Tarihi fırsatları bir bir harcıyoruz
İlkokul sıralarında “karınca ile ağustos böceği” hikayesi ile büyüyen bir nesiliz.
Hikayeye göre karınca güzel havalarda çalışırken ağustos böceği yan gelip yatıyormuş. Sonra kış gelince ağustos böceği soğuktan ve açlıktan ölmüş…
İşin özü bu.
Yazın çalışmazsan kışın ölürsün. Ölürsen de kimsede suç arama…
Kendin ettin kendin buldun hikayesidir bu.
İnsanlar ve toplumlar için de geçerli bir kuraldır. Çocukluğunda iyi bir gelecek için çok çalışacaksın.
Dışarısı bahar diye tüm zamanını parkta bahçede geçirmeyeceksin.
İyi bir eğitim aldıktan sonra da iş bitmiyor. Bu sefer orta yaş yani çalışma çağında kendin ve ailen için çalışacaksın. Yoksa yaşlılığında bastonuna tekmeyi vururlar.
GENÇLİĞİMİZİ HEBA ETTİK
Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk bir konuşmasında diyor ki: “Ben bu milletin çok büyük sıkıntılara maruz kalacağını düşünüyorum. Bu millet kendi eliyle başına çok dikenli bir çorap örmüştür. Çok büyük günahlar işledi, çok büyük nankörlükler yaptı. Çünkü helal lokmayı, dürüstlüğü ve liyakati cezalandırdı.” Ben buna asıl şunu eklemeyi isterim: Bu millet çalışmayı cezalandırdı. Yaşlı ve fakir bir millet olmak için hiç fırsatları sorgulamadı. Hatta o fırsatlar için çalışmadı.
Neden…
Bakınız insanlar gibi toplumlarında demografik fırsatları vardır. Nasıl ki bir insan için en verimli çalışma cağı 25-65 ise toplumların da 30-40 yaşları en verimli yaşlarıdır. Bu yaş toplumun ortalama yaşını ifade ediyor.
Türkiye 2020 yılında 32,7 yaşındayken 2025 yılında 34,9 yaşına yükseldi.
Şu anda bakıma ve harcamaya ihtiyaç duyulan nüfus en alt seviyelerde. Hem çocuk nüfus hem de yaşlı nüfus az. Yani orta yaş yığılması yaşayan FIRSAT ÜLKEYİZ.
Bakınız beni takip edenler bu konuyu 10 yıla yakındır yazdığımı bilirler. Bu yazıyı tekrar olsun diye yazmıyorum. Başka bir yere daha varacağım.
BÜYÜK FIRSAT
Pandemi de ne gördük? Avrupa’nın Uzakdoğu ile ticareti kesilebiliyor ve Avrupa pazarı bize büyük fırsat verebiliyor.
Nitekim 150 milyar dolar seviyelerinde gezinen ihracatımız bir anda 220 milyar dolara fırladı. Sonra sürdüremedik.
Neden mi?
Çünkü iktidarın koltuk uğruna AB’den uzaklaşması gerekiyordu. Elbette kendileri uzaklaşmadı; yaptıkları ile otomatikmen uzaklaşmış olduk.
Bakın şu sıralar AB bizimle normal toplantılarını bile kısıtlıyor. Gümrük Birliği anlaşmasının güncelleşmesini bile yapmıyorlar.
Ticaret ve demokrasi istekleri hayati önemde.
Şimdi yine Uzakdoğu ile ticaret sekteye uğruyor. Türkiye yine fırsat ülke ama sadece vergi indirimi ile olacak iş değil.
Akif Beki’nin yazdığı gibi bu sefer AB’nin yolu Diyarbakır’dan değil Silivri’den geçiyor. Ama bunu yapacak bir iktidar halen ufukta görülmemektedir.
Onlar için koltuğun bekası ülkenin bekasından daha mühim sanırım.
***
Bugün ülkemiz açısından tarihi fırsatları yaşıyoruz. Hem demografik olarak hem de coğrafi olarak.
Adeta hazine önümüzde ama koltuk hesabından hazineye gidemiyoruz bile.
Henüz kaçırdığımız fırsatların kıymetini bilmiyoruz. Anladığımızda da iş işten çoktan geçmiş olacak.
En iyisi biz cırcır böceği gibi yapraklarımızı kemirip durmaya devam edelim. Kendimizi yemekten başka ne yapıyoruz ki…
