Müziğimizin 'modern zaman hezarfen'i Ali Öztürk: Derdim tek nota değil çok sesli bir armoni

Müziğimizin 'modern zaman hezarfen'i Ali Öztürk: Derdim tek nota değil çok sesli bir armoni

Arpı vitrinlerden atölyeye taşıyan müzisyen Ali Öztürk, bu disiplinlerarası yolculuğunu şimdi de kendi yaptığı enstrümanlarla kaydederek progresif tınılarla ördüğü ‘Timeless Voyager’ albümüyle taçlandırdı. Yazılım algoritmaları, marangozluk zanaatı ve müzik teorisini aynı üretim hattında buluşturmakta ısrarlı görünen Öztürk “Modern dünyada hezarfen olmak romantik değil; pratik bir zorunluluk.Ama mesele çok şey yapmak değil.Yaptıklarını aynı fikre bağlamak. Benim için o fikir; üretim” diyor.

Geçen yıl Ali Öztürk ve eşi Zeynep Öykü’nün Bilecik Gölpazarı’ndaki atölyelerine konuk olmuş; Anadolu’da üretilen ilk arpların Amerika yolculuğuna giden o heyecan verici süreci okurlarımızla paylaşmıştım. O gün o talaş kokulu atölyede kurulan ‘arp ihraç eden Türkiye’ hayali, bugün çok daha olgun ve tınısı yüksek bir yere evrildi. Modern zamanların hezarfeni Ali Öztürk, bu kez karşımıza sadece bir yapımcı olarak değil, kendi elleriyle ürettiği arpın sesini ‘Timeless Voyager’ albümüyle dünyaya duyuran bir sanatçı olarak çıktı. Sanatçıyla, yazılımın algoritmasından arpın tellerine uzanan sıra dışı serüvenin geldiği son noktayı; kod yazmakla ahşap oymak arasındaki o gizli akrabalığı KARAR okurları için konuştuk.

Ali Bey, atölyenize ilk geldiğimde o heyecana tanık olmuştum. Bugün dönüp baktığımızda, arpın o ‘ulaşılamaz’ mesafesini aşmak ve Türkiye’de bir arp kültürü inşa etmek gerçekten mümkün mü?

Mevcut ama romantik bir heyecanla değil, stratejiyle. Arp Türkiye’de “uzak” bir enstrümandı. Çoğu insan için saray salonlarında, klasik müzik orkestralarında duran, biraz da dokunulmaz görülen bir şeydi. Ben önce bu algıyı kırmak istedim. Arp narin değil. Doğru elde son derece dirençli bir enstrüman. Onu gündelik hayata yaklaştırmak gerekiyordu.

‘BİR ÜLKE ENSTRÜMANI SADECE ÇALARAK DEĞİL, ÜRETEREK SAHİPLENİR’

O ‘saray enstrümanı’ algısı çok baskındı zihinlerde. Sahi, nasıl kırılıyor bu ön yargı?

Onu vitrine koyarak değil, atölyeye alarak. İnsanlar üretim sürecini gördüğünde mesafe azalıyor. Ahşabın nasıl seçildiğini, gövdenin nasıl dengelendiğini, tellerin nasıl yerleştirildiğini gördükçe enstrüman kutsal bir objeden çıkıp yaşayan bir şeye dönüşüyor. Bir de şuna inanıyorum: Bir ülke bir enstrümanı sadece çalarak değil, üreterek sahiplenir.

Sizinle konuştuğumuz o meşhur ‘arp ihraç eden Türkiye’ fikri bir hayaldi, şimdi gerçek oldu. Bu motivasyonun kaynağı neydi?

Bu biraz inat. Türkiye neden sadece satın alan taraf olsun? Ahşap kültürü olan, zanaat geleneği güçlü bir coğrafyayız. Arpın tarihsel merkezlerine enstrüman göndermek sembolik olarak çok kıymetliydi. Bu bir ticari başarıdan çok zihinsel eşik meselesi.

‘YAZILIM BANA KONTROLÜ NEREDE BIRAKACAĞIMI ÖĞRETTİ’

Bir yanda kodlar, diğer yanda talaş kokusu... Kod yazmak ile enstrüman oymak arasında bizim göremediğimiz bir paralellik var mı?

Var. İkisi de yapı kurma işi. Kod yazarken bir sistem inşa edersiniz. Enstrüman yaparken de görünmez bir akustik mimari kurarsınız. Algoritma düşüncesi müziği de etkiliyor. Bir kompozisyonda katmanları nasıl yerleştireceğimi, tekrarların nerede kırılacağını, gerilimin nerede çözüleceğini planlarken aslında algoritmik düşünüyorum. Ama yazılım bana kontrol etmeyi değil, kontrolü nerede bırakacağımı öğretti.

Dijitalin hızıyla analogun o sabır isteyen dünyasını nasıl dengeliyorsunuz?

Ahşap aceleye gelmez. Kodda hata düzeltirsiniz; ahşapta telafisi zor hatalar vardır. Bu yüzden marangozluk egoyu törpüler. Malzemeyle kavga edemezsiniz. Analog temas olmadan dijital ses eksik kalıyor. Benim için ikisi karşıt değil; aynı zihnin iki dili.

‘HÂLÂ DERİNLİK ARAYAN BİR DİNLEYİCİ VAR’

Her şeyin çok hızlı tüketildiği bir çağdayız. Böyle bir zamanda progresif müzik gibi uzun formlu eserler üretmek bir tür direnç sayılır mı?

Bir tercih. Progresif müzik sabırsız dinleyiciye göre değildir. Ama hâlâ derinlik arayan bir dinleyici var. Uzun formlar, katmanlı yapılar zihni başka bir yere taşır. Popüler olmak başka, kalıcı olmak başka.

Peki bu müzik türü dinleyici için aşılması zor bir barikat mı, yoksa bir davet mi?

Barikat değil ama konfor alanı da değil. Dinleyiciyi biraz çalışmaya davet eder. Katmanlı kompozisyonun psikolojisi şudur: Her dinleyişte yeni bir ayrıntı keşfetmek. Bu da müziği tek kullanımlık olmaktan çıkarır.

‘ZAMAN KAVRAMIYLA İLGİLENİYORUM’

Gelelim son çalışmanıza... ‘Timeless Voyager’ albümü sizin için neden bu kadar önemli bir eşik?

Çünkü kendi yaptığım enstrümanlarla kaydedildi. Bir luthier olarak yaptığınız enstrümanın sesini kayda almak, üretimin tamamlanması gibi bir şey. Sadece çalmıyorsunuz; baştan sona sorumlusunuz. “Timeless Voyager” bir albümden çok üretim felsefesi. Zaman kavramıyla ilgileniyorum. Geçmişten gelen zanaat, bugünün teknolojisi ve geleceğe bırakılan bir ses.

Müzik dünyasının single (tekli) paylaşımlara hapsolduğu bir dönemde, ısrarla albüm formunu korumanızın sebebi nedir?

Bugün müzik endüstrisi single odaklı. Ama bazı fikirler tek parçada tamamlanmıyor. Albüm formu hâlâ bir hikâye anlatma alanı sunuyor. Ben hızlı görünürlük yerine bütünlüklü ifade alanını seçtim.

‘ENSTRÜMANLA BİRLİKTE ÖZGÜVEN DE ÜRETİRİZ’

Türkiye’de üretim denince sanayi bacaları akla geliyor. Butik üretimin bu ekosistemdeki yeri ne olmalı sizce?

Türkiye’de üretim konuşulurken çoğu zaman büyük sanayi anlatılır, evet. Oysa butik üretim de bir stratejidir. Küresel pazarda küçük ama nitelikli üretimle var olabilirsiniz. Arp üretmek belki niş bir alan ama zihniyet meselesi büyük. Bir ülke bir enstrümanı üretmeye başladığında sadece bir ürün değil, özgüven üretir.

05kr2-mns2.jpg

‘BU ÇAĞDA TEK BİR MESLEĞE SIĞMAK ZORUNDA DEĞİLİZ’

Sizin için zanaatkâr mı, mühendis mi yoksa sanatçı mı demeliyiz? Hangi tanıma sığıyorsunuz?

Bu çağda tek bir mesleğe sığmak zorunda değiliz. Modern dünyada hezarfen olmak romantik değil; pratik bir zorunluluk. Ama mesele çok şey yapmak değil. Yaptıklarını aynı fikre bağlamak. Benim için o fikir şu: Üretim.

Tek alanda uzmanlaşmanın kutsandığı bir devirde, disiplinlerarası üretmek riskli değil mi?

Derinlik olmadan disiplinlerarası üretim yüzeysel kalır. Ama sadece tek alana kapanmak da çağın gerisinde bırakabilir. Denge önemli.

Yazılımcı, luthier ve müzisyen... Tüm bu kimliklerin birleştiği o son noktada, ahşabın başında dururken kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Marangozluk benim için sadece bir iş değil; malzemeyle düşünme biçimi. Ahşap size bir sınır koyar ve siz o sınırın içinde kendi özgürlüğünüzü bulursunuz. Ben hiçbir zaman tek bir mesleğe sığacak kadar küçük düşünmedim. Çünkü asıl mesele çok şey yapmak değil; yaptığınız her şeyi tek bir ana fikre, yani üretim felsefesine bağlamak...

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN