İBB davasının 24. duruşmasında İmamoğlu konuştu: 1994-2019 arası İstanbul için fetret devridir

İBB davasının 24. duruşmasında İmamoğlu konuştu: 1994-2019 arası İstanbul için fetret devridir

İBB davasının 24. gününde söz alan Ekrem İmamoğlu, Boğaziçi’ndeki imar tartışmaları üzerinden 1994-2019 dönemini “İstanbul’un ve Boğaz’ın yağma edildiği fetret devri” olarak niteledi. Duruşmada, hakkındaki suçlamaların siyasi saikle kurgulandığını savunan İmamoğlu, yargı sürecine ve geçmiş yönetim anlayışına sert sözlerle yüklendi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının 24. gününde duruşmaya, tutuklu Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun detaylı savunması ve İmamoğlu'nun mahkeme heyeti önündeki "siyasi dava" çıkışı damga vurdu. İddianamedeki "rüşvet", "imara aykırılığa göz yumma" ve "usulsüz ruhsat verme" suçlamalarını resmi belgeler ve tarihleriyle tek tek reddeden Karaoğlu, "26 yıllık kamu görevlisiyim, kimseden talimat almadım. İddianamede kurgulanan eylemleri fiilen yapmaya benim gücüm yetmez" dedi. Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu ise AK Parti dönemini işaret ederek, "1994-2019 arası Boğaz'ın ve İstanbul'un yağma edildiği fetret dönemidir" ifadelerini kullandı.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen İBB davasının 21 Nisan 2026 tarihli oturumunda, tutuklu sanıklardan İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu hakim karşısına çıktı. Karaoğlu, yaklaşık 500 dakika süren kapsamlı savunmasında, hakkındaki 46. ve 58. eylemler arasındaki iddialara resmi evraklar, yazışmalar ve bilirkişi raporlarıyla yanıt verdi.

"TALİMATI KİMSEDEN DEĞİL, SADECE YASADAN ALDIM"

Savunmasına 26 yıllık bürokrasi geçmişini anlatarak başlayan Karaoğlu, geçmişte AK Partili belediyelerde çalışırken de yasalara uygun davrandığı için haksızlıklara uğradığını ve mahkeme kararıyla görevine döndüğünü vurguladı. Karaoğlu, "Ben siyasetçi değilim. Alnımın akıyla görev yapmış bir memurum. Bir kurumda 150 kişi çalışıyor. Çevre Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik gibi pek çok kurumun yetkili olduğu Boğaziçi öngörünüm alanında, benim tek başıma kapıyı kilitleyip, her kararı alıp sonra balyozla yıkıma çıkmam fiilen mümkün değildir. İddianamedeki 'örgüt' kelimesinin adımla yan yana gelmesi benim için züldür" dedi.

MEHTABİYE KÖŞKÜ İDDİASI: "BEKLETMEDİK, EVRAKLAR EKSİKTİ"

İddianamenin 58. eyleminde yer alan "Mehtabiye Köşkü'nün ruhsat onayının bekletilerek rüşvet talep edildiği" yönündeki suçlamayı yanıtlayan Karaoğlu, sürecin müşteki Murat Özyeğin'in ifade ettiği gibi olmadığını belitti. Karaoğlu, Özyeğin'in "Mayıs ayında tüm izinlerim tamamdı" şeklindeki ifadesine karşılık, ruhsat dilekçesinin Haziran ayında verildiğini ve Çevre Şehircilik Bakanlığı izninin Eylül ayında geldiğini belgeleriyle mahkemeye sundu.

Karaoğlu, "Dilekçe verilmiş ama fenni mesul sözleşmesi, şantiye şefi taahhütnamesi, asbest envanter raporu gibi 20 tane zorunlu evrak dosyada yok. En son evrak Kasım ayında gelmiş. Evrak eksikken ben talimatla nasıl ruhsat vereyim? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı dahi talimat verse, evrak eksikse ruhsat veremem" diyerek "bekletme" iddialarını çürüttü.

SİNPAŞ VE "HAYALİ ARAÇ" TARTIŞMALARI

SİNPAŞ'a ait Edip Bey Köşkü (Eylem 56) ile ilgili iddialara da değinen Karaoğlu, 9,5 yıl süren inşaatta iskanın (yapı kullanma izni) kasıtlı olarak bekletildiği suçlamasını kesin bir dille reddetti. Karaoğlu, asansör ruhsatı, ısı yalıtım raporu ve LİHKAB (Lisanslı Harita Kadastro Mühendislik Büroları) aplikasyon krokisi gibi kritik belgelerin iddia edilen tarihlerden aylar sonra eksik bir şekilde müdürlüğe sunulduğunu anlattı.

DOĞUŞ GRUBU VE MARKET KARTI İDDİASI

İddianamede "Reyna isimli yerin güçlendirme ruhsatı ve imar aykırılıklarına göz yumulması karşılığında 10 milyon dolarlık market kartı alındığı" yönündeki (Eylem 46) karmaşık suçlamalara yanıt veren Karaoğlu, bu ifadelerin tamamen gerçek dışı olduğunu belirtti. Karaoğlu, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü raporunda atıf yapılan "iskan verildi" iddiasının yalan olduğunu, ortada verilmiş bir iskan veya iş bitirme belgesi bulunmadığını, yapının hala şantiye statüsünde olduğunu söyledi. İmara aykırılıklarla ilgili yapı talil tutanaklarının bizzat kendi kurumları tarafından tutulduğunun altını çizen Karaoğlu, "Göz yummuş olsak neden tutanak tutup yıkım ihalesi kapsamına alalım?" diye sordu.

GÖKSU DERESİ: "40 YILLIK KANGRENİ ÇÖZMEK İSTEDİK"

Beykoz'daki Uskumru ve Mürdüm işletmeleriyle ilgili iddialara da değinen Karaoğlu, buraların 2009 yılından beri kaçak olduğunu, kendi dönemlerinde defalarca yıkıma gidildiğini ancak "işgalli" olduğu için yıkılamadığını belirtti. Karaoğlu, İBB'nin İSKİ ve diğer birimleriyle birlikte Göksu Deresi için devasa bir rehabilitasyon ve kentsel tasarım projesi hazırladığını, konunun İstanbul Valiliği ile koordineli yürütüldüğünü anlatarak "Biz oraya iş makinesi sokup yıkmak yerine, 40 yıllık mülkiyet ve çevre sorununu kalıcı olarak çözmeye çalıştık" dedi.

İMAMOĞLU: "CÜBBELİ TORPİLLER..."

Karaoğlu'nun savunmasının ardından duruşmada İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu söz aldı. Karaoğlu'na "Benden gayrimeşru, hukuka aykırı herhangi bir talimat aldınız mı?" diye soran İmamoğlu, "Hayır" cevabını aldıktan sonra çok sert eleştirilerde bulundu.

Boğaziçi'ndeki yıkımların "yürütmeyi durdurma" kararlarıyla ve idari müdahalelerle nasıl engellendiğine dikkat çeken İmamoğlu, geçmişte bir yıkım esnasında karşılaştıkları kaymakamlık engelini hatırlattı. İmamoğlu, "Bir torpilli şahıs, önce kaymakam üzerinden, sonra da bazı cübbelilerin işe yaramasıyla zaman kazanıyor. İstanbul'un en yağmacı, en ranta dönüşmüş dönemi 1994-2019 arası yaşanmıştır" diyerek AK Parti dönemini "fetret dönemi" olarak nitelendirdi.

Savcılığın sorularının kasıtlı olduğunu belirten İmamoğlu, davanın siyasi bir operasyon olduğunu vurgulayarak, "Bu iddiayı hazırlayan Başsavcı da şu an Adalet Bakanı'dır. Nokta" ifadelerini kullandı.

KARAOĞLU'NDAN BERAAT VE TAHLİYE TALEBİ

Savunmasını ailesinin yaşadığı dramı anlatarak sonlandıran Elçin Karaoğlu, babasının "Devletin kuruşuna halel getirirsen seni evlatlıktan reddederim" sözünü hatırlattı. Tip 1 Diyabet hastası oğlunun sağlığının bozulduğunu ve kendisinin de kalp rahatsızlığı bulunduğunu ifade eden Karaoğlu, "Bu tutukluluk büyük bir mağduriyete dönüştü. Suçsuzum, tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum" dedi.

Karaloğlu'nun savunmasını tamamı şu şekilde:

1- ELÇİN KARAOĞLU'NUN SAVUNMASI 1. GÜN

Mahkeme Başkanı: Evet, hakkınızdaki suçlamanın ne olduğunu biliyorsunuz.

Elçin Karaoğlu: Evet Sayın Başkanım.

Mahkeme Başkanı: İddianame kapsamında 46 ile 58. eylemler aralığındaki suçlamalardan sorumlu tutuluyorsunuz. Savunmanız hazır herhalde, buyurun sizi dinliyoruz.

Elçin Karaoğlu: Sayın Başkanım, kıymetli heyet; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Peşinen söyleyeyim, hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Bahsedilen suçların hiçbirini işlemedim, yasa dışı hiçbir işin içinde yer almadım. Hayata baktığım yerden, bir kamu görevlisi olarak ismimle asla yan yana koyamayacağım, çok tahkir edici birtakım suçlamalarla karşı karşıyayım. Burada karşınızda hem şahsiyetimi ve onurumu hem de mesleki namusumu savunmak için huzurunuzdayım.

Öncelikle şunu da söyleyeyim: Hakkımdaki iddianame, tarafıma bir CD içeriğinde teslim edildi. İddianame ekleri de bu CD içerisinde yer almaktaydı. Ben, cezaevinin kısıtlı şartları içerisinde, bilgisayar odasında, sınırlı günlerde iddianameyi incelemeye çalıştım. Tabii elimde fiziki doküman olmadığı için, iddianame ve eklerini incelemek benim açımdan çok zor oldu. Ve şunu da gördüm: Hakkımdaki suçlamanın ne olduğunu tam anlayamadığım gibi, eyleme konu yerlere ait imar işlem dosyalarının da CD içerisinde olmadığını gördüm. Dolayısıyla bununla ilgili cezaevi ortamı içerisinden mahkemenizden talepte bulundum, avukatlarım da ayrıca talepte bulundular; sanırım henüz dosyaya getirtilmedi bu imar işlem dosyaları. Sözlerime başlamadan bunu da belirtmek istedim.

Sayın Başkanım, kendi yaşam öykümden, eğitim ve meslek hayatımdan bahsederek savunmama başlamak istiyorum. Bu arada biraz rahatsızım, sesimden dolayı arada öksürüyorum; baştan kusuruma bakmayın, özür diliyorum. Ben, yaklaşık 50 yıl önce Rize'nin Ardeşen ilçesinde dünyaya geldim. İlk çocukluk dönemimden sonra, ailemle İstanbul'a yerleştik. Liseyi Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nde tamamladım. Daha sonrasında İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldum. Yeni mezun olmuşken, yaklaşık bir-bir buçuk yıldır özel sektörde meslek hayatına yeni atılmışken; 1999 yılında ilk kez merkezi sistemle yapılacak sınavla kamuya memur alımı yapılması gündeme geldi. O dönemki adıyla Devlet Memurluğu Sınavı, kısaca DMS... Ben de tüm eğitim hayatını devletin imkanlarıyla okumuş bir kişi olarak hem devlete olan borcumu ödeyebilmek hem de kamu görevi yapmanın kutsiyetine inandığım için sınava girdim. Nihayetinde sınavı kazandım.

Sınavı kazanmamla birlikte atamam yapıldı ve Esenler Belediyesi'nde, sanırım 2000 yılında göreve başladım. Esenler Belediyesi'nde göreve başladıktan birkaç yıl sonra, mesleğimde kendimi ilerletmek amacıyla yüksek lisans yapmak istedim. O dönemde Yapı Kontrol Müdürlüğü'nde göreve başlamıştım; ben de Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Yapı Bölümü'nde yüksek lisansa başladım. Tezimi de yapı denetimi üzerine verdim. Bir taraftan Esenler Belediyesi'nde görevime devam ederken -aşağı yukarı 6 yıl görev yaptım, 2006 yılına kadar- son senesinde —çok detayına girmek istemiyorum ama kısaca— bir haksızlıkla karşı karşıya kaldım. Şöyle ki; haklı ve yasal yaptığım bir işlemden dolayı görevden alındım. APK (Araştırma, Planlama ve Koordinasyon) Müdürlüğü gibi bir birime gönderildim. Ne iş yapıldığını çok bilmiyorum, yeni memurum. Önce dedim ki herhalde önemli bir yer burası, bize de ihtiyaç var ki bizi gönderdiler.

Bir de gittim baktım ki 10-12 metrekarelik odada bir müdür var, bir ben varım. Bakıyorum hani bir evrak yok, bir dosya yok masada; bomboş. Bir müdür var, başka da kimse yok. Tabii müdürle böyle bakışıyoruz. Dedi ki en sonunda: "Elçin Bey, ben 5 yıl önce Fen İşleri Müdürüydüm. Benden yapmamam gereken, olmayacak bir işi istediler. Ben yapmadım, 5 yıldır da tek başıma buradayım. Şimdi de sen geldin. Burada iş yapmıyoruz, bizden bir iş yapmamız da beklenmez." dedi. Esenler Belediyesi'nde oluyor bu. Hepsi kayıtlı şeylerdir. Tabii çok şaşırdım, üzüldüm. Ertesi gün Başkan’la görüşmeye çalıştım, görüştürmediler. Teknik Belediye Başkan Yardımcısı'na gittim, baktım onunla da görüştürmüyorlar; çaldım kapıyı, açtım, girdim içeri. Dedim: "Sayın Başkan Yardımcım, beni niye APK Müdürlüğü'ne gönderdiniz? Orada bir şey yapıldığı yok, bir iş yok. Benim suçum ne? Benim bir suçum varsa bana soruşturma açarsınız, ben de hesabını veririm. Benim veremeyecek bir hesabım yok. Dolayısıyla şunu da anladım dedim. Benim bir suçum olsa zaten benim gözümün yaşına bakmazdınız, soruşturmayı açardınız. O yüzden bu işin arkası neyse ben bilmek istiyorum." Tabii kararlı ve öfkeli olduğumu da anlayınca dedi ki: "Sen falanca yerde işlem tesis etmişsin. O işlem tesis ettiğin yerin sahibi de partili, ileri gelen birisi. Başkana gitmiş, başkan da böyle takdir etti." "E peki," dedim, "benim yaptığım işlem doğru, yasal bir işlem. Ne yapsaydım? Yasaya aykırı mı davransaydım?" Dedi ki: "Yok, başkan böyle takdir etti." "Peki," dedim, çıktım. Çıktıktan sonra da "Esenler sayfası senin için kapandı" dedim.

Sayın Başkan, bunları anlatıyorum; bunlar aslında bardağı taşıran son damlalardır, yaşadığımsüreçlerin idrak edilmesi açısından. Bu durumu yaşayınca bekardım, Avcılar'da ailemle oturuyordum. Avcılar ve çevre belediyelere müracaat ettim. Avcılar Belediyesi'nde müracaatım kabul edildi, orada da ihtiyaç vardı ve 2006 yılında Avcılar Belediyesi'nde göreve başladım; İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'nde. Orada da aşağı yukarı 7-8 yıl çalışmıştım ki norm kadrolarla, belediyenin kadrolarıyla ilgili görevde yükselme sınavları açıldı. Sınava girme yeterliliği olan yaklaşık 10-12 kişiyle birlikte, birtakım kriterler aranıyordu: Görev süresi, sicil durumu, eğitim durumu, yüksek lisans, doktora vesaire. Bu kriterleri sağlayan 10-12 kişiyle birlikte sınava girdim. Sınavdan en yüksek puanı aldım, kazandım. Bekliyorum kadrom verilecek, kadromu vermiyorlar. Bir gün Belediye Başkanı çağırdı, yanında da 2 tane Başkan Yardımcısı var. "Elçin Bey," dedi, "sen bizim için genç, kıymetli bir arkadaşsın, başarılısın da. Fakat benim İmar Müdürlüğü için başka tasarruflarım olacak. Bu kadroyu sana vermeyeceğim, kusura bakma." dedi. Dedim, "Sayın Başkanım, ben alnımın teriyle girdiğim sınavda hak ettiğim kadromu siz bana neye göre vermiyorsunuz? Yani böyle bir inisiyatifiniz yok. Kimseden torpil istememişim; ne bir belediye başkanından, ne bir milletvekilinden, ne bir bakandan. Bu hak meselesidir. Ben sizi mahkemeye vereceğim, siz kusura bakmayın." dedim. Günün sonunda da 3. Bölge İdare Mahkemesi'nde dava açtım, davayı kazandım.

Tabii o ara seçim dönemiydi, yeni belediye başkanı geldi. O da kadromu vermek zorunda kaldı tabii mahkeme kararı olduğu için. Fakat görevlendirmemi yapmadı; o da başka isimlerle çalışmak istediğini ifade ederek. Bunun üzerine düşündüm; bir belediyede çalışıyorsanız ve belediye başkanı sizinle çalışmak istemediğini söylüyorsa, o ortamda insan aidiyetini de yitiriyor, moral motivasyonu da kaybediyor. Tabii can sıkıcı bir süreç. Yeni bir hukuki mücadeleye girmek istemedim. Beylikdüzü Belediyesi'ne müracaatım da bu şekilde oldu. 2015 yılı sonlarıydı diye hatırlıyorum, ya da 2016; 2015 sonları olması gerekir. Normal rutin prosedür içerisinde, İnsan Kaynakları Müdürlüğü üzerinden Beylikdüzü Belediyesi'ne müracaat ettim. Müracaatım uygun görüldü ve Beylikdüzü Belediyesi'nde göreve başladım. Göreve başlamamla birlikte kadromla birlikte başladım ama ilk etapta orada da görevlendirmem yapılmadı.

Bir altı ay sonra imar müdürü olarak görevlendirmem de yapıldı, fiili olarak yani başladım. Ben Ekrem İmamoğlu’yla da bu Beylikdüzü Belediyesi’nde göreve başlarken de,müracaatım esnasında da, hatta çalışmaya başladıktan sonra da kendisini tanımıyordum. Ben, kendisiyle İmar Müdürü olmamın ardından tanıştım. Bu sırada da kendisi, yaklaşık iki yıllık Belediye Başkanıydı ben kendisiyle tanıştığımda. Sonraki süreçte de bir üç, üç buçuk yıl kadar 2019 seçimlerine kadar gayretle, özveriyle görev yaptım. Seçimden sonra da yine yaklaşık bir, bir buçuk yıl kadar Beylikdüzü Belediyesi'ndeki görevime devam ettim. 1 Eylül 2020 tarihinde İBB’ye geçişim oldu. İBB’ye geçmek istedim, geçtim. Yani çocukların merkeze yakın yerlerde okul ve vesaire eğitim hayatı devam etsin düşüncesiyle... Ve 1 Eylül 2020 yılında Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürü olarak göreve başladım. Burada da öngörülen yasal prosedür neyse, rutin prosedür o takibe... takip edildi. Orada da ben Ekrem Başkan'la herhangi bir görüşme içerisinde, özel bir görüşme içerisinde olmadım. Ve tutuklandığım güne kadar da Sayın Başkanım, tutuklandığım güne kadar da yaklaşık dört buçuk yıl boyunca görev namustur bilinciyle, alnımın akıyla, mesai mefhumunu dikkate almadan çalıştım. Mevcutta yaklaşık 150 kişiden oluşan; 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl hatta 25 yıldır orada çalışan deneyimli, alanında uzman kamu görevlileriyle birlikte...

Bunların içerisinde şeflerin, müdür yardımcılarının, teknik personelin, idari personelin olduğu deneyimli kamu görevlileriyle birlikte bu dört buçuk yıl içerisinde görev yaptım. Yani ben müdürlükteki orada eski dönemlerden beri mevcut olan arkadaşlarla çalıştım işin özeti. E tabii bu dört buçuk yıllık İBB’de görev aldığım sürede Boğaziçi İmar Müdürü olmanın ötesinde de hiçbir şekilde ben bir üst yönetimde yer almadım. Yani üst yönetim derken; bir daire başkanı ya da bir genel sekreter yardımcısı gibi... hani genel sekreterlik gibi hani bu tip görevleri sayarsanız üst düzey görev anlamında... böyle bir üst düzey görevim olmadı. Yani belediyenin stratejilerinin, planlamalarının yapıldığı, icra ve yönetim kararlarının alındığı toplantılarda da bulunmadım. Sadece kendi görevimi yaptım.

Sayın Başkan, bunları anlatmamdaki sebep; yani bir özgeçmişimi anlatmamdaki sebep bir kamu görevlisi olarak, ister işte Esenler'i anlattım, Avcılar'ı anlattım... ister AK Partili belediye olsun, ister Cumhuriyet Halk Partili belediye olsun, yaşadığım haksızlıkları, bu haksızlıklara rağmen yılmadan gayretle, çabayla, emek vererek girdiğim sınavları kazanarak hayatımı, mesleki hayatımı inşa ettiğimi, kariyerimi ilerlettiğimi ortaya koymak için bunları anlattım. Yani kimsenin adamı olmadım. Kimsenin torpiliyle, referansıyla bir yere gelmedim; aksine zaman zaman bazı belediye başkanlarına rağmen bir yerlere geldim. İşte bana iddianamede 'Beylikdüzü ekibinden' denmiş. Ben evlendikten sonra, 2009 yılından beri Beylikdüzü’nde oturuyorum. Yani o zaman daha işte Ekrem İmamoğlu Başkan da yoktu. Bizim orada ikametimiz, yerimiz yurdumuz orasıydı ve oraya da nasıl bir süreç içerisinde geçtiğimi de anlattım.

Yani Sayın Başkanım, özetle bu faslı şöyle kapatmak istiyorum: Ben, siyasetçi değilim. Yani kamu görevlisiyim, yani 26 yıl alnımın akıyla görev yapmış bir kamu görevlisiyim. Tabii bu süreçte çok fazla sayıda memuriyetin doğası gereğidir; çok fazla sayıda bunların birçoğu da mutattır, rutindir; araştırma, ön inceleme, işte Sayıştay incelemesi, soruşturma, kovuşturma yaşadı başımızdan geçti ama çok şükür alnımıza leke sürecek en küçük bir hususla karşı karşıya kalmadım. Yani özellikle idari ve teknik anlamda uzun süre yöneticilik yapan bir kamu görevlisi olarak böyle bir hususla karşı karşıya kalmadım. Özellikle böylesine asılsız suçlamalarla ilgili, iftiralarla karşı karşıya bırakıldığım Boğaziçi İmar Müdürlüğü sürecinde ihmalim veya suistimalimden, bırakın hani başka daha büyük suçlar olduğuyla ilgili de herhangi bir tespit de yoktur Sayın Başkan. Görevimi yerine getirirken birçok baskıyla karşı karşıya kaldığım oldu.

Mahkeme Başkanı: Hani baskı derken nedir mesela?

Elçin Karaoğlu: Tehdit edildim. Yedi yaşındaki kızımla, yedi yaşındaki kızımla tehdit ettiler. Aklıma geldikçe biraz... Suç duyurusunda bulundum. Kimseye boyun eğmedim. Cesaretle, yüz akıyla görevime devam ettim Sayın Başkanım. Anlattım, İmar Müdürlüğü kadromu bile dava açarak alabilmiş birisiyim. 12 yıl önce de müdürdüm, tutuklandığım gün de müdürdüm. Tıpkı Büyükşehir Belediyesi’nde var olan yüzün üzerinde, belki iştirakleri de sayarsanız iki yüzün, üç yüzün üzerindeki müdürden bir tanesiydim. Tabii ben mesleğimi yaptım, görev benim için kıymetlidir. Benim onurla yaptığım bir görevdir. O başka bir şey ama hani bir durum tespiti yapmak açısından.

Şimdi Sayın Başkanım, iddianameye gelecek olursak; iddianamenin eylemler kısmından önce Boğaziçi İmar Müdürlüğü başlığı altında birtakım değerlendirmeler yapılmış. Ancak bu değerlendirmelerde Boğaziçi İmar Müdürlüğü ne yaptığından, hani görev alanı ve sorumlulukları nedir ve işleyişi nedir; bundan hiç bahsedilmemiş. Dolayısıyla tabii bu konu dikkate alınmadığından hatalı bir kurgu yapılmış. Oysa ki iddianamenin doğru bir zemine oturması için bu süreçlerin tanımlanması ve bilinmesi gerekirdi. Gerek iddia edilen eylemlere karşı yapacağım savunmamda, gerekse savcılığın iddia ettiği eylemleri müdürü olarak, müdür olarak şahsımın gerçekleştirmesinin hukuken ve fiilen mümkün olamayacağının anlaşılması için size biraz Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün çok kısa işleyişinden bahsetmek istiyorum. Yani görev, yetki ve sorumluluklar çerçevesinde nedir; bunları tanımlamak istiyorum.

Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürlüğü 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu ile kurulmuş bir müdürlüktür. Bu kanunda Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün en çok üç müdür yardımcısı, işte idari, gerekli idari ve teknik personel ve birimlerden oluştuğu; işte görev alanının Boğaziçi alanı özelinde ama spesifik olarak esas yetkili olduğu Boğaziçi öngörünüm alanı olduğu ve bu alan içerisinde alanın tarihi, doğal ve kültürel dokusu itibariyle önem arz eden bir yer olması sebebiyle bu alanı korumak, sürdürmek, gelecek nesillere bırakmak, dolayısıyla oradaki nüfus planlamasını ve yapılaşmayı kontrol etmek; bunu yaparken de işte görevleri yine kanunla tanımlanmış. Nedir? İşte inşaatların ruhsat ve iskanlarının, yapı kullanma izinlerinin düzenlenmesi, denetimleri, imar planlarıyla ilgili imar uygulamaları ile ilgili süreçler ve yani yasal, yasal olmayan tüm yapıların denetimi ve kısaca da hani imarla ilgili tüm faaliyetler olarak sıralanabilir. Sayın Başkanım, Boğaziçi öngörünüm alanındaki yetki ve sorumluluk sadece Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde değildir. Hani bu da önemli, alanda biz tek başımıza değiliz. Alanda başka aktörler de var.

Hani bir yere ruhsat vermek, bir yere yapı kullanma izni düzenlemek ya da bir yapıyla ilgili işlem tesis etmek veya müdahale etmek; bunlar sadece bizim uhdemizde olan, tek başımıza aldığımız kararla yürüyebilen işler değildir. Nedir mesela? Buradaki paydaş kurumlar kimlerdir? Alanın tamamının doğal SİT alanı olması sebebiyle; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları bizim alanımızda yetkili ve sorumludur. Yine alanda çok fazla sayıda eski eser ve tescilli kültür varlığı olması sebebiyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı 3 ve 6 no’lu Koruma Kurulları, 2863 sayılı yasaya göre yetkili ve sorumludurlar.

Yine Çevre, Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü; hem bazı noktalarda bizi baypas edip ruhsat verdiği, yapı kullanma izni düzenlediği, yıkım, tespit yaptığı yerler vardır. Yani alanımızda geçmişte ne yapılmışsa yetkilidir. Hani bize göre bu hukuki bir mesele ama uygulamaları vardır. Dolayısıyla İl Müdürlüğü aynı şekilde yetkilidir. Valilik ve kaymakamlıklar da aynı şekilde; özellikle yıkım ve tahliye süreçleri, güvenlik tedbirlerinin alınması ve şikayetlerin değerlendirilmesi hususunda yetkili ve sorumlu kurumlardır. İlçe belediyeleri de belli hususlarda yetkilidirler. İlçe belediyeleri, İmar Kanunu'nun 39. maddesine istinaden yapılan metruk yapılarla ilgili mail-i inhidam süreçlerini kendi mevzuatları içerisinde yürütürler. İş yeri ruhsatları ve diğer hususlarda onlar yetkilidir. Dolayısıyla alan böyle bir alandır Sayın Başkanım. Bu kurumlar, tabi oldukları yasa ve mevzuat çerçevesinde resen tespit, denetim, fiili müdahale ve suç duyuruları da dahil birçok hususta yetkili ve sorumludurlar. Yürütülen birçok işlem de bu kurumlarla koordineli olarak yürütülür ve birçok konuda o kurumların görüş ve onayıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla tekrar ifade edeyim; Boğaziçi İmar Müdürlüğü, alanında tek başına, bu yetkili ve sorumlu kurumlardan, kuruluşlardan ayrı ve habersiz bir şekilde işlem tesis edemez.

Şimdi biraz da kurumun iç işleyişinden bahsetmek istiyorum. Az önce Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün görevi, yetkileri ve sorumluluk alanı ile bu alan içerisindeki diğer paydaş kurumlardan bahsettim. İş işleyişine gelirsek; Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürlüğü iç işleyişi, teknik kısmı itibariyle çok kapsamlı ve çok yönlüdür. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde resen ya da müracaat üzerine yapılan hiçbir işlem; yapılan herhangi bir yazışma, tek bir kişinin yaptığı inceleme, değerlendirme ve aldığı kararla yapılmaz. Bu mümkün olmaz. Tüm kamu idarelerinde olduğu gibi Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde de yapılan idari işlemler için ayrıca bir talimata gerek yoktur. Kanunun tarif ettiği çerçevede kendi içinde devreye giren bir mekanizma söz konusudur. Bu şekilde yetki sınırları kanunla ve kanun çerçevesinde yapılan görevlendirmelerle sınırlanmış olup; görevlilerin kendi görevleri kapsamında ayrı ayrı atmış olduğu imzalar, parça parça bir işlemin bütününü oluşturur. Yani alınan tüm kararlar; verilen ruhsat ve iskan belgeleri, yapılan yazışmalar, tutulan tutanaklar, saha denetimleri ve uygulanan müeyyideler; müdürlüğün ilgili birimlerince raportöründen şefine, müdür yardımcısına, müdürüne ve bağlı olduğumuz genel sekreter yardımcısına varıncaya dek birçok yetkili ve sorumlu kamu görevlisinin birlikte tesis etmiş olduğu işlemlerle ve attığı imzalarla mümkündür.

Sayın Başkanım, müdürlüğün iç işleyişinden bahsettikten sonra, şimdi kendi özelimde bu işleyişin ve bir müdür olarak attığım imzanın anlamını, görev, yetki ve sorumluluk kapsamımı bir kamu görevlisi olarak açıklamak durumundayım. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde dosyalar; ilgili birimlerin incelemesi, kontrolü ve onayı neticesinde bana gelir. Müdürlükte tesis edilen işlemlere ilişkin süreçler, birbirini takip eden ve iç içe geçmiş bir zincirin halkaları gibidir. Uzman personel müracaatı değerlendirmiş, dosya yasal süzgeçlerden geçmiş ve herhangi bir problem görülmemişse ancak o zaman önüme gelir. Esasında önüme gelen dosya, müdürlük birimlerince kontrol edilmiş, hatta harçları yatırılarak tüm idari işlemleri tamamlanmış bir dosyadır. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Bir müdür ve idari kadroda yer alan bir kamu görevlisi olarak, teknik bir konuyu esastan incelemek veya sahaya çıkıp denetim yapmak gibi bir görevim, sorumluluğum ya da yetkim yoktur. Kuruma sunulan bir talep dilekçesi benim önüme gelene kadar evrak kayıt memurundan raportöre, şeften müdür yardımcısına kadar birçok görevlinin bilgisinden geçer. Her görevli kendi yetki alanı çerçevesinde işini yapar. Görev hiyerarşisi içerisinde bir silsileyi takip eden, evrak altlığını oluşturan diğer belgeler ve tamamlanmış imzalarla birlikte bana ulaştığında, ben evrak üzerinde esastan değil, şekli bir kayıt denetimi yapar ve imzalarım.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 28. maddesi; mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetlerine ilişkin projelerin düzenlenmesini ve bunların uzmanlık alanlarına uygun meslek mensuplarına yaptırılmasını zorunlu kılar. Kanun koyucu burada proje hazırlama, denetim ve onay süreçlerini yürütecek kişileri açıkça tanımlamış ve sorumluluğu bu kişilere yüklemiştir. Genel idari işleyişte her memurun kendi görev alanı dahilinde hareket etmesi esas olmakla birlikte, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nda da buna paralel hükümler mevcuttur. Yapı ruhsatı özelinde konuşursak; müdür olarak ben, ruhsatın ekini oluşturan projelerin esastan onay süreçlerinde kanunun tarif ettiği yetkililerden biri değilim. Bu yetki ve sorumluluk; proje mühendisi, fenni mesul ve ilgili belediyenin teknik personeliyle sınırlıdır. Diğer bir deyişle, bir işlem dosyası bana geldiğinde zaten tüm imzaları atılmış, harçları yatırılmış ve işlem aslında tesis edilmiş olur. Benim yaptığım onay, idari bir onaydan ibarettir. Dolayısıyla, yapı ruhsatı veya iskanı tek başıma düzenlemem mümkün değildir.

Özetle, iddianamede kurgulananın aksine; hem alanda birçok farklı kurumun yetki sahibi olması hem de müdürlüğün kendi iç işleyişi nedeniyle, Boğaziçi İmar Müdürü olarak herhangi bir hukuka aykırı anlaşmanın veya taahhüdün içerisinde bulunabilmem teknik ve hukuki olarak mümkün değildir; benim böyle bir gücüm yoktur. Hakkımdaki suçlamalara konu eylemlerin; yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve kaçak yapı olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını görmekteyiz. Her eylem özelinde yapacağım detaylı savunmada bunlardan tek tek bahsedeceğim ancak bu başlıkların yetki ve sorumluluk çerçevesinde ne anlama geldiğinin anlaşılması önemlidir. Burada bir kamu görevlisi olarak durum tespiti yapıyorum. "Ortada bir suç var da ben bu suçun içinde değilim" gibi bir savunmadan ziyade, sistemin işleyişi gereği bu suçlamaların hayatın olağan akışına aykırı olduğunu vurgulamak isterim.

2- ELÇİN KARAOĞLU (İBB BOĞAZİÇİ İMAR MÜDÜRÜ) SAVUNMASI – 20 NİSAN 2026

Burada yaptığım o değil. Tabi, bu hususun altını hassasiyetle çizmek istiyorum. Ben hiçbir zaman topu taca atmadım Başkanım. Benim veya müdürlüğün yapmış olduğumuz iş ve işlemlerde hiçbirinde hiçbir eksiklik, hiçbir yanlışlık, hiçbir hata yoktur. Eylemlerde geçtiğinde de bunları tek tek açıklayacağım. Burada sadece bir durum tespiti açısından bunları söylüyorum. Yapı ruhsatı, size eklerde de sundum Sayın Başkanım, Ek 1 olarak, sadece önlü arkalı iki sayfadan ibaret bir evrak, bir doküman değildir. Yapı ruhsatının ekinde kapsamlı bir dosya vardır; ruhsat dosyası. Bu dosyanın içinde projeler, taahhütnameler, kurum olurları, sözleşmeler, yazışmalar ve benzeri birçok doküman vardır, hani yüzlerce doküman vardır.Ruhsat dosyası, müracaat aşamasından sonra ilgili raportörün önüne gelir. Hem müdürlük içinden hem başka müdürlüklerden, İBB bünyesindeki başka müdürlüklerden hem alanda yetkili ve sorumlu diğer başka kuruluşlardan ve kurumlardan sırasıyla birçok süreçten geçer. Projeler onaylanır, evraklar tamamlanır, harçlar yatırılır. Ruhsat MAKS sistemi dediğimiz Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın Merkezi Adres Kayıt Sistemi vardır, online bir sistemdir; MAKS sistemi üzerinden girişi yapılır. Orada zaten bir yanlışlık bir eksiklik varsa sistem o girişe müsaade etmez. Girişi yapılır, çıktısı alınır dokümanın ve imzalanır.

Ruhsat, yapının künyesini ortaya koyan bir evrak olduğu kadar, esasında o yapının inşa sürecindeki sorumluları da tespit eden, sorumluları da ayırt eden, ortaya koyan ve onları tespit altına alan bir dokümandır. Dolayısıyla yapı ruhsatındaki imzalar da bu açıdan önemlidir. Benim önüme gelene kadar yaklaşık yapı ruhsatında on iki tane imza vardır. Bu yapı ruhsatındaki bu imzalardan herhangi birinin olmaması durumunda da bu yapı ruhsatını düzenlemek mümkün olmaz. Ruhsattaki imzalardan beş tanesi ise; düzenleyen, kontrol eden ve onaylayan olmak üzere raportöründen şefine, müdür yardımcısına, müdürüne hatta genel sekreter yardımcısına varıncaya değin kuruma ait, yani müdürlüğe ait imzalardır. Ruhsatın imzalı çıktısı, ekindeki klasörle birlikte benim önüme geldiğinde birçok farklı kişinin incelemesinden, kontrolünden geçmiş her yönüyle tamamlanmış bir evraktır. Daha önce de dedim; yaptığım şekli bir kontrolden, bir idari bir onaydan ibarettir. Daha sonra benim imzamdan sonra da genel sekreter yardımcısının imzasıyla birlikte çıkışı yapılır.

İkinci olarak Sayın Başkanım, iskan konusuna geldiğimizde o da aynı şekildedir. İskankonusu yine eklerde size sundum. Ruhsat için saydığım süreçlerin benzeri orada da işletilir. Ancak ruhsattan farklı olarak yapının, yani iskan demek yapı kullanma izni demek; yapının kullanıma açılması, iskan belgesinin düzenlenmesi için yapının yerine gidilerek A'dan Z'ye ruhsat eki projelerine uygun olarak, teknik ve fenni şartlara uygun olarak tamamlandığına, uygun malzeme kullanıldığına dair yerinde incelemelerin, kontrollerin yapılmasını gerektirir. Bu incelemeler ve kontroller sadece müdürlük olarak bizimle sınırlı değildir. Buranın şantiye şefi vardır, buranın uygulama denetçileri vardır, fenni mesul yapı denetim şirketi vardır 4708 sayılı yasaya göre görev yapan yarı resmi kuruluşlardır. Bunlarla birlikte idari olarak hem bizim hem de İSKİ’sinden itfaiyesine, işte diğer bakanlık olurlarına kadar birçok kurumların olurları, yerinde denetimleri ve kontrolüyle düzenlenir ruhsattan ayrı olarak.

Şimdi üçüncü başlık eylemlerde bahsedilen kaçak yapılaşma konusuna gelirsek; Sayın Başkanım, iddianamenin beni konumlandırdığı yer sanki elime balyozu alıp bina bina gezip içinde insan var mı yok mu bakmadan sanki yıkmam gerektiği şeklinde bir tarif ortaya çıkıyor yani benimle ilgili. Oysaki bu gerçekçi ve hukuki olmadığı gibi bu idarelerin, kamu idarelerinin genel işleyişine de uymaz, aykırıdır; uyumlu değildir. Kaçak yapıyla ilgili benim görevim sahada denetim yapmak değildir. Sokak sokak gezerek imara aykırılıkları tespit etmek, gidip bunları yıkmak değildir. Benim görevim kaçak yapılaşma ile ilgili ilgili müdürlüğün ilgili birimlerin tespit ve denetim şefliğine bağlı olan şefliğinin bağlı olduğu ilgili müdür yardımcısı onayıyla görevlendirme listelerini hazırlamak, tüm bölgeyi kapsayacak şekilde görevlendirmeleri yapmaktır.

Görev yaptığım 4,5 yıllık süre içerisinde denetimsiz bırakılmış; görevlendirme yapılmamış hiçbir mahalle, cadde veya sokak yoktur. Eğer denetim planlaması, koordinasyonu ve görevlendirmesi yapmadığım bir husus olsaydı, ancak o zaman bir ihmalimden veya eksiğimden bahsedilebilirdi. Bu konudaki tüm kayıtlar, müdürlüğün evrak sistemi içerisinde mevcuttur. Kaçak inşaatla ilgili tespit ve denetim sorumluluğu, öncelikle o bölgede görevlendirilen kişilere aittir. Her bölge mühendisi gerekli tespit ve denetimleri yapar, biz de müeyyideleri uygularız. Bir yerdeki kaçak yapılaşmadan, ancak tespit yapılıp konu önüme düştükten sonra bilgim olur. Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün sorumluluk alanı çok geniştir. Bu nedenle tespit, denetim ve müdahale faaliyetleri sırasında ihtiyaç duyulan personel, araç ve ekipman gibi kalemler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin diğer birimlerinden veya emniyet, kaymakamlık, itfaiye gibi dış kurumlardan koordinasyon sağlanır ve taleplerde bulunulur. Bu yazışmaların tamamı idareden istenebilir. Ayrıca, yıkılacak yapıların bulunduğu konum veya güvenlik gibi özellik arz eden durumlar nedeniyle teknik ekipmanımızın yetersiz kaldığı hallerde yıkım ihaleleri düzenlenir; nitekim her yıl düzenlediğimiz yıkım ihaleleri mevcuttur. Açıkladığım bu hususlar dikkate alındığında; 150 kişilik bir müdürlüğün paydaş kurumlarla birlikte tesis ettiği işlemleri birinin talimatıyla veya tek başıma gerçekleştirmem hukuken ve fiilen mümkün değildir.

Hukuki savunmamı avukatlarım yapacaktır ancak örgüt üyeliği iddiasına dair birkaç hususa değinmek istiyorum. Sayın Başkan, ben hiçbir zaman bir örgüte üye olmadım ve kimseden talimat almadım; talimatı sadece yasadan ve mevzuattan aldım. Burada "örgüt" denilen yapılanmanın ne olduğunu da anlamış değilim. 26 yılımı verdiğim kamu görevim ve görev aldığım belediye teşkilatları mıdır suç örgütü? İBB bünyesindeki yüzlerce müdür, yönetici ve on binlerce personel midir bu örgüt? Örgüt üyeliği iddiası tamamıyla uydurmadır. İddianamedeki kurgu dışında; maddi gerçeğe dayanan hiçbir delil, tespit veya illiyet bağı söz konusu değildir. Ben Karadenizliyim; "örgüt" kelimesi bile tüylerimi diken diken etmeye yeter. Bu lafzın adımla yan yana gelmesi benim için züldür. Bir kamu kurumu bürokrasisi ve hiyerarşisi içerisinde yürütülen işler ile ast-üst ilişkileri, bir örgüt ilişkisi olarak ortaya konamaz. Örgüt faaliyeti olarak kabul edilemez. Sayın Başkanım, belirttiğim gibi ben bir kamu görevlisiyim. İBB bünyesinde 100’den fazla müdür bulunmaktadır ve ben de onlardan biriyim.

Bir husustan daha bahsetmek istiyorum: İddianamede, babamın dolandırıldığı bir hadise,savcılık tarafından ilgisiz bir şekilde kullanılmış; babamın mağdur edildiği bu olay, ailesinin evinde sakladığı altın ve dövizler varmış gibi yansıtılmıştır. Leyla Karaoğlu’nun şikayetiüzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütüldüğü tespit edilen soruşturmanın tamamlandığından ise hiç bahsedilmemiştir. Oysa o soruşturma neticelenmiş ve iddianamesi 2 ay önce çıkmıştır. Bu durum benim canımı acıtan, en hafif tabiriyle bana yapılmış bir haksızlıktır. Bu yüzden, yetiştiğimiz koşulları ve aile durumumuzu açıklamak adına bunlara değinmek istiyorum. Biz, 3 kardeşiz. Rahmetli ağabeyim tıp doktoruydu; kendisini 6 yıl önce pandemi döneminde, bir mesai dönüşü akşamında kaybettik. Çok özveriyle çalışan biriydi ve benim için bir görev şehididir. Kardeşim ise İTÜ İnşaat mezunudur; Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktorasını tamamlamış, ABD’de eğitimine devam ettikten sonra yurda dönmüştür. Şu anda o da bakanlıkta görevli kıymetli bir kamu görevlisidir. Kardeşim, Türkiye’de girdiği her sınavda ilk 100’e giren derece sahibi biridir.

Babam 80 yaşındadır. Hem yaşı hem de ciddi sağlık sorunları nedeniyle evden çıkamayan biridir. Kendisi böbrek nakill. 2 sefer kalp krizi geçirmiş ve bypass ameliyatı olmuştur. Babam, uzman inşaat mühendisi ve proje müşaviridir. Karakter olarak biraz asabi ve titizdir; eski jenerasyon Karadenizlilerin o sert yapısına sahiptir. Ancak sözünü dosdoğru söyler, asla lafı dolandırmaz. Kamu görevine girmeye karar verdiğimizde benimle de bir konuşma yapmıştı. Demişti ki: "Bak, kardeşin de senin meslektaşın. Kendi işinizi yapın; imkanlarımız, arsalarımız var. İnşaat yapar satarsınız. Sermaye lazımsa ben veririm. Ticarettir; kazanırsın, kaybedersin, batarsın ama hesabını sadece kendine verirsin. Fakat kamu görevi hassas ve sorumluluk gerektiren bir iştir. Eğer bir hatanı, bir yanlışını duyarsam; devletin delikli kuruşuna halel getirdiğini öğrenirsem, sana hakkımı helal etmeyi bırak, seni evlatlıktan reddederim. Bunu bil, ona göre hareket et." Sayın Başkan, babamın bu sözleri üzerinden yıllar geçse de kulağıma küpedir ve vicdanımda yankılanır. Babam dünyaya böyle bakan bir insandır.

Şimdi gelelim, bu durumu anlattık. Nasıl bir geçmişten geldiğimizi ve neyle karşı karşıya kaldığımızı ifade ettik. Gözaltına alındıktan sonra ifade vermeye gittiğimizde, ifademizin sonlarına doğru Savcı Bey, "Elçin Bey, bir dolandırıcılık hadisesi olmuş," dedi. "Nedir savcım? Benim hiçbir bilgim yok," dedim. Hatta avukatım da oradaydı, birbirimize baktık; o da bilmiyordu. "Bilmiyorum," dedim. Savcı Bey, "Annenin ismi ne?" diye sordu. "Annemin ismi Fatma Melahat," dedim. Öyle deyince şaşırdı ve "Leyla Karaoğlu kim?" dedi. "Leyla Karaoğlu babamın 2. eşidir," dedim. Onun bir dolandırıcılık şikayeti olduğunu söyledi. Tabii çok üzüldüm, meseleyi orada öğrendim.“Sayın Başkanım, benim bu konuda bilgim yok," dedim. "Ama size şu kadarını söyleyeyim: Babam da 2. eşi de varlıklı insanlardır. Çok sayıda gayrimenkulleri ve kira gelirleri vardır. Dolayısıyla bahsi geçen parsel miktarlarının çok ötesinde varlığa sahip insanlardır. Bunun dışında herhangi bir bilgim yoktur," diye ekledim.

Şimdi Sayın Başkanım; savcılık, 2013 yılından beri kendi mal varlığımla ilgili herhangi bir usulsüzlük bulamamış mıdır ki bu konuya iddianamede yer vermiştir? İsmime gölge düşürecek şekilde "Değerlendirilmektedir" ifadesiyle bu konuya değinilmiştir. Peki, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde, 9.9.2025 tarihinde iddianame yazıldı. Bu iddianame gizlilikle yürütüldü ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın da bundan bilgisi vardı. Bu kapsamda 12 kişi şüpheli olarak tutuklanıp mahkemeye sevk edildi. İBB iddianamesi ise bu olaydan 2 ay sonra çıktı ama yine de bu ifadelere yer verdi. Sayın Başkan, aileme atfedilen bu tarz ifadelerin iddianamede yer alması açıkçası canımı çok yakmıştır. Babamı anlattım; dünyaya nasıl baktığını bildiğim için eminim bu durum onu da kahretmiştir. Bunu bilgilerinize sunmak istiyorum.

Sayın Başkanım, şimdi tek tek eylemlere ilişkin savunmalarıma geçeceğim. Fakat öncelikle tekrar vurgulamak isterim ki; hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Her eylemde bunları tek tek ifade edeceğim. Ben hakkımda iddia edilen olayların neresinde olduğumu, neyle suçlandığımı, hangi görevimi gereği gibi yerine getirmediğimi veya yapmamam gereken hangi işlemi görevime aykırı şekilde yaptığımı hâlâ anlayabilmiş değilim.

Az önce ayrıntılı şekilde anlatmaya çalıştığım Boğaziçi İmar Müdürlüğü teşkilatı iddianamede öyle bir anlatılmış ki; sanki ben elimde anahtar, müdürlüğün kapısını sabah açıyorum, bütün kararları tek başıma alıyorum, tüm ruhsatları ve isimleri düzenliyorum, öğleden sonra da balyozu alıp sokak sokak geziyorum, akşam da kapıyı kilitleyip evime gidiyorum. Açıkçası 4.5 yıl müdürlük yaptım; benim böyle bir yetkim ve gücüm olduğunu ben bile bilmiyordum.

Tekrar söylüyorum: Görev ve yetkilerle ilgili yaptığım açıklamalarda da görüleceği üzere; bu iddianamede bana atfedilen suçlamaları teknik, hukuki ve fiili olarak yapabilme imkân ve kabiliyetim yoktur. Bu iddiaların gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. Eylemlere geçmeden önceki bu ilk bölümde bir gerçekliği ortaya koymaya çalıştım. Yetki ve sorumluluklarla ilgili açıklamalarım bir durum tespitidir; yoksa kendimi sorumluluktan vareste tutmak veya sorumluluğumu küçültmek için değildir.

ELÇİN KARAOĞLU SAVUNMASI 2. GÜN

Bugün eylemlere kaldığım yerden devam edeceğim; 58 numaralı eylemle başlamak ve devam etmek istiyorum. Sayın Başkanım, 58 numaralı eylemle ilgili oldukça uzun kaleme alınmış bir değerlendirme kısmı var, bu sebeple bu kısmı özetleyeceğim. Buradaki iddia; Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yetki sınırı içinde olduğu söylenen ve Mehtabiye Köşkü olarak bilinen mülkün ruhsat onayının müdürlükte bekletildiği yönündedir. Müşteki olarak geçen mülk sahibi Murat Özyeğin’in, bunun üzerine kendiliğinden Yakup Öner ile iletişime geçtiği, konunun daha sonra bir rüşvet talebine konu edildiği, bu talebin tarafınca kabul edilmediği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı öne sürülmektedir. Sonrasında müşteki Murat Özyeğin’in Ekrem İmamoğlu ile görüşerek, ruhsat onayının hızlandırılmasını istediği, Ekrem İmamoğlu’nun da Yakup Öner’e talimat vererek, ruhsat sürecinin ilerletilmesini talep ettiği iddia edilmektedir. Yakup Öner’in de bana talimat vermesiyle ruhsat onayının yapıldığı şeklinde özetlenecek bir değerlendirme mevcuttur.

Bu eylemdeki iddia yine iki ifade üzerinde kurgulanıyor; ancak esas anlamda tek bir ifadeye dayanıyor. Yani etkin pişmanlıktan yararlanarak ifade veren Yakup Öner ve daha sonra soruşturmaya dahil olan müşteki Murat Özyeğin’in ifadeleri söz konusudur. Bu ifadeleri tek tek irdeleyeceğim. Burada, diğer eylemlerde olduğu gibi iddia tamamıyla gerçek dışıdır. Bunu da Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak tesis ettiğimiz işlemleri tarih tarih ortaya koyarak somut belgelerle kanıtlayacağım. Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu eylemde ben, Türk Ceza Kanunu’nun 37/1. maddesi uyarınca Yakup Öner’e yönlendirme yapmakla suçlanıyorum. Bu yönlendirme iddiası da esasen ruhsat onayının önce bekletilmesi, sonra konunun yönlendirilmesi ve ardından talimat üzerine sürecin devam ettirilmesi aşamalarına dayanıyor. Yönlendirme bu iki ayak üzerine oturduğu için, ben öncelikle bu "bekletme" meselesini açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Murat Özyeğin, 1.10.2025 tarihli ifadesinde şunu söylemiş: "2023 yılının mayıs ayında Anıtlar Kurulu ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın izinleri çıkmıştı. Son izin için Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden onay bekleniyordu." Baktığımız zaman ruhsat süreci bu şekilde ilerlemiyor. Ben, Murat Özyeğin’in, bu ifadeden önce sürece ilişkin yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum. Bunu neye dayandırıyorum? Neticede yaptığımız tüm işlemler, olması gereken usul ve mevzuata uygun şekilde ilerlemiştir. İddianamede söz edildiğinin aksine hiçbir yavaşlama da söz konusu değildir. Burada müsaade ederseniz Ekran 9 görselini alabilir miyiz? Başkanım, eklerde 41 olarak görünüyor. Evet, şimdi bu ekrana yansıttığımız görüntüde…

Mahkeme Başkanı: Eğer 41 yansıyorsa bizde bir hata vardır. Bizde 56 nolu eylemden sonra 41. ekten itibaren devam ediyor, 58 ile ilgili evrak bulamadık. Problem değil, biz buradan takip ederiz. Yansıtılan dilekçeye "Eylem 56" yazılmış, bir yanlışlık olmuş olabilir ama dilekçe burada.

Elçin Karaoğlu: Sayın Başkanım, Murat Özyeğin ifadesinde ne demişti? "2023 yılının mayıs ayında Anıtlar Kurulu ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın izinleri çıkmıştı; son izin için Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden onay bekleniyordu." Buradan ne anlarız? Bir ruhsat talebiyle ilgili ocak, şubat ya da mart ayında bir dilekçe verilmiş olması ve bu dilekçe üzerine sürecin yürüyerek izinlerin çıkmış olması gerekirdi. Oysa dilekçe ne zaman verilmiş? Tarihe dikkat çekiyorum: 1 Haziran 2023 tarihinde verilmiş. Dilekçede, projelerinin koruma kurulunca onaylandığı belirtilerek tarafına ruhsat verilmesi talep ediliyor. Yani "Mayıs ayında her şeyim tamamdı, bekliyordum" dediği noktada, dilekçesini henüz haziran ayında vermiş. Peki, Ekran 10’u yansıtabilir miyiz?Şimdi burada da baktığımız zaman 20.09.2023 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü komisyon kararı, Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu kararı. Ne diyordu Murat Özyeğin? "Benim Çevre Şehircilik Bakanlığı'ndan da izinlerim çıkmıştı" demişti değil mi? Ne zaman? Mayısta. İzin ne zaman gelmiş? 20 Eylül 2023'te. Biz neyi beklemişiz burada? Yani bu ifade tamamıyla dediğim gibi yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını düşünüyorum.

Bir de şöyle bir şey var, ben bunu Yakup Öner'in de ifadesiyle bağlamak istiyorum aslında. Şimdi Yakup Öner ifadesinde diyor ki, "Proje, ben önce konuyu Ekrem İmamoğlu ile görüştüm. Ekrem İmamoğlu, bana sürecin hızlandırılmasını söyledi. Ben de Elçin'e gittim, söyledim durumu, proje onaylanıp kurula gönderildi diye biliyorum" diyor. Yani proje onaylanıp kurula gönderildi diye biliyorum diyor. Şimdi projeyi zaten biz onaylamışız Başkanım. Proje Koruma Kurulu’nda, yani iki tane kurul var. Bir tanesi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, bir tanesi de Çevre Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu, iki tane. Zaten Murat Özyeğin'in de atıfta bulunduğu bu. Koruma Kurulu'nun onayı mayısta gelmiş. Biz,mayıstan önce projeyi zaten onaylayıp kuruma göndermişiz. Ekran Özyeğin olarak bir yansıtabilir miyiz ekran Özyeğin? Son eklenen evet.

Sayın Başkan, bu ekran eklerde yok, şimdi bunun tarihi 15.12.2022. 15.12.2022'de vatandaş müracaat ediyor kuruma, diyor ki "Ben ekte sunduğum projeleri, rekonstrüksiyon ve set altı otopark projesini onaylayıp Koruma Kurulu'na gönderin" diyor. Biz de bunu bu dilekçe üzerine bu projeleri onaylayıp Koruma Kurulu'na gönderiyoruz. Koruma Kurulu kararı da 9 Mayıs 2023 tarihinde çıkıyor. Mayısta geldiği söylenen izin Koruma Kurulu'nun izni. Yani izinler... İzin iki ayaklı olduğunu düşünelim, ayaklardan bir tanesi tamamlanmış Koruma Kurulu'nun izni. Ve Koruma Kurulu'na giderken de proje onaylanmış. Proje onaylanmış. Fakat hangisi eksik? Çevre Şehircilik Bakanlığı izni eksik. Ne diyordu? "Benim Çevre Şehircilik Bakanlığı iznim de tamamdı" diyordu. Oysa biz neyi gördük? Evet Koruma Kurulu izni var fakat ruhsat dilekçesini haziranda vermiş, Çevre Şehircilik Bakanlığı da 9. ayda onaylamış.

Şimdi ifadelere baktığınızda ne Yakup Öner'in dediği bir yere oturuyor, yani hiçbir yere oturmuyor. Diyor ki "Ben söyledim, projeler onaylandı diye biliyorum". Ya projeleri biz zaten 2023'ün mayısından önce onaylamışız zaten. Onaylanmış. Mayısta da Koruma Kurulu'nun izni çıkmış. Ama Çevre Şehircilik'in izni çıkmamış. Çevre Şehircilik'e de bu konu nasıl gitmiş? Hani Çevre Şehircilik Bakanlığı'na siz mi göndermediniz? Yok. Koruma Kurulu kararının üst yazısında, üst yazısında bu konu yazı dağıtımlı olarak, dağıtımlı olarak hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilgili birimlerine, Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı'na ve de İstanbul Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne gönderilmiş zaten. 18.05.2023. Yazı bu. Bu yazının ekinde de karar var. Diyor ki "Bu karardan bilgi alınması ama gereği için de Çevre Şehircilik Bakanlığı'na bilgi vermiş." Demiş ki "Ben bunun projesini onayladım, yani Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün onaylayıp bana gönderdiği projeyi onayladım, bunu siz de gereği neyse siz de yapın, onaylayın.” Dolayısıyla Çevre Şehircilik Bakanlığı bu konudan 18.05.2023 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Koruma Kurulu'nun yazısıyla haberdar zaten. Bu konuya muttali. Biliyor bu konuyu. Bilmesine rağmen bu izin, bu izin 9. ayın 20'sinde geliyor.

Şimdi geldik tekrar ifadelere döndük. Neydi? 2023 yılıydı, aylardan mayıs ayıydı. Onaylar gelmişti. E hani gelmiş? Hiçbir tanesi gelmemiş. E biz Yakup Öner ne diyordu? "Projeler ben söyledim de öyle onaylandı." Yani tarih skalasına bakarsanız ondan şu anlam çıkıyor: Mayıs ayından bütün izinler çıkmış olmasına rağmen şöyle bir tarih skalası çıkıyor: Mayıs ayında tüm izinler çıkmıştı, 9. aya kadar çünkü 3-4 ay beklettiler bizi diyor, 9. aya kadar, 9. ayın sonuna kadar bekletildi. Ondan sonra projeler onaylandı, onaylandı, ondan sonra ruhsat verildi. Ya biz projeyi 7-8 ay önce onaylamışız, izinlerden bir tanesi çıkmış, öbür izin de 9. ayda gelmiş. Şunu da söyleyeyim, yani burada yine bir başka detay daha var. Şimdi Çevre Şehircilik Bakanlığı, bu Koruma Kurulu'nun yazdığı yazı üzerine ne yapmış? 2 ay beklemiş. 2 ay bekledikten sonra "Dağıtım Yerlerine" diye bir yazı yazmış, bu yazı bize gelmiş. Diyor ki: "Yazının ilgisi de İstanbul 3 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 18.05.2023 tarihli yazısı."

Yani bana Koruma Kurulu böyle bir yazı gönderdi, bana şunları gönderin bu parselle ilgili:

•​İmar durum belgesi,

•​1/1000 ölçekli meri plan paftası,

•​Onaylı meri plan notları,

•​1/1000 ölçekli halihazır pafta harita plan örneği,

•​İnşaat istikamet rölevesi,

•​Aplikasyon krokisi,

•​Kot kesit belgesi,

•​Varsa ağaç röleve planı ve teknik raporu; Orman Fakültesi'nden veya Orman Mühendisleri Odası'na kayıtlı orman mühendisi tarafından hazırlanmış, Orman Mühendisleri Odası'nca onaylanmış,

•​Teklif mimari proje açıklama raporu,

•​İmar plan paftası,

•​İmar plan notları,

•​Onaylı vaziyet planı,

•​Alanda ağaç varsa vaziyet planı üzerinde ağaçların işlenmesi,

•​Vekaletname,

•​Fotoğraf albümü ve uydu görüntüleri.

Bakın burada dikkat ederseniz bu saydığım evraklar içerisinde proje yok. Çünkü proje var zaten onlarda ve onaylı proje var. Şimdi bu yazıyı da bize ne zaman yazmış? Neredeyse 2,5 ay sonra. Hani "beklettiniz" diyor ya, burada bekleten bir kurum varsa Çevre Şehircilik Bakanlığı, Koruma Bölge Komisyonu. Biz bunun üzerine, şu yazı üzerine, burada saydığı aşağı yukarı 10-15 tane dokümanı -ki bunlar hazırlık gerektiren dokümanlar- bir ay içerisinde... Müdürlük içindeki iç yazışmalar var, onlara hiç değinmek istemiyorum. Var yani yazışmalar yapılıyor; diyor ki "bu ilgi yazı üzerine bilgi belgeleri tamamlayın". Bir ay içerisinde bütün bu belgeleri tamamlayıp Bakanlığa gönderiyoruz. Bakanlık 9. ayın 20’sinde bu izni, bu kararı bize gönderiyor. Evet.

Şimdi esasında biz tabii ifade üzerinden, ifadenin çelişkisi, yani çelişkiyi bırakın yani ifadenin gerçekle hiçbir yerinden kesişmediği üzerinden konuyu değerlendirmeye çalıştık. Ama bu ifadenin dışında zaten imar işlem dosyasının içine girildiğinde bu mesele sadece şu izinlerle de alakalı değil. Bununla ilgili ruhsat verilebilmesi için tamamlanması gereken başka evraklar ve dokümanlar var. Bunlar yine ilgilisinin tamamlaması gereken evrak ve dokümanlar.

Şimdi bunlar ne? Bunları da saymak istiyorum size. Ha tamam, izin gelmiş ama izin geldi ama orada da görülüyor ki biz bekletmemişiz yani. Böyle bir şey yok. Projeyi de onaylamışız, Çevre Şehircilik Bakanlığı iznini beklemişiz. Neler var şimdi burada? Eksik neler var?

•​04.10.2023 tarihinde Fiba Holding'in ticaret sicil belgesi geliyor dosyaya giriyor. Olması lazım, ruhsat için gerekiyor.

•​05.10.2023 tarihinde Boğaziçi İmar Müdürlüğü projeyi itfaiyeye gönderiyor. Tabii itfaiyeye göndermesi için haklı olarak Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın onayının gelmesini bekliyor. Çünkü orada Çevre Şehircilik Bakanlığı eğer ki projede revizyon yapmış olsaydı, yangın kaçışları ve yangınla ilgili yapılan düzenlemelerle ilgili tekrar bir değerlendirme yapmak gerekecekti. Dolayısıyla proje geldikten sonra, yani o sıralı bir işlem, öncesinde yapılabilecek bir işlem değil. Proje onaylanmış, her iki kuruldan da gelmiş, itfaiyeye gönderiliyor.

•​11.10.2023 yılında proje müellifi inşaat mühendisi taahhütnamesi geliyor. Bunlar olmadan ruhsatın verilebilmesi mümkün değil.

•​16.10.2023'te fenni mesul talimatnamesi geliyor.

•​13.10.2023 tarihinde şantiye şefi hizmet sözleşmesi dosyaya sunuluyor.

•​16.10.2023'te inşaat mühendisi fenni mesul taahhütnamesi sunuluyor.

•​24.10.2023'te asbest envanter raporu sunuluyor.

Bunlar ilgilisinin az önce saydığım evraklar, proje müellifleri ve yapı denetim şirketinin -burası 4708 sayılı yasaya göre denetlenen bir inşaat- bununla ilgili yapı denetim firmasının ve proje müelliflerinin sunması gereken evraklar. Özünde de malikin bir yerde hazırlayıp sunması gereken evraklar.

Bunlar yine devam ediyorum;

•​24.10.2023'te asbest envanter raporu sunuluyor. Bu raporu hazırlayacaksın, asbest envanter raporunu, kuruma sunacaksın. Bize getirmiş 24.10'da.

Sayın Başkanım devam ediyorum;

•​Jeofizik proje müellifi taahhütnamesi o da 05.09.2023'te geliyor.

•​Yapı müteahhiti imza sirküleri 04.09.2023'te geliyor.

•​Mimar ile yaptığı sözleşme; fenni mesul inşaat mühendisi Canan Nilüfer Erbay ile sözleşme yapıyor, bu sözleşmenin tarihi 08.11.2023. Ruhsattan 9 gün önce. Daha fenni mesul ile yaptığı sözleşme daha 9 gün önce geliyor dosyaya giriyor.

Yapım müteahhidi taahhütnamesi (Tolga Kaplan) 17.10.2023’te dosyaya giriyor. Mimar proje müellifi taahhütnamesi, Mehmet Cihan Gökalp fenni mesul mimar taahhütnamesi burada; 8.11.2023’te giriyor. Şantiye Şefi Hizmet Sözleşmesi 19.10.2023’te, şantiye şefi taahhütnamesi ise 18.10.2023’te dosyaya giriyor. Yapı sahibiyle yapı müteahhidi sözleşme yapıyor; yani ortada müteahhit olmasa o ruhsat nasıl verilecek, o inşaat nasıl yapılacak? Sözleşmeyi ne zaman yapıyor? 19.10.2023’te. Biz burada ifadelerden dolayı Bakanlık iznine odaklandık ama dosyada 20 tane evrak eksik. Dilekçeyi haziran ayında vermişsin, ancak evraklarını 9., 10. ve 11. aylarda tamamlamışsın. Dolayısıyla bu sürecin bekletilerek bir yönlendirme yapıldığı iddiası tamamıyla gerçek dışıdır ve belgelerle de görüleceği üzere tamamen afaki bir konudur.

Şimdi yönlendirme konusunu kendi içinde inceleyelim. Tıpkı diğer eylemlerde olduğu gibi bu eylemde de genel geçer şekilde Yakup Öner’e yönlendirme yapmakla suçlanıyorum. Yakup Öner, etkin pişmanlık ifadesinde ne demiş? "2022 yılında Murat Özyeğin beni arayıp Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde bir konusunun olduğunu, bu konuyla ilgili hangi yetkiliyle görüşmesi gerektiğini sorduğunda; konuyu bana anlatabileceğini, durumu hem Başkana hem de Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne iletebileceğimi ifade ettim." Yani Murat Özyeğin, Yakup Öner’i aramış ve "Boğaziçi’nde bir konum var, bunu kimle görüşeceğim?" diye sormuş. O da "Bana anlat" demiş. Murat Özyeğin de 1.10.2025 tarihli ifadesinde, "2023 yılı ortalarında Swissotel’den dolayı tanışıklığım olan Yakup Öner’i aradım ve projenin ruhsatlandırmasını ilerletmek amacıyla Boğaziçi İmar’dan bir iletişim bilgisi rica ettim. Kendisi de bu konuyla bizzat ilgilenebileceğini söyledi," diyerek ifadeyi doğrulamış. Şimdi Sayın Başkanım, ben burada kimi kime yönlendirmişim? Adam birini aramış, "Ruhsat işim var" demiş; üstelik sürece dair yanlış bilgilendirilmiş bir kişi.

Bu durumlarla zaman zaman karşılaşılır; işini takip eden proje müellifi mimar, kendinden kaynaklı eksikler olduğunda, mahcubiyet yaşamamak adına, mal sahibine, "Dosyamız her şeyiyle hazır fakat Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde bekliyor," der. "Ben içeriye proje müellifi taahhütnamesini sunmadım, şu belgeyi teslim etmedim ya da Bakanlık iznini henüz dosyaya koyamadım," demez. Muhtemelen müşteki de bu şekilde yanlış bilgilendirilmiş; bütün evraklar bunu gösteriyor. O da tutuyor, "Sürecimin ilerlemesi için kiminle görüşebilirim?" diye birini arıyor. Halbuki bana gelse, ona şunu diyecektim: "Siz henüz ruhsat için müracaat etmediniz." Mayıs ayında bana gelse diyeceğim şuydu: "Evet, Kültür ve Turizm Bakanlığı Koruma Kurulu projenizi onayladı; zaten ondan önce biz onaylayıp oraya göndermiştik. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı izni henüz gelmedi ve dosyada ruhsata dair bir dilekçeniz yok. Dilekçe verdikten sonra şu şu saydığım evrakların tamamlanması lazım." Bunları deseydim konu kapanacaktı ama diyemedim. Çünkü Yakup Öner’i arayıp iletişim bilgisi istemiş, o da "Bana söyle" demiş.

Sayın Başkanım, benim yönlendirme yaptığım iddiası bu şekilde absürt bir iddiadır. Neyi yönlendireceğim? Ortada zaten kendi usulüne göre yürüyen bir süreç var. Bir de talimat meselesi var; güya talimat verilmiş de süreç hızlanmış. Süreç zaten kendi mecrasında ilerliyor; burada kim, neyin talimatını verecek? Evrak eksik olduğu sürece kim talimat verirse versin bir şey değişmez. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu talimat verse, "Ekrem Başkanım, şu evrak gelmediği sürece ben bu ruhsatı veremem," derim. Evraklar geldikten sonra ise süreç sıralı ve bekleme olmaksızın tamamlanmış, ruhsat alınmıştır. Benim bu eylemle ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.

Eylem 56, Avni Çelik, SİNPAŞ. Sayın Başkanım, aleyhime iddianamede gösterilen bu 8. suçlama Eylem 56 başlığı altında yer alıyor. Şimdi eylem değerlendirme kısmı özetlenecek olursa; bu suçlamaya konu olayda Edip Bey Köşkü olarak bilinen mülkün ruhsat alımı için -yani o değerlendirme kısmında böyle geçiyor aslında iskan, ruhsat değil; biz yazdığı şekliyle söyleyelim- ruhsat alımı için Avni Çelik tarafından yapılan başvuru neticesinde Ekrem İmamoğlu talimatıyla Yakup Öner'in Avni Çelik'e gittiği ve bir tarihi eserin yenilenmesi adı altında maddi menfaat talep edildiği, ancak suç eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı ileri sürülüyor. Bu iddiada benim adım geçmiyor ama ben diğer birçok suçlamada olduğu gibi imar konusundaki talepleri Yakup Öner'e yönlendirmiş olmakla suçlanıyorum. Şimdi en başta söyleyeyim ki; burada bahsedilen rüşvet teşebbüs olayından, bu iddia edilen görüşmelerden benim hiçbir bilgim yoktur. Bana intikal eden bir şey de yoktur. Bunların tamamını ben ilk kez iddianamede okuyorum.

Sayın Başkanım, bu eyleme de baktığımızda eylemin şüpheli Yakup Öner, müşteki Avni Çelik ve yine şüpheli Kamuran Ataç'ın ifadelerine dayandırıldığını görüyoruz. Bu ifadeler üzerinde de savcılığın yaptığı bir değerlendirme var. Dediğim gibi ne ifadede ne eylem değerlendirmesinin herhangi bir yerinde benden bahsedilmiyor, adım dahi geçmiyor. Cezalandırılmamın istendiği, sevk olduğum ceza maddesine göre ise kişilerin imar konusundaki taleplerini Yakup Öner'e yönlendirdiğim iddiasıyla iştirak hükümlerinden sorumlu tutulmam gerektiği söylenmekle birlikte; bunun nasıl, ne zaman, ne şekilde yaptığım ile ilgili olarak ne tek bir açıklama, ne tek bir tespit, ne de tek bir bulgu var. Dolayısıyla hiçbir somut veya soyut delile dayanmayan bu isnada ilişkin tek bir satırın olmadığı iddianameyle ilgili açıkçası nasıl bir savunma yapacağımı da bilmiyorum. Yani anlaşılan o ki benim burada olmayan bir şeyin olmadığını benim ispat etmem bekleniyor. Dediğim gibi bunu nasıl yapacağımı tam olarak bilmemekle birlikte yine de savunmamı yapmaya çalışacağım. Öncelikle az önce söylediklerimin havada kalmaması için bu ifadeleri bir okumak istiyorum:

Yakup Öner, etkin pişmanlık ifadesinde; "Sinpaş, 2023 seçimlerinden önce yılın ortalarına doğru Üsküdar korusunun içinde bulunan, eski Halide Edip Adıvar'a ait olduğunu düşündüğüm yeri satın alan Avni Çelik, ruhsat yenileme işlerine ilişkin olarak Tarabya'da bulunan İtalyan Sefarethanesi'nin yenilenmesi işi için talepte bulunduk, ancak kendisi bunu kabul etmedi. Ruhsat işlemleri rutin yürüdüğü için ya da resmi olarak yürümesi gereken işler olduğu için işleri durdurmadık. Ben bu talebi Ekrem İmamoğlu'nun isteği üzerine bu şahıslara ilettim. Bu tadilatın maliyeti yaklaşık o gün için 3 milyon dolar civarındaydı. Ben bu talebin bu şahıslar tarafından kabul edilmediğini Ekrem İmamoğlu'na ilettiğimde 'zaten kabul edeceklerini düşünmüyordum' şeklinde bana bir yanıt verdi," diye bir ifadesi var.

Avni Çelik ifadesinde ne diyor? "Ben Sinpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanıyım. Uzun yıllardır inşaat sektöründe faaliyet göstermekteyiz. Bana okumuş olduğunuz Yakup Öner'e ait ifadeyi anladım. Söz konusu ifade doğrudur. Benim kendim kullanmak için satın almış olduğum Üsküdar Paşalimanı'nda bulunan Edip Bey Köşkü olarak bilinen köşkün ruhsatı alınmıştı. Buranın iskan ruhsatı için başvurmuştum. Bu süreç Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde beklediği esnada -yine ortada bir beklemeye atıf yapıyor- beklediği esnada KUDEB (Kültür Varlıkları Koruma Kurulu) gibi kurumlardan gerekli tüm olurlar çıktı. Ancak dosya Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde beklediği esnada, tarihini tam hatırlamamakla beraber, kendisini Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı olarak tanıtan Yakup Öner isimli şahsın benimle görüşmek için randevu istediği tarafıma iletildi. Kendisi geldiğinde bana 'Boğaziçi İmar'da bir başvurunuz var, bu başvuruya ilişkin işlemler devam ediyor. Şu an İstanbul'da İtalyan Büyükelçiliği'nin eski eser olan bir yeri var, buranın yenilenmesini üstlenmenizi istiyoruz' dedi. Ben de kendisine 'bunun keşfi nedir?' diye sordum. Kendisi bana 3-4, 3,5-4 milyon eurocivarında bir masrafı olduğunu söyledi. Ben kendisine 'bunu aklınıza bile getirmeyin' demek suretiyle kesin bir dille reddettim." şeklinde beyanda bulunuyor.

Kamuran Ataç'ın ifadesi eyleme özgü bir ifade değil, daha çok genel bir ifade. Sadece bir iki yerde, iki üç kez Yakup Öner'i Sinpaş Holding'e götürdüğünü söylüyor. O yüzden bu ifadeyi okumayacağım. Şimdi Başkanım, ifadeleri okuduğumuzda Yakup Öner, doğrudan Avni Çelik ile görüştüğünü söylüyor. Avni Çelik de kendisini Yakup Öner'in aradığını söylüyor. Ama ben yine burada Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum. Şu diyalogdan benim iddianameyi okuduğumda haberim olmuş. Bu iddianamenin dayanağı delili nedir, anlamıyorum ve bunu reddediyorum.

Değinmek istediğim başka bir husus daha var; o da şimdi bu bekletme meselesini yine burada irdelememiz lazım. Şimdi Avni Çelik'in ifadesinde diyor ki: "KUDEB, Kültür Varlıkları Koruma Kurulu gibi kurumlardan gerekli tüm olurlar çıktı, ancak dosya Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde beklediği esnada... Tarihini tam hatırlamamakla beraber kendisini Ekrem İmamoğlu danışmanı olarak tanıtan Yakup Öner isimli şahsın benimle görüşmek için randevu istediği tarafıma iletildi." Az önce de söyledim, hatırlatmak için tekrar okudum. Şimdi bu kısım... Peki bu ne zaman olmuş? Burada bir tarih vermemiş ifadesinde. Şimdi bunun cevabı da Yakup Öner'in ifadesinin başlangıç kısmında var: "2023 seçimlerinden önce yılın ortalarına doğru." Avni Çelik de ifadesinde diyor ki söz konusu ifade doğrudur diyor. Yani Yakup Öner doğru diyor. Ha demek ki biz neyi anlayacağız ifadelerden anlaşılan o ki iskan belgesi 2023 seçimlerinden önce yılın ortalarına doğru yani ne zaman ya haziran başı ya da mayıs ayı gibi gerekli tüm olurlar çıkmasına rağmen Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde bekliyormuş. Bunu anlayacağız. Şimdi tabii savcılık makamı muhtemeldir ki soruşturma esnasında imar işlem dosyalarını söz konusu yerin imar işlem dosyalarını incelemiş ve bu dosyayı incelediğinde de bir bekletme olmadığını görmüş ki iddianamede bu hususta müdürlüğe veya şahsıma bir suçlama ortaya koymamış. Bununla ilgili bir değerlendirme de yapmamış az önce yapmıştı orada da demek ki orada da incelememiş. Ancak müsaade ederseniz ben yine de bu hususu bir açıklamak istiyorum.

Şimdi Sayın Başkan, burada kıymetli KUDEB ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu gibi olurların çıkmış olduğu doğrudur. Ancak bu olurların çıkmış olması iskan için tüm koşulların sağlandığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bu bahsedilen bekleme iskanın müdürlükçe bekletildiği şeklinde anlaşılacak bir bekleme değildir. İskan için yapı sahibi tarafından tamamlanması gereken hem yerinde yerinde tamamlanması gereken işler ve sonrasında da temin etmesi gereken evraklarla ilgili yani yapı sahiplerinden kaynaklıdır. Şimdi bunun detaylarına değineceğim. Ancak öncelikle iddiaya konu yerin bir durumundan bir evveliyatından da bahsetmek istiyorum. Ha nedir bu iskanın bekletildiği söylenen yer? Şimdi bu parselde geçmişte var olmuş eski eser yapıları yani bu yerinde boş bir parsel fakat geçmişte bundan 100 sene 150 sene önce burada bir eski eser kültür varlığı olduğu koruma kurulunca tescil altına alınıyor. İkinci grup tescilli kültür varlığı olarak tescilleniyor ve rölöverestorasyon projeleri onaylanıyor kurulca. Bunlarda bizim hiçbir dahlimiz yok. Rölöverestorasyon projelerinin onaylanmasını takiben 2014 yılında Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nce rekonstrüksiyon ruhsatı düzenleniyor A, B, C blokları için. Yani 2014 yılında bu parselde 2014 yılında A, B, C blok için düzenlenmiş rekonstrüksiyon ruhsatlarının olduğu bir yerden bahsediyoruz.

Şimdi Başkanım, bu yapılar, yapı ruhsatının süresi İmar Kanunu 29. maddesine göre 5 yıldır. Şimdi bu ilk ruhsat süreci içerisinde tamamlanamamış ve 2019 yılında başka bir ruhsat almış. Yani iskanın beklediği söylenen 2023 yılı ortalarında karşı karşıya kalınan durum 9,5 senede 9,5 sene devam eden ama bir türlü tamamlanıp iskan aşamasına gelmemiş bir yer. Yerinde birtakım imalatların dosyasında birtakım eksiklerin olduğu bir yer. Vatandaş 9,5 senede inşaatı tamamlayamamış, sonra diyor ki benim müdürlükte dosyam 2 aydır, 3 aydır bekliyor. Ya bu 9,5 senede ne oldu da sen burayı bitiremedin bir işin bir de bu tarafı var. Onu koyuyorum kenara. Şimdi hangi belgeler eksiktir ki ki bu belgeler aynı zamanda yerindeki imalatların da eksik olduğu anlamına gelen belgelerdir. Bunları ortaya koyarak bu bekletme iddiasını da somut şekilde çürütmek isterim. Hani geçmiş geçmişte kalmış 9,5 sene bitirememiş o onu ilgilendirir. Ben ne yapmışım? Şimdi A ve B blok için asansör tescilinin yapılması ile ilgili dilekçe müdürlüğümüze 06.09.2023 tarihinde sunulmuş. Yani bekletildiği iddia edilen tarihten 3-4 ay sonra. Ek 43. Başkanım tarih referansımız neydi? Mayıs 2023’tü ifadelerden onu anladık ve doğruladık. Şimdi mayısı referans aldığımız zaman 4 ay sonra sunduğu bir asansör tescilinin yapılmasıyla ilgili bir dilekçe A ve B blok için zaten A, B, C blokları.

Şimdi bu dilekçe ekinde bunu ekleri kalabalıklaştırmamak için sunmadık. Bu dilekçe ekinde periyodik takip kontrol raporu var tarihi 30 Ağustos 30.08.2023. Başka ne var? Teslim tarihine istinaden teslim tarihini istinaden yani asansörü alıp teslim ediyor diyor ki burası çalışır vaziyettedir sorunsuzdur teslim tarihine istinaden düzenlenmiş garanti belgesi var ne zaman 23 Ağustos 2023. Başka ne var? Avrupa Birliği uygunluk beyanı var onun tarihi ne o da 23 Ağustos 2023. Ve bu asansör işletmeye alınacak duruma geliyor bütün onayları kontrolleri garanti belgeleri her şeyi tamamlanıyor vatandaş 9. ayda bize dilekçe veriyor diyor ki benim her şeyim tamamdı benim iskanım bekliyor. Ya sen asansörü yapmamışsın ki. Her gün her gün ekranlarda görüyoruz asansör kazası Allah korusun ölümlü kazalar yaşanıyor. Yani asansör şöyle de önemli bir konudur yapı ruhsatında da yapının ekipmanları unsurları diyeyim daha doğrusu unsurları içerisinde var olan işaretlenen yani ruhsata baktığınızda şunu görürsünüz burada asansör var mı yok mu? Orada asansörler yanındaki kutucuk işaretlidir. Dolayısıyla iskana esas belge ne yapı ruhsatı o yapı ruhsatının ekleri neler projeler eklerinde ne var asansör var projeler var mimari projesinde var. Şimdi bu belgeler aynı zamanda asansör imalatının tamamlanıp işletmeye açıldığı tarihe de işaret etmekte. Zaten dilekçe de dediğim gibi bu tarihten yani bu imalatın tamamlanmasından sonra verilmiş.

Peki, şimdi… A Blok için ısı yalıtım onayı yapılması amacıyla müdürlüğe sunulan dilekçenin tarihi 4.9.2023’tür. Sayın Başkanım, bu belge ekler arasında Ek 44 olarak yer almaktadır. Bu durum, ısı yalıtımıyla ilgili eksiklerin ancak bu tarihe kadar tamamlanıp müracaat yapılabildiğini göstermektedir; yani "bekletiliyorum" dediği tarihten tam 3-4 ay sonrasıdır. Yine A Blok için ilişkisizlik belgesi düzenlenmesi hususunda 13.10.2023 tarihinde yazı yazılmış; 3 ay sonra, 17 Ocak 2024 tarihinde gelen cevap yazısında aynen şöyle denilmiştir (Ek 45): "2612,07 m² inşaat işinin %95’inin (2481,47 m²’sinin) tamamlanmış olduğu ifade edilmiştir." Yani bekletilmekte olduğu iddia edilen tarihten 7-8 ay sonraki durum budur. Bunu da Ek 5 ve Ek 45 olarak sunduk. Bir ekran numarası rica edebilir miyim?

Sayın Başkanım, burada üç tane evrak var; bunları aynı görselde yan yana getirdik. Bu belgeler, A Blok iskânı için cins değişikliği harcının tahsili amacıyla İBB Gelirler Müdürlüğüne yazdığımız yazılardır. İlk yazı benim imzamla 13.10.2023 tarihinde yazılmıştır. Gelirler Müdürlüğü de bizim yazımız üzerine 3.11.2024 tarihinde yapı ruhsatı ilgilisi malik Fatih Kıvanç’a, "Boğaziçi İmar Müdürlüğü bize yazı yazdı, şu miktardaki cins değişikliği harcını şu IBAN numaralı hesaba yatırın" diyerek tebliğde bulunmuştur. Peki, "ruhsatımız bekliyordu" diyen Fatih Kıvanç bu ödemeyi ne zaman yapmış? En sağdaki makbuzda görüleceği üzere 21 Şubat 2024 tarihinde yapmış. Yani kendisi bu ödemeyi 3,5 ay geciktirmiş. Ben güya 3-4 ay bekletiyordum ya; kendisi cins değişikliği harcını 3,5 ay boyunca yatırmamış Sayın Başkan. Bence bu kişinin inşaatı bitirmek gibi bir derdi yok; zaten öyle bir derdi olsaydı süreci 9,5 sene sürüncemede bırakmazdı. Sonra ne oldu? "Boğaziçi İmar Müdürlüğü beni bekletti." Sen yatırman gereken en basit harcı bile 3,5 ay sonra yatırmışsın, müdürlük seni nerede bekletti?

Şimdi C Blok’a geldik. C Blok için de iskân açısından en önemli evraklardan biri olan aplikasyon projesi için sunulan dilekçe, yine beklendiği söylenen tarihten ortalama 6 ay sonra sunulmuştur. Bu arada ekrandaki görseller Ek 46, 47 ve 48’de mevcuttu. Aplikasyon projesi; yapının ruhsat eki projelerine göre yerine doğru şekilde aplike edildiğini, ölçüsünde kurulduğunu ve inşa edildiğini gösteren, LİHKAB (Lisanslı Harita Kadastro Mühendislik Büroları) tarafından hazırlanan belgedir. Bunlar yetkili bürolardır; standart bir harita bürosunun sunduğu aplikasyon krokisi mevzuata göre kabul edilmez. LİHKAB, bağımsız bir kuruluştur; yerinde ölçüm yapar ve "Bu yapı projesine uygun aplike edilmiş, ölçüleri ve yeri doğru" diyerek onay verir. Bu, iskân için en temel dokümanlardan biridir. Şahıs "Beni bekletiyorlar" diyor ama kendisi lisanslı harita bürosundan evrakı ancak 6 ay sonra getiriyor. Getiriyor ama onu da eksik getiriyor. Sayın Başkan, Ek 49’da görebileceğiniz üzere 29.11.2023 tarihli dilekçe ekinde sunulan belgeler de kusurludur.

Sadece aplikasyon projesi tek başına sunulmaz; ekinde müellif oda sicil belgesi (28.11.2023 tarihli) ve Tip 2 sözleşmesi (29.11.2023 tarihli) olması gerekir. Aplikasyon projesinin üzerindeki tarih ise 28.11.2023’tür. Yani "LİKAP orayı mayıs ayında ölçmüştü de müdürlük bekletti" gibi bir durum da söz konusu değil; zaten o tarihte hazırlatmış. Biz belgeleri incelediğimizde, inşaatı denetleyen yapı denetim firmasının kontrollerinden geçmesi gereken bu LİKAP evrakında, yapı denetçi mimarın imzasının eksik olduğunu gördük. Kendisine yazı yazarak bu eksikliğin tamamlanmasını istedik. Şahıs aşağı yukarı 3-3,5 ay sonra, 18 Mart 2024 tarihinde ikinci bir dilekçe vererek eksik imzayı tamamlamış ve aplikasyon krokisini tekrar müdürlüğe sunmuştur. Zaten biz aplikasyon projesini onaylıyoruz. Yani tabii bu arada başka bazı evrak eksikliklerinin ve inşaatın eksiksiz tamamlandığına dair yerinde yapılan tabii bir son incelemeyle birlikte iskan uygunluk muayene raporları hazırlanıyor ve bu raporlar düzenleniyor. Harç ödemeleri yapılıyor. A Blok için 13 Mart 2024'te, B Blok için yine 13 Mart 2024'te, C Blok için ise 22 Mart 2024'te bu harç ödemeleri tamamlanıyor. Biz de 26-29 Mart 2024 tarihinde iskan belgelerini düzenliyoruz. Tabii bunları ben ekte birtakım dokümanlarla çok boğmadan size sunmuş olmakla birlikte bunlar hep imar işlem dosyalarında mevcuttur.

Benim ulaşamadığım başkaca unsurlar da olabilir Başkanım. Fakat bunlardan salt bir tanesi bile iskanın verilmesine engeldir, bir tanesinin eksikliği. Görüldüğü üzere iskan belgesinin müdürlükçe bekletildiği iddiası doğru değil. Ve şunu da söylemek istiyorum; şimdi kaldı ki ya bir iskan müracaatı, ruhsat eki projesine göre bina tamamlanmışsa, tüm kurum görüşleri alınmışsa, tüm evrakları tamamlanmış ve kuruma sunulmuşsa ben neye istinaden bekleteceğim? Yani ben 26 yıllık kamu görevlisiyim. Adam bana gelse dese ki yerin sahibi: "Ya müdür Bey, ya sen benim iskanımı niye bekletiyorsun arkadaş?" Ne cevap vereceğim yani ben? Ne diyeceğim? Şunu mu diyeceğim: "Ben bir talimat aldım da ondan bekletiyorum." Ya diyebilir miyim böyle bir şey? Ya da keyfi olarak bekletiyorum. Ya böyle bir mantık olabilir mi? Ben bilmiyor muyum bu vatandaş benden alamazsa, Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın kanun hükmündeki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi 10. Maddesi yönüyle Bakanlığa gider, o yetkiyle, evrakın tamam mı, yerinde inşaatın doğru olarak bitirildi mi? Bir de o var yani. Sonra gider İdare Mahkemesine, der ki "müdürlük benim ruhsatımı vermedi, iskanımı vermedi". Gider İdare Mahkemesi kararıyla alır. Sonra ben ne duruma düşerim? Yargı önünde hesap verme durumuna düşerim. Yani benim böyle bir keyfi tutum içerisinde olma şansım yok.

E zaten söyledim evrakları. Yığınla evrak söyledim yani yığınla yerinde yapılmamış eksik imalatlardan bahsettim. Dolayısıyla Sayın Başkanım, 2014 yılından -tekrar vurguluyorum- 9,5 yıldır süren bir inşaatın eksiklerini kendileri tamamlamamışlar. Tamamladıktan sonra da hiçbir bekletme olmaksızın iskan belgesi düzenlenmiş, "alın" denmiş, teslim edilmiş. Benim bu eylemle ilgili de savunmam bundan ibarettir.

Burada Eylem 46… Doğuş ile devam etmek istiyorum. Şimdi ben bu eylemi, hiç okumadıysam iddianamede en az yirmi sefer okudum. Anlamaya çalıştım. Hani ne demek istemiş? Kendimce çıkarımlar yapmaya çalıştım. Yani tam olarak anlayabildiğimi de söyleyemem. Dolayısıyla burada da okuyup yani sizleri de yormak istemiyorum. Şimdi özetlemeye çalışacağım. Diyor ki, bu özetlediğimde de belki ne olduğu da anlaşılmış olacak bilemiyorum. Burada birçok farklı iddia zoraki bir şekilde bir araya getirilmiş. Şimdi bir yere bakıyorum, iddianamenin bir yerinde "Karaköy Galataport" deniyor. Bir yerde depremle ilgili hususlardan bahsediliyor. Sonra bir anda Reyna isimli yerin güçlendirme konusu gündeme geliyor. Sonra da konu dönüyor, Doğuş Grubu'nun raylı sistemlerdeki alacağına ve bu hak edişten feragate bağlanıyor. Bu birbirine benzemez konuları birbirine bağlamaya çalışan bir iddianameyi bu şekilde özetlemeye çalıştım sizlere.

Şöyle başlayayım: Galataport ve Karaköy... Önce buradan başlamış mesele. Galataportve Karaköy Meydanı'ndaki otoparktan söz açılıyor. Bunları Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne bağlama çabası var ama buralar Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün yetki alanında değil. Belki ilk anda öyle düşünülür, hani Boğaz hattı o kıyısı falan oradan o alanı kapsar mı gibi. Bizim yetki alanımızda değil. Sonra raylı sistemlerde Doğuş'un hakedişten feragatinden bahsediliyor. Benim de bunu bilmem mümkün değil. Yani raylı sistemlerde hakediş alacağı varmış. Yani bunlar benim Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile ilgisi olan bir konu değil. E ne var? Doğuş'un deprem için İBB'ye yaptığı bir bağış varmış. Hatay depremi olmuş, firmalar, herkes seferber olmuş, bağış yapmış. Ha ben televizyondan izlediğimi gördüm mesela. Orada bir yardım toplanmasıyla ilgili bir program yapılmıştı. Cengiz İnşaat'tan Kalyon'a herkes sırasıyla dediler ki "biz şu kadar bağışta bulunuyoruz", "biz bu kadar". İşte banka, devlet bankası genel müdürleri, holdingler... Ondan sonra hepsi dedi ki, oradan gördüm. Hani oradan gördüm. Vatandaş olarak, kişi olarak onu biliyorum ben. Başka bir şey bilmiyorum. Hani Doğuş bağış yapmış yani Hatay depremi için. Benim alanımda olan bir konu değil, dolayısıyla onu da bilmem mümkün değil. Şimdi bu ilgisiz alakasız konular birbirine bağlanarak, böyle uzunca kaleme alınmış ama aslında Boğaziçi İmar ile ilgili boyutu çok kısa. Yani benim yaptığım çıkarım o. İddia o ki ben Reyna isimli yerde menfaat karşılığında güçlendirme ruhsatı vermişim ve bazı imara aykırılıklara göz yummuşum. Yani imara aykırılıklara göz yummuşum. İddia aslında bundan ibaret.

Şimdi Süleyman Atik'in 30 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesiyle başlayayım. Burada özetle; tadilat ruhsatı işlerinin hızlandırılması için, hızlandırılması için on milyon dolar değerinde A101 ve BİM kartı alınarak, İBB Sosyal İşler Daire Başkanlığı'na yönlendirilmiştir demiş. Şimdi Başkanım, ben bu kart işine hiç girmek istemiyorum. Ya bu benim ağzıma da yakışmıyor. Dün de biraz konuştum, pişman da oldum o bir kart meselesi. O yüzden o konuyla ilgili avukatlarım gerekli şeyi şey yapar. Çünkü hakikaten çok çirkin. Yani BİM'den10 milyon dolar... BİM kime vermiş 10 milyon dolarlık kart? Tarihinde var mı? 10 milyon dolarlık BİM kart mı yani? Öyle bir şey. Bu konuya ben girmeyeceğim. Şimdi burada yalnız bir de enteresan bir şey söylemiş. Demiş ki "Ben bunu" demiş "Doğuş Grubu'nda çalışan birisinden duydum" demiş. "Bir arkadaşımdan duydum" demiş. Arkadaşının ismini de hatırlamıyorum. Sonra dosyaya sunacağım. Sunmuş mu? Yok. Ya senin Doğuş Grubu'nda çalışan bir arkadaşın var, diyor ki "Şuradan işte şu 10 milyon dolarlık şuradan bilmem ne alındı, kart alındı". E bu arkadaşın ismi kim? İsmini hatırlamıyorum. Duydum. Ya böyle bir soyut bir şey. Ya bu da böyle iddianameye girmiş.

Şimdi yine iddianamede bir başka da enteresanlık daha var. Diyor ki Süleyman Atik ifadesinde, "tadilat ruhsatın hızlandırılması" diyor. Dediği o, hızlandırılması. İmara aykırılıklara göz yummaktan bahsetmiyor. Fakat savcılık değerlendirme kısmına Süleyman Atik sanki bunu demiş gibi yazıyor. Yani Süleyman Atik "imara aykırılıklardan dolayı" diye dedi diyor şeyi iddianamede okuduğumuzda o. Başka bir ifadesi var da biz mi göremedik bilmiyorum. İfade iddianameye gelen ifadesinde öyle bir şey yok. Yakup Öner ne demiş etkin pişmanlık ifadesinde 23.06.2025 tarihli? Güçlendirme talebinin olduğunu, Ekrem İmamoğlu'nun bu konuyla ilgilenmesini söylediğini ifade etmiş. Şimdi burada da başka bir şeyden bahsediyor, güçlendirme talebi. Can Akın Çağlar ne diyor? Metro işinden, Galataport'tan ve Karaköy'deki katlı otoparktan bahsediyor. Bu katlı otopark projesinin maliyetinin 10 milyon dolar olduğundan bahsediyor. Ha şimdi 10 milyon dolar da böyle bir konuyla karşımıza geldi. Orada proje de 10 milyon dolar, öbür tarafta bir 10 milyon dolar daha var. Rakam böyle bir rakam dolanıyor ortalıkta.

Şimdi Sayın Başkanım, burada konu nedir? Tadilat ruhsatı için sürecin hızlandırılması mı? Güçlendirme ruhsatı başvurusu için raylı sistemlerin hakedişlerinden feragat etmesi mi? Katlı otopark mı? Galataport için bir görüşme mi? Bunların hiçbiri belli değil. Konu 10 milyon dolarlık katlı otopark projesinden 10 milyon dolarlık BİM kartına evriliyor. Bir başka yerde az önce dedim 190 milyon TL'lik deprem yardımından bahsediliyor. Sonra konu dönüyor dolaşıyor, bakın 10 milyon dolar dedik, 190 milyon TL dedik; dönüyor dolaşıyor 500 bin TL'lik A101 market kartıyla bana geliyor. Bunu da birazdan açıklamaya çalışacağım. Bu kartların bana nasıl geldiğiyle ilgili yine somut hiçbir belge, bilgi hiçbir şey ortada yok. Bu iddialar arasında ben neredeyim? Bakıyorum, göremiyorum. Benim dahlim ne de bu sayılan yerlerle ilgili de az önce de söyledim; görev ve yetki alanımda olmayan yerler ve konular. Şimdi Doğuş Grubu, İBB ile ya da devletin resmi kurumlarıyla birçok işler yapan bir büyük bir firma ve ben de İBB'de nihayetinde Boğaziçi İmar Müdürü. Yani Doğuş'un Büyükşehir Belediyesi'yle ne işi olduğunu bilmem, raylı sistemi bilmem, Galataport'ubilmem, Karaköy'ü bilmem, katlı otoparkı bilmem; bilmem de mümkün değil. Dolayısıyla bu konuşmaların muhatabı da olamam yani biri bir şey söylemiş, ne diyeyim yani şimdi?

Az önce de dedim yani düşünmeden edemiyorum; acaba ilk andaki ilk soruşturma esnasında buraları Karaköy, Galataport bizim alanımızda mı sandı? Peki, ben kendi görev alanımdaki taşınmazla ilgili konuya cevap vereyim. İddiası ne savcılığın? Güçlendirme ruhsatı için ve imara aykırılıklara göz yumması için; her iki husus da birleşmiş, güçlendirme hem güçlendirme ruhsatı hem imara aykırılıklara göz yumma. Bu imara aykırılıklara göz yumma nereden çıkıyor? Hangi delile göre tespit yapılmış? Belli değil, şöyle belli değil: Bir rapor var ama o rapor tamamıyla yanlış bir rapor yani bana dönük, daha doğrusu kuruma dönük yaptığı suçlama bağlamında yanlış bir rapor. Birtakım tespitler var yok değil. Şimdi bununla ilgili bu imara aykırılıklar kısmına da cevap vereceğim, cevap vereceğim; hem de ruhsat düzenlenmesiyle ilgili hususta da cevap vereceğim. O konular biraz tafsilatlı, anlatacağım çünkü. Ama daha kısa şu yönlendirme konusunu burada yine böyle bir yönlendirme konusu var; yönlendirme meselesine cevap veriyorum, vermek istiyorum.

Burada yine imar konusundaki talepleri ben Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum. Yakup Öner'in ifadesinde benim adım geçmiyor. Kendi anlatımına göre güya Ekrem İmamoğlu'nun konuyla ilgilenmesini istediğini söylemiş. Savcılık yine açıkça bence hatalı bir şekilde cezalandırılmamı istemiş; gerçi şöyle de bir durum var: Savcılık değerlendirme kısmında diyor ki 'Doğuş İnşaat'ın Boğaz ön görünümünde bulunan mülkündeki imara aykırılıkları ve inşaat güçlendirme başvurusu bulunduğu bilgisinin örgüt üyesi Elçin Karaoğlu tarafından tespit edilerek örgüt liderine aktarıldığının değerlendirildiği' söylenmiş. Değerlendirildiği neye göre? Ben şunu anlıyorum; savcılık beni nereye koyacağını bilememiş. Mesela benim bu talebi Ekrem İmamoğlu'na ilettiğimi söylemiş ama bu tespiti hangi delile göre yapmış? Elimin hiçbir yerinde böyle bir ifade yok.

Özetle; mevcut beyanlarda ve delillere göre de benim bu talebi herhangi bir kişiye yönlendirmem de yok. Yani Ekrem İmamoğlu'na yönlendirdiği, aktarıldığı değerlendirilmektedir demesine rağmen de Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlamış; yani böyle bir çelişki içerisinde. Şunu da söyleyeyim; ya ben şimdi Boğaziçi İmar Müdürü olarak gideceğim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'na, Ekrem İmamoğlu'na diyeceğim ki 'Sayın Başkanım burada bir güçlendirme ruhsatı talebi var'. Ya bana der ki 'E bunu bana niye söylüyorsun ki? Neyse yasal mevzuat bak, gereğini ver'. Ben çıktıktan sonra da arkamdan der ki 'Herhalde bu bu arkadaş bu işi beceremeyecek, bunun yerine bir başkasını koyalım'. Öyle ya, hani ben bir rutin bir güçlendirme ruhsatı işlemini tutup Ekrem İmamoğlu'na mı soracağım? Böyle bir şey olabilir mi? Bu iddiaların hepsini reddediyorum Sayın Başkan.

Şimdi az önce bahsettim; savcılık bu güçlendirme ruhsatının yanına imara aykırılıklara göz yummayı da eklemiş ve bir de bu konuyla alakalı Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü raporundan bahsetmiş. Şimdi Çevre Şehircilik raporunu irdeleyeyim, ne diyor? Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü raporunda özetle: 2 Şubat 2024 tarih ve 2 sayılı güçlendirme ruhsatı düzenlendiğinden, imara aykırılıklarla ilgili tutulan yapı tatil tutanağından, bu aykırılıkların ne olduğundan bahsetmiş raporda. Yine bu aykırılıklara rağmen de bunun altını çizmek istiyorum: İskan raporu düzenlediğimizden bahsetmiş. Çok açık ve net bir şekilde söylemiş, demiş ki buraya müdürlük iskan raporu düzenledi. Zaten göz yumma meselesi de buradan ortaya çıkıyor. Ha yoksa bir inşaat şantiyesi aykırılık olur, yasal gereği yapılır; düzeltilir, düzeltilmez, işte müeyyidesini uygularsın ya da ruhsata bağlarsın, anlatacağım onu az sonra. Fakat göz yummak için ne yapmak lazım? Aykırılığı bile bile, göre göre o aykırılıklara rağmen iskan belgesini düzenlemen lazım. Şimdi burada da o iddia var, diyor ki iskanraporunu onayladılar diyor.

Geçeceğim oraya, onaylamış mıyız, onaylamamış mıyız? Ben de bilirkişilik yaptım uzun yıllar; bundan 20 sene önce imar konusunda mahkemelerde bilirkişilik yaptım. Böyle bir rapor hazırlandığını ben ilk kez görüyorum. Ha bu konuda zaten yetkin kişiler olmadığı da anlaşılıyor, hani bu imar mevzuatı konusuna da hakim olmadıkları ben buradaki birkaç yerde hazırladıkları raporları gördüğümde bunu anlayabiliyorum yani. Şimdi rapordan okuyorum; raporda belirtilen 16 Temmuz 2025 tarih ve 2242 sayılı yapı tatil tutanağında bahsedilen aykırılıklara bakarsak neler: Tutanağı bu aykırılıkları tespit altına alan da yine bizim müdürlüğümüz, Boğaziçi İmar Müdürlüğü. Ben o tarihte yokum, ben tutukluyum ama süreç ilerlemiş. Ama benim dönemimde de zaten iş henüz iskanla ilgili esastan bir değerlendirme aşamasına da gelmemiş. Ne zaman ki o süreç iskana dair esastan bir inceleme aşamasına geliyor, zaten yasal gereği de yapılıyor. Benim dönemimde de buraya bir iskan uygunluk raporu da onaylanmıyor tabii bu arada, onu da söyleyeyim.

Şimdi bu bizim aykırılıklar neler? Yapının 39 ada, 12 parsel sınırındaki duvarının 40 cm geride yapıldığı; yani küçültmüş bunlar 40 cm. Çelik manto ile güçlendirilmesi gereken kolonların betonarme olarak güçlendirildiği. Bodrum kat tavan döşemesi statik projede 10-11 aksları arasında —yani bodrum kat tavan döşemesi de tamamı değil belli bir aks aralığında— döşeme altı yapılan çelik kiriş takviye adetlerinin artırıldığı; yani eksiltme de yok, artırma var. Şimdi ne var Başkanım? Binayı küçültmüş. Ben bir de hesapladım; her katta bodrum, zemin, 1. kat ve teras kat, her katta yaklaşık 3,5-4 m² gibi bir küçülme var. Toplamda da bütün katları hesap ettiğinde bina 20 m² küçülmüş yani, büyümemiş. Bu tip şeyler birtakım mücbir sebeplerden de kaynaklanabilir, bilemiyorum. Şimdi raporun sonuç kısmını buradan aynen alıp alıntılayarak okuyorum. Sonuç kısmında diyor ki: "Tarafımıza iletilen bilgi ve belgeler doğrultusunda 16 Temmuz 2025 tarihinde tespit edilen aykırılıklar nedeniyle yapı tatil tutanağı düzenlenmiştir. Yapılan dosya incelemesinde ise söz konusu taşınmaza iskanverilmesi amacıyla gerekli tüm iş ve işlemlerin yerine getirildiği görülmüştür. Sahada yapılan kontrollerde ruhsat ve eklerine aykırılık teşkil eden işlemin inşaat yapımı sırasında gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Boğaziçi İmar Müdürlüğü teknik personeli tarafından yapılan iskan kontrolü sonucunda bu imalatlarla alakalı herhangi bir tutanağa rastlanılmamış olup iskan raporu düzenlenmiştir." şeklinde tespitlere yer verildiği görülmekte. İddia makamı da bu raporu şöyle bağlamış: "Yer verildiği görülmüştür şeklinde bir değerlendirme mevcut denmiştir” diyor.

Şimdi ben bu iskana aykırılığa göz yumma meselesini anlatacağım. Önce bu ruhsat düzenlenmesi kısmını bir açıklayayım; çünkü güçlendirme ruhsatı vermekle de suçlanıyoruz. Şimdi bu bahsedilen yer, ilk İmar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte —bu tarih 1957— 1957 yılından önce inşa edilmiş yapılarla ilgili; burada o tarihten önce inşa edilmiş bir yapı mevcut. Yani bu az önce söylediğim 6758 sayılı İmar Kanunu (1957'deki), bundan önce, bu kanun yürürlüğe girmeden önce yapılmış bir yapı var. Bu yapılar 2981 sayılı İmar Affı Yasası'nın Geçici 2A maddesi uyarınca yasal kabul ediliyor. Yani 1957 yılından önce yapılmış, ilk İmar Kanunu'ndan önce yapılmış yasal binalar 2981 sayılı af yasasında yasal kabul ediliyor. Bununla ilgili yapılan röleve projesi onayı müracaatı var. Dosyaya sunulan belgelere bakılmış; 31.03.1983 tarihli 392 sayılı Özel İdare kayıtları (eklere koymadık Başkanım, bulamadık daha doğrusu ama bunlar tarihli sayıları kesin), 10 Mayıs 1943 tarihli ve 340 sayılı Tadilat Komisyonu kararı var. Coğrafi bilgi sistemleri veri tabanında yer alan 05.12.1949 tarihli kadastral pafta var. 1950, 1954, 1956 tarihli hava fotoğrafları var ve 25.09.1948 tarihli aplikasyon krokisi var. Tüm bunlar dosyaya sunuluyor, bakılıyor, yasal şartların sağlandığı anlaşılıyor ve bu röleve projesi onaylanıyor.

Sonrasında 06.11.2023 tarihinde sunulan dilekçeyle müdürlüğe güçlendirme ruhsatı için müracaat ediliyor. Yapı ruhsatı İmar Kanunu'nun 21. ve 22. maddelerinde düzenlenmiş olup hem bu kanun maddesine göre hem mevcut yürürlükteki Boğaziçi Öngörünüm Alanı 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı'na ve İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre değerlendirilip yapılması için düzenleniyor. Mevzuata uygun olarak öncelikle sunulan proje inceleniyor, ruhsat projesi. Sunulan projenin yerindeki yapıya uygun olarak sunulan röleve projesiyle birebir uyumlu olduğu —1 santimlik yerinde ne fazla var ne eksik var— hem ilgili standartlara hem yürürlükteki deprem yönetmeliğine uygun olarak hazırlandığı görülerek onaylanıyor.

Yönetmelik doğrultusunda itfaiyeden görüş soruluyor. İmar durum belgesi düzenleniyor. Lisanslı harita bürolarınca hazırlanan aplikasyon krokisi, numarataj belgeleri, İSKİ kanal bağlantı proje onayı; bunların hepsi tamamlanıyor. İmar Kanunu 23. Maddesi'ne istinaden alınması gereken yol, altyapı katılım payları yatırılıyor. Otopark bedeli tahsil ediliyor. Otopark taahhütnamesi alınıyor. Yapı denetim hizmet sözleşmesi, yapı denetim taahhütnameleri, yapı bilgi formu belgesi ve benzeri; burada daha da saymadığım benzeri birçok diğer evrak tamamlanarak ruhsat harcı da tahsil edilerek 2 Şubat 2024 tarihinde güçlendirme ruhsatı düzenleniyor. Ruhsatın düzenlenmesi yasal mevzuata uygun olarak yapılmıştır. Zaten iddianamenin yer verdiği Çevre Şehircilik Bakanlığı raporunda da bunun aksine dair bir tespit de yoktur. Ruhsata dair bir... bir usulsüz olarak verildiğine dair de raporda herhangi bir tespit yoktur. Bir değerlendirme de yoktur. Az önce söyledim işte imara aykırılıklarla ilgili birtakım tespit ve değerlendirmeler var.

Şimdi bu ruhsat verilmesi kısmıydı. Şimdi de imara aykırılıklar konusuna gelelim. Az önce söyledim; yapı ruhsatı İmar Kanunu 21, 22. maddelerine göre düzenlenir. İmar Kanunu'nun 29. Maddesi'nde de yapı ruhsatının 5 yıllık süre için verildiği ve yapı ruhsatının süresinin de 5 yıl olduğu söylenir. Dolayısıyla biz 2 Şubat 2029 tarihinde verdiğimiz bu yapı ruhsatıyla birlikte burası aslında bir inşaat şantiyesi. 5 yıl süreyle, iskan almadığı sürece -yani yapı kullanma izni almadığı sürece- burası bir inşaat şantiyesi. Bu inşaat şantiyesi ile ilgili yürütülen çalışmalar, öncelikli olarak şantiye şefi, yapı müteahhidi, şantiye şefi, fenni mesul, yapı denetim şirketine mensup denetçi mühendis ve mimarlar tarafından denetlenecek. Yapı belli aşamalar için belli aşamalardan geçtikçe o aşamalar o ilgili yapı denetim kuruluşlarınca onaylanacak. Ekinde laboratuvar sonuçları, beton döküm tutanakları, kalıp demir kontrol tutanakları; bunlar 4708 sayılı yasanın ilgili yönetmeliğinin ekinde yer alan da matbu dokümanlardır. Bu dokümanlar sonradan oluşturulan dokümanlar değil, matbu dokümanlar; bunlara uygun olarak yönetmelikte belirtilen süre ve şartlarda bunlar hazırlanacak, yapı denetlenecek ve inşaat o şekilde devam edecek.

İdare de kendisine yapılan müracaat üzerine... müracaat üzerine -yani neye müracaat edecek mesela- temel üstü vizesine müracaat edecek. Temel üstü vizesine müracaat ederken az önce saydığım bütün tutanakları, laboratuvar sonuçlarını, olurları, uygunluk raporlarını sunacak; ona göre de idare yerinde tespit yapacak. Neye müracaat edecek? İşte kat vizesine müracaat edecek, aynı şekilde. Neye müracaat edecek? İskana müracaat edecek. Binayı bitirdim; bütün fenni gereklilikleri, proje şartlarını yerine getirdik, inşaatı projesine uygun olarak tamamladık. Müracaat edecek. O müracaat üzerine de önce de şunu diyecek: "Biz burada öncelikle bizim tarafımızdan burada bir problem yok." Şantiye şefi de bunu diyecek, yapı denetim firması da. Ben burada şunu da söyleyeyim sonra ekrana bir fotoğraf yansıtılmasını rica edeceğim. Şimdi buraya iskan müracaatı ne zaman yapılmış? 7 Şubat 2025 yılında yapılmış. Yani ruhsat verildiği tarihten bir yıl sonra. Yani adam demiş ki: "Ya ben 5 yılı beklemeyeceğim. Benim 5 yıl hakkım var ama ben burayı bir senede bitirdim. Bitirdik. Aha da dilekçe, bana iskanımı ver." Ekrana 12'yi yansıtabilir miyiz?

Şimdi Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın başlığında, ilk belgenin ikisini yan yana aynı belgede birleştirdik; iskan raporu başkanım. Dosyada başka bir iskan raporu yok. İskan raporu dediği bu. Dikkat ederseniz altındaki imzalar yapı denetim firmasının imzaları. Kuruma ait tek bir imza yok. Bunu dilekçe ekinde sunmuş. Biz bu raporun neresini onaylamışız başkanım? Ben bakıyorum, altına baktım, üstüne baktım. Benim bir yerde imzam var mı diye baktım. Müdürlükten herhangi bir personel, herhangi bir teknik eleman arkadaşımın bu iskanraporunda bir imzası var mı diye baktım. Bunu onayladık mı diye baktım, göremedim. Bunu dilekçe ekinde sunmuş. Bu raporu da Bakanlık yetkilisi meslektaşım, arkadaş nasıl bakmış da burada görmüş biz bunu onaylamışız onu da ben anlamadım yani açıkçası.

Şimdi biz burada iskan raporu falan onaylamadık başkanım. İskanla ilgili iskan raporu onaylamadık; bu aynı zamanda şu anlama geliyor: Biz burada aykırılıklara da göz yummadık. Aykırılıklara göz yummuş olsaydık bu iskan raporunun altında bizim de imzalarımız olurdu. Gözümü kapatacaktım, evraka imzamı atacaktım. Öyle bir göz yumma yok burada. Şunu da söyleyeyim, ekrandaki fotoğraflara geleceğim. Şimdi bunlar yapı muayene raporu diyoruz. Bu bizim Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde tüm iskan dosyalarında son aşamada, iskan artık bütün her şey tamamlanmış dosya tekamül etmiş oluşmuş yerinde de bina tamamlanmış hani son üç beş gün önce bir hafta önce gidersin şu yapı muayene raporunu doldurursun. Şimdi burada yazar işte mimari projesine göre tetkik tesisat projesine göre tetkik yazar. Yapı vaziyet planına uygun mu? Evet hayır, uygun. Projesindeki zemin durumu uygun mu? Uygun ya da uygun değil. Kat adedi projesine uygun mu? Uygun. Kapalı ve açık çıkmalar projesine uygun mu? Uygun. Ortak mahaller projesine uygun mu? Uygun. Mimari boşluklar projesine uygun mu? Uygun. Çatı projesine uygun mu? Uygun. Kat planları projesine uygun mu? Uygun. Gözle görülen herhangi bir statik mahsur var mı? Gözle görülen yok. İskan izni olmasında mimari açıdan mahsurlu bir durum var mı? Yok.

Devam ediyoruz tesisat projesine göre tetkik yani sigorta kutusundaki kaçak akım rölesine kadar bakılır iskanda. Sıhhi tesisat projesine uygun mu? Evet. Isı yalıtım projesine uygun mu? Evet. Boru ve çatı ısı yalıtım projesine uygun mu? Hemen şeye dikkat çekiyorum Simpaş'tayaptığım savunmada da ısı yalıtımla ilgili dilekçeyi diyordum ya başkanım ısı yalıtım projesi var yani projeye göre yerinde tamamlanması gereken bir çok önemli işlem iskan raporunda da yer alıyor başlık olarak. Boru ve çatı izolasyonu ısı yalıtım projesine uygun mu? Detaylara bakın yapı ısıtma tesisatı projesine uygun mu? Yapı elektrik tesisatı projesine uygun mu? Yapıda zayıf akım tesisatları projeye uygun yapılmış mı? Yapıda topraklama yapılmış mı? Yapıda varsa asansör tesisat projesine uygun yapılmış mı? Hani asansör diyoruz ya yapıda havalandırma yeterli mi? İskan izni almasında tesisat açısından bir mahsur var mı?

Bütün bunlar uygun olmadan yapı kullanma izin belgesi düzenlenmez. İskan uygunluk raporu bu değil. Bu yapı denetim usulü bu rapordur yapı muayene raporudur. Bunda tesisat açısından makine mühendisi yine tesisat açısından elektrik projesi açısından elektrik mühendisi inşaat mühendisi mimarın imzaları vardır. Ben burada bu az önce örneğini verdiğim yerle ilgili doldurulmuş örnek olması açısından size sunmak istiyorum Sayın Heyet. İskana dair esastan yapılan incelemede tanzim edilmesi gereken tabi yerinde yapılan kontrol ve tetkikte tanzim edilmesi gereken form size sunduğum form. Şimdi gelelim ekrana 50'ye az önce o ekran fotoğrafları diyecektim ki ekran 12 Sayın Başkanım ek 50'de var 50'de. Bu arada da aplikasyon krokisi dahi onaylanmamış yani aplikasyon krokisini de onaylamamış ne diyor binanın projesine uygun ölçülerde olduğu ve yerinde doğru aplike edildiği o da yok yani onu da onaylamamışız iskana dair en önemli dokümanlardan da birisidir. Bulamadık sanırım ek 12, 12. Şimdi burada 2, 4, 6, 8, 10 tane fotoğraf var tabi.

Şimdi bu fotoğrafta İSKİ'nin kanal bağlantı yazısının ekinde olan fotoğraflar. Tarihi ne bunların? 27 Mart 2025. Yani iskân müracaatından yaklaşık 1 ay 20 gün sonra. Bir de bunun 1 ay 20 gün öncesi var yani düşünün. Şimdi Başkanım sırasıyla; yukarıda baktığınızda daha orada iskeleler duruyor, inşaat malzemeleri yerinde duruyor. Boru bağlantıları çıplak, açıkta aynı şekilde. İSKİ gitmiş, bu fotoğrafları çekmiş. "Ben kanal bağlantımı yaptım" demiş, İSKİ de gitmiş bakıyor, işte fotoğraflamış. Menfezler hep açıkta. Havalandırma menfezlerinde kurulması gereken ekipmanlar yok. Havuz kısmı; kaplamaları, pompası, arıtması, zemin kaplı, hiçbir şey yapılmamış. Yani yaklaşık 2 ay önce diyor ki: "Ben binamı bitirdim, bana iskan ver." 2 ay sonra bina daha bu aşamada: 27 Mart 2025. Şimdi biz burada böyle bir yerde, böyle bir şantiyede tutup da "Bu adam buraya dilekçe ile müracaat etti iskana" diye iskana esas bir inceleme yapmayız Başkanım. İskana esas incelemeyi, o raporu tanzim etmek ve imza etmekle görevli 4 tane proje müellifi —onlar da kanunda tanımlanmış elektrik, makine, mimari ve inşaat mühendisliği— bunlar dosyasından alırlar projeleri, çekerler arşiv dosyasından. Bu projelerle birlikte az önce saydığım dokümandaki hususları tek tek A'dan Z'ye inceler.

Mahkeme Başkanı: Şimdi buna; 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği ve Yapı Denetim Komisyonu 13 Nisan 2006 tarihli genelge 6. madde istinaden düzenlenen ve "Yapı Kullanma İzin Belgesi alınması hususundaki iş bitirme tutanağına esas raporudur" diye bir ibare var ya. Anladığım kadarıyla herhalde zaten bu iş bitirmenin tespiti. Başta iskan raporu etmeyi yapmışlar da oradan dolayı bir yanlış anlaşılma...

Elçin Karaoğlu: Yok, o şimdi şöyle; iş bitirme de zaten şu demek: İş bitti mi, sonra iş bitirme ile birlikte iskan düzenliyorsunuz zaten, aynı şey. Dolayısıyla iş bitirmeye dönük rapor ya da iskana dönük rapor ikisi aynı anlama geliyor. İş bitirmeyi verdin mi zaten iskanı da veriyorsun. İş bitirme belgesi % 100 seviyede tamamlandığına dairdir. Oradaki esas mana şu: O hak edişte, yapı denetim firması yapı denetim sisteminde —Bakanlığın sistemi ki yapı denetim firmaları da yarı resmi kuruluşlardır, Bakanlıkça akredite kuruluşlardır— % 100 iş bitirme aldığında son hak ediş dilimini o iş bitirmeye istinaden çeker. Onun için ismi "iş bitirme"dir. İsmin, hak ediş alacağına dair, yapının bittiğine dair bir evrak olduğu için öyledir. Ama o aynı zamanda iskan anlamında da yapının bittiği anlamına gelen bir dokümandır.

Mahkeme Başkanı: Ama sizin verdiğiniz bir iskan yok anladığım kadarıyla?

Elçin Karaoğlu: Yok, böyle. Başkanım, iskan raporu da yok, iskan da yok. O formlar da bizim iskana dair düzenleyebileceğimiz formlar. İş bitirme de düzenlemedik biz. Yani herhangi bir seviye onayı da yapmadık. Şimdi dolayısıyla biz esastan bir incelemeyi ancak dışarıdan şantiye sahasına baktığında; "Ha bu bina bitmiş" diyeceksin. Gözle görülür anlamda binanın bittiğini göreceksin ki 4 tane, 5 tane teknik eleman gidip orada A'dan Z'ye bütün gün, belki 2 gün üst üste gidip ölçecek, biçecek, kontrol edecek. Şimdi bu binaya bizim arkadaşlarımız niye gitsin iskânla ilgili bir değerlendirme yapsın? Dolayısıyla bizim için burası o dilekçeyi sunmuş olabilir, o raporu da sunmuş olabilir; o yapı denetim şirketi işini iyi yapmamış. İşini iyi yapmayı bırak, görevini de kötüye kullanmış, onu da söyleyeyim. Öyle rapor verilir mi? Daha 2 ay sonra bitirdin mi? Neyi bitirdin? Sonra da aykırılıkları tespit etmişiz ve bu aşamadan bir ay sonra ben tutuklanıyorum. Yokum zaten. Şimdi biz, o gün şöyle bir değerlendirme yapmışız; yani burası kardeşim sen iskan raporunu sundun ama sen binayı bitir. Bitir, senin daha 4 yılın var. Bir yılı geçti, sen öyle acele ediyorsun ama bu iş aceleye gelecek bir iş değil. Senin daha 4 yılın var, burası da bir inşaat şantiyesi, inşaatını tamamla.

Mahkeme Başkanı: Bu fotoğraflar sizin denetiminizde çekilmiş fotoğraflar mı?

Elçin Karaoğlu: Bu fotoğraflar, İSKİ kanal bağlantısı için İSKİ'nin gidip çektiği ve bizim de dosyamıza giren fotoğraflar. İSKİ kanal bağlantı projeleri bize gelir.

Mahkeme Başkanı: Hepsinin eklerinde yoktu o yüzden soruyorum. Bu sadece fotoğraf olarak konulmuş.

Elçin Karaoğlu: Tabii. Ya biz ekleri mümkün mertebe... Biz bir ek, şey hazırlayalım dedik. Baktık devasa... Yani duruşmada takip edilecek bir durum değil. Dedik mecbur bunu mesela 10 tane fotoğrafı iskan raporuyla birlikte aynı A4'e koyduk. Onlar var yani sunabiliriz bunları. Şimdi dolayısıyla bizim burada bu inşaat bitmemiş. Burası bir şantiye alanı. Burayla ilgili düzenlediğimiz bir rapor yok, bir iş bitirme yok, iskan yok, hiçbir şey yok. Aykırılıklara göz yumulmadı. Peki yerinde aykırılıklar var. Aykırılıklar ne zaman tespit edilmiş? Haziran ayında yerine gidildiğinde bir arazi çalışması tespit formu düzenlenmiş 2 Haziran'da. Hani burada bakılmış, ben bu fotoğrafa baktığım zaman burada gene tamamlanması gereken birtakım hususlar daha var. Fakat arkadaşlar gitmişler bu tarihte hani önce bir durumunu bir görelim. Bu tarihte bir durumunu görmüşler, bakmışlar ki yine eksikler var.

Ne zaman gidelim? Tutanağın tutulduğu tarih. Bir saniye Başkanım. 7. ayda diye hatırlıyorum o tarihi. Evet, 16 Temmuz, evet. 16 Temmuz'da. Yani şimdi şu var ya... Diyor ki yerine gitmişler, Bakanlık da bu rapora... buna atıf... bu rapor değil, bu arazi çalışması tespit formu. Biz bu arazi çalışması tespit formlarını Sayın Başkanım size iletebilirim burada. Şimdi bu arazi çalışması tespit formları belli zamanlarda belli gerekçelerle yerine gidilip belli kontrolleri yapmak için... Mesela nerede? İşte Savcılık bize bir yazı yazdı, bunun bir iki tane örnek var. Dedi ki: "Ya yerindeki aykırılık giderildi mi?" Hemen yerine gidersin, şu yapı tespit formunu hazırlarsın. Mevcut durumu ne, ona göre Savcılığa cevap yazarsın. Ya da nedir? Şantiye şefi istifa etmiştir devam eden bir inşaatta. Seviye tespit yapman gerekir; önce yerindeki bir duruma bakarsın, seviye tespit yapmadan önce yapı tespit formu düzenlersin.

Buraya da gidilmiş denmiş ki: "Ya bu adam ikinci ayda bir dilekçe verdi. Her ne kadar üçüncü ayın sonunda gidildiğinde de daha bir yığın eksiği var idiyse de bir haziran ayında gidelim bakalım ne olmuş, bitmiş mi?" Bakmışlar, görüldüğü gibi daha havuz kısımları, daha kaplamaları, şeyleri yapılmamış. Gene de esastan inceleme yapmamışlar. Demişler ki: "Yapı gözle bakıldığında yani kabaca %95 seviyesinde tamamlandığı görülmüştür." Bu uygunluk anlamına gelmez. Sanki bunu uygunluk gibi değerlendirmiş; bu uygunluk anlamına gelen bir şey değil, bu tespit formu. Aradan demişler ki: "Biraz daha zaman geçsin." Tarihi sanırım 16 Haziran'dı değil mi başkanım? Ha, 2 Haziran. 1,5 ay daha beklemişler. Demişler ki: "Ha bu bu aşamaya geldi, temmuzda gidelim buraya." 15 Temmuz'da... 16 Temmuz'da yerine gidiyorlar. Ha bina bitmiş. Tamam. Elektrik mühendisi, makine mühendisi, mimar, inşaat mühendisi artık esastan incelemeye sıra geldi. A'dan Z'ye bakıyorlar ve görüyorlar ki... görüyorlar ki bu Bakanlık raporuna da konu olmuş; bizim yapı tatil tutanağımız sebebiyle konu olmuş, biz tutmuşuz. Bu aykırılıkları görüyorlar ve bununla ilgili arkadaşlar yapı tatil tutanağı düzenliyor. Tutanak altına alınıyor.

Peki bu tutanaktaki aykırılıklar... Şimdi bunlara gelelim. Bunlar yani bir mesele, kişiye bir alan kazandıran, menfaat sağlayan bu tarz aykırılıklar mı? Bina 40 cm küçülmüş; toplamda 20 m² küçüldüğünü düşünün. Bu inşaatın ruhsatı önümde, o zaman 2737 m² olarak düzenlenmiş. 2737 m²'lik bir inşaatta yapı ömrü, yapı süresi ve yapı maliyeti ile ilgili unsurlar mevcuttur; bunlar aynı zamanda tamamıyla yapı sahibinin inisiyatifinde olan unsurlardır. Mal sahibi, "Ben binamı betonarme yapacağım ya da çelik yapacağım" diyebilir. Önemli olan şudur: Betonarme mi yapıyorsun? O zaman TS 500 standartlarına göre projeni hazırlayacaksın, 2018 Deprem Yönetmeliği'ne göre statik projelerini getireceksin. Proje müellifi imzalayacak, fenni mesulü imzalayacak; ben de gelip statik hesaplarına bakacağım ve onaylayacağım. Eğer betonarme yapmayıp çelik yaptıysan; çelik projelerini ilgili standartlara, yönetmeliğe ve mevzuata göre sunacaksın. İster betonarme sun ister çelik sun; yeter ki kendi standartlarına ve yönetmeliğine uygun olsun.

Dolayısıyla buradaki durum, 5 yıllık bir süre zarfında devam eden bir şantiye sahası olduğu düşünüldüğünde; hem bu süre içerisinde yerinde düzeltilebilecek aykırılıklar olduğu gibi aynı zamanda revizyon güçlendirme projesi sunulduğunda ruhsata bağlanabilecek türde aykırılıklardır. Tekrar söylüyorum; bunlar kişiye bir rant sağlayan, ilave alan kazandıran aykırılıklar değildir. Yani bunu para versen "Böyle yap" desen, adam yapmaz. "Binamı neden 20 m² küçülteyim?" der. Belki mücbir bir sebepten parsel sınırına yanaşamamış olabilir; yandaki binanın temelinin altındaki toprak oyulmuştur ve yandaki yapı tehlikeye girmiştir ya da orada kıramadığı bir kaya, sert bir zemin vardır. Bu yüzden perdeyi 40 cm geriden kurmuştur ve "Kendi alanımdan feragat ediyorum" diyerek inşa etmiştir. Hemen onun revize projesini sunar ve ruhsata bağlarsın, yasal hale gelir.

Sayın Başkanım, ben mesleğe ilk başladığımda yüksek inşaatlarda şantiye şefliği yaptım; Metrocity'i yapıyorduk. Mesela kolon döküyorduk; topoğraf bize aksları veriyordu, ekipler de o akslara göre kolonun kalıbını ve demirini hazırlıyordu. Beton dökülüp kalıbı bir söküyorduk ki kolon aksından veya şakülünden kaymış. Bahsettiğim kolonlar 1,5 metreye 1,5 metre boyutunda, 38-40 katlı binaların kolonlarıdır. Aksında veya ölçüsünde olmadığını gördüğümüzde o kolonu kırıyorduk. Ya da kalıbın 150’ye 150 olması gerekirken 140’a 140 yapıldığını, bir hata olduğunu ve kontrollerden kaçtığını gördüğümüzde o betonu kırar, yeniden inşa ederdik. Çünkü benim ruhsatım var ve burası şantiye alanıdır; bugün betonu dökerim, yarın bir yanlışlık olduğunu görürsem düzeltirim. Dolayısıyla bu tip aykırılıklar, yerinde düzeltilebilecek durumlar olduğu gibi sunulacak bir projeyle de ruhsata bağlanabilecek türdedir. Yani durum şöyle bir şey değil: 2700 m² inşaatın yanına, parselin ön bahçe mesafesi içerisine 1000 m² daha kaçak inşaat yaparsan o zaman adama rant sağlamış olursun. Boğaz öngörünümünde 1000 m² kaçak inşaat yapılmış ve tutanağa konu olmuş böyle bir aykırılık olsa, bu suçlamanın konusu olur. Ya da bodrum, zemin, bir normal kat ve teras kattan oluşan yapının üzerine iki kat daha inşa etse; "Kardeşim, adam burada Boğaz ön görünümünde 300+300 toplam 600 m² kaçak kat artırdı" derseniz bu davanın konusu olur.

Diğer aykırılık mesela diyor ki; ki bunu da Doğuş Holding, Doğuş İnşaat... Ben bu yapı ruhsatını da metrekarelerini görmeniz açısından size sunmak isterim başkanım. Şimdi Doğuş İnşaat da tutup da bunları yani gecekondu inşa eder gibi herhalde o kolonu çelikten betonarmeye dönüştürdüğünde de bir statik hesap da yapmıştır, onun şantiye mühendisi de vardır. Ama önemli olan şudur tabii; böyle bir şey yapıyorsan öncesinde revizyon ruhsata bağlaman lazım, gelmen lazım. Demen lazım ki "Ben bunu değiştireceğim", aha da revize proje. Kurum da onaylar, ondan sonra yerinde gider yaparsın. Zaten bundan dolayı zabıt tutulmuş, bundan dolayı tutulmuş. Öbür aykırılık da mesela, döşeme aks, bir aks aralığında, 10-11 aksları arasında döşemede 5 tane kiriş varmış da çelik kiriş, nervür, basit kirişler I profiller. Adam 8 tane atmış ya, fazlalaştırmış yani oradaki 5 kirişi 3'e düşürmemiş, 8 tane atmış. Muhtemelen ne olabilir diye düşündüm taşındım; herhalde tefrişat o proje dekorasyon ve mahaller belirlenip onunla ilgili tefrişatları ve ekipmanları yerine koyduğunda o döşemenin üstünde belki bir ağır bir ekipman geldiğini gördü, o döşemeyi güçlendirme ihtiyacı hissetti. Onu da ondan koymuştur.

Yani dolayısıyla bu aykırılıklar yani öyle bir ranta konu edilecek, yani böyle 10 milyon dolarlık rantlara konu edilecek bir meseleler değil. Bu aykırılıklar dediğim gibi yerinde de düzeltilebilecek, projede ruhsata bağlanabilecek türde aykırılıklardır. Ve ayrıca bununla ilgili de bu aykırılıkların tespiti konusu da ancak yapı gözle görülür şekilde bitirildiğinde esastan yapılan incelemede görülecek aykırılıklardır. Yoksa sen tutup da o kirişi, 5 kirişi 3 tane arttırdığını başka türlü anlayamazsın ki. Elinde projeyle esastan bir denetime gideceksin ki onu tespit edebilesin. O da görülmüş temmuz ayında bakmış ki bitmiş yani bu hale şekle gelmiş, orada bir inceleme yapılmış. Dolayısıyla tutanak... Benim dönemimde orası, fotoğraflarını gösterdim, daha iskeleler duruyor, inşaat malzemeleri duruyor. Öyle bir denetim yapılacak bir ortam değil. Ha, göz yumma... İskan da vermemişiz işte yani yok. Ne iş bitirme var, ne iskan var ne doldurulmuş bir size sundum yapı formu var. Dolayısıyla herhangi bir yerinde bir imzamız yok. Ya başkanım ben şöyle... Ya bir işte Çevre Şehircilik Bakanlığı raporu yani bizi nerelere getirdi. Yani bir deli bir kuyuya taş atıyor, biz de burada bir saat anlatıyoruz ki bu işin içinden çıkalım.

Ya ben de az önce söyledim, bilirkişilik yaptım. Ya bilirkişilik şu demektir, Teknik bir konuyu anlaşılır bir şekilde, yani sen mahkeme heyetine, yani bir mahkeme heyeti teknik konuyu bilmez, inşaat mühendisi değil, teknik adam değil; bir hakimin, bir savcının anlayacağı şekliyle ortaya koyman lazım. Ve sadece mevcut durumuyla değil, menfi ve müsbet yönleriyle ortaya koyman lazım ki burada yapılan aykırılık nedir, ne anlama gelir? Ben şimdi bunu size anlatmasam bu aykırılıkların tek tek ne anlama gelebileceğini, anlatmasam siz de o raporu okuduğunuzda "İşte burada aykırılıklar var" dersiniz. Ama bu aykırılıklar ne boyutta, nedir, ne anlama gelir bilemezsiniz.

Ya ben rapor tutacak olsam yazarım derim ki: "Bahse konu yerde, şu ada parselde yapılan tespitte her ne kadar şu tarihli yapı tatil tutanağına konu olmuş birtakım aykırılıklar söz konusu olsa da burada bu aykırılıkların herhangi bir ilave alan kazanımına yol açan aykırılıklar olmadığı, ranta dönük süreçler olmadığı ve aynı zamanda bu aykırılıkların 2.2.2024 yılında ruhsat alıp 2.2.2029 yılına kadar ruhsat süresi içerisinde iskan aşamasına kadar şantiye alanı olduğu düşünüldüğünde iskan alana kadar bu süreç içerisinde herhangi bir zamanda bu aykırılıkların düzeltilebileceği gibi bu aykırılıklarla ilgili idareye statik, mimari projeler sunulduğunda bunlar ruhsata bağlanabilecek türde aykırılıklar" diye raporu yazacaksın vereceksin ya. Ya bunu yazmış adam atmış kuyuya bir taş, ondan sonra anlatıyoruz. Bilmiyorum anlatabildim mi Başkanım?

Ben, meslektaşlarıma kendi özel alanımda çok kıymet veririm. Benim yanımda inşaat mühendisi olanların bir ayrıcalığı vardır. Şehir plancıları da genelde kendilerini çok tutarlar, onlar birbirlerine karşı bizden daha uç noktalarda olabiliyorlar. Ben de meslektaşlarıma karşı çok hassasım; kendi özel alanımda onlara alan açarım ancak tabii ki kamu alanın öyle bir durumum yok, yasalar neyi gerektiriyorsa odur; öyle bir imtiyaz tanıma şansım yok. Bir meslektaşımın tespitiyle ilgili bu tarz konuşmak da açıkçası beni rahatsız ediyor.

Şimdi Sayın Başkanım, bu kart meselesine girmeyeceğim; burada bir sayfa yazmışım ama bununla hiçbir alakam yok. Hüsnü Akan'ı tanımıyorum. Belki ayaküstü bir yerde "Müdürüm ben şu kişiyim" diye kendini tanıtmış, el sıkışmışızdır; belki bir çay içmişizdir ama müdürlüğe gelip gitmiş mi, bilmiyorum. Hafızamda yer alan bir sima veya isim değil. Fotoğraflarına baktım, "Yabancı gelmiyor" dedim ama tanımıyorum. Nerede, ne görüştüğümü bilmiyorum; dolayısıyla bu kişiyi tanımam. Kendisinin Doğuş’un CEO'su olduğu söyleniyor; o beni tanıyor olabilir çünkü kamuda bu durumlar olabiliyor.

Mahkeme Başkanı: Yakın lokasyonunuz var mı? Baz kayıtlarından bahsediliyor; 03 Ocak 2023 ile 31 Mayıs 2023 tarihleri arasında, yani aşağı yukarı 4-5 aylık bir sürede, farklı lokasyonlarda 0 metre mesafede 72 adet ortak baz kaydı olduğu söyleniyor.

E.K.: Başkanım, o tarihlerde ortada ne yapım ruhsatı var ne de bir aykırılık var; hiçbir şey yok. 0 metre baz...

Mahkeme Başkanı: Süleyman Terzi kim?

E.K.: Benim Şoförüm

Mahkeme Başkanı: Süleyman Terzi ile de 09 Ocak 2023 ve 10 Mart 2025 arası ortak bazlarınız var.

E.K.: Ben bu baz kayıtlarını avukatlarımdan rica ettim, getirdiler. Baktım; tanımadığım adamlar. 80 tane baz kaydı var; Yeşilköy’de, Orman Bölge Müdürlüğü’nde orada burada... İşin içinden çıkamadım. Tanımadığım bir adamla üst üste baz kaydı çıkmış. Muhtemelen aynı tarih aralığında baksalar, tahmin ediyorum 1 milyon kişiyle ortak bazım çıkar. Çarşıda, pazarda, metroda, AVM’de, restoranda, kafede hayatın içindeyiz; her gün birileriyle temas ediyoruz. O tarih aralığında baksalar eminim 1 milyon kişiyle bazımı bulurlar ve bunların belki 50.000’i ile de 0 metre bazımı bulurlar. Ama ben 0 metre baz verecek kadar 50.000 kişi tanımıyorum.

Hüsnü Akan’a baksalar, o bir CEO; herhalde onun da 2 milyon kişiyle baz kaydı vardır. Bu 2 milyon kişinin de belki 100.000’i ile 0 metre bazı vardır. İnanın buna dair bir şey söylemek istemiyorum. Ancak şunu belirteyim; bildiğim kadarıyla Doğuş Holding Maslak’ta, bizim müdürlüğümüz de Maslak’ta, Orman Bölge Müdürlüğü’nün karşısında. O güzergâh içerisinde bu bazlar nedir, nerededir; bilmiyorum. Ben, Akatlar’da oturuyorum, Büyükdere Caddesi’ni ve Maslak hattını kullanıyorum. İş yerlerinin yakın olması veya o güzergâhı kullanmamdan dolayı baz vermiş olabilir. Şoförümün kullandığı aracın tanıtım kartı vardır ve Maslak yolunda benzin aldığı belli bir istasyon vardır; oralardan benzin alıyorduk. Beni o yol güzergâhında götürüp getiriyordu. Başka bir açıklamam yok. Çünkü ben o kişiyi tanımıyorum.

ÖĞLEDEN SONRA…

Öncelikle nasılsınız? İyi misiniz? Değerli arkadaşlar, bu sıfır metre meselesini aslında insanların sıfır metre mesafede bir araya geldiği anlamında değil de aynı bazdan baz aldığı ve bunun bir birliktelik olduğuyla ilgili teknik bilgi gelmişti, ben bunu da bilmiyorum yani size anlatmak, paylaşmak istedim.

Şimdi Sayın Başkanım, eylem 47; Süleyman Çetinsaya. Kısa bir eylem. Eylemin konusu özetle Sarıyer Emirgan’daki bir yapıya güçlendirme ruhsatı düzenlenmesine ilişkin olarak menfaat temin edildiği iddiası var. Ben neyle suçlanıyorum? Ben de bu güçlendirme ruhsatını, bu talebi Yakup Öner’e yönlendirmekle suçlanıyorum. Fakat bakıyoruz iddianameye, Yakup Öner şüpheliler arasında yine yok. İfadesi dahi yok, eylem örgüsü içerisinde de yok. Yani aslında olmadığı için yok yani. Fakat ben onu yönlendirmekle suçlanıyorum. Üstelik güçlendirme ruhsatı başvurusu 7 Şubat 2024. Ek 21’de bunu size sunduk, ek 51’de sunduk başvuru dilekçesini. Şimdi bu görüşmelerin yapıldığı söylenen 2023 yılında daha ortada ruhsat başvurusu yok. Dolayısıyla benim bilgim de yok yani ortada herhangi bir başvurunun olmadığı bir konuyu kime nasıl yönlendireceğim? Bir de böyle bir husus var. Dediğim gibi zaten yönlendirdiğim söylenen kişi de eylemde yok.

Eylemle ilgili ifadeye dayanılıyor; Süleyman Atik ifadesi ve Süleyman Çetinsaya’nınifadesi. Bu ifadelere bakıldığında da dediğim gibi iki kişi arasında geçen konuşmalar ve eylemler var. İfadelerin hiçbir yerinde, hiçbir satırında, hiçbir kelimesinde benim adım yok. Bahsi geçen konuşmalardan da olaylardan da herhangi bir bilgim yok, bir dahlim de yok. Böyle bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini de bilmem mümkün değil. Takdir edersiniz bu konuyla ilgili yani bu ifadeler ve bahse konu olayla ilgili de herhangi bir değerlendirme yapma imkanım yok. Şimdi ruhsat konusuna gelirsek, verilen güçlendirme ruhsatının usulsüz olduğuyla ilgili bir tespit de yok. Zaten olması da mümkün değil. Tamamıyla yasal bir süreç takip edilmiş. Ruhsata müracaat edilmiş, projeler sunulmuş, incelenmiş, onaylanmış. Sözleşmeler, taahhütnameler, tüm evraklar tamamlanmış, harçlar yatırılmış. Ruhsat formu merkezi adres kayıt sisteminde, bakanlığın sisteminde girişi yapılmış, çıktısı alınmış, imzalanmış. Benim önüme gelmiş ekli klasörle birlikte, ben de imzalamışım. Benden sonra Genel Sekreter Yardımcısı imzalamış, onaylanmış çıkmış.

Kaldı ki verilen ruhsat bir güçlendirme ruhsatı. Bir ilave alan yok, bir kat yok, emsal yok. Mevcut bir bina var; eni, boyu, yüksekliği belli. Aynı boy, aynı en, aynı yükseklik, aynı metrekare için sadece binanın güçlendirilmesi için verilmiş bir yapı ruhsatından bahsediyoruz. Yani burada hani bu rüşvet konusu olabilecek bir mesele yok ki yani mevcut binanın güçlendirilmesi konusu. Ayrıca bir de başka bir husus var. Güçlendirme ruhsatı için yapıldığı iddia edilen görüşmeler 2023 tarihi, yani 2023’ün sonları gibi, sonları ya da 2023 yılı içerisinde yapıp bitirilmiş. Ama sonrasında ilgilisi 4 Ocak 2024’te basit onarıma müracaat ediyor ve basit onarım düzenleniyor. Şimdi burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor; yani güçlendirme ruhsatına basit onarımdan sonra 7 Şubat 2024’te müracaat etmiş. E madem böyle bir görüşmeler yapıldı ise bu görüşmelerin sonrasında niye bu kişiler basit onarıma müracaat etmiş, direkt güçlendirme ruhsatına müracaat etmemiş? Dolayısıyla hayatın akışına, mantığa da ters bir durum var. Öyle güçlendirme ruhsatını konuşuyorsanız müracaatınızı güçlendirme için yaparsınız. Basit onarım için yapılmış sonra dönülmüş güçlendirme ve benim de o tarihte bilgim olmuş; bakılmış, arkadaşlar incelemiş önümüze getirmiş biz de vermişiz. Yani bunun dışında bu eylemi böyle kısa anlatacağım başkanım çünkü başka da söyleyecek bir şeyim yok.

Bir diğer eylem. Eylem 48. Bu eylem, Mehmet Torun’a ait bir inşaatla ilgili. Burada da bir isim değişikliği ruhsatı konusu ele alınmış. Sayın Başkanım, hakkımdaki bu iddiaya ilişkin değerlendirme kısmını okuduğumda, birbirinden çok farklı, büyük bir kısmını da ilk kez bu vesileyle öğrendiğim olayların bir şekilde bana bağlandığını ya da bağlanmaya çalışıldığını gördüm. Şimdi eyleme baktığımızda bu eylemin bazı ifadeler üzerine kurgulandığını görüyorum. Bu ifadelerin dışında da yine Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın bir raporu var ve tüm bunların neticesinde de savcılığın yaptığı bir değerlendirme var. Tabii ben savunmamda zaman zaman ifade içeriklerine de yer vererek bunları -bu eylem için konuşuyorum- tek tek irdeleyeceğim. Ancak savunmamı sade ve anlaşılır kılmak için ifadelerin tamamını da okuyarak savunmamı da boğmak istemiyorum. Çünkü şunu söylemek zorundayım ki; bu ifadelere göre bu eylemdeki olay örgüsü, benim içinde olmadığım, içinde olduğum yönünde de bir iddia bulunmayan ve bilgimin olmadığı, hatta gerçekleşip gerçekleşmediğini dahi bilmediğim birtakım görüşmelerden ibaret. Bu görüşmelerde ben yokum. Bu ifadeleri ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın da raporunu dayanak alan savcılık değerlendirmesinde de aynen şöyle söylüyor: İmar Kanunu’na göre tadilat ruhsatı olarak düzenlenmesi gerekirken isim değişikliği ruhsatı olarak düzenlendiği ve bunun karşılığında da Mehmet Torun’la Feshane’nin restorasyonu için protokol yapılmak suretiyle şartlı bağış alındığı ve bunun bir rüşvet eylemi olduğu iddia edilmektedir. Eylemin kısa özeti budur.

Sayın Başkanım, ben burada hiçbir bilgimin ve dahlimin olmadığı görüşme ve konuşmalara dair bir açıklama yapmanın ötesinde, Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak yaptığımız iş ve işlemler üzerinden ve ondan hareketle savunmamı yapmaya çalışacağım. Ama öncesinde konunun anlaşılması için 2017 yılından, yani bu yere ilk ruhsat verildiği tarihten başlayarak bugüne değin nasıl bir süreç yaşanmış, bunu da kronolojik olarak anlatmak istiyorum. Konunun evveliyatını bilmemiz bu eylemle ilgili savunmamın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Burada bahsedilen yer Beykoz Paşabahçe'de. İlk olarak 2017 yılında otel olarak ruhsat almış, temel kazıları ve iksa perdeleri yapılarak o tarihten bugüne mevcut haliyle kalmış bir yer ve bir şantiye alanı. Uygulama imar planına bakıldığında bu parselin turizm konaklama alanında, kısmen de mesire alanında kaldığı görülmektedir. Planda, plan notlarından okuyorum; Planda turizm tesis alanı olarak ayrılan alanlarda maksimum KAKS (Kat Alanı Kat Sayısı) 0.50 ile maksimum H:11 metre (parantez en çok 3 kat) irtifa avan proje tekliflerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın uygun bulması ve ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu kararı ile uygulama yapılabilir.

Bu alanlarda asgari bahçe mesafesi 10 metredir. Bir parselde birden fazla yapı varsa yapılar arasındaki mesafenin tayininde ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu yetkilidir. KAKS parsel alanının %70’i üzerinden hesaplanacaktır. Bu alanlarda 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu ilgili yönetmeliğindeki fonksiyonlar için bahçe mesafeleri içinde maksimum 2 adet bodrum kat kullanılabilir şeklinde tarif edilmektedir. Şimdi Sayın Başkan, kıymetli heyet; 2017 yılında sunulan avan proje 7A, 7B, 7C, 7D, 7E, 7F, 7G, 7H, 7I, 7K, 7L, 7O1, 7O2, 7O3, 7O4, 7O5 ve 7O6 olmak üzere toplam 17 bloktan ibaret iken; müdürlükçe plan ve planlı alanlar tip imar yönetmeliği çerçevesinde birlikte değerlendirilerek -2017 ilk verilen ruhsatı konuşuyoruz- değerlendirilerek 7G ve 7H blokları projenin vaziyet planında çarpılanarak iptal edilmiş ve kalan 15 blok için 07.09.2017 tarihinde 52 sayılı yapı ruhsatı düzenlenmiştir.

Şimdi bu ruhsattan sonra nasıl bir süreç izlenmiş bu parselle ilgili? Rica etsem görsel 13'ü yansıtabilir miyiz? Evet... Şimdi bu biraz karmaşık bir kronoloji. Bu kronoloji ama meselenin özde nasıl bir süreçle ilerlediğini bize anlatması açısından karmaşık da olsa, benim için buradan anlatması zor da olsa anlatacağım. Şimdi ekranın sol tarafında yapılan müracaatlar, talepler var yani sayfanın sol tarafında. Sağ tarafında ise müracaatların sonuçları var. Yani ruhsat talebi reddedildiyse o var, düzenlendiyse o var. Şimdi ilk olarak 2017'de ilk ruhsat düzenlenmiş; 07.09.2017. Şimdi ilk ruhsat düzenlendikten sonra yaklaşık iki ay sonra; 14.11.2017. Ya ruhsatı almış, cebine koymuş, aradan iki ay geçmiş; 7G ve 7H blokları için bir tadilat ruhsatına müracaat etmiş.

Bu tadilat talebi 1 ay 10 gün sonra, 25.12.2017'de reddedilmiş. Bu sefer 2. tadilat talebinde bulunulmuş. Ne zaman? Bu tadilat reddedildikten 1 ay sonra, hatta 1 ay bile yok; 19.01.2018'de. Şimdi bu tadilat talebinde bulunduktan sonra aradan 2 ay geçmiş. Bu tadilat içeride beklemeye devam ediyor. Bu sefer 26 Mart 2018'de müteahhit ve şantiye şefi değişikliği için talepte bulunulmuş. İsim değişikliği talebinde bulunulmuş. Bu tadilat içerideyken, yani bu iki tadilat ve isim değişikliği müracaatı varken, 2. isim değişikliği talebinde bulunulmuş. Ne zaman? İlk isim değişikliği talebinden 7 ay sonra, 03.10.2018 tarihinde. Bu sefer ayırmış, sadece müteahhit için isim değişikliği talebinde bulunmuş. İlkinde hem müteahhit hem şantiye şefiydi; şimdi sadece müteahhit demiş. Bu talebe istinaden, sağ tarafta görülüyor, 26 Mart 2018 tarihindeki ilk isim değişikliği talebi kapatılmış. Bu arada 2. tadilat talebi içeride, revize edilmiş isim değişikliği talebi içeride; bir de 3. bir tadilat talebi sunulmuş. Aynı isim değişikliği talebiyle aynı tarihte, 03.10.2018 tarihinde diyor ki o talepte: "19 Ocak 2018 tarihli 2. tadilat ruhsatı talebimde revizyon yaptım." Bu talebe istinaden de 19 Ocak 2018 tarihli tadilat değişikliği talebi kapatılıyor.

Şimdi elimizde ne kaldı? 3. tadilat talebi kaldı, bir de isim değişikliği. İsim değişikliği ile ilgili 05.11.2018'de 951 sayı ile isim değişikliği ruhsatı düzenleniyor. İsim değişikliği işi bitti, kapandı o iş müteahhit açısından. Bu 3. tadilat talebi içerideyken Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne yazı yazılıyor. Ne zaman? 09.11.2018 tarihinde müdürlük yazıyor.

Diyor ki: "7G ve 7H blokların ilavesi konusu yeri değiştirilerek Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından uygun bulunduğundan hareketle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan kararı soruluyor." 3. tadilat talebine istinaden. Hani az önce plan notlarını okudum; sunulacak avanprojeye istinaden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu görüşü üzerinden ruhsat verileceği tarif edilmişti ya, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na yazmışlar. Şimdi bu yazının sonucu bekleniyor, tadilat talebi gene açıkta bekliyor. Bu sefer vatandaş 3. isim değişikliği talebinde bulunuyor; 25 Şubat 2019'da. İçeride 3. tadilat bekliyor, aradan 4 ay geçmiş, 3. isim değişikliği talebinde bulunuyor. Daha önce müteahhit için ne zaman düzenlenmişti? 05.11'de. O talepten 3,5 ay sonra, 25.02.2019'da bu sefer diyor ki: "Şantiye şefini de değiştirmek istiyorum."

Şimdi bakıyorsunuz; ilk talepte yapı müteahhidi ile şantiye şefini aynı anda sunmuştu ya, onları bölmüş, aynı isimler. Müteahhidi ayrı almış, vermiş müdürlüğe. Şimdi o ayırdığı şantiye şefini de ayrı müracaat ediyor. Bu şantiye şefi değişikliği ile ilgili de 17 Mayıs 2019'da, yani müracaattan 3 ay sonra, 39 sayılı 2. isim değişikliği ruhsatı düzenleniyor. Şantiye şefi ile birlikte yapı denetçileri; inşaat, elektrik ve makine da değişiyor. İsim değişikliğini de yaptı, ikincisini de yaptı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan yazı bekleniyordu, şimdi yazı geliyor. Ne zaman? 20.06.2019'da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yazısı geliyor. Bakanlık reddediyor. Diyor ki: "13.06.2017 tarihli komisyon kararı çerçevesinde —yani ilk ruhsattan önce aldığı komisyon kararına atıfta bulunuyor— sunulması halinde değerlendirilebilecektir." Yani reddediyor. Bu yazı üzerine 03.10.2018 tarihli 3. tadilat talebi olumsuz sonuçlanmış oluyor. Aradan 2,5 ay bile geçmeden 4. tadilat talebinde bulunuluyor; 04.09.2019'da. O tadilat talebi de benden önceki Boğaziçi İmar Müdürlüğü döneminde, 10.07.2020 tarihinde, yani yaklaşık 10 ay sonra reddediliyor. Gerekçesi ne? "Plan notları ve yönetmelik çerçevesinde düzenlenerek iletilmesi halinde talebiniz değerlendirilecektir" deniyor. Yani burada emsal, KAKS ve bloklar arasındaki mesafe ile bahçe mesafeleriyle ilgili birtakım hususların olduğunu ortaya koyuyor; mevzuata uygun bulunmuyor.

Bu sefer 5. tadilat talebinde bulunuyor. Bir sene… Bu sefer biraz arayı açtı. Bir sene üç ay gibi. 19.02.2021 tarihi itibarıyla arayı açınca da benim zamanıma geldi, benim dönemime. Bu sunulan 5. tadilat talebi 4.10.2021 tarihinde reddediliyor. Biz reddediyoruz; yani benim müdür olduğum Boğaziçi İmar Müdürlüğü. Tadilat projesindeki emsal harici alanların, ruhsattaki ruhsat eki projedeki emsal harici alanları aştığı tespit edilmiştir denilerek reddedildi. Sonra bu iddianameye konu olan 4. isim değişikliği talebi geliyor. O da 2 Ocak 2024 tarihli şantiye şefi değişikliği. Bu talebe istinaden inceliyoruz, bakıyoruz. Yapı denetim sisteminden baktığımızda görüyoruz ki şantiye şefi değişikliği talebi var ama yapı denetçilerinin de değişmesi gerekiyor. Yani 2 tane de yapı denetçisi kırmızı görünüyor tabloda bakıldığında. Yapı denetim sistemi vardır; burada bakanlığın sistemidir, başka. Orada da bakıldığında diyor ki, 2 tane kişiye daha değişmesi lazım. Dilekçe sadece şantiye şefi ile ilgili. Fakat şantiye şefi sözleşmesi de yok ekte.

Üçüncü ayda bir yazı yazıyoruz. Önce yerine bir gidiliyor, inşaatın durumu tespit altına alınıyor, ne aşamada olduğu görülüyor. Sonra 3. ayda bir yazı yazıyoruz. Diyoruz ki: "Bu müracaatınızla ilgili düzeltmeleri, eksikleri yapın. Tekrar müracaat edin." Bunun üzerine de 5. isim değişikliği talebi yapılıyor. O da 16 Mayıs 2024 tarihinde yapılıyor. Burada bu sefer o şantiye şefi ve yapı denetçileri ile ilgili, hatta evrak kayıt var mı nüfus 48'de var mesela. Denetçiye ait yerleşim yeri belgesi kuruma sunuluyor. Şöyle bir yerleşim kayıt belgesi. Bu barkodlu bir belgedir. Düzenlenme tarihi de 26.02.2024'tür. Ben bunu isterseniz heyetinize sunarım. Bir de şunu da sunayım. Kusura bakmayın. Ha var değil mi? Ha tamam doğru Başkanım. Şimdi bu evraklar görüleceği üzere 26 Şubat'ta zaten sistemden çıkartılmış, ilk dilekçe tarihinden sonra. Dolayısıyla ikinci dilekçe eki ile birlikte bunlar tamamlanıyor Sayın Başkan. Ve 30 Mayıs 2024 tarihinde 27 sayılı 3. isim değişikliği ruhsatı düzenleniyor.

Sonra 6. tadilat talebi sunuluyor içeriye. İsim değişikliği ruhsatını aldı, cebine koydu. 6. tadilat talebi 18 Mart 2025'te, tadilat talebi içeride değerlendirilirken ben tutuklanıyorum, bir ay sonra falan. Bu tadilat talebi de incelemeye devam ediyor arkadaşlarımız. 16 Haziran 2025 tarihinde reddediliyor; yine sanırım benzer gerekçelerle, emsal vesaire alanlarla ilgili. Şimdi az önce sıraladığım tarih kronolojisine baktığımızda görüldüğü üzere takip edilmesi çok zor bir süreç. Kısa aralıklarla birbirini takip eden müracaatların olduğu bu süreçte defaatle tam 6 kez tadilat ruhsatına başvurulmuş olduğu. Bunlardan birinde talebinden vazgeçip revize etmiş oldu. Diğerlerinin kimi kez bakanlıkça, kimi kez de İBB'ce emsal alan ve ilave inşaat sebebiyle reddedilmiş olduğu; 5 kez isim değişikliğine müracaat etmiş olduğu, kimi kez taleplerinde değişiklik yaptığı ve 3 kez de isim değişikliği ruhsatı düzenlendiği görülmektedir. Tüm bu taleplerin iç içe geçen süreçlerle ilerlediği; kimi kez hem isim değişikliği hem tadilat ruhsatına aynı anda müracaat edildiği, içeride incelenmekte olan tadilat talepleri varken isim değişikliği, isim değişikliği süreci ilerlerken de tadilata müracaat edilmiş olduğunu görüyoruz.

Sayın Başkanım, bunları niçin anlattım? Yapı sahipleri açısından esas motivasyonu ortaya koymak için anlattım. Bu kaotik süreçte baktığımızda özellikle göze çarpan bir husus var. Burada ısrarla devam eden bir tadilat talebi var. Çünkü ilgilisine kazanç sağlayacak olan bu. Projede tadilat yaparak inşaat alanını artırmak, iptal edilen blokları tekrar projeye işlemek; kimi kez o bloklarla ilgili, kimi kez başka alanlarla ilgili müracaatlar var. Tekrardan işlemek, satılabilir veya kiralanabilir alanları artırmak... Tabii bunlar, bu sürece baktığınızda hani Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün bir işi zor olsa; yani biraz mübalağa ediyorum tabii ama ancak böyle bir talep durumu söz konusu. Vatandaş müracaat eder, yasal ve haklı olmak koşuluyla da karşılanabilir. Ama burada plandaki yapılaşma koşulları ve mevcut yönetmelikler çerçevesinde değerlendirildiğinde hem farklı dönemlerdeki İBB yönetimlerince, İmar Müdürlüklerince, Boğaziçi İmar Müdürlüklerince hem de Çevre Şehircilik Bakanlığı’nca da uygun bulunmamış. Benim müdürlük dönemimde de bir kez benim dönemime denk gelmiş. 2021 yılında tadilata müracaat edilmiş, aynı emsal fazlalıkları gerekçesiyle reddedilmiş. Dolayısıyla burada eğer bir haksız kazancı, bir rantı, bir ilave inşaat alanını konuşuyorsak ben burada kimseye haksız kazanç sağlayacak hiçbir yasal sürecin içerisinde olmadım.

Burada düzenlenen ruhsat, prosedürel zorunluluktan kaynaklı müellifi, şantiye şefinin, yapı müteahhidinin mücbir sebeplerle istifa etmesi, ölüm vefat gibi ya da görevden alma gibi görevden azli birtakım sebeplerle kaynaklı olarak değiştirilen yapı ruhsatları, metrekareleri aynı. Şimdi ben bu dosyanın detaylarını savunmam için çalıştım. Olabildiğince çalışmaya çalıştım yani ulaşabildiğim detaylar ölçüsünde. Tabii ki ben bu boyutuyla meseleyi dosyanın bütününden 2017’den bugüne bilmem mümkün değil hani Boğaziçi İmar Müdürü olarak. Bu detayları çalıştıkça bu önüme geldi bu mesele. Gördüm ki müdürlükteki arkadaşlar bu sürecin karmaşıklığını da dikkate alarak gerekli incelemeleri yapmışlar. Zaten Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün işleyişini anlatırken belirttiğim gibi dosya benim önüme geldiğinde tamamlanmış bir dosya halinde geliyor, önceki süreçlerini hangi işlemin hangi zamanda yapıldığı gibi hususlar da benim bilmem mümkün değil.

Ancak bu süreçte de yine az önce bahsettiğim şekilde, arkadaşlarımın titizlenmesini gerektirecek süreçler yaşanmıştır. İşte az önce bahsettiğim kronoloji 2017’den son müracaatına kadar olan kronoloji. Fakat son müracaatında da işte Ocak 2024’teki müracaatında da o titizlenmesi gereken süreçler devam etmiş. Şantiye şefi diyorsunuz, bakıyorsunuz fenni mesul evrakları yok, şantiye şefi sözleşmesi yok dilekçe eki. Dolayısıyla bu müracaat açısından titizlikle incelenmesi gereken bir dosya haline gelmiş. Kaldı ki bir de neyi konuşuyoruz burada? O tarihte, müracaat tarihinde 2024’te bu son isim değişikliği müracaatı ile ilgili, 7 yıldır hafriyat aşamasında olan yani temel kazısı yapılmış, iksa perdeleri yapılmış bir temel çukuru. İnşai faaliyet olmayan bir şantiye alanından bahsediyoruz. Hani inşaat devam ediyor da işte imalat gecikiyor. Ruhsat verilmedi işte çöküntü, normal bir şantiye şefi değişikliğinde seviye tespiti yapıp yapıyı durdurmanız, yeni şantiye şefi atanana kadar faaliyete izin vermemeniz gerekir ve bununla ilgili tebliğleri yaparsınız. Dolayısıyla ya burada zaten inşaat yok ortada, bir temel çukuru var.

Az evvel izah ettiğim gibi art arda yapılan ki birbirini ısrarlı şekilde takip eden, kimisi bir öncekini anlamsız kılan taleplerin yapıldığı dediğim gibi bir dosya. Bizim için her başvuru yönünden dikkatlice incelenmesi gereken bir dosyadır. İlgili arkadaşlarımız da bu doğrultuda titizlikle incelemiş, talep haklı ve yasal bir talep mi, evrakları tamamlanmış mı diye dosyayı önüne alıp değerlendirmiş ve nihayetinde de isim değişikliği ruhsatını düzenlemiş. Düzenlemişiz. Peki nasıl bir süreç izlenmiş, az önce de kronolojide de bahsettim ama burada da söyleyeyim tekrar. İlgilisi tarafından 2 Ocak 2024 tarihinde ruhsat talep dilekçesi sunulmuş. 18 Ocak 2024 tarihinde kurumumuz tarafından yerinde tespit yapılmış ek 53. 6 Mart 2024 tarihinde ilgilisine yazı yazılmış bu eksiklerle ilgili ve ruhsat bürosuna müracaat et demişiz ek 54. İlgilisi de bu eksikleri tamamlayarak 16 Mayıs 2024 tarihinde dilekçe ve eklerini sunarak bu isim değişikliği talebini yinelemiş. Az önce ismi de geçti Hüseyin İbrahimoğlu, Yavuz Alioğlu yapı denetçileri ve şantiye şefi. 17 Mayıs, yani dilekçeyi 16 Mayıs’ta vermişti, 17 Mayıs 2025 tarihinde ise ilgilisi harcını yatırmış. Kurumumuz tarafından da 30 Mayıs 2024 tarihinde de isim değişikliği ruhsatı düzenlenmiştir.

İsim değişikliği ruhsatına gelecek olursak Başkanım; iddianamede bakanlık, bakanlık raporuna yer verilmiş. Orada diyor ki: 'Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği uyarınca ruhsat verildiği tarihten itibaren 2 yıl içinde inşaata başlanması ve 5 yıl içinde inşaatın tamamlanması zorunludur. Mevcut durum değişikliğiyle düzenlenen ruhsatta 5 yıllık sürenin aşıldığı tespit edilmiş olup bu kapsamda yeni ruhsatlandırma işleminin isim değişikliği yerine İmar Kanunu’na göre tadilat ruhsatı olarak düzenlenmesi gerekmektedir.' Bir kere bu Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’nden önce zaten İmar Kanunu’nun 29. maddesinde tarif edilmiş. Doğru; ruhsat süresi 5 yıldır, 2 yıl içerisinde inşaatın başlanması gerekir, başlanmadığı takdirde ruhsat hükümsüz hale gelir, başlandığı takdirde ruhsatın süresi de 5 yıldır. Burada şu da doğru: İsim değişikliği işleminin, ruhsatın ruhsat süresi içerisinde verilmesi gerektiği de doğru. Ancak burada göz ardı edilen bir husus var. Şimdi ruhsatın hükümsüz hale geldiği 18 Mayıs 2024 tarihinden önce; yani 2 Ocak 2024 ve 16 Mayıs 2024 tarihlerinde, yani ruhsat süresi içerisinde, ruhsat süresi henüz dolmamışken ilgilisinin müracaatları mevcut. Ve bu müracaatlar isim değişikliği müracaatı, bir tadilat ruhsatı müracaatı değil.

Yine ilgilisince ruhsat ve ruhsatla ilgili harçlar da 17 Mayıs, ertesi gün, dilekçenin ertesi günü 17 Mayıs 2024 tarihinde; yani süresi içerisinde yatırılmış. Kamu idarelerinde, idari işlemle ilgili süresi içerisinde müracaat yapılmış ve süresi içerisinde harçları ödenmişse o işlem, idari işlem, harçların ödendiği gün itibariyle tesis edilmiş kabul edilir. Bu, müracaat sahibinin müktesep hakkıdır ve idarenin mücbir sebeplerle ya da herhangi bir sebeple imza sirkülasyonu, evrak kayıtta oluşabilecek birtakım aksamalar ve gecikmeler bu süreyi geçirmiş olsa da idare kaynaklı olarak, bu hakkı ortadan kaldırmaz. Dediğim gibi, idari işlemin en temel unsuru o işlemle ilgili yatırılmış, süresinde yatırılmış olan harçtır. Ayrıca yapı ruhsat formu Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın online sistemi olan Merkezi Adres Kayıt Sistemi (MAKS) üzerinden doldurulur ve düzenlenir. Merkezi Adres Kayıt Sistemi çok hassas bir şekilde giriş yapılabilen, orada eksik bir unsur, yasaya mevzuata aykırı bir unsur olduğunda sistem üzerinden işlem yapamayacağın şekilde kodlanmış bir sistemdir.

Dolayısıyla bu yapı ruhsatı, arkasında harç tarihleri de yazar, bununla ilgili bir problem olmuş olsaydı bunu zaten MAKS sistemi üzerinden yazmak mümkün olmazdı. Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın sistemi buna müsaade etmezdi. Ve burada isim değişikliği ruhsatı vermesini de engellerdi. Demek ki bir sorun yokmuş ki bu sistemden de verilebilmiş. Ki zaten çok açık bir husustur yani harç ve müracaat konusu. Şimdi biz süresi içerisinde yapılmış bir isim değişikliği ruhsatı varken, harçları yatırılmışken, ruhsat formu sisteme, MAKS’a girilmişken hangi talebe ve o talebin ekinde olması gereken projeye istinaden tadilat projesine göre tadilat projesi verebilirdik, ruhsatı verebilirdik? Yani ortada bir tadilat talebi mi var? Ortada o tadilat talebine ilişkin ekte sunulmuş bir tadilat projesi mi var? Neye göre düzenleyeceğiz tadilat ruhsatını? Diyor ki bakanlık: 'Tadilat ruhsatı vermeliydi.' Ya adam isim değişikliğine müracaat etmiş. Tamamen hatalı bir değerlendirme yapmış bu yönüyle. İsim değişikliği ruhsatı talebi varken isim değişikliği ruhsatı düzenlersiniz, tadilat ruhsatı düzenleyemezsiniz. Dolayısıyla tekrar vurgulayım; süresi içinde müracaatı yapılmış, harcı yatırılmış, sisteme girişi yapılmış olan ruhsat mevzuata uygun ve geçerlidir.

Ayrıca isim değişikliği ruhsatı yapı sahibi, yapı müteahhidi, şantiye şefi, fenni mesuller, yapı denetçileri açısından istifa, sözleşme feshi, vefat ve başka mücbir sebeple ihtiyaç oldukça düzenlenir ve bununla ilgili de bir kısıt içermez. Sonsuz kere düzenlersiniz. Sonsuz kere düzenlersin; öyle ya, adam öldü, 'senin hakkın bitti, ben düzenlemiyorum' mu diyeceksin? Olmaz öyle bir şey. Şantiye şefi istifa etti; 'Yok, istifa edemezsin, sen çalışmaya devam et, ben ruhsat veremem' diyemezsin. Yani bu, belli bir sınırlama da içermeyen bir ruhsat türü. İnşaatın projesinde, metrekaresinde herhangi bir değişikliğe yol açmayan basit ve prosedürelbir ruhsattan bahsediyoruz. Bu ruhsatın düzenlenmesi sonucunda ne yeni bir proje onaylanmıştır; onaylı bir tek proje vardır dosyasında, 2017 yılında verilen ilk ruhsat ekindeki onaylı projedir. Onun dışında bir proje onayı yoktur. Ve herhangi bir inşaat alanı, ilave alan da söz konusu değil. Herhangi bir ilave blok, 7G, H falan vesaire böyle bir şey söz konusu değildir.

Ek 56’da biraz okunmuyor gibi ama ben buradan size metrekareleri telaffuz edeyim: 2017 yılında düzenlenen ilk ruhsatlarda da inşaat metrekaresi 62.859,56 metrekaredir; son düzenlenen ruhsatlarda da 62.859,56 metrekaredir. Küsuratına kadar aynı. Çünkü proje aynı; kat sayısı, taban oturumu, yapı sınıfı bunlar hepsi birebir aynı.

Mahkeme Başkanı: İlk ruhsat tarihi 7 eylül 2017. Bunu 5 yıl dediniz, bu inşaata başlangıç süresi.

E.K.: Evet, başlangıçta. Arada ruhsat var Başkanım.

Mahkeme Başkanı: Ruhsat hangi tarihte?

E.K.: Şeyde var ya; 2019'da şantiye isim değişikliği düzenleniyor ya. 17.05.2019'da bu ikinci isim değişikliği talebine istinaden ruhsat düzenleniyor. Orada ara bir ruhsat var. Kronolojide de gösterdiğim şu oldu.

Mahkeme Başkanı: İsim değişikliği yapmak da aynı sonucu doğuruyor.

E.K.: Tabii yani. Tabii. Tabii.

Mahkeme Başkanı: Peki bu sonra bu isim değişikliği yapmasıyla tadilat ruhsatı talep etme meselesi arasında şey olarak mı fark var? Harçlar olarak mı fark var?

E.K.: Şöyle Başkanım: Tadilatta eğer metrekare değişiyorsa var. Ama projede değişiklik yoksa teknik eleman harcı alırsın, inceleme bedeli. Harçları İmar Kanunu'nun 3. maddesine göre alınan harçlar vardır; altyapı vesaire ile ilgili. Onlar zaten iki sefer alınmaz. İstersen 10 tane ruhsat düzenle; onu çünkü bir sefer almışsın. İdare bir sefer alabilir. Yol, kanal, drenajla ilgili harçlar.

Mahkeme Başkanı: Yaygın bir şey mi bu çok fazla?

E.K.: Başkanım olur bu yani. Yok olur yani bu; bunda biraz farklı bir durum var. Yani şöyle, talepler anlamsız. Az önce bahsettim; şimdi bir talep sunuyor, hem şantiye şefini hem müteahhitini sunuyor. İsimlerine de baktım. Şundan olabilir mi? Bilmiyorum yani o acaba içeride bir talebimiz olsun o arada tadilata müracaat edip işte onu belki tadilata alırım

Mahkeme Başkanı: Harçtan falan dolayı bir şey mi var onun acaba?

E.K.: Yok. Yok. Kullanılacak bir şey yok. Yok. Şimdi hangi gerekçeler... Zaten bizim de titizlenmemiz bundan kaynaklı yani. Devam edeyim mi Başkanım?

İddia makamı da bu türden rutin bir ruhsat işleminin rüşvet eylemine gerekçe teşkil etmeyeceğine kanaat getirmiş olacak ki sormuş İBB'nin tüm birimlerine. Demiş ki: "Torunlar Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Torunlar Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin ve bunlara bağlı ya da bunların bağlı olduğu şirketler hakkında İBB tarafından uygulanan idari bir yaptırım, idari ceza ya da başkaca herhangi bir işlem uygulanıp uygulanmadığını, uygulandıysa bu bağış protokolünden sonrasındaki süreçte bu uygulanan yaptırımın geri alınıp alınmadığını, yenilenen ya da iptal edilen herhangi bir ruhsat taleplerinin olup olmadığını" Emniyet Müdürlüğü vasıtasıyla sormuş. Biz bunu eklemedik sanırım, değil mi? Başkanım, yazılı savunmamıza ekleriz. Savcılık makamı tabii haklı olarak bakmıyor. Demiş ki metrekareye bakmış: "Bu aynı metrekare, aynı ruhsat, isim değişikliği. E tamam. Burada başka bir talep mi var? Yani bir ceza mı? Kaldırılan bir ceza mı? İptal edilen başka bir şey mi?" sormuş.

Boğaziçi İmar Müdürlüğü bu yazıya cevap vermiş, demiş ki: "Yok." Yani biz uyguladığımız sonra geri aldığımız bir müeyyide yok. Üçüncü aydaki o tadilat talebinden bahsediyor ve o arada da savcılık sorduğu esnada incelemeleri devam ediyor ve herhangi bir iptal de yok. Bu şekilde bir cevap veriyor. Bizde de bu şirketlerle ilgili böyle bir sorun yok, öyle söyleyeyim. Kastettiği şey şu: Ruhsatı verdin de iptal edersin mesela. Şimdi o nerelerde olmuş, ne olmuş? Ondan da bahsedeceğim. Ona benzer birtakım süreçler var. Şimdi bu cevabı yazıya ben iddianamede de rastlayamadım. Yok. Eklerde tesadüfen buldum o bilgisayar odasında, cezaevinde çalışırken. Tesadüfen dikkatimi çekti, "Allah Allah" dedim. Böyle bir yazı var. Başka bir 2 birime de yazdığı yazıları da tesadüfen bulma şansım oldu. Tesadüfen diyorum hiçbir çizelgesi yok, bir indeks yok. Allah karşımıza çıkardı. Şimdi bir de bizim Çevre Koruma'nın sanırım yine benzer bir yazısı var. Diğer birimleri bilmiyorum Sayın Başkanım, şimdi bu konu böyle.

Şimdi eylemle ilgili iddianamedeki ifadelere özetle bakalım. Ne diyor? Mehmet Torun'un ifadesinde isim değişikliği talebini Ekrem İmamoğlu'na bizzat ilettiğini söylüyor. Sonrasında Yakup Öner ile görüştüğünü söylüyor. Çalışan Metin Karakoç, kendisini Yakup Öner'in aradığını ve onunla görüştüğünü söylüyor. Yakup Öner etkin pişmanlık ifadesinde, Ekrem İmamoğlu'nun bu konuyu kendisine sorduğunu, sonra kendisiyle görüştüğünü söylüyor. Yani Mehmet Torun, Ekrem İmamoğlu ile görüşmüş, Ekrem İmamoğlu da Yakup Öner'e sormuş; buradaki ifadelerden yola çıkarak sormuş diyorum. Sonra kendisi de Mehmet Torun ile görüşmüş. Ama savcılık, buradaki görüşme aksı ortadayken, olayın taraflarının açık beyanlarıyla ortadayken, bunların aksine Mehmet Torun'un isim değişikliği ruhsatı için başvuruyu benim Ekrem İmamoğlu'na ilettiğime kanaat getirmiş. Öyle ifade ediyor iddianamede. Ben bir isim değişikliği ruhsatını Ekrem İmamoğlu'yla görüşecek olduktan sonra ben o Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü yapmam Sayın Başkanım. Bize her gün isim değişikliği talebi de geliyor, başka tadilat talepleri de geliyor. Zabıt tutuyoruz, işlem yapıyoruz, Bakanlığa, savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz. Bu isim değişikliğini sormak demek her yaptığın işi sormak demek.

Herhalde savcılık tarafından Mehmet Torun'un başvuruyu Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde bekletildiği şeklindeki iddiasına itibar edilmiş ve bu süre içerisinde benim konuyu Ekrem İmamoğlu'na aktardığımı varsaymış. Ben Ekrem İmamoğlu ile bu konuyu 1 kez bile görüşmedim Sayın Başkan. Savcılığın iddiası da kendi içinde çelişki barındırıyor. Cezalandırılmamın istendiği kısımda Yakup Öner'e yönlendirilmekten cezalandırılmam istenmiş. Buna dair de bir dayanak yok, yönlendirdiğimle ilgili bir şey yok. Okudum, 1 daha okudum, 1 daha okudum, 1 daha okudum; yok. Dolayısıyla bu varsayıma dayalı şekilde varılan sonuç, olayın taraflarının açık beyanlarına tamamen aykırı olduğu gibi müdürlüğümüzün işlem dosyasına da uygun değil Sayın Başkanım. Buradaki süreçler var, bekletilme vesaire böyle bir şey yok ki. Yok yani. Kişiden kaynaklı bekleme var, doğru. Bizle ilgili bir şey değil. Buradaki yapının durumunu size tek tek izah ettim.

Süleyman Atik, etkin pişmanlık ifadesinde ruhsata aykırılıktan ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından isim değişikliği ruhsat talebine dair ret kararı verildiğinden bahsediyor. Ama gerçekle ilgisi yok. Az önce açıkladığım gibi isim değişikliğine ilişkin ret kararı verilmemiş. Vermişiz yani. Projeye aykırılık nereden çıkmış? Kaldı ki şunu da söyleyeyim Başkanım; diyelim ki isim değişikliği ruhsatını süresi içinde vermedi. Bunda ölüm yok yani. Vermediysen adam zaten 2017'de onaylı projesi var. Yeni bir dilekçe verir. Bu sefer yeniden ruhsat almak için dilekçe. O projeyi de ekinde sunan ruhsatını verirsin. Harç, isim değişikliği harcından biraz daha fazla tutar belki ama 10 milyon dolar tutmaz yani. 300-500 bin lira tutar, 1 milyon tutar, 5 milyon TL tutar diyelim. Tutmaz yani. Onu demek istiyorum; hadi diyelim ki süre de geçti (ama geçmedi) ama vermedi. Vermesen çaresi gene var yani. Adamın elinde projesi var. Ya ben senin projen kabul etmiyorum mu diyeceksin? Boğaziçi İmar Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na göndermiş bu projeyi. Bakanlığın kaşesi var, onaylamış. Hiç sanki 2017'de yaptığı gibi hiç ruhsatı yokmuş gibi gelir, Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nden ruhsatını alır gider.

Ruhsat iptali meselelerine gelmek istiyorum. Hani diyor ya şimdi bu söyleyeceğim, Mehmet Torun'un çalışanı olan Metin Karakoç ifadesinde ruhsatlarımız iptal olacak diye korktuk demiş. Ve şöyle demiş, "Daha önce yapmış olduğumuz inşaatlara ilişkin belediye tarafından zor durumda bırakıldığımız için bu sefer hususu enine boyuna değerlendirdik. Bu zor durumda bırakılma olaylarına örnek verecek olursam önceki yaptığımız inşaat işlerinde ruhsat iptali gibi işlerle karşılaştığımız için gelecekte de böyle bir şey yaşamamak adına yönetim olarak bir karar aldık. Bu karara göre şirketimizin kurulduğu yer olan Feshane'nin restorasyon ve bakımı için kullanılmak üzere 250 milyon TL şartlı bağış yapmaya karar verdik. Bu bağış da İBB Meclisi'nde kabul edildi ve ödemeleri yapıldı."

Bu ifadeler, Torunlar İnşaat'ın ruhsatlarının sanki Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından sürekli haksız yere iptal ediliyor olmasını bekleriz değil mi? Dediğim gibi iptal edilen tek bir ruhsat yok Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde. Ben gene iddianame eklerini incelerken tesadüfen bir takım mahkeme kararları gördüm. Bir iptal vesaire ruhsatlara karşı açılmış davalar var. Bunları sırasıyla okuyayım: İstanbul 13. İdare Mahkemesi 2022'ye 491 esas, 2022'ye 1156 karar ve 16.09.2022 tarihli karar. Dava konusu açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan 325 vesaire bin TL'nin şöyle bırakılmasına... Yine İstanbul 13. İdaresi'nin başka bir kararı; uyuşmazlık konusu binaya verilen 2016 tarihli işte şu numaralı yapı ruhsatı vesaire Eyüpsultan... Bu nedir? Bu Beşinci Levent Torunlar İnşaat'ın yaptığı Beşinci Levent projesi. Eyüpsultan Belediye Başkanlığı sınırları içerisinde. Yine İstanbul 13. İdare Mahkemesi'nin 2022'ye 579 esas sayılı ve 2022 tarihli bir kararı var. 484 esas 16.09.2022 tarihli kararı var 13. İdare'nin yine. Yine 13. İdare'nin 2022'ye 520 esas 16.09 tarihli başka bir kararı var.

Şimdi burada bakıldığında ben tabii karar içeriklerine hani kısa kısa şeyler var, bilgiler var. Eyüp mesela ruhsatın iptali yönünde bir tanesinde ne demiş? Numaralı yenileme yapı ruhsatının iptali yönünde Eyüpsultan Belediye Başkanlığı'na süre verilmesine ilişkin olarak herhangi bir işlem tesis edildiği görülmemiş, tarih ara kararıyla tespit edilen eksikliğe aykırı Çevre Belediyesi'ne bildirilmesi gerektiği için süre verilip verilmediği sorularak buna ilişkin yazının örneğinin istenmesine rağmen diye devam ediyor. Şimdi bu davaları kim açmış? Bilemiyorum yani şikayetçi birileri olabilir yani odalar olabilir, şehir plancıları odası, kurumlar olabilir. İBB İmar Daire Başkanlığı o dönemlerde açmış olabilir, EyüpsultanBelediyesi açmış olabilir, bilemiyorum. Dolayısıyla bu ruhsatlar daha da devam ediyor, burada bir sürü daha mahkeme kararı var. Bunların hepsi, bunların hepsi Mehmet Torun'un Eyüp'teki inşaatları ile ilgili. Tüm bu iptal edilen ruhsatlar, açılan davalar dediğim gibi Eyüp'le alakalı, tek bir satırında bu kararların o yönüyle baktım Boğaziçi İmar Müdürlüğü yok, bizim iptal ettiğimiz bir husus yok. Belli ki Metin Karakoç'un atıfta bulunduğu konu bu konu, bu konu.

Son olarak şu hususa da değinmek istiyorum. Şimdi Mehmet Torun Feshane'nin restorasyonu için şartlı bağışı protokol yapmak suretiyle "Biz memlekete kalıcı eser, kalıcı bir eser mahiyetinde faydamız olsun diye yaptık, herhangi bir rüşvet ödemesi değil." diye açıkça söylemiş. Şimdi bir de sanırım ben protokolü de bu iddianameyi okuyunca bu protokolü, bu bağışı öğrendim. Zaten bildiğim kadarıyla da bu protokol bizim verdiğimiz ruhsattan sonra aylarlar sonra, dört beş ay sonra yapılmış bir protokol. Yapılmış bir şartlı bağış, İBB Meclisi'nden de geçmiş. O arada Torunlar'ın nerede ne işi var başka? O arada hangi işleri var, hangi süreçleri var onları da bilmem. Protokolü de bilmem. Fakat nihayetinde burada yapılan bir şartlı bağış var.

Torunlar İnşaat buna benzer şartlı bağışlar hani bunun benim savunmamla da ilgisi yok ama hani bu bağışları yapmaz mıymış hiçbir yerde? Türkiye'de hiç böyle bağış yapmamış mı mesela? Yok mu bu bağış yapılmayan bir şey? Bu yapılan bağış ile bizim işlemimiz arasında nasıl bir ilişki var, nasıl bir bağ var? Ben herhangi bir bağlantı, herhangi bir ilişki burada görmüyorum. Kendi ifadesiyle zaten o doğrultuda. E zaten ruhsatını da almış, almış cebine koymuş. Daha önce anlattığım gibi bu tarz büyük ölçekli iş yapan firmaların kurumla ne iş yaptığını, nereye ne bağış yaptığını ya da Türkiye'de başka devlet kurumlarıyla nasıl bir ilişkileri olduğunu, herhangi bir kentte, herhangi bir ilçede nereye ne bağış yaptığını bilemem. Dolayısıyla bu konu velev ki bağış yaptı, onunla ilgili olarak da benimle de bir alakası ya da Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile bir alakası yoktur. Bu eylemle ilgili de savunmam bundan ibarettir Başkanım.

Gelelim Eylem 50. Eylemin konusu özetle Beykoz’da Uskumru ve Mürdüm adlı iki işletmedeki imara aykırılıklara göz yumulduğu ve karşılığında market kartı alınarak rüşvet eyleminin gerçekleştiği iddiasına dayanıyor. Ben neyle suçlanıyorum? Ben de bu imara aykırılıklarla, imarla ilgili talepleri gene Yakup Öner’e yönlendirmekle suçlanıyorum. Eylem gizli tanık Zeytin, etkin pişmanlıkçı Süleyman Atik, etkin pişmanlıkçı Yakup Öner, etkin pişmanlıkçı Seyfettin Taştan ve Hüseyin Kiriş adlı kişilerin ifadelerine ve Çevre Şehircilik Bakanlığı raporuna dayanıyor. Bunlardan gizli tanık Zeytin’in iddialarının tamamı uydurma ve gerçek dışıdır. Zaten Oligark eylemini anlatırken de hani o yok Çakılcıoğlu’ylatalimatlandırarak vesaire diyordu ya; aynı gizli tanık Zeytin. Tamamıyla gerçek dışıdır. Oligark eyleminde de anlattığı bu maddi gerçeklikle ilgisi yoktur. E aynı şekilde etkin pişmanlıkçı Süleyman Atik’in de doğrudan bir bilgisinin olmadığı, sadece duyuma dayandığı, duyduğu dedikodu mahiyetindeki yalan yanlış hikayeleri anlattığı görülmektedir. Duyuma dayalı yani ifadesi. Dolayısıyla bu iki ifade üzerinde durmayacağım. Savunmamla birlikte zaten meselenin anlaşılacağını düşünüyorum.

Esas anlamda üzerinde duracağım iki ifade var: Yakup Öner’in ve Seyfettin Taştan’ın.Öncelikle bu iki ifade üzerinden yönlendirme konusunu ele alacağım. Şimdi Yakup Öner ifadesinde özetle; “Seyfettin Taştan’ın işletmelerinin olduğu yerde bütünüyle kapalı şekilde kaçak bir yapı yapıldığını ben sonradan duydum. Bunun üzerine bu durumun ortadan kaldırılması için Ekrem İmamoğlu’yla görüştüm ve bu yapıların yıkılması gerektiğini söyledim. Ekrem Bey de tamam dedi. Fakat ben kendisine benim talimatımla Boğaziçi İmar Müdürlüğü işlem yapmıyor -Biz onun talimatıyla yapmayacağız zaten niye yapacağız biz onun talimatıyla işlem- benimle işlem yapmıyor lütfen siz talimat verin dedim. Fakat daha sonra bu söz konusu yapılar yıkılmadı. Edindiğim bilgiye göre, 10.000 adet kart vermek suretiyle bu hukuka aykırı yapıların mevcut haliyle kalmasına göz yumulduğunu biliyorum. Bu bilgiyi bana Elçin’in kendisi söyledi” demiş. Elçin’in kendi söyledi. Ben bu kart meselesini bu iddianamede okuyorum.

Seyfettin Taştan’ın ifadesini okuyorum; Cumhuriyet Başsavcılığı'nca alınan ifadesinde: “Ben İstanbul’da biri Göksu Deresi’nin yan tarafında, biri Çengelköy’de diğeri de Anadoluhisarı’nda olmak üzere 3 adet restoran işletmekteyim. Bu alanların hiçbirisiyle ilgili 2017 sonrasında Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne başvurum olmamıştır. Söz konusu yapıların tamamı 2019 tarihi sonrasında yapılmış yapılardır.” Aslında burada bir yanlış bir ifade var; çünkü diyor “2017’den sonra müracaatım olmamıştır.” Kastettiği 2019 öncesindedir. Çünkü öyle tutanaklar var. Çünkü yani daha önceden yapılmış. Yani burada söylemek istediği şey çok açık bir hata olmuş burada, sanırım yanlış yazılmış; bu yapılar 2019 sonrası yapılmış yapılar denmiş ama bu yapılar çok eskiden var olan yapılardır, 2019 öncesi olarak kastedilmiştir diye de düşünüyorum.

“Bunu bana sormuş olduğunuz Elçin Karaoğlu isimli şahsı müşteri olarak gelmesinden kaynaklı tanırım. Bana sormuş olduğunuz Yakup Öner isimli şahsı ben bir defa Bakırköy’de olduğunu hatırladığım belediyenin bir binasındaki makam odasına 2024 seçimleri öncesinde çağırttı. Kendisini bu vesileyle tanımaktayım. Beni yanına çağırttığında bana 'Sen Boğaz’da iş yapıyorsun, senin de vatandaşa yardım etmen gerekiyor. 10.000 tane 1.000 TL’lik kart vereceksin' dedi. Ben kendisine yapıda bir kaçağım olmadığını ve Boğaziçi’nden herhangi bir talebim olmadığını söylemem üzerine miktarı 500 TL’ye indirdi. Bana ne zamana hazır olur dedi, ben de kendisine 3-4 gün sonra temin etmiş olurum demem üzerine Mustafa isimli bir şahsın Anadoluhisarı’nda bulunan Uskumru Restoran oradaki valeden alacağını söyledi.Bunun üzerine ben de Yakup Öner’in benden talep ettiği 10.000 tane 500 TL’lik kurumsal hediye çekini temin ederek valeye bıraktım. Valede bulunan arkadaşlar teslim etmişler. Bu arkadaşlara Büyükşehir’den geliyoruz diye de söylemişler. Teslim eden arkadaşı Cumhuriyet Başsavcılığınıza bildireceğim. Yakup Öner’in talep etmesi neticesinde temin etmiş olduğum 10.000 adet karta ilişkin faturayı ibraz ediyorum. Bunları rüşvet olarak vermedim, kendim gönüllü de bunları vermek niyetinde değildim ancak hayır olur düşüncesiyle vermek zorunda kaldım” şeklinde beyanda bulunmuş.

İddianamede etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Seyfettin Taştan’a ceza istenmemesinden savcılığın bu ifadeyi samimi kabul ettiğini anlıyoruz, anlaşılıyor. Sayın Başkanım ifadelere bakıldığında bu iki kişinin ifadeleri birbiriyle tamamen çelişkili. Yani başka bir şey anlatıyorlar yani biri başka bir şey anlatıyor öbürü başka bir şey anlatıyor. Şimdi Yakup Öner’in ifadesindeki üç tane husus:

1.​Kaçak bir yapı yapıldığını ben sonradan duydum.

2.​Boğaziçi İmar benim talimatımla işlem yapmıyor, lütfen siz talimat verin.

3.​Fakat bu yapılar yıkılmadı mevcut haliyle kalmasına göz yumuldu.

Şimdi bu cümlelere bakıldığında, iddianamede iddia edildiğinin aksine benimle koordineli bir süreç olmadığı -hani iddianame hep beni talimat vesaire yönlendirme olarak Yakup Öner’e bağlamış ya- bu üç ifadeye baktığımızda öyle bir sürecin aslında olmadığını, ne böyle bir koordinasyonun ne böyle bir koordinasyon, yönlendirme, talimat vesaire ilişkisi olmadığını da ortaya koyuyor aslında. Yine Yakup Öner sanki Seyfettin Taştan’la hiç görüşmemiş, kartlarla bir ilgisi yokmuş gibi anlatıyor. Oysa ki Seyfettin Taşdan, Yakup Öner’in kendisini çağırdığını ve kart talebinde bulunduğunu ve kendisinin de kabul ettiğini söylemiş. Tanık Hüseyin Kiriş de kart teslimiyle ilgili Seyfettin Taştan’ın söylediklerini tamamlayıcı bir ifade vermiş. Dolayısıyla bu iki ifadeye bakıldığında bilgim dahilinde olmadı. Yani Yakup Öner "ben duydum" diyor ama itibar edilen ifadeye baktığımda, Yakup Öner gitmiş oradan kart almış. Yani ortadaki durum ne? Yakup Öner kart istemiş, aldırmış. Şimdi bunun benimle bir alakası yok, ilgim yok. Bu iddianameyi okuduğumda öğrendiğim bu kart meselesi ile ilgili olayın iki tarafının olduğu, tamamıyla Yakup Öner ile Seyfettin Taştan arasında geçtiği ve Yakup Öner'in herhangi bir yönlendirme olmadan doğrudan Seyfettin Taştan ile görüştüğü görülüyor.

Sayın Başkanım, şimdi bu bahse konu, yani esas binaların durumu nedir, ona da bakalım. Sanki bu iki yerdeki yapıların yasal yapılar olduğu ve sonradan birtakım aykırılıklara göz yumulduğu gibi bir izlenim oluşuyor. Oysa buradaki iki yapı da; bir tanesi, efendim Başkanım (duyamadım, onu diyorum), oysa buradaki iki yapı da ben göreve gelmeden yaklaşık 10.000 yıl önce, yani 2009 yılında; ötekisi ise yine ben göreve gelmeden 2 yıl önce, yani 2018 yılında tamamıyla kaçak olduğu tespit edilerek yapı tatil tutanağı tutulmuş ve yıkım kararları alınmış yapılardır. Ek tutanakları orada sundum size Başkanım, 57, 58. Yine bu yıkım kararlarına rağmen benim dönemime gelene kadar da yıkılmamış yapılardır. Boğaziçi Öngörüm alanında bu iki yapı gibi geçmiş 10 yıllar içerisinde inşa edilmiş yüzlerce bu tarz işletme, hatta binlerce başka konut yapısı da vardır, mevcuttur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın raporunda Uskumru adlı yerdeki mevcut kaçak yapılardan birinin üzerinde tutanakta iki kat olarak görülmesine rağmen 3. katın yapılmış olduğu ifade edilse de bu hafif malzemeden yapıldığı ve açılır kapanır kış bahçesi niteliğinde olduğu anlaşılan 3. katın da ne zaman yapıldığı ile ilgili bir tespit yoktur. Ne zaman yapıldığı? Yani 2018'de mi, 19'da mı? Ya da tespit edilirken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Oligark'ta yaptığı gibi eksik tespit yaptılar da onu o açılır kapanır tutanağa konu etmediler mi? Bunu da bilmiyoruz.

Müdürlüğümüz bünyesinde kaçak yapılarla ilgili tespit denetim şeflikleri ve burada sorumlu olduğu bölgelerde de tespit ve denetim yapmakla görevli teknik eleman arkadaşlarımız vardır. Denetimsiz bırakılmış, görevlendirme yapılmamış hiçbir bölge, hiçbir cadde, hiçbir sokak yoktur. Benim görev yaptığım dönemde de başka aykırılıkların yapıldığı ile ilgili de benim önüme gelmiş bir tespit de yoktur. Ancak şunu da söyleyeyim; zaten eski işgalli olduğu bilinen ve tamamının da kaçak olduğu bilinen yapılarda, bunlarda yeni bir imalat olmadığı sürece rutin bir denetim yapılmaz. Ama bir şey varsa, yeni bir imalat varsa bununla ilgili denetim ve tespit yapılır. Şunu demeye çalışıyorum; mesela İstanbul Boğazı'nın her iki yakasındaki; işte Ortaköy'deki kumpircilerden öbür tarafta Rumeli Feneri'ne, Boğaz'ın çıkışına, Anadolu Yakası'nda Üsküdar'dan Meydan'ın sınırın bu tarafında Poyrazköy'ünçıkışına kadar ne kadar işletme varsa, hemen hemen büyük çoğunluğunda bundan 10 sene önce, 20 sene önce, 30 sene önce yapılmış aykırılıklar vardır. Eski, mevcut aykırılıklar vardır. Şimdi bu işletmelere gidip de "ha burada sen, burada ben" tespite geldim denmez yani. Böyle bir uygulama yok. Hani nasıl olur? Orada yeni bir alan kazanımı vardır, yeni bir imalat vardır, gidersin tespite konuyorsun; böyledir. Ama şu yapının tespit altına alınmış, tutanaklanmış, yıkım kararı alınmış yerlerin süreçleri, yasal süreçleri takip edilir.

Kaldı ki yıkımla ilgili süreçte de Uskumru ile ilgili olarak defaatle benden önce de yani tutanak tutulduktan sonra, 2 Ocak 2019 ve 15 Ekim 2019 tarihlerinde 2 kez yıkıma gidilmiş. Ancak yerin nüfus ve eşyayla işgalli olması sebebiyle de yıkılamamış, ilgilisine de aykırı da yıkıldığı yazı yazılmış. Benim dönemimde ise 10 Mart 2023, 6 Şubat 2024, 29 Mart 2024 tarihlerinde olmak üzere tam 3 kez yıkıma gidilmiş. Yine daha önceki dönemde olduğu gibi nüfus ve eşya ile işgalli olduğundan yıkım yapılamamış, tutanağa bağlanmış, 3 kez de ilgilisine aykırılığı gidermesi konusunda yazılar yazılmıştır. Burada şöyle bir sormak istiyorum Sayın Başkanım: Rüşvet konusu iddia edilen kartların fatura tarihi 22 Mart 2024. Ben ne ile suçlanıyorum? Bu kart karşılığında imara aykırılıklara göz yumuluyor. Yani imara aykırılık dediğimizde yıllardan beri olan aykırılıklar. Ama biz, kurum olarak kartların alındığı iddia edilen tarihten 7 gün sonra, 29.03.2024 tarihinde buraya yıkıma gidiyoruz. 2025 yılında da yıkım ihalesi kapsamına alıyoruz. Ek-59'da yıkım tutanağı ve ekler var. Sonrasında 2025 yılında yıkım ihalesi kapsamına almış; sanırım burada 2024 ihalesi kapsamında da olması gerekir. Rüşvet anlaşması olsa bu şekilde mi olur? İfadelerdeki kurguyla kurum olarak yaptığımız işlemler hiçbir şekilde örtüşmüyor. Sayın Başkanım; hakkında yıkım kararları olan, defalarca yıkıma gittiğimiz ve 2024-2025 yıllarında yıkım ihale listesine aldığımız bu eskiden beri mevcut yapılarla ilgili daha ne yapabilirdik?

Şimdi Mürdüm’e gelirsek; Mürdüm’le ilgili Ek-61’de kapsamlı bir doküman dizisi sunduk size. Evet, o yıkım ihalesi. Mürdüm’le ilgili Ek-61’de sunum ve yazışmalar var. Şimdi burada Mürdüm’deki olayı ben size anlatayım. Mürdüm, Göksu deresi kıyısında bir işletme. Bizim Göksu Deresi ile ilgili Ekrem Başkan o dönemde bu Göksu Deresi’ni ıslah ediyordu; ama her yönüyle. Yani Göksu Deresi’nde tekne parklanmaları var, kirlilik var, kamusal alanların işgali var. Göksu Deresi hattı boyunca yürüyüş aksları yok, rekreasyon alanları yok. İşletmeler ve on yıllardır süregelen kaçak yapılaşmalar var. "Bunları yıkalım, bunlarla ilgili düzenlemeler yapalım. Kamusal ihtiyaçlara cevap verilecek ölçekte ve mevzuatın öngördüğü koşullarda yapma imkanı varsa bu alanları uygun yerlere yasal izinlerini vermek suretiyle taşıyalım" gibi... Hatta sahil yolu üzerindeki eski tescilli bir köprü vardır, Göksu Deresi üzerinden geçen; o köprünün restorasyonuna varıncaya kadar çok kapsamlı bir rehabilitasyon, rekreasyon ve bir kentsel tasarım projesi üzerinde biz çok uzun ve çok fazla sayıda toplantılar yaptık. Bu toplantıların bazılarına Ekrem İmamoğlu da başkanlık etmiştir. Onun başkanlık etmediği toplantılara genel sekreter yardımcılarımız başkanlık etmiştir.

Bu projenin paydaşları, daha doğrusu projenin yürütücüleri olarak birlikte hareket eden daire başkanları; Boğaziçi İmar Müdürü olarak biz, Etüt ve Projeler Daire Başkanlığı, Fen İşleri Daire Başkanlığı, Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı, İSKİ, Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı... Biz bunları böyle büyük masalarda, bu toplantıları yaptık. Ve arazide de çok fazla sayıda teknik gezi yaptık, arazi incelemesi yaptık. Sayın Başkanım, Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak da Göksu Deresi sunumunu hazırladık. Çok kapsamlı bir sunumdur. Dikkat ederseniz burada işte imar planında yeşil alanda kalan parsel, o parsellerin mülkiyetleri, Spor Akademisi alanında kalan, park alanında kalan, kısmen kıyı kenar çizgisi dışında kalan Göksu Deresi’nde kalan 6 ada 21 parseller, kaçak yapıların yıkılabileceği, ayrıca parsellerin kamulaştırma işlemlerinin yapılabileceği görülmüş olup; yani biz burada Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak bu kaçak yapıları yıkmaya dönük, buranın rehabilitasyonuna dönük somut bir çalışma yapmışız.

Ha bununla ilgili çok doküman vardır Başkanım. Yani kurumda, ya bu benim hazırladığım, kendi yaptığım bir sunum olduğu için buna erişebildim ben. İşte şahıs mülkiyetinde olduklarından kamusal kullanım hususunda kamulaştırma sonrasına bırakılarak kaçak yapıların yıkım işlemleri gerçekleştirilebilir demişiz. Alternatif 2; mülkiyet sahiplerine fiziki dere hattı boyunca kamuya açık 3 metre yürüyüş yolu bırakmaları ve kamu yararına kullandırılmaları, ayrıca dere alanına çekilecek teknelerle ilgili tasarrufta bulunmamaları koşuluyla müdahale alan dışında bırakılmaları hususu değerlendirilebilir demişiz. İmarlı alanlarda kalan tescilli eski eser yapılar ve iskanlı olan yapılarda kaçak eklentiler, iskele, sundurma vesaire kısımların yıkım işlemi gerçekleştirilecektir demişiz.

Yıkım işlemleri için yapı tatil tutanağı düzenlenmesi, para cezası, ilgilisine tebligatlar; bunlarla ilgili de bütün aksiyon planını burada hazırlamışız. Eklerinde görüldüğü gibi plan paftaları, mülkiyet paftaları, halihazır haritalar, tapu bilgileri... Birçok unsur o sunum çerçevesinde; bu sadece bir kısmını sunduk, daha kapsamlıdır. Bu tarz hazırlıklar yaptık. Bununla ilgili başka birçok hazırlık yaptık. Bununla ilgili arazideki arkadaşlarımız uzunca bir süre sahada incelemeler yaptı. Diğer daire başkanı arkadaşlar da, genel sekreter yardımcımız da, ben de birlikte gittik. Kendi arkadaşlarımla da gittim, bu alanda defaten kapsamlı çalışmalar yaptık. Sonuçta Başkanım, 04.02.2025 tarihinde bu konunun iskeleti, omurgası oluşturulmaya başlandı. Tabii çok hızlı ilerlemedi süreç şundan dolayı; yani çünkü kangren olmuş bir mesele. Yani Göksu Deresi ya burada bir problem var, buraya bir el atalım da burayı bir çözelim... 30 seneden beri, 40 seneden beri o halde olan güzelim Göksu Deresi ve çevresindeki mesire alanı kimsenin dikkatini çekmemiş.

Ekrem İmamoğlu Başkan, bununla ilgili, "Ya bu Göksu böyle olmaz, burayı bu şekilde bırakamayız, bu sürece başlayalım" dedi. Fakat 40 yılın, 50 yılın biriken mülkiyet, plan, imar uygulaması sorunlarını bir çırpıda çözmek kolay bir hadise değil. Bu yüzden hani çok hızlı bir sirkülasyonda ilerlediğini söyleyemeyiz ama adım adım da kararlı ilerledi, onu söyleyeyim. Şimdi bunu niye anlatıyorum Başkanım? Buradaki mesele 2009 yılında yapılmış Mürdüm’ü bilmem yıkma meselesi değil ki. Oranın yıkım kararı varsa yıkarsınız. Ama biz Mürdüm ile ilgili değiliz sadece; yanındakiyle de ilgili, öte yanındakiyle de ilgili, karşısındakiyle de ilgili, dere hattının girişinden denize çıkışına kadar olan kısımlar, orada halat fabrikası var, metruk halde duruyor, bunların hepsini proje kapsamında rehabilitasyon süreçlerini çalıştık. Dolayısıyla bütüncül bir projeyle alanı bütünüyle çözmeye çalıştık.

4 Şubat 2025 yılında Etüt Projeler Daire Başkanlığı bir proje hazırladı bununla ilgili. Bu projeyi de bize gönderdi. Dedi ki ekleri; Göksu Deresi ve yakın çevresi kentsel tasarım projesi 3 adet bir takım, proje raporu 1 adet kitapçık rapor hazırlamışlar ve proje dokümanları. Tabii bu projenin hazırlanmasında tüm birimler katkıda bulundu. Ama nihai şeklini Etüt Projeler Daire, bize dedi ki; bu öngörünüm alanında kaldığı için -burayı ek bulabildiniz mi bilmiyorum- Serap Öbekci Etüt Projeler Daire Başkanı imzasıyla. Boğaziçi öngörünüm bölgesi olduğu için İstanbul 6 No'lu Koruma Kurulu’na bu projemizi gönderelim. Biz gönderelim biz bunu, yani o projeyi Etüt Projeler kendi başına gönderemez. Bizim kurulla olan işleyişimiz budur; yani 6 No'lu Kurul, bizim öngörünüm alanındaki projeleri Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden ister, Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile istişare eder, düzeltmeleri de Boğaziçi ile konuşur, onayı da Boğaziçi İmar Müdürlüğü üzerinden yapar. Dolayısıyla bu projeler bize gelmiş, biz de bu projeleri koruma kuruluna göndermişiz.

Koruma Kurulu da burada bir karar almış. Ne zaman almış? 20 Ağustos 2025’te. Kararda diyor ki; anlatmış işte konuyu, detaylarını... Üst kısmını geçiyorum, şu karar Başkanım; Koruma Kurulu kararı 6 nolu: 'İstanbul ili, Beykoz ilçesi, Göksu Mahallesi, Göksu Deresi ve yakın çevresine ilişkin iletilen kentsel tasarım projesinin imar planı değişikliği gerektirdiğinden, bu aşamada 2863 sayılı Yasa kapsamında uygun olmadığına...' karar verilmiş. Onaylanmamış proje. Tabii bu projeler de burada etap etap geliştirilen bir proje. Bunun bir aşaması bu; ikinci, üçüncü aşamaları olacak. Burada işte ilk sunulan bu proje Koruma Kurulu'nca reddedilmiş.

Sonra tabii bu konu koruma kurullarına gönderilince ve konu reddedilince; Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bu konuyla ilgili valiliklerde, tabii bakanlıkların teşkilatlanmasına göre ilgili vali yardımcıları var. Devlet düzeni içerisinde genel kurumlarla ilgili Vali temsil edilir. Şimdi bu konudan Valiliğin bilgisi oldu. Ha, Göksu Deresi ile ilgili bir çalışma var, yapılacak. Burada bir çalışma yapılacak ve bununla ilgili de bu işin de bir paydaşı olmak istiyor. Yani onlar da diyor demek ki; 'Evet ya, burada bir problem var, biz de girelim bu işe.' Valilik ve bu... Aslında bence önemli bir şey. Çünkü öyle 40 yıllık, 50 yıllık kangren olmuş meseleleri sadece belediye olarak bir tarafıyla omuzlayarak çözmeniz çok zordur. Bununla ilgili de bizim bakış açımız hep şu olmuştur: Merkezi teşkilatlarla, bakanlıklarla hep istişare halinde; hem müdürlük olarak biz, hem kurumsal olarak İBB... Bildiğim kadarıyla da Ekrem İmamoğlu Başkanımızın da bakış açısı bu. Hani Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını da ortak edelim bu işe, Kültür ve Turizm Bakanlığını da ortak edelim. Valilik bir tarafından biz tutalım; bir tarafından işte valilik, kaymakamlık...

Ya da bizim mesela; dört ilçe sınırlarını kapsayan alanlarda, ben bunları yaşadığım için biliyorum; Beykoz Belediyesi, Üsküdar Belediyesi... Bunlar önceki dönemde AK Partili belediyelerdi. Birçok ortak masada onlarla birlikte oturduk. Projeleri mesela Beykoz’da, Poyrazköy’de sahil düzenlemesi yapıyorlardı. Dedik ki... Ben konuyu, ben Ekrem İmamoğlu’yla bunları görüşüyorum yani. Projeler olduğunda görüşüyorum. İşte 'ruhsat neydi?', yok 'yapı tatil tutanağı neydi?' diye görüşmüyorum. Mesela Beykoz Belediyesi’nin bu düzenleme projesi konusu bize geldiğinde; tabii Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nden izin alacaklar, projeyi de sordular. Dedim: 'Başkanım bunu nasıl yapalım?' Dedi ki: 'Yani biz de bir tarafından buna destek verin. Proje desteği olur, uygulama desteği olur.' Mesela orada böyle bir tutum takındık. Yani doğru tutum da budur zaten.

Şimdi Valilik de bu doğrultuda 11.02.2026’da şu yazıyı yazmış: 'İlimiz Beykoz ilçesi, Göksu Deresi boyunca dere ıslahı, işgal, kaçak yapılaşma, haksız kullanım, usulsüz tekne bağlanması ve kamulaştırma gereksinimleri konularının görüşülmesi amacıyla İstanbul Valisi Sayın Davut Gül’ün talimatları doğrultusunda bir toplantı yapılması planlanmıştır. Söz konusu toplantı 13 Şubat 2026 tarihinde saat 14.30’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü toplantı salonunda, Vali Yardımcısı başkanlığında gerçekleştirilecektir. İlgililerin toplantıya hazırlıklı olarak katılım yapmalarının sağlanması hususunda gereğini rica ederim.’ Şimdi devlet bilmiyor mu Başkanım? Oraya D8 dozeri sokup orayı komple yıkmayla, orayı kaldırmayı. Değil mesele. Bu tip dönüşüm projeleri, kentsel tasarım projesi... Orada mevcut bulunan esnafı da katarak, onların görüşlerini de alarak, diğer kurumların görüşlerini alarak; gerekirse büyük kapsamlı projelerde çalıştaylar yaparak oradaki insanları da mağdur etmeden, dokuya zarar vermeden... Demek ki Valilik de öyle düşünmüş ki böyle bir toplantı organize etmiş.

Hemen 6 gün sonra Etüt ve Projeler Daire Başkanlığı bunu Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne yazmış, 6 No’lu Koruma Bölge Kurulu’na yazmış, demişiz ki, söz konusu işte A ve B eski yaptığınız Boğaziçi'nin yaptığı proje müracaatı ve sonra Altınoluk’un aldığı ret kararında ilgi tutup ve onlara atıf yaptıktan sonra Göksu Deresi ve Yakın Çevresi Kentsel Tasarım Projesi kapsamında mevcutta yol olarak kullanılan ve öneri projede Mihrişah Valide Sultan Caddesi için mevcut kullanım ve kurul kararı doğrultusunda plan tadilatı yapılması gerekmektedir. Bize diyor, Boğaziçi İmar Müdürlüğü. Söz konusu Mihrişah Valide Sultan Caddesi'nin yol alanına alınmasına ilişkin plan tadilatı çalışmaları tarafınızca yürütülmesi hususunda gereğini bilgilerinize rica ederim. Alandaki plan tadilatı çalışmalarını da biz yürütüyoruz, Boğaziçi İmar Müdürlüğü. 17 Şubat 2026 tarihiyle de bu alanla ilgili plan tadilat süreçleri de başladı. Toplantı ne şekilde cereyan etti bilmiyorum ama şunu demek istiyorum: Orada biz bir meseleyi katalize ettik, harekete geçirdik. Bir altlık oluşturduk, projeler hazırladık. Dikkat çektik; Valiliğin dikkatini çektik, Bakanlığın dikkatini çektik ve orada artık adım adım yürüyen bir süreç başladı. Buradaki çözüm bu Başkanım. Yoksa gittik olayı yıktık... Ya 30 seneden beri var, 20 seneden beri var. Mesele her yönüyle çözmek.

Bu tarz şimdi Göksu özelinden çıkıp, Boğaziçi ön görünümüne, daha genele dönersek ya da İstanbul ölçeğinde, hatta Türkiye ölçeğinde konuşursak; bir takım yapılaşma ile ilgili problemler yaşadığımız gerçeği malum olan bir gerçektir. Aynı zamanda bir başka gerçek daha vardır yüzleştiğimiz: Deprem kuşağında olduğumuz gerçeği. Dolayısıyla kaçak yapılaşma ile ilgili ya da depreme dayanıklı olmayan, yani dayanıksız kentlerden dayanıklı kentlere taşıma noktasında bu konu çok kapsamlıdır. Devletin yasalarla ve bakanlıklarıyla, ilgili kurumlarıyla, bütçesiyle desteklemek zorunda olduğu, yönetmek zorunda olduğu; belediyesiyle ve devletin diğer kurumlarıyla kol kola gidilerek çözümler üretilmesi gereken bir meseledir. Bu konular güzel örneklerle karşımıza çıkmaktadır bazen.

Mesela Karanfilköy'de dönüşüm yapıldı. Karanfilköy'ün bir yerinde İBB parselini İBB yaptı, bir yerinde hazine arazisini Bakanlık yaptı. Bildiğim kadarıyla, çok detaylı bilmiyorum ama oradaki hazine arazisi olan yer, rezerv alan ilan edilerek, planlarını Bakanlık yaptı, öbür tarafta İBB üzerinden yürüdü. Ama her ikisinde de şuna dikkat edilmeli: Adam orada İBB parselini işgal etmiş, 40 yıldır gecekondusu var. Oturmuş; ne kira vermiş, ne ecrimisil ödemiş, hiçbir şey yok. Zaten kira olmaz, oturduğu bina kaçak. Orada oturan hiç kimse mağdur edilmedi; Bakanlığın yaptığında da mağdur edilmedi. "Geç bak, çoluk çocuğunla burada otur" dendi. Para verip alacak durumu olmayan insanları ne yapacaksın? Sokağa mı atacaksın? İçinde insan var. "Ben burayı yıkmaya geldim" diyemezsin. Orası 40 sene, 50 sene durmuş, kimse yıkmamış. Sen oraya gidip de iş makinesiyle... Orada kamu adına hareket eden bir yönetici, oradaki hassasiyetleri dikkate alarak hareket etmelidir. Dolayısıyla bu işgalli olan, yıllar öncesinden beri kişilerin kullanımında olan, artık orada bir hayat oluşturmuş alanların; insanların da sürece katıldığı, mağdur edilmediği, devletin de bir tarafından tuttuğu şekliyle çözülmesi gerekir. Bu problemler böyle çözülmelidir.

Dün bir yerde bahsettim; mesela Kuruçeşme, Arnavutköy sınırında, Beşiktaş'ta hazineye ait çok büyük parseller var. Bu parsellerde 30, 40, 50 yıldan beri olan tek katlı, iki katlı gecekondular mevcut. Şimdi bunları nasıl çözeceksin? Ön görünüm alanında şu anda çivi çakamıyorsun. Boğaziçi Kanunu değişmeden, Boğaziçi imar planında değişiklik yapmadan ön görünüm alanında plan tadilatı yapmak, diğer ilçe belediyelerinde ya da illerde yapılanlar gibi değildir. 5216 sayılı İBB yasasına göre normal ilçe koşullarında meclis kararı ve İBB Başkanının onayıyla imar planlarını geçirirsin; 5000'liği yaparsın, 1000'liği ilçe yapar, sonra İBB onaylar ve yürürlüğe girer. Ama bizim alan öyle bir alan değil. Bizim alanda Boğaziçi İmar Müdürlüğü planı yapıyor, gönderiyor. Kanunun 10. maddesine istinaden Boğaziçi İmar Müdürlüğü burada "plana gerek duymadım" dese yapmaz. İBB Başkanı onayladıktan sonra süreç, Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Boğaziçi Yüksek Koordinasyon Kurulu'na gider. Bu kurul; yedi bakanın ve İBB Belediye Başkanı'nın olduğu bir kuruldur. Yani dolayısıyla çok kapsamlı, çok bütüncül hareket edilmesi gereken süreçlerdir. Ben bu eylem vesilesiyle de bu konuyla ilgili kısaca bu açıklamaları yapmak istedim.

Tertemiz bir alanda değiliz. Ben orada 2020'de başladım Başkanım. Orası, işte önümüzde belli problemlerle önümüze gelmiş bir yerdi. Elimizden geldiğince bu alanda gayret ettik, elimizden geleni yapmaya çalıştık. Bunu anlatmaya çalıştım. Tabii benim gücüm ne, benim yapabileceğim ne, yapamayacağım iş ne; bir de bu tarafı vardı. Dolayısıyla bu eylemle alakalı da bunun dışında da söyleyecek herhangi bir hususum yok Başkanım. Bu eylemi de bu şekilde bitirmiş olalım.

Son eylem...

Mahkeme Başkanı: 500. dakikalara yaklaştık. Son eylem...

Elçin Karaoğlu: Ben konuları biraz tafsilatıyla anlatmak istiyorum.

Mahkeme Başkanı: Bunun farkındayım, savunmayı bölmüyoruz zaten. Yoksa eylemin, o eylem kapsamındaki istinat 'sonrayı niye yıkmadın' değil zaten yani. Biraz önceki eylem kapsamı. 30 yıldır, 30 yıldır var olduğundan bahsettiniz zaten tutanaklardan da onu görüyoruz. 2020'de mi başlamıştınız göreve?

Elçin Karaoğlu: Evet Başkanım, Eylül ayında.

Mahkeme Başkanı: Yıkım programı dahilinde girilmiş ancak bahse konu yer, hususi eşya yönünden işgalli olması, olması sebebiyle yıkım yapılamamıştır.

Elçin Karaoğlu: Evet. Öyle Başkanım, gittik.

Mahkeme Başkanı: Önce sizden önce de böyle tutulmuştur yani.

Elçin Karaoğlu: İki sefer benden önce de öyle gidilmiş. İşte dediğim gibi hani bunlar…

Mahkeme Başkanı: Hususi eşya ve insan olmayan halinden nasıl bulacağız orada o tebligatı yani?

Elçin Karaoğlu: Şimdi Başkanım, esasında mesele, işte meseleyi yaparken müdahale edilmekte. Bunu kangrene dönüştürmemek; kangrene dönüşünce bu işin çözümü, iş bambaşka boyutlara giriyor az önce de anlattım. Ama yani süreçleri de devam ettirmişiz. Yani nihayetinde adam orada; devlet her zaman 18 yaşında. Bugün yıkamadı ama yarın gelir yıkar yani öyle de bir yer burası. Sayın Başkanım, şimdi dediğim gibi; yani konular teknik bilgiler de içerdiğinden anlaşılması için biraz farklı yönlerine de vurgu yaparak anlattım. Bu 500 dakikada zamanınızı aldım ama bizi affedin, mazur görün. Eylem 55. Sayın Başkanım, son olarak bu eylemde Mehmet Faruk Baştürk isimli bir şahsın verdiği rüşvete bu defa aracılık etmekle suçlanıyorum. Müsaadenizle bu eyleme ilişkin değerlendirme kısmını aynen okuyayım:

"Şüpheli Mehmet Faruk Baştürk’ün sahibi olduğu, Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetki sınırlarında bulunan, satın almak istediği otelin imara ilişkin hususlarını çözmek amacıyla Malatya’da Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüşmeler gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. Örgüt liderinin yönlendirmesiyle şüpheli Mehmet Faruk Baştürk önce Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu ile görüşerek satın alacağı otelin sorunları hakkında şüpheli Elçin Karaoğlu ile görüşmeler gerçekleştirmiş, sonrasında da örgüt liderinin talimatı uyarınca şüpheli Yakup Öner görüşmüştür. Şüpheli Yakup Öner’le gerçekleştirdiği görüşmelerde şüpheli Mehmet Faruk Baştürk’ten sosyal yardım kılıfıyla para talep edildiği soruşturma dosya kapsamında alınan ifadelerden anlaşılmıştır. Şüpheli Mehmet Faruk Baştürk ile şüpheli Yakup Öner’le yapılan görüşmelerin devamında şüpheli Mehmet Faruk Baştürk, örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’na Malatya’da yaptığı görüşmelerin sonrasında şüpheli örgüt yöneticisi Fatih Keleş’e Ekrem İmamoğlu tarafından verilen 'yardımcı olalım' talimatı sonrasında şüpheli Mehmet Faruk Baştürk’ten talep edilen bu sosyal yardım ve kreş yapımı adı altındaki rüşvet talebi uyuşmazlığa, TL’ye dönüştürülmüştür. Bu talep şüpheliler Yakup Öner ve Süleyman Atik ile şüpheli Mehmet Faruk Baştürk’e iletilmiş, şüphelinin kabul etmesi üzerine iki parça halinde şüphelilere verdiği anlaşılmaktadır" şeklinde bir değerlendirme var.

Burada iddianameye ve ifadelere bakıldığında eylem örgüsü içerisinde Mehmet Faruk Baştürk’ün ifadesinde geçen ve yine Mehmet Faruk Baştürk ile yaptığım görüşmeyle yer alıyorum. Ki o görüşmeyle ilgili de suça konu eylemle beni somut olarak ilişkilendiren maddi gerçeğe dayanan bir husus yoktur; yani o kendi beyanında bile esas alsak. Sadece hatırladığım kadarıyla Elçin Karaoğlu beni Yakup Öner’e yönlendirdi ifadesi var. O görüşme dışında da hiçbir ifade ve değerlendirmede de benimle ilgili bir husus yok. Bahse konu görüşmeyi iddianamede görünce, evet böyle bir görüşmeyi yaptım, hatırladım. Mehmet Faruk Baştürk isimli kişi Boğaziçi İmar Müdürlüğüne geldi ve benimle görüşmek istedi. Bana dedi ki: 'Ben bir otel satın almayı düşünüyorum.' Alacağım... Aldım değil, alacağım. Bununla ilgili 'Acaba dosyadaki durumu nedir?' yani bir bilgi almak amacıyla geldi. Bir talepte bulunmadı. Teknik bir detayı, imarla ilgili herhangi bir konuyu konuşmadık. Bize dedi; 'Merhaba, işte tanışma faslı vesaire.' İşte ben dedim, 'Hayırlı olsun.' Şunu söyledim: 'Biz dosyayla ilgili bilgiyi ancak yapı sahibine verebiliriz ya da yapı sahibinin yasal vekiline verebiliriz.' Dolayısıyla; ya satın alırsın ya da bugün malik olan kişi gelir, yasal vekili olan bir kişi gelir, onunla ilgili bilgi alırsınız. İmar işlem dosyasında arkadaşlar yardımcı olur; bununla ilgili de dosya hakkında size bilgi veremeyeceğiz dedim. Verme imkanımız, durumumuz yoktur dedim. Bizim görüşmemiz bu kadardır.

Benim Faruk Baştürk'le yaptığım görüşme bu kadardır. Beni kimseye iletecek... Ben bir şey konuşmadım ki neyi ileteceğim? Adam otelin sahibi değil ki, satın almamış. O dönemde kafasında bir tasarıyla gelmiş. Dolayısıyla hatırladığım kadarıyla 'Beni yönlendirmiştir' şeklindeki ifadesinden, ben onun hatırlamadığını anlıyorum. Ben çünkü hatırlıyorum. Ben hatırladığıma göre o hatırlamamış demek. Öyle bir görüşme yok çünkü. Öyle bir yönlendirme vesaire yok, olması da mümkün değil. Yerin sahibi de değil, talep de yok ortada; tamamıyla gerçek dışı. Bu bahsettiğim hususun yanı sıra; ben burada, bu eylemin fiilen de hukuken de içinde olmadığım konuyla ilgili müdürlük olarak yaptığımız iş ve işlemleri anlatarak tek tek bunları açıkça ortaya koyacağım. Ancak bundan önce; ifadelerdeki sözde rüşvet anlaşmasının konusuyla ilgili çelişkiler ve iddianamenin değerlendirme kısmında da yine bu konunun hiçbir ifade ve tespite dayanmadan nasıl bambaşka bir şekilde ortaya konulduğundan bahsetmek istiyorum.

Şimdi öncelikle, burada da bu eylem için de aynı şeyi söylüyorum: Bu kişilerin arasında geçen konuşmaları bilmem. Bana intikal eden bir durum da yok. Bu yüzden ifadelerin tamamını da okumadım, zaten değerlendirmeyi okudum, konu az çok anlaşıldı. İddia edilen rüşvet anlaşmasının bir konusu olması lazım. Kim ne demiş? Ondan bahsedeceğim. Şimdi; Yakup Öner demiş ki: 'Bahçe düzenlemesi ve kış bahçesi yapılacaktır.' Süleyman Atik: 'Otelin arkasında duvar ile gizlenen ruhsata aykırı odalar' diyor. Faruk Baştürk ise bunlardan farklı şekilde; 'Herhangi bir talebinin olmadığını, mükerrer Yapı Tatil Tutanakları tutulduğunu ve 17 milyon TL'yi aşan para cezalarıyla, mühürleme işlemleriyle uygulanan baskıdan kurtulmak amacıyla' diyor. İfadesinden aynen aktarıyorum. Bu süreçte devam eden İBB ile karşı taraf olarak bulunduğu davalarda 'Sürekli aleyhime rapor ve itirazlarla mağduriyetimi derinleştirmeye çalıştılar' demiş.

İddianamenin değerlendirme kısmında ise 'Satın almak istediği otelin imar usulsüzlüklerini çözmek için' demiş. Yani iddia makamı demiş ki; buradaki suça konu unsur, imara aykırı usulsüzlükleri çözmek. Burada birtakım usulsüzlükler var, bunları çözmek... İddiaya konu rüşvet anlaşmasının konusu nedir? Ben anlayamadım açıkçası. Bu kısım muğlak. Herkes başka bir şey söylemiş. Üstelik konu ne olursa olsun; biz orada ne bir kış bahçesi yaptırmışız,ne o ruhsata aykırı odaların kullanımına göz yummuşuz, ne hukuken yapmamız gerekenlerden geri durmuşuz, ne de herhangi bir imar usulsüzlüğünü çözmüşüz. Bunların hepsini birazdan tek tek açıklayacağım. Sayın Başkanım, dediğim gibi; hani kişiler arasında geçen diyaloglar, orada anlatılan 'Yok şu kişi şunu aldı, istedi, şunu buraya teslim etti'... Başta da söyledim, bunları bilmem. Ama ben yaptığım işe hakim biriyim. Dolayısıyla ben size yaptığım iş ve işlemleri böyle duyuma dayalı soyut kavramlarla değil de somut belgelerle neler yapmışız onları açıklayacağım. Tabii 'ben' derken müdürlükteki tüm arkadaşlarımı da kastederek söylüyorum; onların da hakkına girmek istemem, hepsi kıymetlidir. Yaptıklarımız da görevimiz gereği yasal ve hukuki işlemlerdir.

Dolayısıyla biz müdürlük olarak nasıl bir durumla karşı karşıya kalmışız ve bunun sonucunda da görevimiz gereği yapmamız gereken yasal işlemleri nasıl eksiksiz olarak yapmışız; bunu açıklayacağım. Burası Sarıyer Tarabya Mahallesi'nde, 15 Nisan 2011 tarihli 30 sayılı tadilat güçlendirme ruhsatlı bir otel yapısı. Ve bu yapının arka tarafında da bir istinat yapısı var; istinat perdesi. Burası böyle bir yer. Benim, Faruk Baştürk ile yaptığım görüşmeden yaklaşık 1,5 yıl sonra, bu yere rutin bölge kontrolleri ve gelen ihbarlar üzerine gidildiğinde; istinat duvarının olduğu setlerde yeşil branda çekilerek arazinin arazi dokusunun kazıldığı, hafredildiği tespit edildi. Bir inşaat faaliyetine rastlanmadı, ancak doğal arazinin bozulduğu —ki burası doğal sit alanı olması sebebiyle doğal arazide yapılacak tüm kazılar Tabiat Varlıkları Bölge Komisyonlarının iznine tabidir, aynı zamanda bizim iznimize tabidir— tespit edildi. Burada böyle bir çalışma tespit edildiğinden, 06 Temmuz 2022 tarihinde bir tespit tutanağıyla birlikte yapılan işlem tespit altına alınmış ve herhangi bir inşaat faaliyeti olmamasına karşın, dediğim gibi suç teşkil eden bir eylem olması sebebiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur. Ek-22 Sayın Başkan, yaptığımız suç duyurusu. İlk bizim burayla muhatap olmamız budur.

Şimdi burada bir parantez açıyorum; 2011 yılına gitmek istiyorum. Bu yerin evveliyatını anlatacağım; anlatacağım ki başkalarının buraya ne yaptığını görün, bir de biz ne yapmışız onu görün. O tarihte otel yapısı için tadilat güçlendirme ruhsatı düzenlenmiş olduğunu söylemiştik. Bu ruhsat kapsamında otelde inşaat çalışmaları devam ederken otelin arka kısmındaki mevcut eski istinat duvarının da kaçak olarak güçlendirildiği ve duvarın arkasındaki toprağın da hafredildiği tespit edilerek 30 Ocak 2012 tarihinde yapı tatil tutanağı tutuluyor. O dönemki müdürlük tutuyor. Tutanaktan 1,5 ay kadar bir süre geçtikten sonra istinat duvarı uygulaması ruhsata bağlanıyor. Yani önce tutanak tutuluyor sonra ruhsat veriliyor. Ruhsatın tarihi de 15.03.2012. Sonrasında istinat duvarının arkasında kalan hafredilen kısımların ilgilisi tarafından kullanılamaz hale getirildiği tespit edilerek bila tarihli bir tespit tutanağı tutuluyor; yani tarihsiz. Ve 09 Haziran 2012 tarihinde 2799 sayılı müdürlük oluru ile yapı tatil tutanağı sebebiyle konulmuş mühür oradan kaldırılıyor. Bu şekilde duvarda kaçak ve yasa dışı bir durumun kalmadığı Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nce alınan bu kararla karar altına alınmış oluyor. Çok güzel ama gerçek böyle mi? Değil, oraya geleceğim.

Şimdi tekrar 10 yıl sonrasına, 2022 yılına dönüyorum. En son doğal arazide yapılan kazılar için suç duyurusunda bulunduğumuzu söylemiştim. Sonrasında hem baki şikayetler hem rutin bölge kontrolleri esnasında, bu taş duvarın taş kaplamalarının birkaç yerde kapı ve pencere boşlukları oluşturacak şekilde kırılmış olduğu ve arkasında üç set halinde yedi kattan oluşan 2099 metrekare büyüklüğünde bir betonarme yapının ortaya çıktığı görünüyor. Ve hemen derhal 27.10.2022 tarihinde 1867 sayılı yapı tatil tutanağı tutuluyor Başkanım. Ek-63. Bu betonarme yapı yeni bir yapı değil; içi toprakla dolu da değil. Bu yapı, istinat duvarının güçlendirildiği 2012 yılında yapılmış bir yapı. Hani 2012 yılında müdürlük oluruyla "burada bir aykırılık kalmadı" denmişti ya; işte o tarihte inşa edilmiş bir yapı Sayın Başkanım. Ve biz bunu ortaya çıkarmışız ve yasal işlem yapmışız.

2960'a göre bir kaçak yapılaşmayla ilgili en önemli unsuru, yapılacak tespit edilecek ilk işlem yapı tatil tutanağıdır; tutanağı tutmuşuz. Peki nereden biliyoruz 2012 yılında yapıldığını buranın? Çünkü bizim tespitlerimiz ve yaptığımız yasal işlemler yapı sahibi tarafından da dava konusu edilmiş; bu davalar da bilirkişi raporlarıyla ve mahkeme kararlarıyla da bu durum karar altına alınmış. Oraya geleceğim. Ama biz kendi zaman eksenimizde sonrasında neler yapmışız onları önce bir anlatalım. Şimdi tutanağı tuttuktan sonra Çevre Şehircilik Bakanlığı'na ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 3 nolu koruma kuruluna bilgi vermişiz. SGK'ya yazmışız; demişiz ki: "Burada bir kaçak inşaat yapılıyor." Bakanlıklara da aynı şekilde. 24.11.2022 tarihte ve 273847 sayılı yazımızla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ikinci kez suç duyurusunda bulunmuşuz. Ek-64. Burada 25.11.2022 tarihinde yıkım ve para cezası kararı alınması için encümene yazmışız. Rica etsem Görsel-14'ü yansıtabilir miyiz ekrana? Biraz parlatalım, sarı kısım okunacak şekilde. Görüyor musunuz?

Şimdi Sayın Başkanım, kıymetli heyet; bu alınan 07.12.2022'de belediye encümeninin aldığı para cezası kararı. Tarih 2022, yaklaşık 3,5 yıl önce; 17.454.055,84 TL. Biz bu hesaplamayı yapıp encümene gönderiyoruz, encümen de bu doğrultuda karar veriyor. O günün parasıyla, bugünün 50-60 milyonundan bahsediyoruz. Burada durmak istiyorum. Ne diyordu Baştürk özetle? Diyordu ki: "Kurum olarak çok üzerime geldiler. Ben de Yakup Öner ile görüşmek zorunda kaldım. Yakup Öner benden kreş yapımı için 13 milyon TL istedi. Ben de taksitle ödeyebileceğimi söyledim. 2022 yılı başında Süleyman Atik’i bana yönlendirdi. 2022-23 yılları arasında 13 milyon TL ödedim." Yani Başkanım, 2022 yılının başında işlem yapılmaması için rüşvet anlaşması yapılmış. 2022'nin başında işlem yapılmaması için rüşvet anlaşması yapılmış. Peki biz bu yere 2022'nin 12. ayında 17 milyon ceza kesmişiz. Buna dikkat çekmek istiyorum.

7 Aralık 2022 tarihinde 7273-7279 sayılı encümen kararlarıyla yıkım kararı almışız. 12 Ocak 2023'te İSKİ'ye, İGDAŞ'a, BEDAŞ'a su, gaz ve elektriğin kesilmesi için yazılar yazıyoruz. 12 Ocak 2023 tarihinde Sarıyer Tapu Müdürlüğüne şerh düşülmesi için yazı yazıyoruz. Ya şunu söyleyeyim; bir otel yapısı, Turizm Bakanlığı'ndan alacağı izinler de dikkate alındığında, tesis edilmiş olan yasal işletme oradaki bütün ticari faaliyetin son bulmasına da yol açar. Öyle ya; arkasında bir tane istinat perdesini kaçak olduğundan dolayı tutanak tutuluyor ve yıkım kararı veriliyor. Şimdi bakanlık oraya turizm ruhsatı vereceği zaman demeyecek mi? "Ya bu istinat perdesi bu otelin üzerine yıkılırsa?" Ya bizim tesis ettiğimiz işlem büyük bir işlem. Ve Sarıyer Tapu Müdürlüğü’nde de şerh düşürülmesi için yazı yazıyorsun. Artık diyoruz ki burası tutanaklı bir yer. Sarıyer Tapu Müdürlüğü burayı yarın adam satacak olsa bakacak; "Kardeşim senin orada yapacağımız yapı tatil tutanağı var." 10 birimse fiyatı düşüyor 5 birime. Böyle.

16 Ocak 2023'te ilgilisine tebliğlerimizi yapıyoruz. 31 Ocak 2023'te 3 no'lu kurul bizim yazımız üzerine 6863 yasa kapsamında suç duyurusunda bulunmak üzere karar alıyor. Yıkım adına işlemler sürerken 8 Şubat 2023 tarihinde İstanbul 2. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı veriyor. 6 Mart 2023 tarihinde yürütmenin durdurulması kararına hukuk müşavirliğimize yazarak itiraz ediyoruz. 24 Mart 2023'te 2. İdare Mahkemesi tekrar bir karar alarak tekrar bir yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Bu arada 26 Ocak 2023 tarihinde ilk suç duyurumuz hakkında verilen takipsizlik kararına da itiraz ediyoruz. Mahkeme onu da reddediyor. Bir takım kararlar alınıyor, biz de itirazda devam ediyoruz. İdare Mahkemesi'ndeki dava da halen devam ediyor. Şimdi İdare Mahkemesi'nde devam eden davada mahkeme, 22 Haziran 2023 tarihinde bilirkişi ile birlikte yerine keşfe gidiyor. Yapı tatil tutanağını tutan teknik elemanlar da keşifte hazır bulunuyor. Bilirkişi Doçent Doktor Fatih Yavaşoğlu'nun 15 Ağustos 2023 tarihli bilirkişi raporu hukuk müşavirliği aracılığıyla müdürlüğümüze ulaşıyor. Şimdi raporun değerlendirme kısmından aynen okuyorum: "Dava konusu aykırı olduğu iddia edilen alanın Ağustos 2022 ve Mart 2014 tarihlerinde keşif esnasında görüldüğü şekilde var olduğu görülmektedir. Şekil B 5A 5B Ağustos 2012 tarihli ve önceki görüntülerde, yapı tatil tutanağında 6. ve 7. kat olarak belirlenen alandaki yapının var olmadığı görülmektedir."

Sayın başkanım, tutanağa baktınız mı? Orada yapıyı az çok görmek açısından setlerle 7 kat bir yapı, 2100 metrekare. Yani öyle basit bir yapı değil; dağın içine oyulmuş bir yapıdan bahsediyoruz. Şimdi 6 ve 7. kat alandaki yapının var olmadığı görülmektedir. Diğer aykırı olduğu iddia edilen kısımların Mayıs 2011 tarihine kadar var oldukları ancak Mart 2010 tarihinde var olmadıkları görülmektedir. Bu haliyle şimdi sonuca geliyoruz; dava konusu taşınmazın arkasında bulunan, dava konusu aykırı olduğu iddia edilen 6. ve 7. kattaki alanların tutanaktan takip ederseniz başkanım anlaşılır. Ricamdır. Ağustos 2012 tarihi ile Mart 2014 tarihleri arasında bir tarihte yapılmış olduğu, 1. ve 5. kattaki alanların Mayıs 2011 ile Ağustos 2012 tarihleri arasında bir tarihte yapılmış olduğu değerlendirilmektedir.

Bu inceleme ve tespitler ışığında dava konusu işleme dayanak yapı tatil tutanağında belirtilen aykırılıkların, dava dosyasına davalı idare tarafından sunulan fotoğrafların incelenmesi neticesinde aynen mevcut olduğu, aykırılıkların yapı ruhsatı ve onaylı projesi olmadan betonarme taşıyıcı sistemli ve toplamda 7 kattan oluşan yapı yapılması niteliğinde olduğu değerlendirilmektedir. Yine aynı raporda devamla; bu haliyle dava dosyası kapsamında yapılan incelemeler neticesinde söz konusu betonarme istinat duvarının arkasındaki kapalı alanların tamamı ruhsatsız ve onaylı projesi bulunmadan yapılmış yapılar olduğu değerlendirilmektedir.

Hani buraya 'ruhsat' demişlerdi... Raporun devamında da: 'Bu haliyle davalı idare tarafından yapı tatil tutanağıyla belirlenmiş yüz ölçümün doğruluğuna ilişkin her türlü hukuki değerlendirme ve takdir mahkemenize ait olmakla birlikte; davalı idare tarafından hesaplanan 291 m² yüz ölçümünün hem aykırılıktan etkilenen alan hem de aykırılığa konu alan olarak alınmasının teknik açıdan uygun olduğu değerlendirilmektedir' deniliyor. Yani raporu incelediğimizde şeyi de diyor; o alan hesabı da yaptığımız işlemlerin doğruluğunu ortaya koyuyor. Şimdi bir rapor daha var. O da benzer tespitleri yapmış ama farklı tespitler de yapmış. 6 Ağustos 2024 tarihinde Bilirkişi İnşaat Mühendisi Volkan Koçpınar ikinci bir bilirkişi raporu hazırlamış. Esasında bu rapor da tespitlerimizin doğru olduğunu belirtiyor.

Tamamını okumamaya çalışayım ama şöyle diyor: 'Eski bila tarihli tutanaktan sonrasında müdürlük olurundan, müdürlük oluru ile bunların kaldırıldığından bahsedilmişse de; yapılan incelemede üç farklı kotta yer alan setlemelerde istinat duvarlarının birbiriyle döşeme betonlarıyla bağlanarak dava konusu kapalı alanlar oluşturduğu açık olarak görüldüğü... Dolayısıyla ortalama set kotu 3.895 metreden hesap edildiğinde, 8.144 metreküp hacminde büyük bir hafriyatın bir nevi kutu şeklinde kapalı alanları oluşturulmuş olan istinat duvarları arasına tekrar doldurulmasının mümkün olmadığı; bu kadar büyük çaplı istinat yapısı ve aralarındaki döşeme betonu uygulamasının ancak istinat yapılarının yapıldığı tarihte imal edilebileceği, bu durumun 03.04.2012 tarihli uydu görüntüsünde de görüldüğü...'

Dolayısıyla neticede demiş ki: 'Farklı kotlarda 3 sette yer alan toplam 7 katlı kapalı yapı alanlarının inşaasına 15.04.2011'de başlanarak 03.04.2012 - 14.08.2012 tarihleri arasında tamamlandığı...' Hangi tarihler bunlar? İşte o tutanağın tutulduğu, 'uygun hale getirildiğinin' söylendiği, 'toprakla doldurulduğunun' söylendiği; sonra ruhsat verildiği iddia edilen, sonra 'müdürlük oluruyla burada bir problem kalmamıştır' denildiği tarih aralığında yapıldığı diyor. Metrekare hesabını yapmış, o da aynı şekilde. Dolayısıyla az önce okuduğum iki bilirkişi raporundan sonra İstanbul 2. İdare Mahkemesi 09.12.2024 tarihinde tekrar yürütmenin durdurulması kararını veriyor. Şimdi Başkanım, bu tarihe dikkat çekiyorum: 9 Aralık 2024. Sonra başka bir şey anlatacağım tarihle ilgili. Şimdi Ekran-15 görselini yansıtabilir miyiz? Evet... Şimdi burada dört tane dokümanı görelim. Küçültelim de... Yani yok böyle kalsın. Şimdi önce bir dördünü birden görelim. Burada dört tane doküman var, 2012 yılına ait.

İlki: Kaçak inşaat, istinat perdesi ve arkasındaki yapılar yapılıyor. Kaçak inşaat yapılıyor, 'tutanak' diyor müdürlük. İkincisi: Buraya yapı ruhsatı düzenleniyor. Yapı ruhsatı kaç metrekare? Bir büyütebilir misiniz şu sağdakini? 931 m². Burada 931 m² ruhsat düzenleniyor. Biz burada 2.100 m² kaçak inşaat tespit ettik; 7 katlı. O dönemde yapılmış, 7 katlı. Sonra yapılmış, benim dönemimde yapılmış 1 m² yer yok! O dönemde 7 katlı 2.100 m² inşaat yaptırılmış, tutanaklanmış; sonra ruhsat düzenlenmiş 931 m² için. Küçültebilir miyiz tekrar? Üçüncüye gelelim, biraz daha aşağı inelim. Şimdi şurada da bir şey düzenlenmiş. Evet... Bila tarihli tutanak. Yani tarihsiz. Tarih atmaktan imtina mı etti, korktu mu, ne oldu bilmiyorum; tarih de atmamış tutanağa. Teknik elemansın sen yani! Altındaki imzaları görebiliyor musun? Evet; iki teknik eleman, bir zabıta memurunun imzası var. İsimleri tekrar kapatalım, çok önemli değil.

Evet, ne diyor? 'İlgilisinin 09.04 tarih ve sayılı dilekçesi üzerine mahallede yapılan tetkikte; yapı tatil tutanağında belirtilen mevcut istinat duvarı arkasında kalan hafriyatlı kısımların ilgilisi tarafından doldurularak kullanılamaz hale getirildiği ve izinsiz güçlendirilen duvarlarla ilgili olarak dosyasında yapılan incelemede proje onayı yapılarak şu tarihte ruhsat düzenlendiği görülerek tarafımızdan tanzim ve imza edilmiştir' diye yazmış. O sırada adam, harıl harıl 2100 metrekare inşaat yapmaya devam ediyor, belki de bitirdi. Bilmiyoruz. Sonra müdürlük, şu sağdaki o dönemki Boğaziçi İmar Müdürlüğü diyor ki bu tespit tutanağına atıfta bulunuyor. Bunun ilgilisi tarafından doldurularak kullanılmaz hale getirildiği, yani buradaki aykırılığın giderildiği -daha doğrusu- görülerek mührü de kaldırtıyor oradan, tutanağı da iptal ediyor. Yani adam öyle bir şey ki düşün; orayı yapmış 2100 metrekareli, ya üzerinde de tutanak kalsın istememiş, ya benim işimi dört dörtlük yapın demiş yani. Bana burayı madem kaçak yaptırıyorsunuz, kaçak madem yaptırıyorsunuz, benim tutanağım da olmasın demiş yani. Tutanağı iptal ettirmiş. Her şeyim benim yasal olsun, dört dörtlük. İmara usulsüzlüğü çözmek böyle olur Başkanım. İmara usulsüzlük çözüldüyse 2012 yılında çözüldü. Sadece usulsüzlük çözülmedi; hem o usulsüzlük yaptırıldı, sonra da çözüldü. Hem yaptırıldı hem çözüldü. Bizim de bugün başımıza bela oldu. Yani benim ne işim var? Bugün gelmişim, adam nefes aldırmamışım. Duvarı deldi… "Dur kardeş, sen ne yapıyorsun burada?". Hani güya bunlar o imara usulsüzlüklerini çözecektim ben onun? Hani imara usulsüzlükler? İddianamede onu diyor, imara ait usulsüzlüklerini çözmek için.

Şunu diyebilirdim değil mi? Ya kapat şuraları görünmesin, kapat kapat o şeyleri de toprağı da düzelt, tamam hadi şey yap. Yani ben bunu, ben bunu ülkeyi terk ederim bunu demem de,hani denmez mi denir yani eğer ki böyle bir alçakça bir işin içinde olsan, böyle bir rüşvet anlaşmasının içinde olsan bunu dersin. Biz ne demişiz? Eşelemişiz orayı, yok gel hayır öyle bir şey yok demişiz. O da müdür, ben de müdürüm, ben de burada yargılanıyorum. Şimdi bunlar Başkanım Ek 67, 68, 69, 70'te de var. Şimdi biz itirazlar, bir de ne diyordu? Diyordu ki: "Benim itirazlarla mağduriyetimi devam ettirmeye çalışıyorlar". Buraya geleceğim biz neler yapmışız. Şimdi bu 2. İdare en son hani tarihe dikkat çekmiştim ya, o ne zamandı? 09.10.2024 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. 09.10.2024 bütün görüşmeler yapılmış güya alınmış verilmişmiş güya 24 yılına gelmişiz. Biz, hukuk müşavirliğimiz vasıtasıyla bu karara itiraz etmişiz. Teknik anlamda itirazı Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak biz yaparız, müşavirlik üzerinden de o itiraz yürütülür.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. Dava Dairesi'ne hukuk müşavirliğimiz vasıtasıyla itiraz ediyoruz. İtiraz tarihimiz 13.11.2024. Hani ilgilisi "devam eden davalarda rapor ve itirazlarımı derinleştirmeye çalıştılar" demişti. Bu sefer de birtakım görüşmeler yapmıştı bu sebeplerden de. İtirazımız 2024'e 1108 YD İtiraz no 13.11.2024 tarihli karar ile kabul ediliyor. Bu kararda müdürlüğümüzün tesis etmiş olduğu tüm işlemlerin hukuka uygun olduğu karar altına alınıyor ve aldığımız yıkım kararıyla ilgili YD'yi (Yürütmeyi Durdurma) de kaldırıyor. "Hayır" diyor, "burayı yıkacaksınız, yıkabilirsiniz". 2. İdare'nin kararını bozuyor. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyayı 2. İdare'ye iade ediyor. Bizim bu işlemleri yaptığımız yerde diğer kurumlar ne yapmış mesela? Biz en başında yazmıştık ya Çevre Şehircilik Bakanlığı'na, Kültür Turizm Bakanlığı'na. Bizim Çevre Şehircilik Bakanlığı'na bildirdiğimiz tarihten yaklaşık iki yıl sonra İstanbul 3 No'lu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu -altını çizeyim tekrar iki yıl sonra- adli ve idari işlemlerin başlatılması kararını alabilmiş.

İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nde devam eden davada para cezaları ile ilgili ek bilirkişi raporu sunulmuş. Buna da itiraz etmişiz. "Hayır" demişiz. Bizim para cezalarımızı iptal etmiyor. Bilirkişi raporunda şöyle diyor: "Bunlar eski yapıldığı için yeni satın alınan malikle ilgili değildir bu konu." Biz de diyoruz ki: "Burayı kullanıma açmaya çalıştı, açtı vesaire." İtiraz etmişiz, yani sadece yıkım kararına değil. Sonuçta 14 Mart 2025 tarihinde 2. İdare Mahkemesi para cezası açısından yürütmenin durdurulmasına, yıkım kararı açısından ise yürütmeyi durdurma isteminin reddine karar vermiş. Bu karar 08 Nisan 2025'te müdürlüğümüze tebliğ ediliyor. Bu karar üzerine Yapı Kontrol Bürosu Şefliği, Avrupa Yakası Tespit Denetim Şefliği'ne 15 Nisan 2025 tarihinde yazı yazarak kararın gereğinin yapılmasını istiyor (Ek-72).

En başta da vurgulamıştım ya; müdürlük, tüm kamu idarelerinde olduğu gibi yasanın ve görevlendirmenin öngördüğü yetki ve sınırlar çerçevesinde kendi kendine hareket eden ve bu yasa ve görevlendirmelerden doğrudan aslında kendisi talimat alarak hareket eden görevlilerin tesis etmiş olduğu işlemlerle, kendi kendine tetiklenen bir mekanizma şeklinde hareket etti. Yani benim burada kimseye bir talimat vermeme gerek kalmadan hemen şefle başlıyorlar yazışmaya; kararın gereğinin yapılmasını istiyor. Biz bu karara nasıl geldik? Biz bu karara 2024'ün 11. ayının 13'ünde yaptığımız itirazla geldik. Vatandaş şunu diyordu; iki tane iddia vardı burada. Ben bunu şunun için verdim: İtirazlarımı hukuki itirazlarla derinleştirmeye çalıştılar. Ne yapmışız? 2024'ün 11. ayında itirazımıza devam etmişiz üst mahkemede. Savcılık ne diyordu? "İmara ilişkin usulsüzlükleri çözmek." Biz ne yapmışız? Usulsüzlük mü çözmüşüz? Usulsüzlüklerin üzerine gitmişiz.

Aslında Faruk Baştürk'ün ifadesindeki o kısım şunu gösteriyor; Faruk Baştürk'ün saikiniortaya koyuyor. Yani bu suçlamanın, onun saikinin aslında ne yapmaya çalışmış burada, gayesi neymiş? Suçlamanın gerçek mahiyetini belli ettiğini düşünüyorum. Bizi suçlarken ki bunun gerçek mahiyetinin ne olduğunu... İşte "Haksız inşaatı mühürlemişiz, aleyhime rapor ve itirazlar yaptılar" falan. Görüldüğü gibi, ben kısaca şöyle toparlayayım: 2022 yılında rüşvet anlaşmasının yapıldığı, 2023'te tamamlandığı iddia edilen para alışverişi öncesinde de sonrasında da kurumumuz nezdinde tüm işlemler aynı şekilde devam etmiştir. Kurum içinde her birim kendi sorumluluğu kapsamında süreci takip etmiş ve hukuka uygun bir şekilde yürütmüştür. Bütün İdare Mahkemesi kararları, bilirkişi raporları da bizim tutanaklarımızla ve bu işlemlerimizle uyumludur.

Dolayısıyla ben mevcut durumu anlatıyorum Sayın Başkanım. Zaten bunu anlatmanın ötesinde de bir şey yapamam. Çünkü işin öbür tarafıyla ilgili ben ne diyeyim, bir şey söyleyemem ki. Bilmediğim, etmediğim bir konu. Ama ben yaptıklarımla böyle bir işin parçası olmayacağımı ortaya koyabilirim ancak; onu yapmaya çalıştım elimden geldiğince. Tüm süreç ortadadır. Yapmam gereken işlemleri tam olarak yapmışım. "Yapmam gereken işlemi yapmamak" ya da "yapmamam gereken işlemi yapmak"tı ya iddia; ben burada yapmam gereken işlemi tam olarak yapmışım. Yapmamam gereken bir işlemin yapılması mı iddia ediliyor diye düşündüğümde, benim müdürlüğüm dönemi bu parselde 1 metrekare kaçak inşaat dahi yapılmamıştır. Hani adam 7 kat yaptı da 8. katı da ben sana yaptırayım dersiniz; öyle bir şey de yok. İmalatların tamamı az önce de söyledim, eski. Bakanlığın bile suç duyurusu için 2 yıl ancak karar alabildiği bir süreçte tüm süreçleri ivedilikle yürüttüm. Hiçbir eksiğimiz, ihmalimiz, başımızı eğmeyeceğimiz herhangi bir hususumuz yoktur Sayın Başkanım.

Kıymetli heyet, eylemlerle ilgili savunmamı tamamlamış bulunuyorum. Şimdi bir kapanışla birlikte savunmamı da tamamlayacağım. Sayın başkanım, kıymetli heyet, bir takım beyanlarla oluşturulmuş, hiçbir somut delile dayanmayan bir kurgu üzerinden çok ağır ithamlarla karşı karşıyayım; buna karşılık eylem anlatımlarıyla birlikte savunmamı yaptım. Tabii ki takdir heyetinizindir. Ama ben tekrar ifade ediyorum ki hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. 26 yıllık meslek hayatımda, 4,5 yıllık Boğaziçi İmar Müdürlüğü boyunca da suç teşkil edecek herhangi bir işin, işlemin içerisinde olmadım. Onurumla, şerefimle kamu görevimi ifa etmeye çalıştım ve ifa ettim. Yasa dışı hiçbir oluşumun içinde yer almadım. Haksız bir kazanç elde etmedim. Değil kimsenin haksız kazanç elde etmesine de aracılık etmedim, müsaade etmedim, aracı olmadım. Ailemin boğazından tek bir haram lokma geçirmedim Sayın Başkan. Her şeyi teker teker açıkladım.

Hiçbir olayda hukuka aykırı bir davranışın, bir kararın olmadığı gibi hiç kimseden talimat almadım. Ben talimatı sadece yasadan aldım. Yasa neyi emrediyorsa hep onu yaptım. Ama ne yazık ki 1 yıldır özgürlüğümden mahrumum. Hakkımda dava açılan bu iddianame bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu eylem bütünlüğüne bakıldığında benim burada sanık olmamın bir tek gerekçesi var gibi görünüyor: Benim Boğaziçi İmar Müdürü olmam. O sebeple nasıl bir sürecin içerisinde mağdur edildiğimi heyetinizin değerlendireceğine inanıyorum.

Tabii yaşadığımız süreç, her şeyden önce bizlerden de önce yani benden de önce ailemi, sevdiklerimi mağdur eden bir sürece dönüştü. Çok bunlarla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Yani ailemin yaşlıları var. Annem var, babam var. Anlattığım hepsi de benim için kıymetlidir. Hak vaki olunca hepimiz gibi onlar da vade geldiği zaman ayrılacağız. O ayrı bir şey. Bir ömür sürmüşler, Allah onlara uzun ömür versin. Fakat 11 yaşında kızım var, 16 yaşında oğlum var. Onlarla ilgili kaygılar daha fazla, açıkçası. Oğlum bizim Tip 1 diyabet hastası. Her gün 5-6 sefer kendi kendine iğne yapmak zorunda. Teşhis de 2 yıllık bir teşhis. Karbonhidrat hesabı yapacaksın; işte yediğin yemeğin insülin değerini, kaç milim insülin yapman gerektiğini, mevcut kan şeker değerini ölçerek falan... Çok matematiksel, kompleks bir süreç. Yani o çocuğun o yaşta onları yapabilmesi de kolay bir şey değil. Anne baba olarak yanında olmamız gerekiyor, bu süreçte yanında olamadık. Sağlığı da bozuldu çocuğun.

Hanım, eşim, çocuklar, ev, biz bir taraftan; o da perişan. Bizim kendi sağlık sorunlarımız, biz kendi yağımızla kavruluyoruz. Var bende de 3 damarım, 3'ü de tıkalı. Birinde stent var, ikisi %50. 6-7 tane ilaçla devam ediyoruz. Yani bu tutukluluk özünde bir mağduriyete dönüştü başkanım. Ben anlattım; ben bunları hak edecek bir şey yapmadım. Bunları hak edecek bir şey yapmadım. Anlattım. Yani bu işi en doğru şekliyle tarafınızca, heyetinizce, kıymetli heyetinizce değerlendirilebilmesi, bu tutukluluk sürecinin bir an evvel son bulması, yargılama sonucunda da ben yaptığım işlerden eminim. Beraat edeceğime inanıyorum. Sonrasında da önce tahliyemi sonra da beraatimi talep ediyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Heyetinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. Sağ olun, var olun.

EKREM İMAMOĞLU, ELÇİN KARAOĞLU’NA SORUYOR

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; Elçin Bey'i tabii dinledik. Çok teferruatlı bir açıklama ve savunma sürecini dinledik. Birçok konuya burada detaylı bir şekilde vakıf olduk. Yani şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten bunu söyleyerek sorularıma başlamak istiyorum Sayın Başkan. Bu tür bir iddianame ve bürokrasinin bu şekilde tutuklu yargılanma biçimi üzerinden, bu liyakat dışı ve gerçekten gerçeklere, hakikatlere ve delile dayanmayan bir iddianame uydurulur ve devamı da bu şekilde yürütülürse, Türkiye'de ne bir belediye başkanı kalır görevinin başında ne bir bürokrat kalır ne bir meclis üyesi kalır. Herkes mahkemelere doluşur, cezaevlerine doluşur. Kendini bilmez iddia makamları yüzünden de bu ülkenin devlet kurumu yerli bir, yerli yeksan olsun. Çok net ifade ediyorum.

Çünkü yargılama, hesap verme elbette ki kamu görevi yapan herkesin asli görevidir, hususudur. Ama bu şekilde izahların yapılabileceği ortamların usulleri var zaten. Soruşturmaları yapılır, bir sürü aşamalardan geçer insan ve yargılama, tutuklama hani en son işken, bizim yaşadığımız süreç Sayın Başkan, gerçekten önce yargılama değil, “önce tutuklama ve sonrasında bu işler gelir” şekilde yürütülüyor ve birçok alanı da manipüle edilerek yürütülüyor. Hem bilirkişi raporları manipüle ediliyor hem az önce ismi geçen birtakım kurumlar, Şehircilik Bakanları… Nasıl yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Nasıl baskı altında yazı yazdıklarını ya da siyasi talimatla yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Kendi yaşamımdan yaşıyorum şu anda. Şu anda ben, kendi kişisel yaşamımda yaşıyorum. Kendi iş yaşamımdan, ailemden yaşıyorum. Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere.

O bakımdan bunun bu şekilde bir yargılamaya dönüştüğünü sizin huzurunuzda beyan etmek benim için bir sorumluluk. Siz de farkında olduğunuz hususlar vardır, olmadığınız hususlar olabilir. Bu bağlamda bilmenizi isterim. Böyle kasıtlı ve gerçekten kötü bir durum yani. Niye kötü bir durum? Gurur duyduğum bir bürokrat arkadaşımı dinledim. Bir kez daha onur duydum, birlikte olmaktan ve birlikte çalışmaktan. Elbette çok detaylı anlattığı için kendi meslek yaşamını nasıl tanıştık, nasıl göreve başladın sorularını sormayacağım kendisine. Ama başarılı bir devlet memuru ve bürokratla çalışmaktan onur duyduğumu ifade etmek isterim. Tam da bundan bir şey sorarak başlamak, sonra bir açıklamayla ikinci soruma geçmek istiyorum.

Elçin Bey, size direkt veya dolaylı, gayrimeşru, asla kabul edilmeyecek, bir hukuka uygun olmayan, hukuksuz bir talimatım, kişiye özel bir irtimas, ‘ya şunu şöyle yap bunu böyle yap’tarzında bir yaklaşımla herhangi bir diyaloğumuz, bir konuşmamız, bir talimatım olmuş mudur?

Elçin Karaoğlu: Olmamıştır Sayın Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Elçin Bey, şimdi bir soruma daha geçeceğim. Ama o sorumdan önce,şunu da sormak istiyorum: Boğaziçi, önemli bir hat. Az önce Göksu’yu bahsettiniz. Aynı şeyi Emirgan'da yapmıştık. Yine aynı şeyi Ortaköy'de yapmıştık. Ki Emirgan'ı komple temizleyerek, insanların o ön bölümdeki kaba bütün yapıları ortadan kaldıran uygulamaları yapmıştık.

Elçin Karaoğlu: Başkanım, Sarıyer Meydanı var. Beykoz Silolar var…

Ekrem İmamoğlu: Aynen öyle. Yani birebir sahaya çıkıp, bunları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son 30 yıllık tarihinde azdır diye söylüyorum. Birebir toplantılar, brifingler yaptık; topluca, sizin de olduğunuz, başka arkadaşların da olduğu. Oralarda da İstanbullunun lehine işlerin dışında, yine bir kişiye özel bir mekan ziyareti, bir alan ziyareti yapıp, bunları mı konuştuk, yoksa neyi konuştuk? Yani bunu biraz kısa bir şekilde anlatabilir misiniz? Hangi alanlarda neleri konuştuk? Göksu örneğini verdiniz ama yine de birkaç örnek ve ondan sonra yapılan uygulamalar, yıkımılar… Bunları bahseder de misiniz?

Elçin Karaoğlu: Şimdi Başkanım, bizim Boğaziçi ön görünümdeki çalışmalarımızla ilgili, sizinle olan koordinasyonumuz, alandaki bölgeye değer katacak, bölgede kentsel tasarım anlamında yeni fonksiyonlar alana yükleyecek birtakım çalışmalar minvalinde sizle görüşmelerimiz olmuştur. Yani bu projeler bağlamında, bu projelerin üretilmesi, planlanması, koordinasyonu ve bunun diğer birimlerle birlikte çözümlenmesi anlamında görüşmelerimiz olmuştur. Bunun haricinde, buradaki genel anlamda geçmişten bugüne birikmiş bir problem olan kaçak yapılaşmalarla ilgili, depreme dayanıklı olmayan binaların nasıl güçlendirileceğiyle ilgili mevzuata dair bakanlıkla da birlikte hareket ederek neler yapılabileceğiyle ilgili, bu tarz görüşmelerimiz olmuştur. Onun dışında kişiye özel, yapıya özel, konuya özel herhangi bir görüşümüz olmamıştır. Alan, değerli bir alan. Türkiye'nin göz bebeği bir alan. Bu alanı daha da değerli kılmak için yaşanabilir, sürdürülebilir, gelecek nesillere aktarılabilir kılmak için bununla ilgili rutin çalışmalarımız dışında, İBB'nin diğer birimleriyle birlikte çalışmalar yapmışızdır.

Ekrem İmamoğlu: Evet. Sayın Başkan, bunlar önemli. Çünkü burada şehri kirletmeden, çevre kirliliğinden, şundan bundan üst üste koya koya 2500 yılla yargılayan bir insan burada karşınızda. Bunu tepki olarak söylemiyorum yanlış anlamayın. Dolayısıyla bunların açıklığa kavuşması lazım. Zira bir hususta, mesela bir yıkıma gittiğinizde, ki birçok rapor anlatırken,birçok yürütmeyi durdurmadan bahsettiniz. YD deyince anlıyorsunuz da ben yürütmeyi durdurma deyince anlıyorum. Yürütmeyi durdurma işlemiyle birçok yıkım ve işleminizin engellendiğini ifade ettiniz. Bence yargının da bu anlamda kendine bir özelleştiriyle geçirmesi gerektiği bir husus olduğunda altını çizmek isterim. Bir de özellikle bir şeyden bahsettiniz. Ben onu merak ediyorum. Kaymakamlığın, bir işte ismi geçen kişiye ait villada ya da yapıda her neyse, kaymakamlığın özel bir hususta -ismini söyleyemeyeceğim- özel ben onu merak ettim, -Üsküdar’da- tekrar kayda geçmesini istiyorum.

Elçin Karaoğlu: Benim göreve gelmeden önceki dönemde yaşanmış bir hadise. Ben dosyaya baktığımda, dosyada bunu gördüm. Tutulan ikinci yapı tatil tutanağından sonra alınan yıkım kararına ilişkin olarak, mahalline gidiliyor yıkım ekipleriyle, ekipmanlarıyla birlikte. Yıkım esnasında Üsküdar Kaymakamlığı’nın “tecavüzün ve müdahalenin men’i” kararı tebliğediliyor, sunuluyor.

Ekrem İmamoğlu: Ne anlama geliyor bu?

Elçin Karaoğlu: Yani buraya müdahale edemezsiniz anlamına geliyor.

Ekrem İmamoğlu: Bunu kaymakam alıyor değil mi? Yani bir mahkeme kararı değil?

Elçin Karaoğlu: Kaymakam alıyor. Kaymakam alıyor. Kaymakam Bey'in bu kararıyla birlikte yıkım gerçekleşmiyor. Bu yıkımın gerçekleşmediğine dair bir tutanak bulunuyor. Bu karardan dolayı gerçekleşmediğine dair.

Ekrem İmamoğlu: Sizden önce derken… Yine 2019… Bizim seçimden sonra yani.

Elçin Karaoğlu: Evet. Bu karar, daha sonra yargıya konu ediliyor. Bununla ilgili itirazlar yapılır, yapılmaktayken, sanırım 5. İdare Mahkemesi'nin karşı tarafın açtığı dava üzerine aldığı bir yürütmeyi durdurma kararından sonra, kaymakamlık,

Ekrem İmamoğlu: Hangi eylem?

Elçin Kararoğlu: Palazoğlu…. Bu itirazların devam ettiği kararını, yeni bir yazıyla ortadan kaldırıyor. Hani ben aslında bu müdahaleyi, yıkım açısından durdurmadım. Hani buraya dolgu yapamazsınız gibi anlamda bu karar alındığı gibi ifadeyle sonra tabii o arada da mahkemenin adlı yürütmeyi durdurma kararı alındı.

Ekrem İmamoğlu: Yani bu torpilli şahıs, önce kaymakamın üzerinden, sonra da nasıl oluyorsa bir mahkeme üzerinden… Önce kaymakamın bir irade yetkisiyle -neyse o yetkinin adı- İstanbul Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü püskürtüyor. Ardından da yine bir mahkeme kararıyla, bu vatandaş zaman kazanıyor. Yani bir nevi zaman kazanıyor. İşte yanlış anlamayın, sizin kutsal cübbenizden bahsetmiyorum ama bazı cübbelilerin çok işe yaradığı da belli oluyor galiba. Ve o iş, bir şekilde torpile dönüşebiliyor, ‘cübbeli’ diye meşhur olan insanların ve yakınların üzerinden. Şimdi buradan yola çıkarak, bana göre, size göre değil. Size göre söylemek istemem. Ben, üzerime alarak bu ifadeyi kullanıyorum: İstanbul’un en yağmacı, en bir şeye dönüşmüş, ne diyelim adına, ranta dönüşmüş, yağma edilmiş, bir katliama dönüşmüş, İstanbul Boğaziçi süreci, 2019 süreci öncesi yaşanmıştır. Niye derseniz?Az önce 2009’dayapılan, sıfırdan yapılan yapılar gibi Boğaz, bu yapılarla doldurulmuştur. Özellikle 1994-2019 arası.

Hatta… Buradan bir soruya geleceğim. Hatta şunu söyleyeyim. Mesela Boğaz'da… İşte o kararı veren genel sekreter yardımcımız burada. Buradaydı ama şimdi yok. İmar Daire Başkanımız Ramazan Bey. Ki yüzü gözü darp edilmiş bir şekilde olaya maruz kalmıştır. Boğaz'ın kıyısındaki yapıları yıkarken, Üsküdar Meydanı'nda, Boğaz'ın kıyısında, yine 2019öncesi yağma edilen, fetret dönemini İstanbul'da yaşatan AK Parti döneminde yağma edilen İstanbul'daki oy yapıları yıkarken, önümüze 250 tane polisi diken dönemin İçişleri Bakanı ve dönemin İstanbul Valisi… Sonradan İçişleri Bakanı olan kişi ve emniyet müdürü vasıtasıyla,önümüze polisleri dizerek bizim yıkımımız engellenmiştir. Bu yıkımın engellenmesi, aslında fetret döneminin İstanbul'da bittiği, ama aynı şekilde merkezi idarede devam ettiğini yaşadığımız bir döneme dönüştüğünün işaretidir.

Buradan şu soruya gelmek istiyorum Elçin Bey: Bizim dönemimizde, 2019’dan bu yana sıfırdan ya da gözümüzden kaçarak şu bu… Boğaziçi'nde, Boğaz hattında tek bir yapı yapılıp,bir restoranta… Az önce iddia makamı soruyor. İşte oraya yemeğe gitme, buraya yemeğe gitme vesaire gibi sorgulama yapıyor. Haklı olarak insan olarak yapıyorsa haklı olarak yapıyor. İnsani olarak yapıyorsa, haklı olarak yapıyor. Ama kasıtlı yapıyorsa… Mesela, 2009’dan bu yana niye yıkılmadığına dönük, keşke o cesareti gösterse de iddia makamı mesela o dönem görev yapanlara hakkında bir suç duyurusunda bulunsa mesela. Veya bunun gibi başka detaylarda suç duyurusunda bulunsa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Bizim dosyalarımız 2019 öncesi ihaleleri muhatap dahi almayarak hazırlanmıştır. O bağlamda 2019'dan bu yana, 7 yıldır herhangi bir yapı sıfırdan yapılmış, bir işletmeye dönüşmüş, buna müsamaha gösterilmiş, buna ruhsat verilmiş veya bir şekilde göz yumulmuş tek bir yapı... Bırakın bir binayı, bir tavuk kümesine dahi müsaade eden bir dönem yaşattık mı?

Mahkeme Başkanı: İddia makamı da benzer soruyu sordu. Orada da avukatımızın TCK 201 kapsamında itirazı oldu. Size de aynı itirazı ileri sürmesini beklerdim zaten. Yani şimdi bu soru müvekkilinize soruluyor, o anlamda itirazı...

Ekrem İmamoğlu: Hayır, kendi yetki alanında da olsun, esprisi olarak yapıyorsanız gülelim ama espri değilse Sayın Başkan; çok ciddi bir soru.

Mahkeme Başkanı: Sayın Başkan, Avukat Bey'in de itirazı üzerine o sorunun sorulmasını engelledik.

Avukat: Soru aynı soru değil. İkincisi, malum Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avukatlık Kanunu'na göre müdafilerin görevi sanığın savunmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla ben müvekkilin lehine bir soru olduğunu düşünüyorum. Aynı soru değil, aynı soru değil! Sayın Savcımız diyor ki: "Siz kaçak olduğunu bildiğiniz yapılara..."

Mahkeme Başkanı: Siz ona itiraz ettiniz, biz de o sorunun sorulmasını engelledik. Yani isnat kapsamında böyle bir şey yok dedik. Aykırılıklara ilişkin neden işlem yapılmadığı, yıkılmadığı yönündeki soruya itiraz ettiniz. Biz de o soruyu sorup...

Ekrem İmamoğlu: Hayır, "yıkılmadı" diye bir soru sormuyorum zaten. Sizin döneminizde, bizim 2019 döneminden bugüne ya da kendi döneminde; İstanbul'da tek bir yapıya müsamaha gösterilmiş mi? Bundan daha kıymetli bir soru mu var?

Mahkeme Başkanı: Şimdi görevinin gereklerini yerine getirmediği yönünde bir isnat var mı bizim iddiamızda? Yoksa öyle...

Ekrem İmamoğlu: Hepsi öyle. Savcı’nın bütün soruları öyle! Savcının bütün soruları öyle. Cevabını duyalım; hem kıyaslama yaparız AK Parti'nin fetret dönemiyle ve İstanbul'u yağmalamalarıyla...

Mahkeme Başkanı: Cevap vermek zorunda değilsiniz, takdir sizindir.

Ekrem İmamoğlu: Müsaade ederseniz Başkanım, bu sorumu tekrar şöyle sorayım: AK Parti'nin İstanbul'a yaşattığı 1994-2019 arası fetret döneminden sonra, 2019 yılından itibaren o yağma döneminden sonra; herhangi bir sıfırdan yapı, sıfırdan bir bina yapılmış mıdır, yapılmamış mıdır?

Mahkeme Başkanı: Müsaade edin, sorular araya girdikçe bulandırıyor yani.

Ekrem İmamoğlu: Yok, anlamıştır merak etmeyin.

Mahkeme Başkanı: Cevap vermek istiyor musunuz?

Ekrem İmamoğlu: Usulsüz bir yapı var mı yani? Bu kadar net.

Elçin Karaoğlu: Tabii cevap vereyim. Benim dönemimde böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Yani biz böyle sıfırdan herhangi bir kimseye kaçak inşaat yaptırmadık. Göz yumduğumuz herhangi bir yer de yok.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, teşekkür ederim. Müdahale ettiniz ama yine de ben cevabımı aldım, kayıtlara geçti. Bunlar önemli. Çünkü bu davanın tek bir amacı vardır; siyasi bir davadır. Kendileri yazmıştır iddianameye siyasi olduğunu. Sayın Cumhurbaşkanı'nın "Ahtapotun kolları" diye ilan ettiği davanın başlangıç cümlesidir "Ahtapotun kolları". Bu iddianamede ve bunun gibi daha benzeşen çok cümleler vardır. 2019 öncesine de elini değdirmeyen, "cıs" yapan bir İddia Makamı vardır. Bu iddiayı hazırlayan Başsavcı da şu an Adalet Bakanı'dır. Nokta. Teşekkür ederim.

Mahkeme Başkanı: Başka sorusu olan var mı? Avukatlardan?

Ekrem İmamoğlu: Yok cevabımı aldım

ZAFER VE MURAT KELEŞ MÜDAFİİ AVUKAT YAĞMUR KAVAK, ELÇİN KARAOĞLU’NA SORUYOR – 21 NİSAN 2026

Avukat Yağmur Kavak: Elçin Bey ,eylemlerde müvekkilim Zafer Keleş ile ortak eylemleriniz olduğu iddia ediliyor. Bu bağlamda; müvekkilim Zafer Keleş size ya da Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne herhangi bir para getirdi mi? Ya da yardım kartı getirdi mi? Veya sizden ya da Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden herhangi bir yardım kartı aldı mı ya da bıraktı mı?

Erçin Karaoğlu: Vallahi bu tarz sorular bile benim tüylerimi diken diken ediyor. Bana niye para getirecek, niye yardım kartı getirecek? Ben Zafer Bey'i hani bir iki defa görsem tanırım; "nasılsın" dediğim gibi biri yani, öyle bir şey söz konusu bile olamaz.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN