İngiltere Cambridge Üniversitesi'nde yapılan ve 100 bin kez test edilen yeni bir araştırma, Dünya'daki yaşamın kuyruklu yıldızlarla uzaydan geldiği teorisini tamamen çürüttü. Peki, yeryüzünde hayat nasıl başladı? İşte bilim dünyasını sarsan o devrim niteliğindeki keşif.
DÜNYAYA YAŞAM NEREDEN GELDİ?
İngiltere'deki prestijli Cambridge Üniversitesi'nde gerçekleştirilen son devrim niteliğindeki araştırma, bilim dünyasında adeta deprem etkisi yarattı. Yeni bulgular, gezegenimizdeki yaşamın sırrının kuyruklu yıldızların kuyruğunda değil, çok daha farklı bir ihtimalde saklı olduğunu ortaya koydu.
ÇARPIŞMANIN ŞİDDETİNDEN HERŞEY BUHARLAŞIYOR
Bugüne kadar astronomlar, yaşamın en temel kimyasal yapı taşlarından biri olan 'hidrojen siyanür' adlı maddenin uzay boşluğundan kuyruklu yıldızlarla yeryüzüne taşındığını ve okyanuslarda hayatı başlattığını savunuyordu. Ancak Cambridge araştırmacıları bu popüler hipotezin fizik kurallarıyla örtüşmediğini kanıtladı. Araştırmaya göre, bu gök cisimlerinin Dünya'ya çarpma hızı ve ortaya çıkan korkunç şiddet, yaşam için zorunlu olan bu hayati organik maddelerin daha yeryüzüne inemeden buharlaşıp yok olmasına neden oluyor.

100 BİN KERE TEST EDİLDİ
Gökbilimciler, iddialarını kanıtlamak ve hidrojen siyanür moleküllerinin uzaydan güvenle ulaşıp ulaşamayacağını görmek için bilgisayar ortamında tam 100 bin farklı çarpışma simülasyonu gerçekleştirdi. Ortaya çıkan veriler teoriyi çürüttü: Senaryoların yüzde 54'ünde kuyruklu yıldızlar yeterli kimyasalı taşıyamadı, ya atmosferde parçalanarak ısı yüzünden yüklerini kaybetti ya da okyanuslara düşerek bu maddelerin seyrekleşmesine yol açtı. Geriye kalan yüzde 46'lık ihtimalde organik maddelerin yeryüzüne inebileceği görülse de, uzmanlar bunun son derece zayıf bir olasılık olduğunun altını çiziyor.
MİLYONDA BİR GÖRÜLECEK TESADÜF
Araştırmayı bizzat yürüten Dr. Richard Anslow, yaşamı başlatan prebiyotik moleküllerin dışarıdan gelme ihtimalini "milyonda bir gerçekleşebilecek tek seferlik bir tesadüf" sözleriyle özetledi. Anslow'un bulgularına göre, sadece doğru açı ve doğru hızda gerçekleşen bir çarpışma yetmiyor; aynı zamanda o an kimyasal sürecin de kusursuz şekilde başlaması gerekiyordu. Bilim insanları artık, yaşamın dışarıdan kargoyla gelmediğine; aksine, Dünya'ya çarpan asteroitlerin tetiklediği reaksiyonlarla veya doğrudan gezegenimizin kendi iç süreçleriyle filizlendiğine inanıyor.

YENİ TELESKOPLARIN ROTASI DEĞİŞİYOR
Arama motorlarında "Uzayda yaşam var mı?" sorusuna yanıt arayan astronomlar, bu sarsıcı keşfin ardından strateji değiştirdi. Uzayda yaşanabilir yeni dünyalar bulmak ve "ikinci bir Dünya" keşfetmek için uzaya gönderilecek yeni nesil teleskopların odaklanacağı hedefler yeniden belirlendi. Uzmanlar bundan sonra, birbirine çok yakın hareket eden gezegen sistemlerini inceleyecek. Çünkü ancak birbirine bu kadar yakın olan gezegenlerin yarattığı sistemler, kuyruklu yıldızların hızını keserek (frenleyerek) onlara organik maddeleri yüzeye daha güvenli taşıma ihtimali sunuyor. Bu yeni yaklaşımın, evrenin derinliklerindeki keşifleri büyük ölçüde kolaylaştırması bekleniyor.
