Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insan zihinsel sağlık sorunlarıyla mücadele ederken, OECD raporları son 10 yılda üye ülkelerde antidepresan kullanımının yüzde 40’ın üzerinde arttığını gösteriyor. Ekran bağımlılığı, onaylanma arzusu ve hızlı yaşam temposunun tetiklediği kronik yetersizlik duygusunun kaynağını sorgulayan "Ene’l Aşk", bireyi dış koşulları suçlamayı bırakıp kendi hayatının sorumluluğunu almaya davet ediyor.
KURBAN PSİKOLOJİSİNDEN ÖZ FARKINDALIĞA
Ceres Yayınları etiketiyle yayımlanan roman, aşkı yalnızca romantik bir duygu olarak değil; bireyin kendi varlığıyla ve Yaradan ile kurduğu derin bağın bir yansıması olarak ele alıyor. Çocuklukta karşılanmayan sevgi ihtiyacını dış onaylarla kapatmaya çalışmanın insanı kurban psikolojisine hapsettiğini vurgulayan yazar, gerçek iyileşmenin ancak kişinin kendi iç çocuğuyla barışmasıyla mümkün olacağını savunuyor.
ÜÇ FARKLI HAYAT, TEK BİR YOLCULUK
Roman, çocukluktan bu yana onay alma dürtüsüyle yeteneklerini bastıran özel eğitim öğretmeni Sitare’nin içsel çatışmalarıyla açılıyor. Eserde Sitare’nin yanı sıra; zihinsel savunmalarının arkasına saklanarak kaostan beslenen Avukat Eren, ailesinin beklentileri yüzünden müzik tutkusunu erteleyen neyzen Deli Derviş, karakterlere rehberlik eden ve hazır cevaplar yerine derin sorular yönelten öğretmen Umay yer alıyor.
Hikâyede rehber Umay karakterinin yönelttiği; "Şu an bu duyguyu neden yaşıyorum? Hangi eski kalıbım tetiklendi?" ve "Sorun gerçekten dışarıda mı, yoksa tanıdık bir kaosu mu arıyorum?" gibi sorular, karakterlerle birlikte okuru da kendi yaşamının pasif bir kurbanı olmaktan çıkarıp bilinçli bir gözlemcisi olmaya yönlendiriyor.
