Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer’in açıkladığı son veriler, Türkiye'yi çevreleyen denizlerdeki ısınmanın artık eşiği aştığını gözler önüne serdi. İklim değişikliğinin yıkıcı etkileri sularımızda acı bir şekilde hissedilirken, tablonun en karanlık tarafında Marmara Denizi yer alıyor. Son yarım asırlık zaman diliminde Karadeniz'de 1,3 derece, Ege ve Akdeniz'de ise 1,5 ila 2 derece arasında ölçülen deniz suyu sıcaklık artışı; Marmara Denizi'nde tam 2,5 santigrat dereceye ulaşarak bilim insanlarını alarma geçirdi. Bu radikal ısınma sadece termometreleri değil; ekosistemi, soframızdaki balığı, yaz turizmini ve en önemlisi insan sağlığını doğrudan tehdit eden zincirleme bir reaksiyonu başlattı.
OKSİJEN BİTİYOR, İSTİLACI TÜRLER DEVREDE
Sıcaklık artışının Marmara'ya vurduğu en büyük darbe, sudaki "çözünmüş oksijen" miktarının hızla tükenmesi oldu. Oksijensiz kalan ve adeta nefes alamayan hassas yerli balık türleri, hayatta kalabilmek için doğal yaşam alanlarını terk ederek göçe zorlanıyor.

Bu ekolojik boşluk ise çok daha tehlikeli misafirler tarafından dolduruluyor:
Kızıldeniz Göçmenleri: Normalde Akdeniz'in sıcak sularında görülen zehirli balon balığı ve aslan balığı gibi istilacı türler, ısınan sular sayesinde Marmara'ya kadar sızmaya başladı.
Denizanası Patlaması: Son dönemde kıyılarda sıkça görülen devasa denizanası sürüleri, suyun ısınmasıyla bozulan ekolojik dengenin en net görsel kanıtı.
Müsilaj Geri Dönüyor: Geçmiş yıllarda deniz yüzeyini kaplayan ve ekosistemi boğan müsilaj (deniz salyası) problemi, yükselen ısı ve kirlilikle birlikte her an yeniden patlak verme riski taşıyor.

ISINAN SU SADECE BALIKLARI ETKİLEMİYOR
Marmara Denizi'ndeki kriz, sadece su altıyla sınırlı değil. Artan deniz suyu sıcaklığı, kıyı şeridindeki insan yaşamını ve ekonomiyi de derinden sarsıyor:
Halk Sağlığı Riski: Sıcak sular, Salmonella ve Kolera gibi ölümcül hastalıklara yol açan mikroorganizmaların çok daha hızlı üremesine kuluçka görevi görüyor.
Turizmde Çöküş: Bir denizde ideal serinleme hissi için suyun 24-26 derece olması gerekirken, Marmara'da sıcaklığın 29 derecenin üzerine çıkması, deniz turizminin cazibesini tamamen yok ediyor.
İklim ve Tarım: Isınan devasa su kütlesi yüksek oranda buharlaşarak, kıyı bölgelerinde aniden bastıran yıkıcı, şiddetli yağış dalgalarına (mikro-fırtınalar) dönüşüyor. Bu durum tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini sel tehdidiyle baş başa bırakıyor.
BU YAZ MARMARA'DA DENİZE GİRMEK TEHLİKELİ Mİ?
Uzmanlara göre, 29 derecelere ulaşan su sıcaklığı, evsel atıkların tam arıtılmadan denize deşarj edildiği bölgelerde ciddi bir biyolojik silah haline geliyor. Normalde soğuk suda yaşayamayan veya çoğalamayan E. coli, Salmonella ve bazı deri enfeksiyonu bakterileri, bu sıcaklıkta hızla çoğalıyor. Özellikle halk plajlarında su yutulması veya açık yaralarla denize girilmesi durumunda mide-bağırsak enfeksiyonları ve ciddi cilt hastalıkları riski katlanıyor. Yetkililer, düzenli olarak Mavi Bayrak veya su kalitesi ölçümü yapılmayan kıyılarda suya girilmemesi konusunda uyarıyor.

BALON VE ASLAN BALIĞI MARMARA'DA GÖRÜLDÜ MÜ?
Eskiden sadece Antalya ve İskenderun körfezlerinde haberi yapılan Balon Balığı, Çanakkale Boğazı'nın sıcaklık bariyerinin kırılmasıyla birlikte artık Marmara Denizi'nin kapısına dayandı. Amatör balıkçıların oltalarına nadiren de olsa takılmaya başlayan bu istilacı türler, Marmara'nın kapalı ekosistemi için büyük bir yıkım anlamına geliyor.
Doğal avcısı olmayan aslan balığı ve balon balığı, yerli balıkların yavrularını ve yumurtalarını tüketerek balıkçılık sektörünün geleceğini karartıyor. Tüketilmesi durumunda ölümcül felçlere yol açabilen balon balığının Marmara sularına adaptasyon sağlaması, bölgedeki balık satışlarında büyük bir denetim mekanizmasını zorunlu kılıyor.
MÜSİLAJI ÖNLEMEK İÇİN NE YAPILMALI
Marmara Denizi'ndeki 2,5 derecelik artışın küresel ısınma kaynaklı olduğu düşünülse de, asıl tetikleyici faktör denize dökülen azot ve fosfor yüküdür. Yani evsel atıklar! Çözüm sadece fabrikaların arıtma tesisleri kurmasıyla bitmiyor. Evlerde kullanılan ağır kimyasal içerikli deterjanlar, lavaboya dökülen atık yağlar ve fosforlu temizlik ürünleri, doğrudan Marmara Denizi'ne ulaşarak müsilajı oluşturan fitoplanktonları (tek hücreli deniz canlıları) besliyor.
Krizin aşılması için sanayi tipi ileri biyolojik arıtmanın yanı sıra, evlerde çevre dostu temizlik ürünlerine geçilmesi ve atık yağların kesinlikle kanalizasyona karıştırılmaması hayati bir önem taşıyor.
