ÖMER SARUHANLIOĞLU
“Sana gitme demeyeceğim/üşüyorsun ceketimi al.” Bu söz insanı gitmekten alıkoyabilir miydi? Ya da “Sana gitme demeyeceğim/ama gitme...” Hiç mümkün değil. Olup biten muhayyel aşığın maşukunu ya da bizlerden birini terk edişinden ibaret olsaydı keşke. O zaman her şey ne kadar kolay olurdu.
Öyle bir şey oldu ki herşey yıkıldı, sevgilisine ceketini veren adamın değil bütün güneşlerin sıcaklığı bile yıkıntıların altında kalanları ısıtmaya yetmedi. Hiçbir şey yukarıda parmaklarının üzerinde usulca yürüyenleri gitmekten alıkoyamadı! Nasıl bir şey oldu Allahım? Ne “İncil’den “Quo Vadis” ne de Kur’an’dan “Eyne’l-mefer” söz geçirebildi gidenlere.
Kulaklarında hiç dinmeyen “Dur n’olur gitme!” çığlıkları, ellerindeki bastonlara dayanarak, yere bakarak, iki büklüm, ağlayarak sessizce gittiler. Biz de onlarla birlikte gittik. Başka bir şey gelmedi elden. Bundan sonrası biz yukarıdakiler için çok daha acı verici olacak. Yas tutarız, dua ederiz, kalanlara elimizi uzatırız fakat bu acı ve suçlulukla nereye kadar gidebiliriz acaba?
Aşağıdakiler ebedi sessizliğe büründüler. Ve orda “bir tenefüs daha yaşasaydı tabiattan tahtaya kalkacak çocuk gömülüdür. Devlet dersinde öldürülmüştür.”
