Son günlerde açıklanan kamuoyu araştırmalarında YENİ Parti’nin seçim yarışında ilk sırada görünmesi, ancak ölçülen oy oranlarının araştırma şirketlerine göre değişmesi siyasette yeni bir tartışma başlattı. Işık Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Seda Demiralp, son anket sonuçlarını değerlendirirken ortaya çıkan farklılıkların yalnızca araştırma yöntemleriyle açıklanamayacağını savundu.
Demiralp, “Bir haftada üç anket, Yeni Parti için iki haneli puan farklarıyla ayrışan sonuçlar verdi.” ifadelerini kullandı.
Metropoll anketinde fark 10 puanı aştı: YENİ Parti Meclis simülasyonunda tek başına çoğunluk
GÜNDEMAR VE METROPOLL’DE FARK 10 PUANIN ÜZERİNDE
13 Ağustos’ta kamuoyuna yansıyan iki araştırma YENİ Parti’nin AK Parti karşısındaki farkının çift haneye çıktığını gösterdi.
GÜNDEMAR’ın kararsızlar dağıtıldıktan sonraki sonuçlarında YENİ Parti yüzde 38,58, AK Parti ise yüzde 27,43 olarak ölçüldü. İki parti arasındaki fark 11,15 puana ulaştı.
Metropoll Araştırma’nın Temmuz 2026 çalışmasında ise kararsız, protesto ve cevapsız seçmenlerin oransal dağıtılmasının ardından YENİ Parti yüzde 39,20, AK Parti yüzde 28,98 çıktı. Buradaki fark ise 10,22 puan oldu.
Son dönemde ANK-AR’ın çalışmalarında da yeni parti senaryosunun ilk sıraya çıktığı görülmüştü. ANK-AR’ın 26-28 Haziran’da 2 bin 4 kişiyle yaptığı araştırmada Özgür Özel’in yeni parti kurduğu senaryoda oluşumun oy oranı yüzde 34 olarak ölçülmüştü.
“FARKIN KAYNAĞI SADECE METODOLOJİ DEĞİL”
Demiralp, araştırma şirketlerinin kullandığı yöntemlerin sonuçlarda etkili olduğunu ancak mevcut oynaklığı açıklamak için bunun yeterli olmadığını söyledi.
Özellikle kararsız seçmenin dağıtılma biçiminin sonuçları ciddi şekilde değiştirdiğini vurgulayan Demiralp, “Burada farkın kaynağı sadece metodoloji değil. Kararsızların nasıl dağıtıldığı tabloyu ciddi biçimde değiştiriyor, çünkü Yeni Parti ile kararsızlar arasında şu an için güçlü bir geçişkenlik var.” değerlendirmesinde bulundu.
Demiralp’e göre bu nedenle anketler arasındaki değişkenliğin tamamını “ölçüm hatası” olarak görmek doğru değil.
“Dolayısıyla gördüğümüz oynaklığın bir kısmı ölçüm hatası değil, bulgunun kendisi.”
KARARSIZ SEÇMENDE “KANDIRILMA KORKUSU”
Demiralp değerlendirmesinde, kararsız ve parti değiştirmeye açık seçmenin psikolojisine de dikkat çekti.
Daha önce kararsız ve geçişken seçmenlerle gerçekleştirdikleri Emotics araştırmasına atıfta bulunan Demiralp, bu grupta en çok dile getirilen duygulardan birinin, “Kandırılma korkusu” olduğunu söyledi.
Demiralp’e göre mevcut siyasi ortam bu duyguyu birden fazla kanaldan yeniden harekete geçiriyor.
ÇERÇEVE YASA KARARSIZ SEÇMENİ NASIL ETKİLEDİ?
Demiralp’in analizinde en dikkat çekici bölümlerden biri, TBMM’den geçen Çerçeve Yasa ile kararsız seçmenin davranışı arasında kurduğu ilişki oldu.
Demiralp, “Çerçeve yasanın muhalif eğilimli kararsız seçmene yansıması özellikle belirgin görünüyor.” dedi.
Siyaset bilimciye göre süreç, bu seçmen grubunda geçmiş siyasi deneyimlere ilişkin bazı olumsuz hatıraları yeniden canlandırıyor.
Demiralp özellikle 2010’daki “yetmez ama evet” tartışmalarına, 2023 seçimlerine ve sonrasında yaşanan mutlak butlan sürecine işaret etti.
Demiralp, bu dönemlerin kararsız seçmende “ele geçirilme”, “teslimiyet” ve yeniden yanlış bir siyasi tercihe yönelme kaygılarını tetiklediği görüşünü dile getirdi.
“BUNCA İMKÂNSIZ MÜMKÜN OLURKEN DEMOKRATİKLEŞME NEDEN MÜMKÜN DEĞİLDİ?”
Demiralp, Çerçeve Yasa tartışmasının kararsız seçmen açısından yalnızca yasanın içeriğiyle sınırlı olmadığını savundu.
Sürecin seçmende daha geniş bir demokratikleşme sorgulaması doğurduğunu ifade eden Demiralp şu soruyu gündeme taşıdı:
“Bunca milletvekilinin aylarca mesai harcadığı, Türkiye siyasi tarihi açısından son derece zor ve büyük değişiklikleri mümkün kılan bir süreçte, sıradan vatandaşın hak ve özgürlüklerini genişletecek tek bir adım hangi sebeple mümkün olamadı?”
Demiralp sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunca ‘imkânsız’ mümkün olurken, demokratikleşme neden mümkün değildi?”
“İLK ADIMSA GİDİLEN İSTİKAMETİ DE GÖSTERMELİ”
Demiralp, Çerçeve Yasa’nın siyasi iktidar tarafından daha geniş bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirilmesi halinde bunun seçmene somut bir yön göstermesi gerektiğini savundu.
“Bu bir başlangıç, bir ilk adımsa, o adım gidilen istikamete dair bir işaret de vermeli değil miydi?”
diyen Demiralp, sıradan vatandaşın hak ve özgürlüklerine ilişkin değişiklik görülmemesinin özellikle kararsız seçmenin güven sorununu büyütebileceğini belirtti.
GÜNDEMAR'dan 'bu pazar seçim olsa' anketi: YENİ Parti açık ara birinci
“BU KEZ YENİDEN KANDIRILMIYORUM DİYEBİLMESİNİN GÜVENCESİ NEDİR?”
Demiralp’e göre kararsız seçmenin önündeki temel soru, yalnızca hangi siyasi partiye yöneleceği değil.
Prof. Dr. Demiralp, “O istikamette sıradan vatandaş için hiçbir şey görünmüyorsa, seçmenin ‘bu kez yeniden kandırılmıyorum’ diyebilmesini sağlayacak güvence nedir?” sorusunu yöneltti.
Demiralp, Çerçeve Yasa etrafında yaşanan tartışmanın aslında Türkiye’deki kararsız seçmenin davranışını anlamak açısından önemli bir gösterge olduğunu belirterek değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı:
“Çerçeve yasa tartışmaları aslında bize bir kere daha hatırlatıyor ki, kararsız seçmenler açısından mesele yalnızca hangi partiye oy vereceği değil, kime ve neye güvenebileceği.”
