Yaza veda edip denizle yavaş yavaş vedalaştığımız şu hafif serin eylül günlerinde, suyun hafızasına sığınan benzersiz bir sergiyle yeni sanat sezonuna “merhaba” dedim. Haliç’in kıyısında, denizin ve sanayinin belleğini tutan Rahmi M. Koç Müzesi’nde açılan ‘YANSI – Soyut Yansımalar / Abstract Reflections’ sergisi, tam da bu vedaya yakışan felsefi bir derinlik taşıyor. Sanat dünyasında ‘suya dokunan adam’ olarak bilinen Atilla Alp Bölükbaşı’nın 40 eserden oluşan bu yeni sergisi, 15-30 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da sanatseverleri ağırlıyor.
ASIRLIK KAYIKLARIN YANI BAŞINDA BAMBAŞKA BİR ZAMAN ALGISI
Rahmi M. Koç Müzesi, 1994 yılından bu yana ulaşım ve endüstri tarihine ışık tutan devasa koleksiyonuyla İstanbul’un en canlı kültür duraklarından biri. Bu sebeple, Hasköy Tersanesi ve Lengerhane gibi tarihi dokuların arasında, o devasa asırlık kayıkların yanı başında bu soyut yansımaları izlemek insanı bambaşka bir zaman algısına sürüklüyor. Eserlere bakarken sanatçının yaklaşımındaki o manifestal derinliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz; bunlar yalnızca suyun üzerindeki ışık, renk ve rüzgâr oyunları değil. Her bir kare, gerçeğin kendi sınırlarından çıkıp suyun hafızasında saklı kalan ve bir daha asla tekrarı olmayacak o eşsiz anlara tanıklık ediyor.
AÇILIŞTA KOÇ TOPLULUĞU’NUN ‘100. YIL’ MÜJDESİ
Sezonun bu ilk sergi açılışı oldukça kalabalık ve coşkulu bir sanatsever topluluğunu bir araya getirdi. Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu ve Kurumsal İletişim Genel Müdür Yardımcısı Selen İşyar’ın kusursuz ev sahipliğinde gerçekleşen geceye Sunay Akın, fotoğraf sanatçısı Murat Gür, Prof. Dr. Veysel Günay ve Prof. Dr. Aydın Ayan gibi kıymetli isimler katıldı. Gecede sohbet etme fırsatı bulduğum sevgili Selen İşyar’dan, Koç Topluluğu’nun yaklaşan 100. yıl kutlamalarına dair tatlı bir tüyoyu da aldım. Topluluğun her alanda özel çalışmalara imza atacağı bu tarihi dönüm noktasına, M. Rahmi Koç Müzesi ekibi de sanat içerikli çok özel bir sergiyle katkı sağlayacakmış; şimdiden ajandama not ettim.
‘BAŞLI BAŞINA GÖRSEL SANAT’
Gecenin sergiye dair en vurucu estetik yorumlarından biri ise Prof. Dr. Veysel Günay’dan geldi. Eserleri değerlendiren Günay, hislerini şu sözlerle özetledi: “Atilla’nın resimlerinin orijinallerini ilk gördüğümde, bir ressam ve şairin duyarlılığını fotoğrafta gösteren bir sanatçıyla karşılaştım. Bu fotoğraflara baktığımızda gördüğümüz şey bir yerin yansıması değil, çekenin düşüncesini bize aktaran görsel değerlerdir. Bunların her birini birer görsel eser, birer yağlıboya tablo, birer şiir ve roman olarak görüyorum. Bir şeyin yansıması değil, başlı başına bir görsel sanat bu.”
EKİM AYINDA ANKARA’YA TAŞINACAK
Serginin 6-18 Ekim tarihlerinde Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’ne taşınacağını da hatırlatarak, herkesi müze ve sergileme açısından gördüğüm bu en güzel buluşmalardan birini, bu eşsiz görsel şiiri deneyimlemeye davet ediyorum.
SUYUN YÜZEYİNDEKİ SIRRI YAKALAYAN 49 YILLIK BİR TECRÜBE
Atilla Alp Bölükbaşı ile eserlerin arasında, tamamen mesleki tutkuya dayanan çok keyifli bir sohbete daldık. Sanatçı söze “Ben zaten suyla çok haşır neşir olan bir insanım” diye giriyor; “Balıkçıların hayatını anlattığım ‘Mavi Çığlık’ çalışmalarım sırasında yansımalardaki o renk cümbüşünü, içlerindeki mucizevi görüntüleri fark ettim. Başlangıçta sadece resimsel bir unsur olarak kaydettiğim bu izlerin sonrasında tamamen kendisine odaklandım. Yaklaşık 49 yıldır fotoğraf çekiyorum ama bu hikâyeyi son iki yılda ilmek ilmek oluşturdum.” Eserleri incelerken, sergi hakkında konuşan isimlerin yağlıboya benzetmelerine hak verdiğimi, ancak fotoğrafların bende aynı zamanda bir ‘ebru sanatı’ hissiyatı uyandırdığını söyleyip o kritik soruyu soruyorum: “Siz buradaki sınırı nerede koyuyorsunuz?” Heyecanla yanıtlıyor: “Bir sınır yok Saliha Hanım. Sır, gözün aldığı bütün güzellikleri objektifle birlikte arşivlemek. Karadeniz’den Ege’ye, Marmara’dan göllere kadar liman liman gezdim. Sabah ışığıyla ayrı, akşam ışığıyla ayrı çektim. 5 bine yakın fotoğraf eledim. Bana ‘1.500 eser sergile’ deseler onu da seçebilirim çünkü her birinin hikâyesi farklı.” Bir sonraki durağının ‘Hazan Sonbahar’ isimli kitabı olacağını söyleyen Atilla Bey sohbetimizin sonunda, bu yolculukta kendisine büyük destek veren ancak rahatsızlığı nedeniyle sergiye katılamayan usta isim Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan’a da bizim aracılığımızla teşekkür etmeyi ve acil şifalar dilemeyi de ihmal etmiyor.
SUNAY AKIN: BÖLÜKBAŞI TAM BİR PİNOKYO
Serginin açılış konuşmasını yapan Sunay Akın, söze Server Tanilli ile 1993’te Strazburg’da geçen unutulmaz bir anısıyla başladı: “Tanilli bana dedi ki; ‘Tarihin elinde bir fotoğraf makinesi var. Dünyaya gelen her insanın mutlaka bir kez fotoğrafını çeker. İkinci kez yalvarsan da çekmez, nerede, ne zaman çekeceği hiç bilinmez. Sonra bana eğildi ve ‘Sunay, senin de fotoğrafını çekecek, dikkat et, sakın gözlerin kapalı çıkma’ dedi.” 16 Eylül’ün Ertuğrul Fırkateyni’nin batışının yıldönümü olduğunu hatırlatan ve Haliç kıyısındaki bu deniz temalı buluşmada şehitlerimizi de anan Akın, Atilla Alp Bölükbaşı’nın sanatı için şu çarpıcı tespitte bulundu: “Çok deniz, kayık gördüm ama arkamdaki denizleri ve kayıkları hiç görmedim. Bu da Atilla Alp Bölükbaşı’nın gerçek bir yalancı olduğunu gösteriyor. O, bütün sanatçılar gibi büyük bir yalancıdır, bir Pinokyo’dur! Ben bu fotoğrafların tek tek tanığıyım. Bir insan sanatını bu kadar mı sever? Sabahın köründe yollara düşen tutkulu bir adamın, beyni ve kalbi arasındaki o yolda, denizde gördükleridir bunlar. Ressamlar, şairler, müzisyenler bu eserlerden ilham almalıdır.”
