, tespitten önce bile gelmiş olsaydı, tanzim zamanında bile gelmiş olsaydı; bu Utku Caner Çaykara’nın seçim çalışmasına özel olarak verildiği iddia edilen araçların halihazırda Avcılar bölgesinde kullanıldığı olduğu zaten görülecekti. Ne düştü Sayın Başkan? Akın Kumanlı’nın "Ben SKM’ye teslim ettim, SKM önünde Erhan Daka’ya teslim ettim" dediği araç iddiası çürüdü, bu iddia düştü.

Parantez açıyorum burada; Akın Kumanlı ne diyor? "Ben" diyor, "SKM’nin önünde teslim ettim, oradan yürütülüyor zaten süreç" diyor. Ne sunduk biz PTS raporunda? Müvekkilin seçim ofisi Başkan, müvekkilin seçim ofisi bambaşka bir mahallede! Elinizdeki PTS raporunda var. Daha da ötesi müvekkilin seçim ofisi önünde bir otopark yok, bir araç söz konusu değil Sayın Başkan. Bunu da özellikle belirtmek istiyorum.

Şimdi diyelim ki siz burada bize diyorsunuz ki: "Çok kişisel yorum yapıyorsunuz, çok dolandırıyorsunuz, iddia makamına çok yükleniyorsunuz, işte çok laf kalabalığı yapıyorsunuz." Bunu da savunma makamı olarak duymadık demeyiz zaten, hep duyduğumuz şeyler. Ama bizzat iddia makamının iddianamesinden alıntı yapmak istiyorum Sayın Başkan. Bir 44. eylem var. 44. eylemde diyor ki -aynen şöyle yazıyor 16. sayfa-: "Rüşvete konu edilen birinci aracın 29 Mart 2019 tarihinde, ikinci aracın 28 Mayıs 2019 tarihinde, üçüncü aracın ise 6 Mayıs 2020 tarihinde şüpheli Rıza Akpolat’a ait firma üzerine devredildiği dikkate alındığında, 31 Mart 2019 tarihinden sonra kamu görevlisi sıfatı kazanan Rıza Akpolat’ın bu tarihten önceki fiili sıfat yokluğundan dolayı rüşvet suçunu oluşturmayacaktır" diyor.

Koyduk her şeyi bir kenara; bütün beyanları, delilleri, PTS’leri Sayın Başkan. Olduğu gibi Aziz İhsan Aktaş’ın iddiasını doğru kabul edelim. Müvekkil 31 Mart 2024 tarihinden önce kamu görevlisi dahi değil! İddianamede Rıza Akpolat için yapılan bu değerlendirme niye müvekkil için uygulanmıyor? Neden hala 12 aydır tutukluluk süresi devam ettiriliyor? Bunun gerekçesini gerçekten çok merak ediyoruz.

Hadi bunu da koyduk bir kenara Sayın Başkan...

Burada bir husustan daha bahsetmek istiyorum 44. eylem dışında. Bir Beyoğlu Belediyesi iddiası da var zaten söylemiştim İnan Güney ile alakalı bir kısımdan. Onu da koyuyorum bir kenara; eşitlik ilkesinin burada da uygulanmadığını düşünelim.

Bir seçim çalışması düşünün. Bütün hukuki savunmadan ari bir şeyden bahsediyorum. Seçime 39 gün kalmış. Yerel olsun, genel olsun; Belediye Başkan adayı olsun, Milletvekili adayı olsun... Sayısız iş var, onca masraf var zaten. Bunların arasında bu adaylık toplantısının lansmanı var, dağıtılan yemekler var, ikramlıklar var, broşürler var, pankartlar var, esnaf ziyaretleri var; böyle bir süreçten bahsediyorum Sayın Başkan.

Şimdi burada Belediye Başkan adayının, herhangi bir siyasi parti adayının sorumluluğu nedir? Tek tek harcama yetkilisi gibi, mali müşavir gibi "Nereye ne gitmiş, ne olmuş?" bunlara bakmak mıdır; yoksa halkla buluşmak mıdır? Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, iş insanından işçisine kadar Sayın Başkan. Siz de çok iyi bilirsiniz, herkes bilir belediye seçim süreçlerinin, yerel seçimlerin, genel seçimlerin ne kadar yoğun geçtiğini. Seçim çalışma kampanyalarının kurumsal bir şekilde adaydan bağımsız bir şekilde yürütüldüğünü siz de biliyorsunuz.

Şimdi ne var burada? Halkla buluşan bir Belediye Başkan adayı var. İddia ne? Manipülatif beyanlara geliyorum Sayın Başkan; bu kadar yoğun bir süreçte müvekkil sadece halkla buluşması gerekirken ve seçimi kazanması hedefini sağlaması gerekirken neyle ilişkilendiriliyor? Güya bir tanışıklıktan, bir görüşmeden, suçun işlendiğine dair bir bilgiyi bilmesinden dolayı bir ithamda bulunulmaya çalışılıyor aslında baktığımızda. Belki aklınızı kurcalayan manipülatif beyan budur diye bunu da anlatmak istiyorum ben.

Burada duruşma sırasında biri çok güzel bir şey söylemişti; demişti ki Aziz İhsan Aktaş için "Utku Caner Çaykara Belediye Başkan adayı olarak önemli biri" demişti. "Tanışılması gereken biri" demişti. "Aklında kalacak biri" demişti. Meslektaşımın deyimiyle çeperine girmek istediği biri Utku Caner Çaykara, Aziz İhsan Aktaş için. Belediye Başkan adayı olan müvekkilim için Aziz İhsan Aktaş kim? Herhangi biri. Hiç kimse! Sayısız insandan herhangi biri. Müvekkil günde belki 150 bin kişinin, 200 bin kişinin elini sıkıyor, tokalaşıyor, merhabalaşıyor, konuşuyor.

Siz buradan bir görüşme olmuş olsa dahi -ki bunu kesin ve kesin bir şekilde reddediyoruz- bir görüşme, bir tanışıklık, bir el sıkışma, bir konuşma olsa dahi; burada müvekkilin bir suç işlendiğini bildiği ve bu suçtan bir menfaat elde edildiğini ve kendisine yönlendirildiğini bildiğini çıkartabilir misiniz Sayın Başkan? Çıkartamazsınız. Hani nerede suç ve cezada şahsilik ilkesi, kanunilik ilkesi? Nerede bizim çok vurgu yaptığımız şüpheden sanık yararlanır ilkesi Sayın Başkan?

Tamamlamak üzereyim. Bu dosyada bir Belediye Başkanı daha var Sayın Başkan, çok doğru bir uygulamadan bahsedeceğim. Kendisi de beyanında açıkça söylediği için çok rahatlıkla söylüyorum; Aziz İhsan Aktaş da onu doğruladı. Adaylık lansman toplantısında görüştüklerini, Aziz İhsan Aktaş tarafından tanışmaya gidildiğini, Belediye Başkanı olduktan sonra, seçimi kazandıktan sonra Aziz İhsan Aktaş'ın belediyeye gidip kendisini tebrik ettiğinden, tebriğe gittiğinden bahsetti bu Belediye Başkan adayı. Ne oldu? Hakkında rüşvet suçundan iddianame neticesinde, soruşturma neticesinde takipsizlik kararı verildi. Ne değerlendirildi? Herhangi bir tanışıklık, bir görüşme, bir konuşma suç unsuru olarak değerlendirilmedi, kasta sıkıştırılmadı. Olması gereken budur Sayın Başkan.

Ve siz tespitle beraber bu Belediye Başkanını tahliye ettiniz. Olması gereken uygulama budur Sayın Başkan. Peki müvekkil hakkında bunu uygulamaktan sizi geri alıkoyan nedir? Yüzde birlik şüphe bile içinizde yok mu bu kadar anlattığımıza rağmen? Bir tane etkin pişmanlık beyanı sonrasında biz üç tane mütalaa aldık Sayın Başkan. Artık almak istemiyoruz, o raddeye geldik. Artık savunma yapmayı zül görüyoruz ne söyleyeceğiz? Müvekkilimiz diyor ki "Ne konuşacaksınız?", biz müvekkilimize diyoruz ki "Sen daha ne söyleyeceksin?". Bir daha tutukluk durumu olduğunda bunu merak ediyoruz Sayın Başkan.

Tüm ihtimalleri ele aldık, tek tek yazılı delil sunduk, açıkladık, ispat ettik. Bizce yüzde birlik şüphe yok, yüzde yüz doğru bir durum var; atılı suçun müvekkil tarafından işlenmediğine ilişkin. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi en temel ilkemiz. Ben sözlerimi tamamlarken ilk duruşmada da söylemiştim; asla ve asla "yatar savunması" yapmayacağım diye. Çünkü müvekkilimin benim bu suçlardan bir gün dahi yatmaması gerekiyor. Bugün 12 ayı tamamlamış olsa dahi yine bu yatar savunmasında bulunmayacağım Sayın Başkan.

Ben hiç olmazsa, en kötü ihtimalle, şüpheden sanık yararlanır ilkesine sahip çıkılarak, yüzde birlik şüphenin oluştuğuna dair en azından sizin nezdinizde bu delillerin ve bu savunmaların anlatımların yüzde bir şüpheye dayanarak müvekkilin bu celse sonunda tahliyesine ve en nihayetinde de yargılama neticesinde beraatine karar verilmesini talep ediyorum. Teşekkür ederim.”

İlgili Haberler
YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN