Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos 2024’te kaybolan ve 19 gün sonra Eğertutmaz Deresi’nde cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin dava süreci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşındı.
Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, soruşturma ve yargılama sürecinde yaşandığını belirttiği teknik, hukuki ve toplumsal sorunların araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na Meclis Araştırması önergesi verdi.
Çelenk, önergesinde Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün ise 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını talep etti.
“ADİL YARGILANMA HAKKI AÇISINDAN AĞIR TARTIŞMALAR ORTAYA ÇIKTI”
Önergede, Narin Güran’ın öldürülmesinin ardından başlayan soruşturma ve yargılama sürecinin; adil yargılanma hakkı, bilirkişilik sistemi, teknik delillerin güvenilirliği ve ceza davalarının kamuoyu baskısı altında yürütülmesi bakımından ciddi tartışmalara yol açtığı savunuldu.
Çelenk, aile üyelerinin soruşturmanın ilk aşamalarından itibaren bazı medya yayınlarında “peşinen suçlu ilan edildiğini” öne sürerek bunun yargılama sürecinin sağlıklı bir zeminde yürütülmesini olumsuz etkilediğini belirtti.
Önergede şu değerlendirmeye yer verildi:
“Dava süreci boyunca aile üyelerinin medya yayınları aracılığıyla peşinen suçlu ilan edilmesi, soruşturmanın daha ilk aşamalarından itibaren sağlıklı bir zeminde yürütülmesini ciddi biçimde engellemiştir.”
DARALTILMIŞ BAZ VE GÖRÜNTÜ RAPORLARINA ELEŞTİRİ
Çelenk’in önergesinin önemli bölümünü dosyada kullanılan teknik delillere ilişkin itirazlar oluşturdu.
Önergede, “daraltılmış baz” olarak adlandırılan HTS analizleri ile özel bir şirket olan Ulusal Kriminal Büro (UKB) tarafından hazırlanan görüntü inceleme raporlarının bilimsel ve metodolojik açıdan tartışmalı olduğu ileri sürüldü.
Çelenk, bağımsız uzman incelemeleri ve uluslararası adli bilişim raporlarının söz konusu analizlerde ciddi teknik sorunlara işaret ettiğini belirterek, buna rağmen bu raporların verilen mahkûmiyet kararlarının gerekçeleri arasında yer aldığını kaydetti.
Önergede, daraltılmış baz kayıtları üzerinden kişilerin geçmişteki konumlarının “oda oda, adım adım” belirlenebileceği yaklaşımının sorgulanması gerektiği savunuldu.
Çelenk, şu ifadeleri kullandı:
“Daraltılmış baz analizleriyle kişilerin geçmişteki konumlarının oda oda, adım adım tespit edilebildiği yaklaşımının sorgulanmaksızın kabul edilmesi, yalnızca Narin Güran dosyası bakımından değil, bütün yurttaşlar açısından da tehlikeli sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.”
AİLE ÜYELERİNE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET CEZASI VERİLMİŞTİ
Önergede Narin Güran davasındaki yargılama süreci de ayrıntılı biçimde ele alındı.
Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşmanın 7-9 Kasım 2024, ikinci duruşmanın ise 26-28 Aralık 2024 tarihlerinde görüldüğü hatırlatıldı.
Yargılama sonunda Narin’in annesi Yüksel Güran, ağabeyi Enes Güran ve amcası Salim Güran hakkında “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verildiği belirtildi.
Çelenk, önergesinde haklarında “doğrudan ve kesin delil bulunmadığını” savunduğu aile üyelerine verilen bu cezaların teknik deliller bakımından yeniden tartışılması gerektiğini ileri sürdü.
NEVZAT BAHTİYAR'A VERİLEN CEZAYA DİKKAT ÇEKİLDİ
Önergede Nevzat Bahtiyar hakkında verilen karar da ayrı bir başlık altında değerlendirildi.
Çelenk, Narin Güran’ın cansız bedenini dere yatağına taşıdığı ve cesede temas ettiği belirlenen Bahtiyar’ın ilk yargılamada “suç delillerini yok etme” suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası aldığını hatırlattı.
Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılanan Bahtiyar’ın, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 Nisan’da görülen duruşmada “nitelikli olarak çocuğu kasten öldürmeye yardım” suçundan takdiri indirim uygulanmadan 17 yıl hapis cezasına çarptırıldığı kaydedildi.
Çelenk, aile üyelerine verilen ağırlaştırılmış müebbet cezaları ile Bahtiyar hakkında kurulan hüküm arasındaki farklılığın kamuoyunda tartışmalara neden olduğunu ifade etti.
İSTİNAFTAKİ KARŞI OY YAZISI ÖNERGEYE GİRDİ
Çelenk’in araştırma önergesinde istinaf aşamasındaki karşı oy yazısına da geniş yer verildi.
Önergede, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’nde kaleme alınan karşı oy yazısında delillerin yeterince incelenmediği, teknik raporların kesin kanaat oluşturmaya elverişli olmadığı ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin göz ardı edildiği yönünde değerlendirmeler bulunduğu aktarıldı.
Çelenk, söz konusu karşı oyun dosyadaki hukuki ve teknik tartışmaların araştırılmasını gerekli kılan unsurlardan biri olduğunu savundu.
UKB RAPORLARI İÇİN “BİLİMSEL GÜVENİLİRLİK” TARTIŞMASI
Önergede Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan görüntü inceleme raporları da eleştirildi.
Çelenk, düşük çözünürlüklü görüntüler üzerinden yapılan “karartı” tespitlerinin kişilerin hareketlerini kesin biçimde ortaya koymaya yeterli olup olmadığının tartışmalı olduğunu belirtti.
Bağımsız uzmanların söz konusu görüntülerin insan hareketliliğini kesin olarak doğrulayacak teknik yeterlilikte olmadığı yönünde görüş bildirdiğini aktaran Çelenk, buna rağmen raporların dava dosyasında önemli teknik dayanaklardan biri haline geldiğini ifade etti.
Ayrıca UKB’nin olay yerinde saha doğrulaması yapmadan uzaktan görüntü analizi üzerinden değerlendirme yaptığı iddiasının da araştırılması gerektiğini belirtti.
“HTS KAYITLARIYLA ODA ODA KONUM TESPİTİ MÜMKÜN MÜ?”
Araştırma önergesinde en geniş teknik tartışmalardan biri de HTS ve baz istasyonu kayıtlarına ayrıldı.
Çelenk, dosyadaki daraltılmış baz analizlerinde kişilerin olay günü belirli noktalardaki konumlarının metre ve dakika hassasiyetinde tespit edildiğinin ileri sürüldüğünü belirtti.
Buna karşılık bağımsız uzman incelemelerinde, geçmişe dönük olarak cep telefonu kullanıcılarının “oda oda ve adım adım” konumlarının belirlenmesinin mevcut telekomünikasyon teknolojileriyle mümkün olmadığı yönünde değerlendirmeler bulunduğunu kaydetti.
Çelenk, bu yöntemin kesin delil niteliğinde kabul edilmesinin ileride başka ceza davaları ve yurttaşların temel hakları bakımından da sonuç doğurabileceğini savundu.
OTOPSİ FOTOĞRAF VE VİDEOLARININ VERİLMEMESİ DE ÖNERGEDE
Çelenk, savunmanın delillere erişimi konusunda yaşanan bir gelişmeyi de Meclis Araştırması talebinin gerekçeleri arasına aldı.
Önergede, Arif Güran’ın avukatı tarafından talep edilen otopsi fotoğraf ve video kayıtlarının verilmesi talebinin Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiği belirtildi.
Mahkemenin ret kararında “maktulün lekelenmeme hakkı ve özel hayatın gizliliği” gerekçelerine yer verdiği aktarıldı.
Çelenk, bu durumun da savunmanın delillere erişimi ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiğini savundu.
MEDYA YAYINLARI DA ARAŞTIRILSIN TALEBİ
Araştırma önergesinin gerekçesinde, dava süresince yapılan televizyon ve sosyal medya yayınlarının yargılama üzerindeki olası etkilerine de dikkat çekildi.
Çelenk, “karanlık aile”, “köyde çocuk mezarları” ve “aile organize hareket etti” gibi ifadeler içeren yayınların kamuoyunda peşin hüküm oluşturduğunu öne sürdü.
Medya yayınlarının ve sosyal medya kampanyalarının masumiyet karinesini zedelediğini savunan Çelenk, maddi gerçeğin araştırılmasının kamuoyu baskısından bağımsız yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
“AYNI ADALET VE HAKİKAT ARAYIŞI BU DOSYADA DA İŞLETİLMELİ”
Çelenk, önergesinde Adalet Bakanlığı bünyesinde faili meçhul suçların araştırılmasına ilişkin yürütülen çalışmalara da atıfta bulundu.
Önergede Adalet Bakanı Akın Gürlek’in hiçbir dosyanın üzerinin örtülmesine ve hiçbir delilin karartılmasına izin verilmeyeceği, ne kadar zaman geçerse geçsin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için çalışılacağı yönündeki açıklamaları hatırlatıldı.
Çelenk, “aynı adalet ve hakikat arayışının Güran ailesi bakımından da eksiksiz biçimde işletilmesi gerektiğini” ifade etti.
MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMASI İSTENDİ
Çelenk, önergesinin sonuç bölümünde Narin Güran dosyasındaki tartışmaların yalnızca tek bir dava açısından değil, Türkiye’de ceza yargılamalarında teknik delillerin kullanılması ve adil yargılanma hakkı bakımından da ele alınması gerektiğini belirtti.
Çelenk, Meclis Araştırması talebini şu ifadelerle gerekçelendirdi:
“Dosyanın bütününe bakıldığında, medya baskısıyla şekillenen peşin hüküm ortamı, bilimsel güvenilirliği tartışmalı teknik raporlar, hızlı yargılama süreci ve kapsamlı teknik değerlendirmelerin dikkate alınmaması nedeniyle Türkiye’de adil yargılanma hakkı ve hukuk devleti ilkesi bakımından çok ağır bir tablo ortaya çıkmıştır.”
Önergede, “Narin Güran dosyasında ortaya çıkan teknik, hukuki ve toplumsal sorunların bütün yönleriyle araştırılması amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır” çağrısı yapıldı.
